• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon İMANLA TANIŞAN ÇİN'LİNİN İBRETLİK ÖYKÜSÜ (3)

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


Zikrullah Türkistanoğlu:

En genç olanı 25 yaşında idi, en yaşlısı da 40 yaşında. 25 ile 45 yaş arasında bulunuyorlardı. Bu kardeşlerimizin hâlleri görülmeye değerdi. Çin ırkının gereği olarak boyları kısa, hepsi de zayıftı, ihrama girmişler, acemi acemi hareketler yapıyorlardı. Bu hâlleri o kadar hoş ve sevecendi ki anlatmakla tarif edilmez.
İslâm dini ile ilgili onlara anlattığım her şeyi kayıtsız şartsız kabul ediyor, harfiyen uygulamaya çalışıyorlardı. Yani Allah ve Resûlullah onların sadece namazlarına değil, gündelik yaşamının tüm detaylarına karışıyordu. Yani her hareketlerini Kur’an ve Sünneti Resûlullah’a göre ayarlıyorlardı. Zemzem için onlara şöyle demiştim; “Peygamber Efendimiz suyu nasıl içmemizi bize öğretmiştir. Ayakta içilmez, oturarak sağ elle içeceksiniz, yudum yudum 3 nefeste içilecek.” Onlar da benim anlattıklarımı istisnasız uyguluyorlardı. Çok susadığım bir gündü, zemzeme vardım, bir dikişte zemzemi içtim. Yanımda bulunan Muhammed hemen beni uyardı; “Yudum yudum iç, bir dikişte içme, Peygamber Efendimiz böyle su içmemize müsaade etmez.” dedi.
Namazdan önce misvak kullanmayı söylemiştim. Buna o kadar riayet ediyorlardı ki, kesinlikle misvak kullanmadan namaza durmuyorlardı. Onların durumu bembeyaz boş bir kâğıda benziyordu, beyaz kâğıda ne yazarsan, okunuyordu. Çinli kardeşlerime ne veriyorsam onu alıyorlardı. Ezberler yaptırıyor, kısa sûreleri öğretiyordum.
Bir gün Mekke’de dolaşırken Hilton otelinin önünden geçiyorduk, Çince adı Çang Yu Min yeni adı Muhammed, karşısında Hilton’u görünce, kapısından içeri girdi. Resepsiyonu, sağı solu şöyle bir gözden geçirdi. Sonra bana sordu:
“Burada içki yok mu?” Ben de; “Burada içkinin ne işi var, burada içki olmaz” dedim. Muhammed sadece içki içmenin yasak olduğunu biliyordu. İçki üretmenin, satmanın yasak olduğunu bilmiyordu. Bana dedi ki:
“Çin’de benim içki fabrikam var. Çin’deki Hilton otelleri ile anlaşmam var, otellerin kimi içkileri benim fabrikamdan veriliyor. Burada Hilton’u görünce bizim ürettiğimiz içkilerden buraya da geliyor mu diye baktım.” Muhammed’in Çin’de içki fabrikası olduğunu yeni öğrenmiştim. Bir şeyler yapmam lâzımdı, benim düşündüğümü gören Muhammed sordu:
“Hayırdır, niçin durgunlaştın. Yanlış bir şey mi var. İçki üretmek, satmak da mı yasak yoksa?”
Kafamda şimşekler çakmaya başladı. Ne demem gerekti. Daha yeni Müslüman olan birsine, üstelik geçimini içki üretimi ile sağlayan birisine içki üretiminin tıpkı içilmesi gibi haram olduğunu söylemem doğru bir davranış mıydı? Geçimi içki üretimi ile sağlanan, yeni Müslüman olan bir insan bu haramlığını kaldırabilir miydi? Ya kaldıramadan imanından dönerse? İslâm’dan vazgeçerse?. Çünkü işin ucu paraya dokunduğunda, yeni Müslüman olan birini bir kenara bırakalım, senelerce namaz kılmaktan alnı nasırlanmış Müslümanlarımızın imanı dahi sallanıyordu.
