Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


ilhan akkurtCanlı varlıkların temel faaliyetlerinin altındaki gerçek hayatlarını sürdürmektir. Canlılar hayatlarını sürdürebilmek ve bazı temel ihtiyaçları karşılamak için koşuştururlar. Bu temel faaliyetler de insanın diğer canlılardan farkı, hayatını “DAHA İYİ ŞARTLARDA” sürdürmek istemesidir. İnsan bütün canlılar gibi bu ihtiyaçlarını tabiattan karşılarken daha iyi şartlarda hayat sürmeleri için hep bir şeyler geliştirirler, diğer canlılar ise tabiatta buldukları ile yetinmek zorundadırlar. Yani fazladan bir şeyler ilave edemezler. Bir hayvan tuttuğu bir avı çiğ olarak yerken, insan ona daha lezzetli olacak bir şekilde ilaveler ederek pişirdikten sonra tüketir.

Tabi insan bu avı arkasından koşturarak zorlukla avladığı gibi birinin avladığı bir ava egoistçe konmakta var. İşte bu hak ihlalinde devreye güç ve şeytani zekâ girmekte ve canlılar arasında asıl kavganın temeli de budur. Yani yeryüzündeki çatışmaların temelinde egoist düşünce ve güç vardır. Bir insanda bu ikisi bir araya geldiğinde hak ihlaline, yani çatışmaya sebep olur ve güçlü olanın hâkimiyeti başlar. Bu hâkimiyetin arkasından, güçlü olan kendi hâkimiyetini sürdürecek şekilde yönetim kuralları düzenler. Hal böyle olunca da güçsüz olan hayatta kalmak için bu hâkimiyetten kurtulana kadar “DAHA İYİ ŞARTLARDAN” feragat etmek zorunda kalır. Bu durumda hâkimiyet ve bundan kurtulma çatışması da böylece başlamış olur. İşte bu gerçekten yola çıktığımız “DAHA İYİ ŞARTLARDA YAŞAMAK” isteyen her insanı bekleyen çok büyük bir tehlike ortaya çıkmaktadır. O da egoizmdir. Eğer insana daha iyi şartlarda yaşamanın bir ölçüsü verilmeden ona doyumsuzca bir tüketim alışkanlığı pompalanırsa bu insanın egosunun esaretine düşmesi kaçınılmazdır.

Aslen bir Rus Yahudisi olan ve ABD’de yaşamış Psikolog A. Maslow insan ihtiyaçlarını, 1943 yılında yazdığı bir makalede 5 kategoride sınıflandırmıştır ve bunlar daha sonra geliştirilerek bir insan psikolojisi teorisi olmuştur.  Bu sınıflandırmaya, Maslow teorisi veya İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisi ismiyle anılmış ve sonrasında geliştirilerek bir insan psikolojisi teorisi oluşturulmuştur.  Maslow’a göre bir insan en alt tabakadan başlayarak ihtiyaçlarını karşıladıkça bir üst tabakadaki ihtiyaçlarına yönelir. Aç bir insan için bir üst tabaka ihtiyacı olan takdir görmekle pek ilgilenmez. Böyle bir ihtiyacı yoktur. Savaşta güvenlik sorunu olan insanın sevgi ve saygıyla bir işi olamaz. A. Maslow’un insanın ihtiyaç sınıflandırmasına bir bakalım.
 

ihtiyaca) Fizyolojik ihtiyaçlar

Açlık, susuzluk, cinsellik, uyku, dinlenme, oksijen, ısınma gibi hayatımızı sürdürebilmek için gerekli olan temel ihtiyaçlarımızdır.

