• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon İSLAMİ YAPILANMALAR VE BEKLEYEN TEHLİKELER

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


mer_naciİslami yapılanmalar, Müslümanların organize birlikteliklerini ifade etmektedir. Özünde bir kişinin İslami hassasiyetleri ve kaygıları, onun Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker ilahi buyruğu doğrultusunda harekete geçmesiyle başlar. Dava dedikleri İslami prensipleri yeryüzüne hâkim kılma ve muhataplara ulaştırma noktasındaki sadakatleri ve samimiyetleri mesajlarının muhataplar nezdinde kabul görmesini sağlamaktadır. Böylelikle mesajlar, öncelikle çok iyi tanınan yakın çevredeki dostlarla kademe kademe etrafa yayılmaktadır. Küçücük bir mekânda başlayan bu hareketler, ışık haleleri gibi dalga dalga etrafa yayılır. Mesajların ve önceliklerin doğru olarak seçimi ve doğru olarak sunumları ilgiyi de beraberinde getirecektir.  Böylece İslami bir yapı davet ve tebliğ sahnesinde yerini alacaktır. Hz. İbrahim (a.s) gibi tek başına başlayan bir hareketin adım adım yayıldığına ve geliştiğine şahit olunmaktadır.

Çok masumane duygu ve düşüncelerle başlayan bu çalışmalar, sonradan farklı alanlara kaymakta/kayabilmektedir. İşte burada kendini merkez görme duygusu, hissiyatı ve rüyası sahneye girmekte; ardından kibir, gurur ve Rabbimizin yerdiği ne kadar olumsuz kavram varsa işin içine girmektedir. Başlangıçta herkesin uzak durduğu bu kavramlar ve hastalıklar çeşitli tevillerle, zaman ve şartlar gibi argümanlarla benimsenir, kabullenilir, ondan sonra da yaşam biçimi haline gelmektedir. Üzüm üzüme baka baka kararır misali, malum kavramlar konusunda başlangıçta en hassas olduğu söylenilen, kabullenilen öncü rolün sahibi bile uydurulan ve benimsenen kavramları artık sahiplenebilmektedir. Bir hareket olsun da başlangıçtaki “Kırmızıçizgilerimizdir.” diye benimsediklerini ve deklare ettiklerini daha sonradan da benimsemeye devam etsin/edebilsin. Meşru zorunluluklardan kaynaklanan değişimleri anlamak mümkünken, bir takım seküler kaygılarla çizgi dışını çıkmaları anlamak ve anlayış göstermemiz mümkün değildir. Genelde büyük olalım, güçlü olalım mantığı ile hareket edilebilmektedir. Bunun için de güçlü ve büyük olma adına her alanda varlık gösterme gayretleri başlangıçtaki samimiyetleri ortadan kaldırmakta/kaldırabilmektedir.

Türkiye’nin yakın tarihi, bu türden İslami yapılanmaların varlığına şahittir. İslami bant tiyatrolarıyla başlayan sürecin nasıl da aslından uzaklaşıp, tüm değerleri tersyüz edip Medya Holdingliğine dönüştüğüne hep birlikte şahit olduk. Yine camilerdeki vaazların videokasetleriyle başlayan bir hareketin, referans aldıkları ismin yüz seksen derece tersi tavırlarla nasıl da palazlandığına, bunu yapabilmek için dost, düşman ne ve kim varsa onlarla işbirliği yapmaktan da çekinmeyeceğine şahit olduk.
 
