Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon BU FİLMİ MUTLAKA İZLEYECEKSİNİZ!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 9
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


mehmet_aliO filmi izlemeyi çok arzu ediyordunuz, işte o gün hiç beklemediğiniz biçimde ansızın geliverdi. Sinema salonunun kapısı kapatıldı. Işıkların bir bölümü söndü.  Artık çıkamazsınız. İzlemek zorundasınız.

İzleyeceğiniz film öncesinde iki fragman gösterime giriyor.

Önce, “Arabasını çok seven adam” adlı parça geliyor beyaz perdeye: Firavunların değerli eşyalarıyla birlikte defnedildiğini anlatan bir belgeseli izleyen Count Scarpa adlı işadamı, Sao Paulo'nun en zengin semtlerinden Jardin'deki malikânesinin bahçesine 600.000 dolarlık Bentley Continental marka aracı için kazdırdığı mezar çukuru önünde lüks arabasıyla poz veriyor. Öldükten sonra arabası ile birlikte defnedilmek istiyormuş. O günü heyecanla beklediği her halinden belli. (Haber 7 internet sitesi. 21.09.2013)

“Ölen adamın garajından servet çıktı” adlı ikinci fragmanda ise, evinde ölü bulunan Amerikalının,  kutulara 7,4 milyon dolar değerinde binlerce altın madeni para istiflediği görüntülerini şaşkınlıkla izliyorsunuz. (Bugün 19.12.2012 Tarihli internet sitesi haberi.)

Sinemanın tüm ışıkları da söndü. İzleyeceğimiz film başlıyor. Gözleriniz beyaz perdeye odaklanmış. Sanki o filmi sizden başka kimse izlemiyor, sadece sizin için özel bir sunum yapılmakta, yanı başınızdaki en yakınınızı bile fark etmiyorsunuz.

Aman Allah’ım, O da ne? Gençlik çağınızdan bir görüntüyü izliyorsunuz. Sanki gizli bir kamera sizin her anınızı kaydetmiş.

O günü unutup gitmiştiniz. En şık elbiselerinizi giyinmiş, Beyoğlu’nda lüks bir tavernada erkek-kız okul arkadaşlarınızla bir eğlenceye katılmak üzere yola çıkmıştınız. Bunun için harçlığınızdan birikim yapmış, haftalardan beri de o günün gelmesini bekliyordunuz. Tam otobüse binecektiniz ki, durakta yaşlı bir teyzenin kucağında avutmaya çalıştığı bir çocuğun feryatları dikkatinizi çekmişti. İçinizden gelen bir acıma duygusu ile yaşlı kadına yönelip “Herhalde torununuzun bir sıkıntısı var” diye laf atmıştınız. Yaşlı kadın başını önüne eğip, onurlu bir şekilde “Evet yavrum, torunum hasta” diye kısacık bir cevap vermişti. Dilenci olmadığı her halinden belli olan bu teyze ile konuşmaya devam ederken, beklediğiniz otobüs de duraktan hareket etmişti. Kendi kendinize “Lüzumsuz yere otobüsü de kaçırdım” diye düşünürken, yaşlı teyze ile diyalogunuza devam ediyordunuz. Ağlamaklı bir eda ile anlatmaya devam eden yaşlı teyzenin, evin tek çalışanı olan oğlunun trafik kazasında öldüğünü, kendisinin emekli maaşı ile torununu büyütmeye çalıştığını, kış şartlarında hastalanan torununu hastanede muayene ettirdiğini ancak ilâç alacak parasının yetmediğini bir çırpıda anlatıvermişti. Tam o sırada Beyoğlu’na gidecek ikinci otobüs de durağa gelmişti.

Ailenizde özellikle annenizden aldığınız kültür ve Okulda öğretmenlerinizden edindiğiniz bilgi birikimini çok kısacık bir anda değerlendirip, otobüse binmekten vaz geçip, bu çaresiz insanlara yardım etmek fikri ile “Aman sende, milletin derdi sana mı düştü, atla otobüse git. Orada çılgınlar gibi eğleneceksin” ikilemi içinde bocalarken kararınızı vermiş, haftalardır biriktirdiğiniz parayı yaşlı kadına uzatmıştınız. Aldığınız cevap ile de daha çok ürpermiştiniz. Ne demişti yaşlı teyze? “Sağ ol oğlum, ben bu parayı alamam. Burada beklememin amacı, ev temizliği için bir aileden teklif almıştım. Burada onları bekliyorum. İlgine çok teşekkür ederim”

Şimdi de ağladığınızı gizleme sırası size gelmişti. Israrınız üzerine uzattığınız paranın ancak ilâç alabilecek kadarını borç olarak kabullenmesi konusunda mutabık kalmıştınız.

Aman Allah’ım, O da ne? Beyaz perde de yine siz. Sanki kırk yaşlarındaki haliniz.