  1. a) Güvenlik ihtiyacı

Hayatımızı tehdit eden her türlü tehlikelerden uzak canlı kalmak, sağlıklı yaşamak ve gelişmek için gerekli olan ihtiyaçlardır. Barınak, düzen ve süreklilik gerektiren bir yaşam alanı, her türlü korku, tehdit, kaygıdan uzak bir yaşam ortamı her insan için gereklidir. Bedensel güvenliğin yanında, sosyal ve ekonomik güvenliğin sağlanmasını gerektirir.

c) Ait olma-sevgi ihtiyacı

 

İnsan sosyal bir varlıktır. Diğer insanlarla güven içinde yaşamak dost ve arkadaş çevresinde bulunmak başkaları tarafından sevilmek, danışma, birlik ve beraberlik sosyal bir ihtiyaçlardandır. Arkadaşlık ilişkileri, grup üyelikleri, bir meslek grubuna ait olma, bir aileye, bir millete, ülkeye ait olma bu grupta doyurulması gereken ihtiyaçlardır. Bu ihtiyaçların karşılanmaması, bireylerde, yabancılaşma, ilgisizlik, yalnızlık, umutsuzluk ve bunalım gibi duyguların ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

d) Saygı ihtiyacı

Güç, başarı, bağımsızlık, prestij, statü, ün, taktir edilme ve saygı görmek bu düzeyde yer alan ihtiyaçlardır. İnsanlar, saygı ihtiyacını duyurduklarında kendilerine güvenip kendilerini değerli ve yeterli hissetmektedirler.     Bu ihtiyacın karşılanmamasını ise aşağılık, zayıflık, değersizlik ve çaresizlik duygularını ortaya çıkarmaktadır.

 e) Kendini gerçekleştirme ihtiyacı

İnsan organizmasını güdüleyen en temel kuvvettir.   Birey, kendi yeteneklerini sonuna kadar kullanarak istediği yere gelebilme ve hedeflerine ulaşabilme isteği ve çabasıdır. Yani, doğuştan getirmiş olduğu potansiyelleri, davranışa dönüştürme ve ortaya koyma ihtiyacıdır. Kendini gerçekleştirme, yeterlilik ve olgunluğu artırmaya yönelik bir yöneliş sürecidir. Yeterlilik ve olgunluğun yanı sıra, kendini yönlendirme ve özerkliğe doğru bir yöneliş sürecidir.

Aslında bu sıralamada güvenlik ihtiyacı hayati ihtiyaçlardan önce gelmelidir. Bir insan önce güvenlikli bir ortam arar sonra diğer hayati ihtiyaçlarını burada giderir. Kimse bir savaş bölgesinde veya hayati tehlike taşıyan bir ortamda bulunmak istemez. Maslow’a göre insan ömrü bu ihtiyaçların peşinde koşmakla geçer ve alttaki bir ihtiyaç karşılanmadan bir üst ihtiyaca gereksinim duyulmaz. Ancak alttaki bir ihtiyaç karşılanmadan üstteki ihtiyaca gereksinim duyulmaz demek biraz güç bir iddiadır. Yoksul veya güvenlik problemleri içinde bir hayat geçiren insanlar da asıl sorunla boğuşurken, kendi aralarında bir üst ihtiyacı tatmin etmeye çalışır. Maslow ve onu örnek alan bir çok düşünür, insanın mutluluğunu da bu ihtiyaçların karşılanmasına bağlamışlardır. Bu ihtiyaçları yeterince karşılanmamış insanlarda bunlara bağlı olarak çeşitli psikolojik sorunlar yaşar. Ailesinden ve çevresinden yeterince sevgi görmemiş bir insanın suça meyilli olması gibi. Tabi onlara göre en mutlu insan en tepe ihtiyacını karşılamış insandır. Yine bu sınıflandırmaya göre, ancak diğer alt ihtiyaçları karşılanan insan, yaratıcı insan olabilir. Bu anlayışı dikkatlice incelersek insan hayatı devamlı olarak ihtiyaçlar peşinde koşmakla geçecektir.

Hata Nerede

Bu anlayış tam da kapitalizmin en temel fikri olan “İnsan ihtiyaçları sonsuzdur” anlayışını destekleyen bir yapıdır. Kapitalizmin kurucularından sayılan A. Simith başta olmak üzere, bir çok batılı düşünür için kendi ihtiyaçları peşinde koşan ve ihtiyaçları sonsuz, egoist-birey örnek model insan tipidir. Maslow’un ihtiyaç piramidi de insanı tamamen ekonomik bir hayvan gibi gören bir medeniyet anlayışının tamamlayıcı unsurudur. Batı medeniyetinin kendine model aldığı insan tipi budur. Bunu aşırı bireyselleşmeyle, özgür insan motifiyle, süsleyerek adeta insanı tanrılaştırmaya vardıracak kadar bireyi yüceltirler. Yani bu insana sunulan bu modelle insan egoizmin pençesine düşmektedir. Onların insan tipi, varlık içinde tıkınan hedonist-her türlü ihtiyacı ölçüsüzce doyurulan Karun gibi insandır. Bu anlayışta “Tüketen insan saygın insandır”. 

