• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon İMANLA TANIŞAN ÇİN'LİNİN İBRETLİK ÖYKÜSÜ (2)

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

ÖNCE İSTANBUL, SONRA MEKKE 

Beyan: Umreye gitme fikri nasıl ortaya çıktı?  

Zikrullah Türkistanoğlu:
Onlar benden sürekli İslâmî bilgiler öğrenmeye çalışıyor, ben de elimden geldiğince öğretmeye çalışıyordum. Zaten İstanbul’a geldiklerinde sadece iman etmişlerdi, bunun dışında başka hiçbir amelleri yoktu. Konuşmalarımız esnasında Kâbe’den ve Resûlullah’tan bahsettik. İçlerinden bir tanesi; “Mademki Çin’den buralara geldik, Çin’e dönmeden Mekke ile Medine’yi de ziyaret edelim, Çine öyle dönelim.” Bu öneri kabul gördü. Hazırlıklara başlandı, Beni de beraber götüreceklerdi, ben onlara hem İslâmiyet’i öğretecek, hem de rehberlik ve tercümanlık yapacaktım. Birtakım sebeplerden dolayı ben onlardan önce İstanbul’dan hareket ettim. Ben İstanbul’dan çıktıktan dört gün sonra da onlar İstanbul’dan uçağa bindiler ve onları Cidde hava alanında karşıladım.
Kardeşlerimi Cidde hava alanından alarak Mekke’de kalacağımız otele götürdüm. Sonra Mescidi Haram’ın yolunu tuttuk.
 

Beyan: Çinli kardeşlerimizin çok fazla bilgilerinin olmadığını söylemiştin. Kâbe’ye gittiğinizde onlar nasıl ibadet ediyor, vazifelerini nasıl yapıyorlardı?

Zikrullah Türkistanoğlu:
Beytullah’a girdiğimizde tek bir âyet dahi bilmiyorlardı. Benim hem Çince bilmem, hem de Arapça bilmem onların işine çok yarıyordu. Onlar soruyor, ben cevaplıyordum. Çince ile Arapça’nın uyumu çok zor oluyordu. Allah ismi şerifini dahi düzgün telaffuz etmekte zorlanıyorlardı. Tavafta mü’minler “Leybek Allahumme Leybek?” nidaları ile dönerken, Çinli kardeşlerim Leybek’ı telaffuz edemiyordu. Ben de onlara Leybek yerine “Allah” deyin dedim. Onlar da sesleri çıktığı kadar “Allah, Allah” nidaları ile tavaf etmeye başardılar.

KÂBE’DE KILINAN İLK NAMAZLAR

Beyan: İlk namazı Beytullah’ta mı kıldılar?

Zikrullah Türkistanoğlu:
İlk namazlarını o gün Beytullah’ta kıldılar. Yatsı namazı vaktiydi. Farz namazda imama uymalarını söyledim. Yatsının farzını kıldık. Sünnetleri de onlara anlattım, okumak için tek bildikleri Allah ismi celilesi idi. Onlar da sünnet namazlarında kıyamda, rükûda, secdede, Ettehiyyatta sadece Allah diyorlardı. Çoğu zaman da şaşırmamaları için ben yanlarında kılıyordum, kılarken beni takip ediyorlardı.

Beyan: Çinli kardeşlerimizin isimlerini ne zaman değiştirdiniz?

Zikrullah Türkistanoğlu:
Beytullah’taki ilk gecemizden otele döndüğümüzde onlara dedim ki: “Siz Allah’ın rahmeti ile Müslüman oldunuz, yani aslınıza döndünüz. Kelime-i şahadet getirmek ile cahiliye deviriniz ile aranızı keskin çizgi ile ayırdınız. Cahiliyeye ait ne varsa atmanız, İslâm’ın size yüklediği ilk vazifedir. İlk adım olarak “İsimlerinizi değiştireceğiz.” dedim. İsimler Çinceydi Çan yin, Cang şu yung, Wang Jing lu gibi. Ben onlara Muhammed, Bilal, Ömer, Usame, Hamza, Osman, Ebû Bekir olmak üzere sahabe-i kiramın isimlerini verdim. Bu on bir kardeşimden bir tanesi eşi ile birlikte gelmişti. O bacımızın ismini da Hatice koyduk.

ÇİNDEKİ İÇKİ FABRİKASINI KAPATTIRDI

Beyan: Bu Çinli kardeşlerimizin kaç yaşlarında bulunuyordu?

Zikrullah Türkistanoğlu:
En genç olanı 25 yaşında idi, en yaşlısı da 40 yaşında. 25 ile 45 yaş arasında bulunuyorlardı. Bu kardeşlerimizin hâlleri görülmeye değerdi. Çin ırkının gereği olarak boyları kısa, hepsi de zayıftı, ihrama girmişler, acemi acemi hareketler yapıyorlardı. Bu hâlleri o kadar hoş ve sevecendi ki anlatmakla tarif edilmez.
İslâm dini ile ilgili onlara anlattığım her şeyi kayıtsız şartsız kabul ediyor, harfiyen uygulamaya çalışıyorlardı. Yani Allah ve Resûlullah onların sadece namazlarına değil, gündelik yaşamının tüm detaylarına karışıyordu. Yani her hareketlerini Kur’an ve Sünneti Resûlullah’a göre ayarlıyorlardı. Zemzem için onlara şöyle demiştim; “Peygamber Efendimiz suyu nasıl içmemizi bize öğretmiştir. Ayakta içilmez, oturarak sağ elle içeceksiniz, yudum yudum 3 nefeste içilecek.” Onlar da benim anlattıklarımı istisnasız uyguluyorlardı. Çok susadığım bir gündü, zemzeme vardım, bir dikişte zemzemi içtim. Yanımda bulunan Muhammed hemen beni uyardı; “Yudum yudum iç, bir dikişte içme, Peygamber Efendimiz böyle su içmemize müsaade etmez.” dedi.
Namazdan önce misvak kullanmayı söylemiştim. Buna o kadar riayet ediyorlardı ki, kesinlikle misvak kullanmadan namaza durmuyorlardı. Onların durumu bembeyaz boş bir kâğıda benziyordu, beyaz kâğıda ne yazarsan, okunuyordu. Çinli kardeşlerime ne veriyorsam onu alıyorlardı. Ezberler yaptırıyor, kısa sûreleri öğretiyordum.

 

Son Güncelleme (Cuma, 21 Şubat 2014 15:39)

 

Degerli Yazarimiz Eyyüp ARAS Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Perşembe, 21 Ocak 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün3202
Dün6265
Tüm Zamanlar4625489
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 89 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 916
İçerik : 1505
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?