Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon İnsanda Var Olan Dünyevi Korkular Üzerine Düşünceler (*)

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


NaciCepeBu tür korkular insanın dünyadaki yaşamını düzenlemek ve hayatını sürdürebilmek için insanı yaşatmaya yönelik korkulardır. İslâmda insan, başı boş bir varlık olarak görülmez. Diğer yaratılmış varlıklardan bir ayrıcalığı var insanın. Çünkü insan yaratılmış olan diğer varlıkların içinde Allah'ın ontolojik dikotomik özelliği ile kendisine kulluk yapması için yarattığı namütenahi bir şaheseridir.

 

İnsan; diğer varlıklardan farklı olarak akıl yeteneğini taşıyan tek varlıktır. Diğer nesnel ve canlı olan varlıklar Rabbimizin kendine doğrudan taat eden iradesiz fakat sevk-i tabi/doğrudan doğruya itaat ile mükellef  olan ve ilahi bir program üzere Allah c.c ın yönettiği varlıklardır.

 

İnsanın akıl dediğimiz yeteneğin düşünmesinde en önemli olan bir melekesidir.Aklederek, düşünerek bir kavrayış ile idrak edebilen karar veren ve bu kararını kendi iradesiyle uygulayabilen tek varlık.İnsanın sağlıklı karar verebilmesi ve hayatına daha düzgün yön verebilmesi için vahy ile de bizzat Allah tarafından desteklenmiştir. İşte bu destekle ya da kulluğun yön işaretlerini anlatan hayata dair bir manifesto ile konuşlandırılması ise kulluk yapmanın gereklerindendir.

 

ALLAH, insan hiçbir şeyi bilmezken eşyanın bilgisini öğrettiğini vahyi ile peygamberimize bidirdiği gibi insana da bildiriyor.Bilginin mutlak sahibi şüphesiz ki Allah'tır.

 

İnsana yalnız dünya için verdiği korkular yine zıtlıklar ya da karşıtlıklar içinde çalışır. İnsanın maişetini kazanmak için önüne çıkan Allah'ın verdiği bazı fırsatlara hiç hesap etmeden ölçüsü olmayacak biçimde korkusuzca saldırınca tek bir şık karşısına çıkacağı gibi ikinci bir şık da karşısına çıkabilir.

 

Birinci şık da insan korkusuzca yani cesaretiyle aldığı delice karar onun önüne Allah tahmin edemeyeceği imkanlar da getirir veya yaptığı işle ilgili kendini batırabilecek ve iş hayatını fesh edebilecek bir sonuç da çıkabilir karşısına ne sonuç alacağını bilmediği için .

 

“Kıyamet anının bilgisi O'nun katındadır. Yağmuru O yağdırır. Rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Allah, her şeyi bilen ve haberdar olandır”Lokman:31/34

 

İkinci bir şıkla Allah'ın takdir ettiği üzere insan çok da kazanabilir. Korkusuzca kazanmak için aldığı karar ile eğer bu insan kazandığı bu imkanları “ben kazandım çünkü ben zeki biriyim onun için kazandım” dediği an işte o zaman kulluk sınırlarını yani haddini aşar.

Bir çok insan kendini yaratanın,yaşatanın ve yönetenin Allah olduğunu aklına bile getirmeden heva ve heveslerine uyar. İşte bu tür korkusuzca kazanımlar ile zenginlikle,yönetmekle,bilgisiyle insanların bir çoğu hayatiyetini sürdürmeye devam eder. Allah'ın ”... İns ve cinni bana kulluk etsinler diye yarattım.....”ilkesini aklına bile getirmeden yaşamalarını sürdürmeye devam ederler.Dünyadaki bir kulluk sınavı ile sınandıklarını akıllarına bile getirmezler.

 

Korku hasletini bir duygu olarak algılayıp anmaktan başka bir hikmet olarak idrak etmek gerekir. Zira insanların dünyevi korkuları olmasaydı hayat ile hayatın içindeki sorunlar karşısında cesaretleriyle mücadele edemeyeceklerdi. Yaşamak için,barınmak  ve korunmak için cesaretle hareket etmek şarttır. Bu şartı esas alıp çalışarak hareket etmek hayatın temel dinamiklerindendir.Çünkü insanın çabasından başka hiçbir şey yoktur.

 

Dikkat edilirse insanın dünyevi ve uhrevi korkular ile tanıştırılması yaradılışın ontik kodlarıyla konuşlandırılmıştır.Sadece bir korku konusunda bile insan yaratıcısı olan sahibinden muazzam destekler almaktadır. İnsana dair verilmiş bir özellik kendisi için dizayn edilmiş nasıl harika bir lutuftur.Ama doğru istikamette ve   istenilen vasatta bir tefrit ve ifrat aşırılığına karışmadan kullanmak insan için bir karşılıktır.Dileyen iyisine talip olur dileyen heva ve arzularına uyacak bir talepte bulunup karşılığını bulur.

