• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon GÖRÜNEN KÖY....

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

 

 

İnsanların yaşaması için, iş, ekmek, ev, ihtiyaçlarını görmek için para lazım. Bunlar elbette doğru şeyler. Bunların sağlanabilmesi için, ülkede fabrikalar, işyerleri, yollar, evler, kentler, kasabalar, tarım alanları, hayvancılık, balıkçılık vs. her şey olması gerekir. Bütün buralarda etkin, yetkin çalışacak kaliteli insanlar gerekir. Etkin, yetkin çalışacak insanların oluşabilmesi için okullar lazım.

 

Ülkenin iktidarı, muhalefeti, zenginleri, aklı erenleri, yönetim kademelerindeki yetkilileri, akılları, fikirlerini, hayallerini bunlar için harcamalı… İnsanların geleceği için doğru, etkin projeler üretmelidirler.

 

Buraya kadar yazdıklarıma itiraz edecek yoktur.

 

Bunların üzerine derim ki, bunlar olsa ne olur, insanlar insanlık değerlerinden uzaklaştıysa?

Herhangi bir anlamı var mıdır?

İnsan; güvenilir olma özelliğini kaybedip, çıkarcı, yalancı, riyakâr, eline fırsat geçtiğinde her türlü suçu işleyecek düzeyde yetişmişse, yetiştirilmişe, yazılanların değeri var mı?

Hırs dediğimiz şey… İnsanın doymak bilmez iştahı varsa… Bir türlü hırslar engellenemiyorsa… İnsanlar hırsları için birbirini yiyorsa… Olmasını istediklerimiz olsa ne yazar?

Fabrikalar oldu diyelim… Fabrikatörler birbirini batırmak için rekabet ediyorsa…

 

Ülkenin yetkin, etkin partileri var diyelim… Partiler, yalanla, dolanla, riyakârlıkla, birbirine suçlamalarla pirim yapmaya çalışıyorsa…

Okumuşlar, yetişmişler, mevkiler, makamlar için birbirinin ayağını kaydırmak için uğraşıyorsa…

Okullar eğitim yuvaları olmaktan çıkıp, siyasetin, siyasi çekişmelerin odağı haline geliyorsa…

Ülkenin caddeleri, sokakları, bulvarları, meydanları, parkları kavgaların, gürültülerin odakları oluyorsa…

Tarım alanları yakılıyor. Hayvanlar öldürülüyor. Suları zehirleniyor… İnsanlar türlü tuzaklarla köleleştiriliyorsa…

Bütün bunları istemenin bir anlamı var mı?

Düşünün, cebindeki paranın değerini bilmeyen birinin parası olsa ne yazar, olmasa ne yazar?


Bir ülkenin yöneticileri, bürokratları, yönetim kademesindeki görevlileri, halkı, partileri, ülkenin değerlerinin anlamını bilmiyorsa, kısır çekişmeleriyle, rekabetleriyle çarçur ediyorlarsa ne yazar?

Parayı para… Caddeyi cadde. Sokağı sokak. Evi ev… Fabrikayı fabrika… Siyaseti yönetme sanatı… İşi iş… Ekmeği ekmek… Bilecek insanlar olmadıktan sonra, bunlar olmuş, olmamış neye yarar?

İşin aslı, elindeki imkânların, insanlığın değerlerini bilen insan olmak değil mi?

Hemen elbette diyebiliriz.

Elbetteyse, yıllardır çocuklarımız nasıl yetiştiriliyor bir bakın…

İyi, doğru, güvenilir bir insan olmaları için mi yetiştiriliyor?

Yoksa bütün hedefi dünyevi çıkarlara en çabuk, en iyi nasıl ulaşacak olarak mı yetiştiriliyor?

 

Çocuklarımız sanki hedefe odaklanmış atlar gibi, üniversite diplomasına odaklı koşturuluyorlar. Ne çocuklukları, ne gençlikleri kalmış. Çocuklukları, gençlikleri ellerinden alınmış…


İlköğretimde, orta öğretimde, yüksek öğretimde yarış içindeler. Bütün eğitim odaklarında insan kalitesinden, eğitim kalitesinden ötede diploma kalitesi aranıyor. Her alanda çıkar tuzakları kurulmuş, yarıştaki insanlar, aileler soyuluyor…

 

Ve diplomalar alındığında, iki gerçek ortaya çıkıyor.

Birincisi; diplomalara göre iş yok…

İkincisi; elindeki diplomalara bakıp iş beğenmeyen bir kuşak yetişmiş. Bazıları bu kuşağa “Y” kuşağı diyorlar. Ben düzeltiyorum “YERSEN” kuşağı… Yani; ister beğenme ister beğen, bu kuşak toplumun, devletin kuşağı… Bizim çocuklarımız… Bizim gençlerimiz… Önüne beğendiği işi koymamız, cebine bol para koymamız, altına araba tahsis etmemiz gerekiyor. Peki, bize ne verecek? Sakın sormayın. Elinde diploması varsa, iş tecrübesi olmayabilir… İş bilmeyebilir. Birileri ona diploman paradır diye öğretmiş. İnsanlığı, işi değil.  

 

Peki, ne olacak?

Ülkenin yönetimlerine talip olanlar, bu gerçekler karşısında herhangi bir ciddi proje üretebilmişler mi?

Görünen köy uzak değil…

Sanki ülkenin yönetimlerine talip olanların gerçeklerle hiçbir ilgisi yok…

Onlar da çıkarlarının peşindeler.

Çıkar yarışında, insanları, çocukları, gençleri çarçur ediyorlar. Onların hayalleriyle, gelecekleriyle oynuyorlar.


Peki kim bu gidişata dur diyecek?



 

Degerli Yazarimiz MEHMET ÇOBAN Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 16 Ocak 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1683
Dün3731
Tüm Zamanlar3758279
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 427 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 1324
İçerik : 1479
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?