Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon BENLİĞİN EGEMENLİK KURUNTUSU ÜZERİNE KONUŞLANAN AYRIŞTIRICI İHTİLÂFLAR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 10
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


NaciCepeİnsan hayatının başlangıç tarihinde Habil ve Kabil arasında anlaşmazlıkla başlayan bir yaşam sürecine girilir girilmez iki kardeş arasında meydana gelen uyuşmazlık olan ilk ihtilâfın sebebi,  kıskançlıkla başladığı anlaşılıyor.
 

Uyuşmazlığın baş aktörü Kabilin sayıca üstün onca sürüsü olan varlığına rağmen kardeşi Habilin bir tek koyununa göz dikip kıskanmasının temel sebebi sadece kıskançlık mıydı acaba? Gücüne güç katmaya başlamış olan Kabilin etrafında kurmak istediği şey bir güç inisiyatifi miydi?Yoksa sahiplenme dürtüsü olan  benliğin bencilce olan bir egemenlik kuruntusu muydu?

 

Hayatın temel ontolojik yapı taşları dikotomik dilemma ile kurulu bir düzenekte kaim olduğu için hayat da bu düzenekte bir aşkınlık içeren bir düzen oluşturdu.Doğru-Yanlış,İyi-kötü,Hak – Batıl, Güzel ve Çirkin de böyle bir şey.Zıtlıkların olduğu yerde bir çatışmanın yaşanması da kaçınılmaz olur.Doğruyla yanlışı ayırt edebilecek ayraç ise furkan olmalı ki düğümlenen ve  adaletsiz olan haksızlıklar çözülebilinsin.İşte bu tasarım; kıyamete kadar sürgit devam edeceği malum olmalı ki hak ile batıl arasındaki çabanın, hak edenler veya hak etmeyenler arasında bir sınanma yarışı olsun.

 

Yazımızın başlığını da biz insanları üstün olma dürtülerinin bu yüzden  bizi arızi olarak daha çok açığa çıkarıp faş edeceğini düşünerek attık.Çünkü benlik dürtülerimiz ontolojik olarak bir farklılık ortaya koymaktan ziyade en çok da bir üstünlük  ortaya çıkarmaktadır.Hatta bir egemenlik yarışına dönüştürücü olmasının söz konusu olduğunun da unutulmasından kaynaklandığını bilmeliyiz sanırım.

 

İHTİLÂF KELİMESİNİN SÖZLÜK ANLAMI VE ÜZERİNE BİR AÇILIM

 

İhtilâf;sözcük anlamı olarak ifade edilecek olunursa; ayrılık,anlaşmazlık, aykırılık,uyuşmazlık anlamı    içermektedir.İhtilâf;hedefleri bir yolları ayrı olan bir farklılıktır.

Hilâf; 1-Aykırı ,karşıt ,ters 2-Yalan.3-Hilâf ise;hem hedefleri hem de yolları farklı olan bir ayrılıktır.

Halef; 1- Birinin arkasından gelip onun yerini alan kimse. (Selef)2- Ardıl.

Muhalefet; bir tutuma, bir görüşe, bir eyleme karşı olma durumu, aykırılık; karşı çıkma alışkanlığında olan, aykırı. karşı görüşte, tutumda olan kimseler topluluğu. demokraside iktidarın dışında olan parti ya da partiler.

Sürekli muhalfet içinde bir süreklilik içinde bulunma daima fitne manipülelerine açıktır.ihtilâfların çoğu fitneye cevaz verebileceklerin kışkırtmalarından ibaret sayılabilir.

Aykırı;Alışılmışa, doğru olarak kabul edilmişe uygun olmayan, karşıt, ters, mugayir
Örnek:Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Anayasa

  1. Gidilen yol üzerinde olmayıp gidiş yönüne ters düşen
  2. Çapraz, ters.
  3. Bütün noktaları aynı düzlemde bulunmayan.
  4. Ses ve şekil bilgisi bakımından dilin genel kuralları dışında kalan, istisna oluşturan. Türkçede aitlik eki +ki’nin kurala aykırı olarak kalın sıradan ünlü taşıyan kelimelerle de hep ince, (-l)yor / (-U)yor şimdiki zaman kipi ekinin ince sıradan kelimelere de hep kalın gelişi gibi: arkada+ki, okulda+ki, onun+ki, sokakta+ki; bil-i-yor, gör-ü-yor, ver-i-yor vb.

