Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon Korkulara Dair İnsanın Yaşadığı Fenomenler

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


NaciCepeKorku; her canlıyı herhangi bir zararlıdan korumak için var olan sevk-i tabi ya da iç güdü diye açıklanmış yaradılışa dair bir özelliktir diye tanımlanabilir. Korku; ontolojik bir donanım olduğu için canlı varlık üzerinde bir rahmeti olduğu gibi bazı zamanlarda ise insana zarar verebilen psikolojik etkisini içinde barındıran negatif bir durum ve hal refleksidir.

 

İnsan için hayat, dikotomik bir tasarımda düzenlendiğinden bazı hallerde insanın tercihli kullanımına göre korku; hem yararlı hem de zararlı olabilecek ontik bir yaradılış düzeneği olduğu anlaşılır.Fakat bu yaradılış düzeneğinin temelinde ontolojik kurgulu karşıtı olan reca/ümit olumluluk özelliği de var.

 

Her insan, varlığını tehdit eden veya tehdit riski taşıyan durumlardan korunma güdüleriyle tepki vererek kaçınır. İnsan bu kaçınma olayını korku olarak algılar. Korku, bu haliyle kişinin varlığını ve hayatını sürdürebilmesi için otomatik bir savunma sistemine bağlı bir ön uyarı refleksidir aynı zamanda.İnsanın yaşamını sürdürebilmesi için savunma yapan en gerekli hallerden biridir .

 

Örneğin;bazı insanlar belirli ölçülerde en basitinden köpek veya yılandan korkar. Aslında bu  tip korku, insanların bir çoğunda mevcuttur. Ama bu korku bir hastalığın işareti sayılmaz. İnsanın duyduğu böylesine bir korkunun “Kontrolden çıkması” insan hayatını sürdürmesine de engel değildir. Bu korkunun normal şartlar içinde bir ön-uyarı şeklinde anlaşılması ise o duyulan korkuya önceden bir önlem alınmasını gerektirebilir. İşte bu korku, insanı tehdit eden etkenlerden sözünü ettiğimiz koruyuculuk görevini de üstlenir.

 

İnsan bu fobiyle kendisini kaçınmaya zorlamışsa ve bu hal psikolojisinde kendi kendini korkudan kaçındırmasını sağlayamıyorsa psikolojik olarak da bir rahata eremez.Bu endişe ve korku ya da Anksiyete/Gelecek endişesi; o insanın günlük yaşamda hayatını sürdürmesi için bulunduğu huzur imkanını zorlaştırabilir. Bu haliyle insanın hayatına hizmet verecek bir korkunun tedbiren vesvese vermekten çok uzakta bulunması ise huzurlu bir yaşam için olmazsa olmaz bir ontik şarttır.

 

Vesvesesi bulunmayan koruyucu bir korku, sağlıklı düşünmeyi ve sağlıklı kararlar alınmasını sağlayacak rahmet niteliğinde olan  Allah'ın lütfundan başka bir şey değildir.

 

İyilik ve kötülük, dikotomik/zıtlıklar ile kaim bir ontolojik tasarım düzeneğidir ama iyiliğin karşısında kötülüğün kutuplaşarak bir vaziyet alması, insanın insana zarar verici fiili haslet olması da kaçınılımazdır.

 

Korku, aslında insanı ontolojik bakışa göre korkuyu notralize edebilen koruyucu bir duygudur. Yani kötülük tehlikesi ile karşılaşılmadan tekaddüm refleksi ile önlem alıcı bir duygu donanımı.

 

İnsanın içindeki vehimler,vesveseler ve halisnasyonlar, rüyalarında gördüğü kabus ya da karabasanlar hep korkularımızı depreştiren ve hazır tetikleyiciliği ontik unsurlardır.

 

Korkularımız; bizim erken uyarıcı ontik koruyucu düzeneğimiz olduğu gibi ruh dengemizi de aşırılıklara kaçılmadığı sürece psikolojimizi de ayarlayan bir yaradılış özelliğimizdir.

 

Aşırı korkular; kontrol edemediğimiz takdirde biz insanların ruh dengesini bozar ve hastalıklı bir aşamaya taşıyabilir. Ama dozunda yaşanılan ya da tevekkülümüz ile önlem aldığımız kontrollu korkular, insan hayatını koruma altına alabilecek bir dengeyi de kurar.

 

Korkuda, tedbirci ve  insanı kontrol edici bir koruma mekanizması vardır. Nasıl ki ansızın bir insanın önüne çıkıveren bir korku nesnesi varsa yine ansızın o korku nesnesine karşı konuşlanmış bir yaradılış savunma refleksi de tepkisini verebilmek için hazırda  beklemektedir.

