• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon NEREDEN NERELERE GELDİK?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


mer_naciAnadolu coğrafyasının mazlum, mağdur ve çilekeş insanları ne zalimler, ne zulümler gördü. Bununla birlikte zalimlerin zulümleriyle   hak ile yeksan olduklarını da gördü. Bu insanların ve zulümlerinin tarihin hangi renkteki sayfalarında yer aldıklarını biliyorsunuz. Zalimler zulümleriyle birlikte zihinlerimizi işgal eden bir parçamız oldu. Bizden bir paça olduğu için bizim bunları ne unutmamız ne de unutturmamız mümkündür. Ancak bunlara takılıp kalmayacağız, işimizi yapılması gerektiği gibi yapmaya devam edeceğiz.

Yakın tarihimizin en büyük zulümlerinden olan 28 Şubat denilen, siyasi iktidardan ziyade aziz milletimizin her türlü değerine yapılan darbe girişimini unutmamız, unutturmamız elbette mümkün değildir. Yer demir, gök bakır  günlerdi o günler. Bir iki tane azgın ve azılı din düşmanı olan kanalizasyon/televizyon spikerleri yaptıkları haberlerle Müslümanlara dünyayı dar ediyorlardı.

Topluma öyle bir hava yaymışlardı ki iki Müslüman cadde kenarında ayaküstü sohbet etmekten bile imtina eder olmuştu. Ya bir aracın çarpmasından, ya da polis tarafından götürülme kaygısının yaşandığı günlerdi, o günler.

İnsanların aldıkları günlük gazeteleri, gazetenin adının çevredekiler tarafından görülmemesi için tersinden katlayarak ceplerine koydukları günlerdi, o günler.

Camiden çıkan cemaatin namaz sonrasında yıllardır uğrayıp çay muhabbetleri yaptıkları çay ocaklarına dahi gitmeye çekinir oldukları günlerdi, o günler.

Ev sohbetlerine giden insanların, ellerindeki kitapları, defterleri görülmesin, ne olduğu anlaşılmasın diye gazetelerin iç sayfalarına sardıkları günlerdi. Haftada üç-beş yere sohbete giden insanların artık haftada bir sohbete bile gidemez olduğu günlerdi, o günler. Teflonda konuşmaktan korkulduğu günlerdi, o günler.

O günler, insanların yıllar yılı alış-veriş yaptıkları mekânları bile terk etmek zorunda bırakıldıkları günlerdi. Kardeş, kusura bakma ama bu kadar sık görüşmeyelim, sana da sıkıntı olur, bana da sıkıntı olur, artık yan yana görülmemiz tehlikeli olur diye insanların muhabbetleşmekten bile çekinir oldukları günlerdi, o günler.

O günler, okullardaki çakma mescitlerin bile kapatıldığı, bize namaz kılacağımız yer gösterin denilen idarecilerin: “Kafayı mı yedin, başımıza iş mi açacaksın?” dediği günlerdi, o günler. Çekinmeyenlerin haritalar üzerinde, gazete kâğıtları üzerinde, merdiven altlarında, tuvalet boşluklarında, her türlü alçaklığa ve zulme karşı Rableriyle buluşma adına namaz kıldığı günlerdi, o günler. Ve o günler, korkan ve çekinenlerin namazı bıraktıkları, başlarını açtıkları günlerdi, o günler.

O günler, hocam ders dışına çıkmayın, size ne olup bitenden, dersini ver, çık git, bizim başımıza iş açma, kendini yakarsın, bizi de yakma denilen günlerdi, o günler.

İdarecilerin alt birimleri toplayarak laiklik nutukları attıkları, brifingler verdikleri, başörtülü olarak görev yapmaya devam edenlere hiç ama hiç müsamaha gösterilmeyeceği, gösterenler ve gösterilenler hakkında her türlü işlemin yapılacağı, gerekirse memuriyetten men edileceklerinin yüzlerine karşı açıkça haykırıldığı günlerdi, o günler.

Hey gidi günler, insanların yıllarca görev yaptığı okullarda sırf mezun olduğu okuldan dolayı diploma denkliği iptal edilip öğretmenlikten men edilip hizmetliliğe, düz memurluğa atandığı günlerdi, o günler.

Her türlü kutsalın düşmanı olan televizyoncuların her akşam uydurma ve sipariş üzerine hazırladıkları haberlerle Müslümanlara hakaret ettikleri, onları ucube olarak gösterip sürekli olarak aşağıladıkları karanlık günlerdi, o günler. Tiyatro mizanseni gibi hazırladıkları düzmece belgesellerle, özel haberlerle her akşam bizlere küfredercesine kuduz köpekler gibi bizlene saldırdıkları günlerdi, o günler.