 

Aileden temerküz edip başlayan toplumsal bütünlüğü teessüs etmiş hukuk ve adalet çerçevesinde hakikate dair erdemli dinamik bir bütünlük için tevhid ekseninde her bir birlik bilinci ise rahmettir.

 

İnsanın var olduğu her yerde ve zamanda insana dair toplumsal bütünlük hallerinin dokusunu zedeleyip parçalamaktan ibaret olan ihtilâflar, her yeni ayrışımın da bir habercisidir.Bir başka bakımdan ise toplumsal bir birlik bilincinin hasara uğratmasıdır.İhtilâf konusunda hedef aynı ama yolların farklı olması aslında hedefi kilitlemek gibi bir büyük yanlıştır ki '...dinde parçalanmayınız' ilahi emri verilmiştir.

 

Bu bakımdan “İhtilâf” sözcüğünün anlamları ve bu anlamlar üzerinden kullanırlığı açısından analojik bir açılım yapmak da az da olsa yararlı olacaktır.

Bir başka sözlükte;

 

“ İHTİLÂF:1- Anlaşamama. Sonu mahkemeye sevketmeye varabilen durum.

2- Anlaşmazlık, uyuşmazlık, ayrılık.

3- Örfte dinî, ictimaî veya siyasî alanda insanlar arasında baş gösteren görüş, yöntem ve eylem farklılığını ifade eder. Fıkıh geleneği açısından, ihtilaf-hilaf mukayesesi bağlamında “ihtilâf", hedefleri bir, yolları ayrı olan farklılık, "hilaf" ise hem yolları, hem de hedefleri ayrı olan farklılık demektir. Bu yönüyle ihtilaf, aynı ilke ve gayeleri paylaşan insanların, sadece izledikleri yol itibarıyla birbirlerinden ayrıldığını göstermesi bakımından rahmet olarak telakki edilmiştir. (Ayrılık; nasıl rahmet olur bilemiyorum.Not:N.C)

Hilaf ise, bu özelliğe sahip olmadığından bidat olarak kabul edilmektedir. İslâm âlimleri tarihte vaki olan fikir ve mezhep ayrılıklarını farklı açılardan tasnife tabi tutmuşlardır. Genelde fikir ayrılıklarını inceleyen âlimler rahmet ve azap noktasından hareketle, hangi ayrılığın rahmet, hangisinin azap olduğunu tespit etmeye çalışmışlardır. Bu konuda islâm âlimlerinin görüş ve yorumları gözden geçirildiğinde ortaya çıkan tablo, ihtilafların "usûlî/asıllara ilişkin" ve "furûî/detaylara ilişkin" olmak üzere ikiye ayrıldığını göstermektedir.

Usûlî ihtilaflar
: dinin ana kaynakları ve bu kaynaklardan elde edilen ana hükümler etrafında vaki olan fikir ayrılıklarını ifade eder. Bu meyanda ortaya çıkan ihtilaflar diğer kısma oranla daha derin ve telafisi daha zor olmaktadır. Ayrıca bu alandaki ihtilaflar zaman zaman iman-küfür problemine dönüşebildiği gibi, bazen de dinî yorumlama biçimi olarak sünnet-bidat problemi düzeyinde kalmaktadır. Zındıklar, şia, hariciye, mutezile ve islamcı filozoflarla (ehl-i sünnet olarak) aramızdaki fikir ayrılıkları bu sınıfa dâhildir.


Furûî ihtilaflar: dinin ana kaynakları ve bu kaynaklardan elde edilen ana hükümler etrafında fikir birliği içinde oldukları halde, eğitim, kültür, iklim ve muhakeme farklılıkları nedeniyle ayrıntılarda ortaya çıkan ve çoğu ictihadî alanla sınırlı görüş ayrılıklarını ifade eder. Bu alandaki ihtilaflara, ana ilke ve gayeleri bir olduğu halde, izlediği yöntem ve anlayış farklılığı sonucu başka başka kanaatlere varan ehl-i sünnet mezheplerinin görüş ayrılıklarını örnek verebiliriz. Bu kabil ihtilaflar, insan tabiatının gereklerinden olması ve ümmete sağladığı kolaylık açısından rahmet olarak kabul edilmiştir.

İlk islâm fetihleri sonrası, dış dünya ile başlayan siyasî, sosyal ve kültürel ilişkilere paralel olarak, islâm dünyasında gerek siyasî ve gerekse fikrî zeminde ciddî tartışmalar cereyan etmiştir.