 

DÜNYEVİ KORKULARDAN BAZI ÖRNEKLEMECİ DÜŞÜNCELER
 

Hayatın içinde yaşayan en önemli başat aktör insan olarak tanımlanabilir. Çünkü karşısında kendisi için tasarlanmış bir kosmos var.Bu kosmos da misafir olarak barınacak ya bir günahsız kul ya da günahkar bir kul olarak evrendeki hayatın sonunda asıl yurduna varacaktır.

 

Şimdi dünyevi korkulardan ilk akla gelen bazılarını burada beilirtmiş olalım.

İnsanın bu korkuları şöyle sıralanabilir;Barınma korkusu,işsizlik korkusu,açlık korkusu,fakirlik korkusu,hastalık korkusu,başarısızlık korkusu,güvenlik korkusu, istikbal/gelecek korkusu,kaybetme korkusu v.s

 

Hiç şüphe yoktur ki tüm insanlar ölümlüdür.Fakat hiç ölmeyecekmiş gibi isteklerle doludur. Burada ilk akla gelen korku içeren istekleri sıraladık. Bu korkulu isteklerin bazıları kadim zamanlardan beri var şimdi de var.

 

Evren bugün hiç görülmedik bir biçimde güvenliği olmayan ve  gelecek korkusunu endişe ile yaşamaktadır. Bir yerde kaygı korkusu varsa orada güvensizlik var demektir.

Güvenliğin kalmadığı bir yerde stresin ve endişe korkusunun bulunması kaçınılmazdır. Hiç kimse birbirine güven duymuyorsa orada varlık güvensizdir.

Bugün dünyayı monopol egemenler hiçbir insan ve insanlarla paylaşamayacak kadar bu evreni oligopolist kapitalist siyasetlerle kuşatmış bulunmaktadır. Açık sömürü biçimleri sanal ve simülatif sömürge biçimlerine dönüşmüş ve monopol karteller oluşmuştur.

 

Kapitalist sermaye tekelci bir vaziyet alarak konuşlanıp küçük ve orta ölçekli işletmelerin esamelerini okunmaz kılarak yok olmalarına sebebiyet vermiştir.

Bunun için iş ve sermaye paylaşım alanları gittikçe daralmış ve neredeyse yok olmuştur.

 

Yalan söyleyen, çalan ve insanlığı katliamlarla öldüren bir zülüm hanedanlığına dönüşen oligopolist kapitalist emperyalizm bütün insanlığın gelecek istikbalini hatta istiklallerini özellikle de ortadoğuda neredeyse bitirmek üzeredir.

 

Bugün dünya devasa büyüklükte güvenlik sorunu yaşanmaktadır.Bu güvensizlik korku sendromunu sadece ve sadece dünyanın kahir ekseriyeti yaşamaktadır.

Zulümle istikbal bulmuş emperyalizm dünyanın bir çok yerinde insanlığın kahir çoğunluğunun istikbal ve istiklallerini işlevsiz hale dönüştürerek egmenlik kurmuştur.

 

Böyle resmettiğimiz bir ortam dünya korku imparatorluğunun işaretelerini bize açıkça  göstermektedir.

Güvenliğin bulunmadığı bir yerde korkunun olması kaçınılmazdır.

 

MAĞDUR ETTİRME KORKUSU TOPLUMDAKİ KARŞILIĞI VİCDANİ RETTİR


Kötülüğe muhatap olan bir insan ne enterasandır ki kendisine yapılan bir kötülükten dolayı”Mağdur” duruma düşürülmesi kollektif toplumsal fıtratın bilinçli tepkileriyle makes bulabiliyor.

 

Hak ve adaletin sesine kulak verebilen ve duyarlı bir toplum olmanın sinelerinde aksiyoner vicdan reflekslerinin ayaklanması neticesinde burada zikrettiğimiz tepkisel korumacılık, bir rahmete de dönüşebiliyor.

 

Kötülüğe maruz kalan insanın ya da insanların bir mağduriyet içine düşmesi, vicdani fıtratın bu sebeple acıma ve korumacılık duygularını geliştirmesine neden olabiliyor.

Zaman zaman bir insanın ya da kurumun kendileri istemedikleri halde kötülüğün tuzağına düşürülmesi özellikle bizim gibi hak ve hakikat vicdanlı bir toplum olma nezdinde korumacı ve kollamacı yaklaşımlarla nasıl sahip çıkıldığına çoğu zaman tanıklık edebilmemiz mümkün görülebilmektedir.