Tam o sırada akşam ezanı okundu. Ben Muhammed’e bu hususta konuşmanın epey zaman alacağını söyleyerek, sorunun cevabını namazdan sonraya erteledim. Kafamda hâlâ net bir cevap oluşamıyordu. Tereddütler ile doluydu. Şöyle düşündüğüm de oldu: Sahâbeye dahi içki üç merhalede yasaklandı. Bizim imanımız sahâbe imanı gibi olamazdı. Bu yüzden içki üretimin yasağını şimdilik gizleyim. Daha sonra İslâm’a daha pek ısındığında, imanı pekiştiğinde anlatırım. Diğer yandan şöyle düşündüm: Hayır. “Bugün sizin dininizi tamama erdirdim.” mealindeki âyet ile Allah dinini tamamlamıştır. Bize bu din nasıl tamamlanmış ise, Resûlullah nasıl bırakmış ise, öyle amel etmek, öyle tebliğ etmek düşer. Bir de ağaç yaş iken eğilir, daha yeni iman etmiş bu kardeşin İslâm’a büyük hayranlık duyduğu, İslâm adına ne verilirse büyük aşk ve zevk ile, sorgusuz, itirazsız kabul ettiği, gündelik yaşamına uygulamaya çalıştığı bu döneminde, fırsatı iyi değerlendirip anlatmam gerek.
Ben bu tereddütler arasında Mescide girip namaza durdum. “Her derdin devası namazdır.” diyen sözü, İmam Rabbânî’nin hayatını anlatan bir kitapta okumuş idim. İmam namazın ilk rekâtında: “Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyorsun. Oysa asıl korkmaya lâyık olan Allah’tır.” mealindeki Ahzab sûresi 37. âyeti okudu. Şok oldum. İkinci rekâtında ise: “Şayet onlar, sırt çevirecek olurlarsa, artık biz seni onların üzerine bir gözetleyici olarak göndermiş değiliz. Sana düşen, yalnızca tebliğdir?.” mealindeki Şura sûresi 48. âyeti okudu. Tevafukun böylesi diyeceğim, ama bu sanki bana Allah’ın ikazı idi. Evet, Cenabı Allah sanki bana, benim Allah’ın emrini söylemek ile yükümlü olduğumu, hidayet etme makamında olmadığımı hatırlatıyordu. Ben Allah’ın âyetini gizlemek gibi bir vahametin uykusundan uyanıp, namazdan sonra daha sünneti kılmazdan önce, benden iki saf ileride namaz kılan Muhammed’in yanına vardım ve ona: “Evet,” dedim, “içki içmek nasıl haram ise, üretmek, satmak da haramdır.” Hayret ve değişiklik bu sefer Muhammed’de idi. Bana dedi ki: “Hemen bir telefon bulmalıyız.” diyerek benim elimden tutuğu gibi Mescidin dışına çıkardı. Yol kenarındaki pasajların içinde telefonlar vardı. Hemen bir telefonun yanına gittik, heyecandan telefon numaralarını unutmuştu, telefon rehberi de yanında değildi. Bana beklememi söyledi, koşarak kaldığımız otele gitti, kısa süre sonra nefes nefese, elinde telefon defteri ile geri döndü. Telefonu çevirdi, karşı tarafta kardeşi vardı. Hâl hatırdan sonra kardeşine aynen şunları söyledi:
“Fabrikayı kapatıyorum.” Karşı tarafın ne dediğini duyamıyordum, ama itiraz ettiği belli oluyordu. “Hayır! Allah’ın yasak ettiği bir şeyi biz yapamayız. Allah emretmiş, içki içmek, üretmek, satmak haramdır. Konuşacak bir şey yok, ben fabrikanın faaliyetine derhal son vermeni söylüyorum.” Karşı taraf itirazlarına devam ediyordu. Muhammed kararlıydı fabrika şu anda kapanacaktı:
“Bütün zararları kabul ediyorum, alacaklarımızı terk ediyorum, onlar haramdır. Sen fabrikanın faaliyetine son ver ben gelince sıkıntıları çözerim.” dedi ve telefonu kapattı.
 

Son Güncelleme (Perşembe, 20 Mart 2014 15:42)

 

Degerli Yazarimiz Eyyüp ARAS Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Perşembe, 21 Ocak 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün3200
Dün6265
Tüm Zamanlar4625487
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 95 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 916
İçerik : 1505
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?