O günler, okullarını başarı ile bitirmiş olan genç kızların ödül törenlerine alınmadıkları, alınanların ödüllerinin verilmediği, kürsüye çıkmayı başaranların kürsülerden aşağı atıldıkları, yaka paça sürüklenerek salon dışına çıkarıldıkları, kraldan fazla kralcı geçinen hain idarecilerin ben başörtülülere diploma vermem, ödül vermem diyenlerin kol gezdiği günlerdi, o günler.

Hocalarıyla birlikte Cuma namazına giden talebelerin, eyleme giden teröristler gibi gösterildiği, bunu gösterenlerin de, bu şekilde pazarlayanların da yılın gazetecisi(!) olduğu günlerdi, o günler.

Evladının yemin törenlerine alınmayan annelerin tel örgülerin arkasında ağladığı, oğlunun düğününe gidemediği, lojmanına misafir olamadığı günlerdi, o günler. Oruç tutan askerlerin sahura kalktıkları anlaşılmasın diye lojmanlarının ışıklarını yakamadıkları, mum ışığında sahur yaptıkları günlerdi, o günler.

Hey gidi günler. Bir üst düzey subayın bildirdiğine göre diye başlayan, korku ve endişe pompalayan haberlerinin gırla gittiği günlerdi, o günler.

Başbakanların medya patronları tarafından pijama ile karşılandığı günler, telefonla aranan bakanların gazeteciler tarafından fırçalandıkları günlerdi, o günler.

Kelli felli yargı mensuplarının ve büyük adam diye yutturulan gazetecilerin(!) askerler tarafından laiklik brifingleri adı altında formatlandıkları ve dizayn edildikleri günlerdi, o günler.

Başbakanın suratına anayasa kitapçıklarının fırlatıldığı, kitabı suratına yiyen başbakanın Türk devlet geleneğinde böyle bir terbiyesizliğin görülmediğini söylediği günlerdi, o günler.

O günler, inançlı nesil yetişmesin diye İmam Hatip Okullarının orta kısımlarının kapatıldığı, mezunlarının üniversitelere girmelerini engellemek için katsayı zulmünün getirildiği günlerdi. Başörtülü kızların üniversite kapılarından geri çevrildiği, bu şekilde okumak isteyenlerin Arabistan’a gitsin denildiği, üniversite kapılarına kızlarımızın başlarını açmaları için ikna odalarının kurulduğu, sonradan bu odaların mucidinin ödüllendirilircesine CHP’den milletvekili yapıldığı günlerdi, o günler.

Hey gidi günler. Paralelcilerin dershanelerinde bile hizmetlilerin başörtülü çalışmalarına müsaade etmedikleri günlerdi. Başörtülülerin hastanelerde bile azarlandığı, bazı doktorların türbanlı diye hastalara bakmadığı günlerdi, o günler. Başörtülü hemşirelerin başlarını açmaya zorlandıkları, başörtülü hizmetlilerin bile başını açma baskılarına maruz kaldığı günlerdi o günler. O günler, başörtüsünün Sümer’lerde fahişelerin bir kıyafeti olduğunu söyleyen kütüphane memurunun profesör diye topluma yutturulduğu günlerdi, o günler.

Hey gidi o günler. Müslümanların siyasi tercih yapmalarına bile tahammül edilmediği günlerdi. 1925’te Kazım Karabekir’in “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası”, 1930’da Ali Fethi Bey’in “Serbest Cumhuriyet Fırkası” nasıl fakir, fukara, çilekeş Anadolu insanının teveccühüne mazhar olduysa; aynı şekilde milletimizin teveccüh gösterip benimsediği partilerinin peşi sıra kapatıldığı günlerdi, o günler.

Her türlü hukuksal prosedüre uygun olarak seçilen başörtülü bir milletvekiline yemin dahi ettirilmediği, birilerinin şefaat edeceğini(!) açıkladığı bir başbakan tarafından o vekilin şahsında tüm Müslümanlara meydan okunduğu, milletvekillerinin had bildirmeye çağırıldığı, gece yarısı evine dayanıp kapısının azgın bir savcı tarafından açmaya zorlandığı günlerdi, o günler. Yemin ettirilmemekle bırakılmayan Merve Kavakçı’nın vatandaşlıktan çıkarıldığı, çocuklarının bile okullarında laik saldırılara maruz bırakıldığı günlerdi, o günler.

Ne günlerdi ey Allah’ım!

Nereden nerelere geldik?

Nelere şahitler olduk.

Bizlerden o hüzünlü günleri uzaklaştıran Aziz ve Hamid olan Allah’a şükürler olsun.

Son Güncelleme (Salı, 25 Şubat 2014 16:16)

 

Degerli Yazarimiz ÖMER NACİ YILMAZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazartesi, 04 Ocak 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün302
Dün1148
Tüm Zamanlar4529090
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 27 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 5233
İçerik : 1505
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?