 

Bizim toplumumuzda özellikle milletin sevgisine mashar olmuş konumda ön planda olan birinin karşıtlarının kendisine istemediği halde yasaları kullanarak aleyhinde ceza verilmesi bugüne kadar hep tepkilerle yansıma bulmuştur.

Söz konusu edilen bu durum, fıtratın insanı nasıl kuşattığının resmini gösteren bir mağduriyet psikolojisinin olumlu tepki verme hikmetinden bir başka şey olmasa gerektir.

 

Öyleki kötülük eyleminin had safhası olan yüzünü “Zulüm” olarak göstermesinden de bir başka şey değildir. Çünkü bir zulüm karşısında zulme karşı durmak psikolojisi ise ancak bir hak ve adalet  medeniyet havzasının karşıtlığı olarak olumlanılabilir.

 

Son yıllarda tanık olduğumuz mağduriyet psikolojisinin üzerinden siyaset yapılıyor şeklinde söylentiler işitiyoruz hep.Esasında bu tarz bir düşünme biçimi yanlıştır.Mağdur olan biri iftira ya da ceza ile durduk yere niye karşılaşsın.Hiç kimsenin mağduriyetle donanmış bir buluşma ile karşılaşmak istemesini dahi düşünebileceğini pek sanmıyorum.

 

Kötülük,zulme dönüştürülmüşse eğer bu zulüm; özneye hakkı olan bir şeyi söylemek , yazmak ve konuşmak özgürlüğünden de tabi ki uzaklaştırmak isteyecektir.Ama bir konuda gerçekten ceza verilmeyi hak etmiş birini o ceza yaptırımından yoksun bırakırsak adalet karşısında bu da kamuya karşı yapılmış bir başka zulüm olur.

 

Zulüm;bir ortamda bulunmaması için insana eziyet verebilecek ya da kıyıcılık yapmak için o insana bunu hak etmediği halde yoksun bırakmaktan başka bir şey değildir.Yine kötülük yapmanın ya da kötülük yapanların hiç beklemediği halde hiç sebep yokken öylesine bir zulümle bir insana nasıl faydaya dönüşerek evrilebileceğine de zaman zaman tanık da olabilmekteyiz.

 

Kötülük yapma eylemini  normal hiçbir insan yapamaz.Kötülüğe maruz kalan hiçbir insan da bu durumdan yani “Mağduriyet” üzerinden bir kazanç beklentisi içinde bulanmayı istemez. Dünyanın bir çok yerinde bütün zulme uğrayan mazlumlar mağdurdur ama çoğu zaman mağduruyetten kurtulamamıştır.

 

Aslında bu durum; haksız yere yapılan bir kötülük eyleminin nasıl sonuçsuz kalabileceğini da gösterir. Yani fıtratın tepki verdirdiği vicdan eylemi, hayatta nasıl yaşanır sorusuna bir cevap vermesinden başka bir hikmeti olmasa gerektir.

 

Demek ki korkutmak; korku üzerinden bu anlamda kendisi için olumlu bir karşılık bulamaz.

 

Ama gelgelelim post modern zamanlarda yaşadığımız ya da yaşatılan bazı korkular da vardır o da siyasi ve ekonomik kazanımlar için manipule edilen menfaat amaçlı korkulardır. Sadece bir siyasi statü veya ekonomik rant kazanmak yoluyla şantaj, baskı ve hileyle yapılan böylesine korkular ise tamamen hak edilmeden çalınanlardır. Sömürgen hırsızların ucuz çıkarından başka bir şey değildir.

 

Peki çıkar amaçlı manipule edilen korkuların sebebi nedir diye düşünecek olursak.Bunun sebebi de çıkar sahiplerinin kazandıkları statüyü, biriktire biriktire çoğalttıkları haksız sermayelerinin eksilme korkusunun kendilerinde vehim korkusuna dönüşmesinden başka bir şey değildir.

Mal ve para biriktirenler ve mallarını daha fazlaya satmak için karaborsayla ya da spekülasyonlarla stokçuluk yapanlar alın terinin,gözü yaşlı olan mazlumların haklarını çalıp sermaye yapan sahtekarlardır.Allahtan korkmayanlardır.

Mağdur edenler; vicdan ve adaleti çiğneyenlerdir.

Mağdur olanlar; zulme uğrayanlar mazlumlardır.

Zalimlerin dostları da zalimdir.

Mazlumun dostu ise sadece yüce Allah'tır.

Bu dostluk da mazluma yeter.