İslâm dünyasında ortaya çıkan ilk fikrî tartışmalar genelde büyük günahlar, kader, imamet ve Allah’ın sıfatları gibi konular etrafında yoğunlaşmıştır. Bu tartışmalar neticesinde hariciye, şia, cebriye, kaderiye, haşeviye ve mutezile gibi fikrî akımlar ortaya çıkmıştır. Bu akımlar, dış dünya ile münasebeti daha yoğun olan Irak toprakları başta olmak üzere islam coğrafyasının bazı bölgelerinden fikirlerine taraftar toplayabilmişlerdir. Fakat islam toplumu, aynı gövdeden uzayan ağaç dalları misali, dinin esaslarında ittifak, detaylarında rahmet anlayışı çerçevesinde ihtilafı benimseyen ve ümmetin çoğunluğunu teşkil eden kalabalık bir kesimi, her devirde bünyesinde bulundurmuştur. Bu topluluğa farklı yönlerden bakılarak bazen ‘sevâd-ı azam’ bazen ‘ehl-i sünnet ve’l-cemaat’

bazen de sadece ‘cemaat’ tanımlamasında bulunulmuştur. “(Sözlük)

ATEŞ TOPU İÇİNDE VE İHTİLÂFLARLA YOĞRULAN İNİŞLİ ÇIKIŞLI GEÇEN YÜZ YILLAR

 

Cahili bir toplumun  ıslah olabilmesi için seçilmiş en son elçi ile son kitap olan Kur'an'ın gönderilmesiyle hatem-ül Enbiya  olan Hz.Peygamber(a.s) olmuştur.Dünya coğrafyasında yaşayan tüm  insanlığa gönderilmiş olan tek elçi, Hz.Muhammed (a.s)dır.Yirmi üç yıllık sürdürülen risalet ,dayanılması çok zor olan meşakkatler ile geçmiştir.

 

Peygamberimiz aracılığıyla tüm isanlığa hayatın kılavuzu olarak Kur'an gönderilmiş ve kainatın yok oluşuna kadar istifade edilecek yegane kitap olarak yaşayacak ve yaşatılacağı da beyan olunmuştur.

 

Buradaki yazımızda tarihte yaşanılan olayların anlatımını yapmayacağız.Ne de Tarihi ve Tarihte olanları yargılamayacağız. Zira tarihi olayların kritiğini en doğru araştırmacı bilim tarihçileri tarafından yapılmasını daha doğru buluruz.

 

Ama unutmayalım ki Tarih;İslâm değildir.İslâm, kendisidir.İslâm; inhisarcı dokunulmazlığı ve yegane aşkınlığı olan bir sistemdir.Gerçek ve tartışılmaz bir aşkın otoritenin insan'ı seven ve ona merhamet eden kurallı düzenidir.

İnsanlık tarihi boyunca bütün insanlar değil ama asr-ı saadet dediğimiz zaman dilimini en iyi biçimde ve ilahi emir,yasak ve tavsiyeler üzerine Hz.Muhammed (a.s) ve  ashabı ile yaşamış olduğu bilinmektedir.

Peygamber Efendimiz için söylenmiş 'O, yaşayan Kur'an'dır' sözü ise Kur'an okumaları ve ilmi çalışmalar yapanlar tarafından daha iyi anlaşılır bir husustur.

 

Hz.Peygamber'in ahirete intikalinden hemen sonra İslâm'a muhallif olanlar fitne lerini yaymaya başladılar.Dört halifenin en son görev yapan Hz.Ali (r.a.)dönemi çok sancılı geçer.Asıl olanlar da bu dönemde başlar.

 

Siffin/Cemel vakası büyük fitne ayrışmalarının uç verdiği başlangıç yılları olarak bilinir.Mezhebi ilk hizipleşme ve ihtilâf süreçleri  bu mezkur olaydan sonra başlar.Kardeşi kardeşe katlettiren bir ihtilâf yangını günümüze kadar sürdürülerek ölümüne kavgalar yapılır. Savaşlar, kesintisizce ve ihtilâfları daha da arttırcak şekilde sürdürülür. Asırlarca müslüman toplum coğrafyalarında hiçbir sonuca varılmadan bir çok ölümler yaşanır.Kardeşliği katleden kronik ihtilâf fitneleri zamanımıza kadar sürmeye/sürdürülmeye devam eder.

 

Bu yıllardan sonra on dört asır süren bir zaman süreci içinde günümüze taşınan ihtilâflar, çok acı ve istenmeyen olaylara(suikastlar dahil) sebebiyet verir.Hz.Ebubekir hariç diğer halifeler tertiplenen suikastlerle katledilir.