Allah Türkiye’deki İslami Yapılara İkram Etti

Niceliği niteliğe tercih edenler, kul adamlığı has adamlığa tercih edenler, taklidi tahkike tercih edenler, kabuğu öze tercih edenler, bizden olsun nasıl olursa olsun mantığı ile hareket edenler, Allah’ın kitabını değil de yarattığının kitabını rehber edinenler elbette mahcup olacaktır, mahcup olmaya da mahkûmdurlar. Son günlerde yaşadığımız ve tanığı olduğumuz tartışmalar neyin nesi ki? Söylediklerimizin aksine bir durum mu var? Niye böyle oluyor, nasıl böyle oluyor? İşte bu soruların cevabı mevcut İslami yapılanmaları bekleyen tehlikelerdir. Yüce Rabbimiz ikram etti de bu durumu bir ayna gibi gözlerimizin önüne serdi. Adeta Türkiye’deki İslami yapılanmalara “Bakın, bakın da dersinizi alın, yoldan çıkma neymiş, sapma nasıl olurmuş görün.” der gibiydi. İşlerin bu noktalara gelmesinde yapılanmaların başındaki insanların birinci derecede sorumlulukları vardır. Aferimlerle, bravolarla, alkışlarla, sen neymişsinlerle zehirlenen/tokatlanan öncülerin kaçınılmaz sonu bu olacaktır. Bunlardan haz almayacaksın, bunların yapılmasına fırsat vermeyeceksin ki etrafındakiler kulluğun adresini şaşırmasınlar. Acı ama gerçek şu ki, insanların kulluklarının adreslerini şaşırtmalarında öncülerin sorumluluğu, adresleri şaşıranlardan daha fazladır. Buna giden tüm yolları tıkayacak olanlar, yapılanmaların başındaki insanlardır. Devenin üzerindeyken kırbacı elinden düşüren adama, yanındakinden isteme in de al diyen bir peygamberin davasına sahip çıktığını söyleyen bugünkü insanlara bakınca durumun vahameti daha da iyi anlaşılmaktadır. Bizdeki yapılanmaların en büyük sıkıntılarından biri, etrafındaki insanlar her şeyi ondan beklemektedirler. O desin biz yapalım; fakat biz ona bir şey demeyelim. Böyle bir anlayış zamanla o kişiyi tek adamlığa götürmektedir. Tek adam olmanın zorlukları ve ağırlıkları o kişiyi ezmektedir; fakat yakınındakiler anlamadıklarından yine ezmeye devam etmektedirler. Bu iyilik değildir, iyi olanı tüketmektedir. Ekip ruhunu işlevsel kılmak öncülerin birinci önceliği olmalıdır. ‘En iyi mürid susan müridtir’ mantığının aklı başında hiçbir yapının içinde yer almaması gerekmektedir. Türkiye’deki İslami yapılanmaların en önemli handikaplarından bir tanesi de ekonomik ilişkileri ve basın yayın ilişkileridir. Hizmetin devamını ve gelişimini sağlama adına girişilen ticari faaliyetler, zamanla öncelikler haline geliyor, ardından sekülerleşmeyi beraberinde getiriyor. Böyle olunca da araç amaç haline geliyor. İslami yapılanmalar, mesajlarının geniş kitlelere ulaşması adına masum bültenlerle yayın hayatına başlayıp çok geniş bir yayın dünyasına dalabilmektedirler. Bunda da sıkıntılar yaşanmaktadır. Gazete aboneliği, dergi aboneliği, abi aboneliği, kardeş aboneliği, amca aboneliği, komşu aboneliği derken müntesiplerin adeta kanı emilmektedir. Nedir yani, çok basınca, çok satınca toplum mu dönüşüyor yoksa önde olanların imkânları mı, varlıklarımı dönüşüyor? Tüm yapıların öncüleri, başlarını iki elinin arasına alıp bunları düşünmelidir. Şu olmamalıdır: “Biz söyleriz, siz dinleyin, biz yazarız siz okuyun.” Yok böyle bir şey, artık bunlar din öğretmiyor. Ne söylediğin, ne yazdığın değil; ne yaptığın önemli. Bundan sonra artık Türkiyeli Müslümanlar bunlara bakacaktır.

İslami yapılanmaları bekleyen tehlikelerden birisi de öncülerin uçurulması hastalığıdır. Şeyh uçmaz, mürid uçurur mantığı her yapıyı bekleyen tehlikelerin başında gelmektedir. Adam kafasında öncüye o kadar anlam yüklüyor, o kadar rol biçiyor ki artık o sıradan bir insan olmaktan değil; hatta insan olmaktan bile çıkıyor. Onun ellediği yer, onun bastığı toprak, onun kullandığı eşya, ona ait her şey kutsanıyor. Böylece yapılanmalar da zıvanadan çıkıyor. Zavallı öncünün bunlardan haberi olmasa da bu tehlikeyi bilip tedbirlerini almaları gerekmektedir.

Bayezid-i Bestami ile alakalı olarak anlatılır: “Müridlerinden biri, arifler sultanı Bayezid-i Bestami Hazretlerine: “Efendim! Cübbenizden bir parça verseniz de teberrüken üzerimde taşısam.” diye ricada bulunur. Bu hak dostunun ise cevabı herkese ders olacak cinsten hikmetle yüklüdür: “Oğlum! Sen istikamet üzere olmadıktan sonra Bayezid’in cübbesine değil, derisini yüzüp içine girsen bile fayda vermez.” Evet, müridleri istikamet üzere tutacak olan, öncülerin bu türden sapmalara yol açabilecek tüm kanalları kararlılıkla tıkamalarıdır. Adam oğluna nasihat ediyormuş: “Bak evlat!! Bir esnafı asık suratbir şoförü aşırı süratbir aileyi hayırsız evlatbir yiğidi süslü avrat yıkar!!” Buna bir ilave de biz yapalım. Bir lideri, bir öncüyü de ‘sorgusuz, sualsiz itaat’ yıkar.

İslami yapılanmalarda öncülerin nasıl bir yol takip etmesi gerektiğini, müntesiplerini nasıl uyarmaları gerektiğini yine bir öncünün özdeyişinde görüyoruz. Hasan el Benna der ki: “İslamda şahıslara bağlılık yoktur. Şahıslar Allah ve Resulüne bağlılığı derecesinde itibar görür.”

Yaşadığımız tartışmaları Rabbimizin bir ikramı olarak değerlendirelim de kendimize çeki düzen verelim. Allah’a hamdolsun ki bahsettiğimiz sıkıntılardan kendini koruyan, korumaya çalışan güzel ve iyi niyetli İslami yapılanmalar var. Allah sayılarını artırsın. Yanlış yapanların uyanışına vesile kılsın.

Son Güncelleme (Cumartesi, 08 Mart 2014 23:48)

 

Degerli Yazarimiz ÖMER NACİ YILMAZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazartesi, 04 Ocak 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1196
Dün1605
Tüm Zamanlar4410999
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 75 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2968
İçerik : 1504
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?