Ne demişler”Alma mazlumun ahını,çıkar aheste aheste”

 

SUNUÇ YERİNE

 

KORKULARIN EN GÜZELİ  ALLAH'A HAŞYET İLE YAPILAN KORKUDUR

 

Ayrıca “Haşyet” ile duyulan bir başka korku da vardır ki işte! Bu korku,diğer korkulara meydan okuyabilecek bu sebeple insanı, daha fazla ihya edebilecek onu koruyabilecek  ilahi bir nitelik taşıyan Allah'a özenle duyulan deruni bir saygıdır.

 

Haşyet korkusu;insanın kendini yaratan, yaratıcısı olan Allah'a karşı huşu içinde bir terbiye ile yapılabilecek her an deruni bir sevgi gerektirebilecek korkuların en güzeli olan yüce Allah'a olan sevgi dolu, ihtimam dolu,tazim dolu, bir saygı korkusudur.

Allah' a olan bu korkuda bütünüyle ilim dairesi içinde biçimlenebilecek yönleri de var.

Afak ve enfüs ayetlerini ilmen incelerken

Bu tür korkudan daha fazla yararlanılır.

Allah'a saygıyla yönelinmiş bu korkuda ilmen alınacak feyzlerde

İlham ve hayal gücünü kullanılırken karşılaşılan bilgilere

İlimde mesafe alıp ulaşanların tadabileceği

Rabbine bitmeyen dahaların üstünde ibadet biçiminde yapılan

Allah'ı yüceltici, zikredici ve sena edici sevgiye bağlı saygılı bir korkudur bu.

İnsana yüklenebilecek en şahaser koruyucu özelliği olan bu korkuda,

 

Kendini Allah'ın kulluğuna muhatap ettirme zamanını insana bahşeden fazilet/erdem dolu bir incelik ve nezaketli korkudur bu.

 

İnsanın anlık zamanlarını huşu içinde değerlendirebilecek kesintisiz güvenliği olan korumacı rahmeti olan daha fazla ihtimam gerektirilen bir korkudur bu.

 

İnsanın Rabbine yapabileceği sadakat formunda kendini ayarlamış işte bu korku, korkuların en makbul bulunanıdır.

Bu korku,insanın kendi hayatını şekillendirebilecek ve insanlara yararlı olmanın eylemlerini yaptırabilecek her an düşünüp tefekkür yapacağı ve önceden korunma tepkisine ayarlanmış  uyarıcı refleks  gösterebilen Allah'ın yarattıklarına hayranlık duyup saygı gösteren değer gücü çok yüksek olan namütenahi bir hayranlık korkusudur bu Rabbimize.

Haşyet korkusu; düşünebilen insanların rahmetidir.

Rabbine senası ve sonsuz sadakatidir.Vesselam

 

 

(1)Kur'an'da geçen korkular üzerine yapılmış yazımızdaki tanımlar; İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi,  Tefsir Anabi-Bilim Dalı- Yrd. Doç. Dr.Aburrahman Kasapoğlu 'nun”Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, VIII (2008), sayı:1 “Hz.Mûsâ Kıssasında Korku Fenomeni”konulu çalışmasından iktibas edilmiştir.

 

Not:Biz bu yazıda hastalık taşıyan korku ve korku biçimlerinden söz etmedik.

Biz burada insan'a verilen bazı korkuların insanı koruyan bir rahmet olduğunu anlatmaya çalıştık.
___________________________________________
 (*)  "KORKULARA DAİR İNSANIN YAŞADIĞI FENOMENLER" başlıklı bir önceki yazımızın devamı bir yazı olup, ayrıca Umran Dergisinin Mart Sayısında da yayınlanmıştır.

Son Güncelleme (Pazar, 16 Mart 2014 23:12)

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
-1 #2 RE: İnsanda Var Olan Dünyevi Korkular Üzerine Düşünceler (*) 2014-03-10 11:34
selamünaleyküm Naci kardeşim.yazının ilk parağrafında geçen ve insana atfedilen namütenahi kelimesi sanki uygun düşmemiş.zira namütenahi sonsuz,ucu bucağı olmayan demektir.ve sadece allah sonsuzdur.diye düşünüyorum.yanılıyorsam bildiriniz.selam ve dua ile
Alıntı
 
 
0 #1 TebrrikMehmet Ali OĞUZ 2014-03-09 13:35
İblis’in dürtüleriyle hayatına yön çizen insanoğlu; yazarın iki şıkta irdelediği durumdan kendine uygun olanı kendi özgür iradesiyle seçmektedir. Hayat sınavında kendine referans olarak edindiği bilgi, Rabbine duyduğu haşyetin artması sonucunu doğurmakta. Çok güzel mesajlar içeren yazılarının devamı dileği ile yazarı tebrik ederim.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2190
Dün2500
Tüm Zamanlar4217645
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 89 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2413
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?