 

 

KUR'AN'DA GEÇEN ÇEŞİTLİ KORKULAR

 

“Havf; Anlam ve Mâhiyeti:

Sözlükte “korkmak, kaygılanmak, endişe duymak” anlamlarına gelen havf, genellikle “hoşlanılmayan bir durumun başa gelmesinden veya arzulanan bir şeyin elde edilememesinden duyulan kaygı ve korku” şeklinde tanımlanmıştır. İnsanın tahmin ettiği veya açıkça bildiği bir emâreye dayanarak başına kötü bir hal geleceğinden kaygılanması olarak da tarif edilir. Gazâli havfı şöyle tanımlar: “İleride kötü bir durumla karşılaşılacağı beklentisinin insanın ruhunda sebep olduğu elem ve huzursuzluktur.”

 

Dinî literatürde “havf” kelimesi, özellikle Allah korkusu ve âhiret hayatıyla ilgili ağır endişeler için bir terim olarak kullanılır. İnsanın Allah katındaki durumu hakkında hissettiği korku ve kaygıları, havf terimiyle ifade edilir. Tehânevî, havfın anlamını şöyle özetler: “İsyanlardan ve günahlardan dolayı hayâ ve elem duymaktır.

Kur’ân-ı Kerim’de “havf” kökünden gelen fiil ve isimler 124 yerde geçmektedir. Bunların yarısına yakını dünyevî korku ve kaygıları, diğerleri ise Allah korkusu, azap korkusu, âhiret kaygısı, günah işleme endişesi gibi dinî kaygıları ifade etmektedir.

Hz. Âdem’in, aralarında anlaşmazlık çıkan iki oğlundan biri, diğerine; ‘kendisini öldürmeye kalkışsa bile yine de ona el kaldırmayacağını’ belirterek, “çünkü ben âlemlerin rabbi olan Allah’tan korkarım” (5/Mâide, 28) der. Hz. Peygamber’e hitap eden, “De ki: ‘Ben rabbime isyan edersem kesinlikle büyük bir günün azabına uğrayacağımdan korkarım” (6/En’âm, 15) meâlindeki âyette havf, hem günah işleme endişesini, hem de uhrevî ceza korkusunu anlatmaktadır. Hz. İbrahim de küfürde ısrar eden babası Âzer’i, “Babacığım! Senin Allah’ın azabına çarpılmandan ve sonuçta şeytanın yakını olmandan korkuyorum” (19/Meryem, 45) diyerek uyarmıştır. Âyetlerde, kişinin sadece kendisi adına değil; başkası adına duyduğu korku ve kaygıların da havf kelimesiyle ifade edildiği görülmektedir (Bkz. 11/Hûd, 26, 84; 40/Mü’min, 26)”

TAHA.20/21:”Allah, şöyle dedi: “Tut onu. Korkma! Biz, onu yine eski durumuna döndüreceğiz.”20/45,46,65,66,77;ŞUARA26/12,14,121

NEML27/10;KASSAS 28/7,18,21,25,31,33;MÜ'MİN 40/26

 

“HAŞYET;Bu korku daha ziyade ilimle meşgul olan “rasih”lerde olan bir ALLAH korkusudur.”Haşyet: Fâtır sûresinin 28. âyetindeki kullanımından da anlaşılacağı üzere daha ziyade kendisine saygı duyulan varlık hakkındaki bilginin bir ürünü olarak ortaya çıkar. “...Kulları içinden ancak âlimler, Allah’tan (gereğince) korkar.” (35/Fâtır, 28) Âyette bahsedilen ilim, imanla birleşen ilimdir. İmansız bilgiye Kur’an’da “ilim” denilmediği gibi; bu tür bilgi sahibine de “âlim” sıfatı verilmez. Allah’ı bilip O’na tâzimde bulunarak saygı besleyen ve gereği gibi sakınıp O’ndan korkanlar ancak “âlim”dirler. Haşyet makamının âlimler, âbidler ve muhsinlerin makamı olduğu belirtilir.

Haşyet, havf ile eş anlamlı bir kelime olduğu halde, literatürde havf daha çok maddî olan, gözle görülür sebeplerden kaynaklanan korkuyu; haşyet ise saygıdan doğan, ümide yönelik, yüceltmeyle birlikte bulunan bir korku duyma durumunu anlatmak için kullanılagelmiştir. Haşyet, uhrevî ve ilâhî bir korku anlamını yüklenmiştir. Kur’an’da yer yer havf kelimesiyle aynı anlamda da kullanıldığı görülür.