 

O günüde unutup gitmiştiniz. Dolgun bir maaşla çalıştığınız büronuzda çalışma arkadaşlarınızla zaman zaman çeşitli konuları tartışırdınız. O gün

kendisini çok sevdiğiniz bir arkadaşınız size bir Kur’ân meali hediye etmek istemişti. Siz de arkadaşınıza “Okuyacak vaktim yok. Zaten ben dinimi biliyorum. Namazımı kılıyor, orucumu tutuyorum. Evimdeki mushaftan da her gün bir sayfa okuyorum” diyerek arkadaşınızın teklifini ret etmiştiniz. Arkadaşlar arası sohbetlerde de Kur’ânın anlaşılması gerekip gerekmediği konularında, bu yaşa kadar aldığımız bilginin yeterli olduğu, Kur’ânı Arapça aslından anlamasak bile okumanın sevap olduğunu, fazla derine dalıp kafa karıştırmanın gereksizliğini savunurdunuz. Hatta bir gün bir kardeşiniz Kur’ân daki bazı terimlere yanlış anlamlar verildiği konusunda size bir mesaj vermek istemişti de onu, “1400 yıldan bu yana bir sürü âlim tarafından kitaplar yazıldığını, bu tür çabaların cehalet örneği olduğunu” kardeşinizin kalbini kırarak susturmuştunuz.

 

“Ve ona âyetlerimiz okunduğu zaman sanki kulaklarında bir ağırlık varmış da onları işitmemiş gibi, büyüklük taslayarak sırt çevirir. İşte ona, çok acı verecek bir azabı müjdele.” (Lokman 10)

Şimdi kendi filminizi seyrederken bu davranışın yanlış olduğunu gördünüz. Hemen bazı mazeretler ileri sürmek için, bir şeyler söylemek, hatta bağırmak istiyorsunuz. Fakat sizin sesinizi hiç duyan ve dinleyen yok. Sanki etrafınızdaki insanlar size acımaklı bir eda ile bakıyor. Terlemişsiniz, sıkıntı içindesiniz. Yanı başınızdakiler sabit bir noktaya baktığınızı görüyorlar. Siz de kendi hayat filminizi izliyorsunuz.

Aman Allah’ım, O da ne? Sinemaya gelinceye kadar sizden başka kimsenin bilmediği daha nice sahneler, beyaz perdede. Gizli kamera her ânınızı kaydetmiş. Bağırarak o olayların da istemeyerek gerçekleştiğini mazeret olarak haykırmak istiyorsunuz, ama heyhat. Sizi duyan yok.

Yukarıda verilen örnekler tamamen hayalidir. Ancak Peygamberimize Mekke döneminde vahyolunan Kıyamet suresinin açılımı olarak da düşünülebilir.

“Tebyînü’l-Kur’ân” adlı eserde geniş bir açıklama ile anlatılan Kıyamet sûresini kendi anlayabildikleri dil ile okuyabilselerdi, yukarıda verilen fragman örneklerindeki insanların bu çılgınlıkları yapmayacakları umulurdu.

{Vefat, Allah’ın insanlara, ölecekleri andan hemen önce yaşatacağı, herkese yaptıklarının ve yapması gerekirken ötelediklerinin hepsini eksiksiz fazlasız göstereceği, haber vereceği bir süreçtir. Başka bir ifade ile “vefat”, Rabbimizin, insanın hayatındaki tüm kayıtları en ince ayrıntısı ile tıpkı bir yazar kasanın “Z raporu” gibi, ölüm anından kısa bir süre önce hiç eksiksiz fazlasız ortaya koyuvermesidir. Bu “ortaya konuş” ise insanın yapısına yaratılıştan yerleştirilmiş olan “koruyucular, bellekler, elçiler [hafıza hücreleri]” ile sağlanmaktadır. 

İşte o son anda, insanın yaratılışta içine yerleştirilmiş biyolojik “çip”ler [hafıza işlevini gören sinir hücreleri] görev başına gelip kayıttaki bilgileri insanın görüşüne arz ederler. İnsan artık vicdanıyla baş başa kalmış ve yaptıklarının azabını vicdanında duymaya başlamıştır. Böylece insanın kendi aleyhine hem tanık hem de ihbarcı olacağı dönem o ölüm anıyla başlamıştır.} (Hakkı Yılmaz)

Evet, Bu filmi mutlaka izleyeceksiniz. Biletiniz çok önceden elinize verilmiştir. “Ben seyretmek istemiyorum” diyemeyeceksiniz. İşte “Kıyâmet” sûresi güncel mesajı:

“Ey insanlar! Sizi gözleme davet ediyorum. Bakın, dünyadan yok olup ahıretten kalkış ve dünyada yaptıklarına pişman olan kişilerin halini size gösteriyorum.
O insan kendisinin kemiklerini asla bir araya toplamayacağımızı mı sanıyor? Evet, Biz onun parmak uçlarını/tüm organlarını düzenlemeye gücü yetenleriz!
İnançsız insan, önünü din-iman tanımayıp kötülüğe batmakla geçirmek istiyor: Soruyor: “Kıyâmet günü ne zamanmış?”
İşte, göz şimşek gibi çaktığı, ay tutulduğu ve güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan, “Kaçış nereye/kaçacak yer neresi?” der.
Kesinlikle onun düşündüğü gibi değil! Sığınak diye bir şey yoktur. O gün varıp durmak sadece Rabbinedir/o gün varılıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.
O gün, o insan, önden yolladığı şeyler ve geriye bıraktığı şeyler ile haberdar edilir.
ASLINDA İNSAN, TÜM MAZERETLERİNİ KOYSA DA BİLE/TÜM PERDELERİNİ KOYSA DA BİLE KENDİ ALEYHİNE İYİ BİR GÖZETMENDİR: “ONU ÇABUKLAŞTIRMAN İÇİN DİLİNİ ONA HAREKET ETTİRME! KUŞKUSUZ YAPTIKLARININ-YAPMADIKLARININ BİRLEŞTİRİLMESİ VE TOPLANMASI YALNIZCA BİZİM ÜZERİMİZEDİR. O HÂLDE BİZ YAPTIKLARINI-YAPMADIKLARINI TOPLADIĞIMIZ ZAMAN SEN ONUN TOPLANMASINI İZLE! Sonra, yaptıklarının-yapmadıklarının kanıtlarıyla ortaya konması da sadece bizim üzerimizedir.
Kesinlikle sizin düşündüğünüz gibi değil! İşin aslında siz dünyayı seviyorsunuz ve âhireti bırakıyorsunuz.
Yüzler var ki o gün apaydınlıktır; Rablerine nazar edicidirler.
Ve yüzler de var ki o gün asıktırlar; zannederler ki kendilerine “Belkıran” yapılıyor.
Kesinlikle onların düşündüğü gibi değil! Köprücük kemiklerine dayandığı, “Çare bulan kimdir!” denildiği ve can çekişen kişi bunun o ayrılık anı olduğunu anladığı ve bacak bacağa dolaştığı zaman; işte o gün sürülüp götürülmek, sadece Rabbinedir.
Fakat o, ne onayladı, ne destekledi. Fakat o, yalanladı ve geri durdu. Sonra da gerine gerine yakınlarına gitti.
Çok yakın sana, hem de çok yakın! Yine, çok yakın sana, hem de çok yakın!
Yoksa o insan başıboş bırakılacağını mı sanır?
O, ayarlanmış meniden bir nutfe değil miydi? Sonra bir embriyon idi de sonra onu yaratmış, sonra da düzene koymuştur ki ondan da iki eşi; erkek ve dişiyi var etmiştir.
Peki, bütün bunları yapan, ölüleri diriltmeye güç yetiren değil midir?”

 

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.

Son Güncelleme (Perşembe, 20 Mart 2014 16:20)

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
+1 #7 RE: BU FİLMİ MUTLAKA İZLEYECEKSİNİZ! 2014-03-23 08:52
Sayın savcım yazılarınız dolu dolu.film değil gerçek hayatı özetlemişsiniz. Te
şekkürler, elinize sağlık.
Alıntı
 
 
+1 #6 RE: BU FİLMİ MUTLAKA İZLEYECEKSİNİZ! 2014-03-19 21:06
O filmi kısmen izleyip geri bırakılanlardan ım. Okudukça o anı yaşadım.
Yaşamayanlar bilmez ama kardeşim kalemiyle hakikati öyle işlemiş ki, bir an kendimi ölmüş sandım. tebliğiniz mükemmeldi, Allah mizanınıza koysun. Sebep olanların da...Allah'a emanet olun.
Alıntı
 
 
+1 #5 RE: BU FİLMİ MUTLAKA İZLEYECEKSİNİZ! 2014-03-19 20:03
Cenab-ı Hak, ruz-ı mahşerde kendi filmimizi izlerken bizleri pişman olanlardan, ne yapmışım eyvah ! diyenlerden eylemesin. Dünyadaki kulluk rolünü hakkıyla yerine getirenlerden eylesin. Gerisi boş...
Alıntı
 
 
+1 #4 RE: BU FİLMİ MUTLAKA İZLEYECEKSİNİZ! 2014-03-17 14:33
Mehmet Ali Bey sizi yürekten kutluyorum.
Alıntı
 
 
+1 #3 RE: BU FİLMİ MUTLAKA İZLEYECEKSİNİZ! 2014-03-16 06:08
Çok güzel olmuş.Emeğiniz için ALLAH razı olur inşallah.O filmi GALA gibi izleyenlerden olmak dileğiyle.selamlar...
Alıntı
 
 
+1 #2 RE: BU FİLMİ MUTLAKA İZLEYECEKSİNİZ! 2014-03-15 01:06
Eline kalemine sağlık sayın savcım..gerçekten enfes..selamlar
Alıntı
 
 
+1 #1 RE: BU FİLMİ MUTLAKA İZLEYECEKSİNİZ! 2014-03-14 16:21
Allah razı olsun.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün3026
Dün3100
Tüm Zamanlar4123487
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 194 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2349
İçerik : 1491
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?