Gerçek nedir?

Aslında Maslow’un 5 ihtiyaç kategorisini “Hayati ihtiyaçlar-sosyal ihtiyaçlar” diye 2 ana sınıfa indirgeyebiliriz. Kendini gerçekleştirme eylemi de toplumsal ihtiyaçlar sınıfındandır. Sonuçta toplum içinde sevgi-saygı kazanmayı hedefleyen bir faaliyettir. Bir iş başarıp kendini gerçekleştirmiş olan toplumda kabul görüp bir statü sahibi olur.

Oysa daha doğru bir sınıflandırma şöyle olmalıdır. “Hayati ihtiyaçlar- sosyal ihtiyaçlar ve insani ihtiyaçlar” olmak üzere 3 ayrı sınıf olmalıdır. İlk ikisi sıradan bir canlının ya da egonun mutluluğu için gereken bireysel ihtiyaçlardır. İnsani ihtiyaçlar ise bunlardan çok farklıdır ve aslında gerçek maddi ve bireysel özelliği olmayan, insan olmanın hayatı paylaşmanın gereği olan bir ihtiyaçtan çok kendinden başkaları için bir şeyler vermeyi gerektiren özelliklerdir. İnsanı diğer canlılardan ayıran, bir ölçüde sadece insani özelliklerle elde edilebilen gerçek insani değerlerdir. Bunlar; uğruna mücadele edilecek, gerekirse hayatını feda edebilecek, hayatı ve varlığı anlamlandıran doğru bir fikir ve inanç sahibi olma, değerlere (vatan, millet, namus, ahlaki davranış vs.) sahip olma, insanlara faydalı olma, kendisi ihtiyaç altında olsa bile başkasını tercih etme, fedakarlık, karşılık beklemeden hizmet, diğer insanların haklarını ve hayatı koruma.

 ihtiyac2

Yani gerekirse uğruna can bile feda edilebilecek değerler, idealler sahibi olmadır. İlk iki sınıfı aşamamış insanlar hayatta hep problemlerden kaçınıp bir şeyler almaya çalışır. Üst aşamaya varmış bir insan ise almaktan çok vermeye diğer insanlarla sahip olduğu şeyleri paylaşmaya ve problemleri çözmeye çalışır. İnsanoğlu yaşamak için elbette hayati ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Ancak önünde cevaplaması gereken iki soru vardır. İnsan yemek (Tüketmek) için mi yaşamalı yoksa yaşamak için mi yemeli? Yani hayatını ihtiyaçlarının peşinde koşarak mı (Tüketim için mi) harcamalı yoksa bir takım insani değerleri gerçekleştirmek için mi? İşte insanın cevaplaması gereken en hayati soru budur. Bu durumda insan için hayatta iki seçenek vardır. Ya hayatını egosunun istekleri (Tüketim) istikametinde ya da insani değerler istikametinde sürdürecektir. İnsanlık tarihine insan bu iki tip insan yön vermektedir. İnsanlık tarihini egoist duygularının esiri olmuş güç iktidar ve talan peşinde koşan insanlar kana bulanmıştır. İşte bütün insanlar bu iki uç arasında bir yerdedir. Acaba bizler hangi uça daha yakınız?