Haşyet, yalnızca insanların duyageldiği bir korku değildir. Taşlar, Allah korkusundan yuvarlanır (2/Bakara, 74) ve dağlar, insanları ürperten Kur’ân-ı Kerim’in kendilerine inmesi halinde Allah korkusuyla baş eğerek parça parça olma durumundadır .(59/Haşr, 21). “

Takvâ: Kişinin kendini korktuğu şeyden koruması anlamına gelen takvâ, terim olarak “insanların haramlarla birlikte bazı mubahları da terk edecek derecede titiz davranarak kendini günah işlemeye sevk eden şeylerden koruması” şeklinde tarif edilir. Kur’an’ın anlattığı ‘takva’ olayı, basit bir savunma, sıradan bir korku, kolay bir nefis koruması değil, iman ve amelle desteklenen bir aksiyondur. “

“Hazer: Çekinme, zarar verebilecek şeylerden kaçınma, korunma, korkma demektir. Zâhidler, verâ ehli ve huşû sahiplerinin makamı olduğu ifade edilir. “

“HuŞû: Allah’a karşı korku ve sevgi ile boyun eğme ve bu duygu ile alçak gönüllülük ve tevâzu göstermeye huşû denir. Huşû, kalp, ses ve organlarla birlikte, yani varlığının tümüyle tam bir boyun eğiş, teslim oluş halidir. Huşû, nerede olunursa olunsun, Allah’ın her şeye muttalî olduğunu, azametini ve kişinin kendi kusurlarını bilmesini gerekli kılar. Huşû, namazda ve namaz dışında, daha çok da yalnızken uygulanır. Ahzâb sûresinde 35. âyette geçen huşû kelimesinden türeyen “el-hâşiîn ve’l-hâşiât” kelimelerine, “Allah’a boyun eğen erkekler ve Allah’a boyun eğen kadınlar” diye meal verilir. Fakat, bu kelimenin izahı gerekir: Yani, “onlar kibir, gurur ve kendini beğenmişlikten uzaktırlar; kul olduklarının ve ibâdet ve tâat etmekten başka bir konumda olmayacaklarının farkındadırlar. Bu nedenle vücutları ile birlikte kalpleri de, Allah’tan korkarak O’nun önünde secde eder. Onlar, Allah’tan korkmayan ve kibir içinde yaşayanlar gibi davranmazlar.” Bu niteliklerin dizilişinden huşû ile genelde Allah korkusunun yanında, özellikle salâtın kast edildiği anlaşılmaktadır. Çünkü sadaka vermek ve oruç tutmak, hemen bunun ardında yer almaktadır (Mevdûdi, Tefhîmu’l Kur’ân Terc, 4/374).”

“Hudû: Eğilmek, bükülmek, küçülmek, boyun eğmek, tam teslim olup itaat etmek, sözü yumuşatmak anlamlarına gelir. Duâ ve ibâdetin temeli, hudû ve huşûdur. Bunlar, çok yakın anlamlı iki kelimedir.”

“Rehbet: Şiddetli veya telâşlı korkuyu ifade eder. Çeşitli âyetlerde havf ve takvâ ile aynı anlamda kullanıldığı da görülmektedir (16/Nahl, 51-52; 59/Haşr, 13). Aşırı dinî korku ve kaygıdan dolayı bir hücreye kapanıp kendini ibâdete veren hıristiyan keşişlere “rehbet” kökünden gelen “râhib” ismi verilmiştir. Bu kelime, çoğul şekliyle (ruhbân), Kur’ân-ı Kerim’de geçmekte (5/Mâide, 82; 9/Tevbe, 31, 34), ayrıca bir âyette (57/Hadîd, 27) rahbâniyye kelimesi yer almaktadır.”

“Vecel: Sorumluluk duygusundan dolayı, ilâhî büyüklük karşısında ıstırap ve endişeyle titreme, korku hissetme durumudur. Kur’an’da bazan “haşyet”in anlamıyla eşitlenmiş şekilde kullanılır. “Mü’minler ancak o kişilerdir ki, Allah zikredildiğinde/anıldığında kalpleri titrer (vecel); onlara Allah’ın âyetleri okunduğunda, bu onların imanlarını artırır ve onlar, yalnız Rablerine dayanıp güvenirler” (8/Enfâl, 2) “Onlar öyle kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer (vecel); başlarına gelene sabrederler; namazı kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) infak edip harcarlar.” (22/Hac, 35) Veclin; zikredenlerin, Allah’a boyun eğenlerin ve âriflerin makamı olduğu söylenir.”