Bu yeni ilave ettiğimiz ihtiyaç sınıfını sosyal ihtiyaçlarla karıştırmamak gerekir. Çünkü bunlar olmadan da insanlar sosyal topluluklar halinde bir arada yaşayabilmişlerdir. Roma İmparatorluğu ve günümüzde bunun devamı olan bir çok benzer toplum varlığını güçlü bir şekilde sürdürebilmektedir. Tabi kendileri dışında diğer insanları pek düşünmeden, insanları görülen (işgaller) veya görülmeyen bir şekilde hâkimiyeti altına alarak. Bu tip insanlara örnek olan Neron, Cengiz, Hitler gibi bu insanlar da aslında psikolojik sapkınlıklar içindedir. En büyük benim ve benim toplumum, her şeye hâkim olmalıyım saplantısına kapılmışlardır. Tabi kendi içlerinde rahat tüketim sürdüğü müddetçe kendi içlerinde çatışma görülmese de, çatışmasız bir dünya bu zihniyetteki insanlarla pek mümkün görülmemektedir. Bu yeni değerler her insanın çoğuna ulaşamayacağı gerçek insani değerlerdir. Ancak her insan yetiştiği ortama göre bazı değerlere sahip olabilir. İnsanın fıtratı gereği bunlara ihtiyaç duyar ancak egoist dürtüleri bunlara ulaşmaya engel olur. İşte bu yüzden, aşırı bireycilik güdümünde kalan günümüz insanı, milyonların yaşadığı metropollerde ya çevreleri derebeyi gibi duvarlarla çevrilmiş malikanelerde ya da gecekondusunda bir başına yalnızlık çekmektedir. Birisi “Benden kimse bir şey istemesin” diye insanlardan kaçıp malikânesine sığındığından, diğeri de kapısını kimse çalmadığından yapayalnız yaşamaktadır.

Bu yeni sınıflandırmada, Maslow’un ilk ikisiyle uyuşmaktayız. Ancak bu ilk iki ihtiyaç, her canlı varlık için hayatı sürdürmenin ihtiyaçlarıdır ve ayni şekilde hayvanların da benzer ihtiyaçları vardır. Hayvanların da bir arada yaşamaya yönelik sevme-sevilme-kendini gerçekleştirme gibi sosyal ihtiyaçları vardır. Bunlar gerçek insani ihtiyaçlar değildir ve insan olmanın farkı 3. sınıftaki değerlere sahip olmakla ortaya çıkar. Hayvanda da cinsel ihtiyaç vardır ama hayvan bunun için hiçbir ahlaki ölçüye sahip değildir. Hayvanlarda bile tüketim köleliği görülmez ve sadece günlük yiyeceğinin peşinde koşar. Gerçek özgür ve mutlu insan olmanın reçetesi aslında kendisini maddi ihtiyaçların esaretinden kurtarmaktan geçer. Bu yeni sınıflandırmaya göre insanları;  Köleler, muhtaçlar, ihtiyaç sahipleri—kendisi (Egosu) için yaşayanlar –kendini (Egoyu) aşanlar, (başkaları içinde yaşayanlar, kahramanlar insanlar, gerçek liderler ve toplum önderleri) şeklinde 3 sınıfta değerlendirebiliriz. İki alt sınıfın özelliği “Alan, yani muhtaç olanlar; üst sınıf ise veren, yani paylaşanlardır”.

Bunlardan ilk sınıfta olan ihtiyaç sahibi yoksullar aslında sosyal hayatta bir üst sınıfın tutsağında-hizmetinde olanlardır. İkinci sınıf insanlar ise egosunun tatmininde koşan, bir ölçüde egosunun tutsağında olanlardır. Bu tutsaklıktan ancak bir üst sınıftaki değerlere ulaşmakla kurtulabiliriz. Son kategoride olanlar ise insan olmanın vasıflarına erişmiş maddi ve sosyal ihtiyaçların tutsağından kendisini kurtarabilmiş gerçek insanlık için çalışan özgür insanlardır.

(*)ÖZÜR:
Bu Makale Yazarımız Sn. İlhan AKKURT'a ait olup sehven yazarlarımızdan Dr. Mustafa YULUĞ imzası ile yayına girmişti. Bu karışıklıktan dolay her iki yazarımızdan da ÖZÜR dileriz. 

Son Güncelleme (Salı, 15 Nisan 2014 18:50)

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #1 TebrikMehmet Ali OĞUZ 2014-04-11 09:48
Sn Yazarı tebrik ederim. Rabbimizin Kur'ânda insanı tanımamız için bildirdiği âyetlerin açılımı olmuş.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün102
Dün2665
Tüm Zamanlar3951439
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 89 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2071
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?