“İşfak: Korku ile birlikte halecan (kalp çarpıntısı, çırpınma) içinde titremek anlamındadır. İşfak kelimesi Kur’an’da havf/korku anlamında kullanıldığı gibi (70/Meâric, 27), biraz daha farklı olarak “kaygı verici bir durumla karşılaşmaktan korkmak, çekinmek, ürpermek” mânasında da geçmektedir (21/Enbiyâ, 49; 42/Şuarâ, 18, 22). İşfak’ın hem korku ve hem de ümit içerdiği de belirtilir. Sıddîklar, şehidler ve âşıkların makamı olduğu belirtilir. “

“Feza’: Korkunç bir şeyin kişide meydana getirdiği tutukluluk ve ürkeklik hali anlamında kullanılır. Feza’ türü korkuyu, lügat âlimleri imdat ettiren korkular kategorisine sokmaktadırlar. Bundan dolayı Kur’an’da kıyâmet olayı “el-fezeu’l-ekber = büyük feza’ (korku)” (21/Enbiâ, 103; 27/Neml, 89) şeklinde bu kelime ile ifade edilmektedir. Bu tür olaylardan kaynaklanan korkular, insan bünyesinde, şaşkınlık, zihninde tutukluluk ve sarhoşluk gibi bir hal meydana getirmektedir.”

“Ru’b: Allah’tan korkmayı ifade etmekle birlikte, genellikle harekette futur, sakınma, çarpıntı gibi yansıma ve belirtileri de olan bir korkudur. Normal olan korkuları da ifade eder.

İnzâr: Korkutma, uyarma demektir. Neticenin kötü olacağını bildirerek, fenalıktan sakındırmak; azap ve ceza vaad etmek. Peygamberimizin Kur’an’da anlatılan sıfatlarından biri de nezîr, yani inzâr eden olmasıdır. Rasûl-i Ekrem, beşîr/müjdeleyici ve nezîr/korkutucu ve uyarıcı sıfatlarıyla insanlığa gönderilmiştir (2/Bakara, 119; 34/Sebe’, 28; 35/Fâtır, 24; 41/Fussılet, 4). Peygamberimiz, insanları Allah’ın sonsuz rahmetiyle müjdelerken, beri taraftan O’na isyan edenleri elem verici bir azap ve can yakıcı bir ateş ile de korkutmuştur.” (1)

Yukarıda tanımlarını yaptığımız korkular insanı terbiye edebilecek ve bilmedilerini öğretecek veya bazı korku veren zorluklar karşısında insanın nasıl bir tutum izleyebileceğini anlatan korku biçimleridir.

Aynı zamanda bu korkular; insanın yaratıcısına ve içinde bulunduğu toplum ilişkilerinde nasıl davranış sergileyebileceğini anlatır. Ayrıca insanı bir kul olarak ahiret hayatında Rabbinin karşısına nasıl çıkacağı üzerine uyaran,terbiye eden,eğiten ve öğreten korkulardır.

İnsanın yaşadığı evrende dünyevi korkular karşısında nasıl tevekkül üzere bulunabileceğini de anlatıyor. Kısacası insani ahlak ve terbiye ile kuşatacabilecek korku biçimleridir bunlar.

NOT: Bu Makale  (
İNSANDA VAR OLAN DÜNYEVİ KORKULAR ÜZERİNE DÜŞÜNCELER) alt başlığıyla önümüzdeki günlerde devam edecek. Ayrıca yazının tamamını Umran Dergisi'nin Mart 2014 Sayısından da takip edebilirsiniz.

Son Güncelleme (Pazartesi, 03 Mart 2014 15:49)

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #3 RE: Korkulara Dair İnsanın Yaşadığı Fenomenler 2014-03-06 09:27
Korkunun belli sınırlarda insana sunulmuş nimetlerden olduğuna dair bilgileri değerli kardeşimiz o kadar güzel paylaşmış ki; imanımızı tazeledik, hayata ve kendimize yeni bir pencere açtık.
Her zamanki duam ile; Allah bu samimi hizmetini kardeşimizin ve sebep olanların mizanına koysun.
Alıntı
 
 
0 #2 RE: Korkulara Dair İnsanın Yaşadığı Fenomenler 2014-03-05 10:23
Korkunun insan için Rahmani bir zenginlik olan sınırlarını bu kadar net çizen ve onu insana sunulmuş bir rahmet olduğuna dair güzel bir anlatımı bize sunan değerli kardeşime kalbi teşekkürlerimi sunarım.
Alıntı
 
 
+1 #1 HaşyetMehmet Ali OĞUZ 2014-03-03 20:07
Sn yazarı bu ilmî çalışmasından ötürü tebrik ederim. Rabbimden bilgi ile haşyet duyanların nitelikli sayılarının artmasını dilerim.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2184
Dün2500
Tüm Zamanlar4217639
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 72 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2413
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?