Tam anlamıyla Müslüman toplum olamama konusunda bilinç parçalanmaları, zikrettiğimiz bu ihtilâflar yüzünden   yaşanır.

Mezhebi hizipleşmeler gittikçe artan ihtilaflar ile çoğalır da çoğalır.Bu tür olaylar günümüze kadar hiç hızını kesmeden ifrat-tefrit ekseninde müslüman fertlere dayanılmaz acılar yaşatarak seyreder.Mezhebi dünya görüşleri üstüne, meşrebi dünya görüşleri de eklenerek daha da çoğalmaya başlar. Günümüze kadar bu ayrışmacı görüşler üzerinden sürgit hizipçilikler en uç ayrım ve ayrışmalar ile süresizce devam eder.

 

Müslüman toplumlar mezhebi ve meşrebi ihtilâflar yüzünden kan ve göz yaşları akıtarak asırlarca  böylece yaşar.

Müslüman toplumlarının modern dönemde başına liyakatsiz ve ehliyetsiz yönetciler atandırılır.Devlet aygıtını oligarşik aile yapılarıyla kurulan, hizipleşmeye bağlı soy üzerine göre düzenlenen  hanedanlık, devlet sistemi ile müslümanlar  yönetilmeye başlanır.

Aslında islam toplumunda Hz.Ali döneminden sonra kurulu düzen ve  sistemi koruması için ilk düzenli ordu Muaviye döneminde başlar.İlk aile dinastisine ya da oligarşisine göre uzun asırlar sürecek pederşahi bir düzene geçilir.

Bugün halazır bu hanedan aileler; sözde Arap baharına rağmen başta ortadoğu ve Afrika v.b geri bırakılmış! ülkelerde krallıklar şeklinde sistemlerini yaşatmaya devam ediyorlar.Batının istediği Arap baharı aslında kendine uzun yıllar müti olup sadece çıkarları için itaat eden diktatörlerin bir bakıma tasviye edilmesi de  de işine yaradı.Batı,orta doğudaki diktatörleri yarım asırdan fazla olan bir süreçte hem kullandı hem de halkın nezdinde herşeyin suçlusuymuş gibi sahipsiz bırakıp,  onları halk tarafından bizzat katledilmelerine seyirci kaldı. 

Müsüman toplumlar, kendine bunca acıları yüz yıllar boyunca yaşatan ihtilâf fitnelerine dur demenin bir yolunu bulup, acil bir eylem planı olarak bir an bile vakit kaybetmeden bu hayati konuyu çözüm işine başlamalı.

İçimizden bildiğimiz düşüncesi yetersiz olan bazı insanların “bu iş bin yıl sürecek” diyen bu sözlerini unutmadan inandığı hakikat davasını yaşatmak için bu insanların bile kalplerini barışa davet edebilecek ve ülkemizin bir esenlik yurdu olması için daha fazla çalışımalı.

NOT: Yazarımızın bu değerli ve uzun  çalışması Mayıs 2014 Umran Dergisi'nde de yayınlanmış olup, belli periyotlarla websitemizde devamı yayınlanacaktır. Düşünce ziyafetiyle iyi okumlar...

Son Güncelleme (Pazartesi, 05 Mayıs 2014 20:58)

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #3 İLHAN 2014-05-06 15:15
YAZININ DİLİ BENCE HERKESİN GAYET ANLAYABİLECEĞİ BİR SEVİYEDEDİR.ÖYLE BAZILARI GİBİ ANLAŞILMAZ OLMA GAYRETİNDEN DOĞAN LÜGAT PARÇALAMALAR YOK
Alıntı
 
 
+1 #2 RE: BENLİĞİN EGEMENLİK KURUNTUSU ÜZERİNE KONUŞLANAN AYRIŞTIRICI İHTİLÂFLAR 2014-05-04 22:17
yazınızın içeriği güzel ama bazı Latince,Farsça ve Arapça sözcüklerin sıkça kullanılması hoş olmamış.Daha anlaşılır ve sade bir dilin kullanılması iyi olurdu.Sevgi ve selamlarımla
Alıntı
 
 
0 #1 TebrikMehmet Ali OĞUZ 2014-05-01 16:53
Sadece insanda olan İblis, yani düşünme yetisi, kıyamete kadar görevini sürdürecek. Rabbimiz hangimizin daha güzel iş ürettiğimizi bizlere bildirmek için bizleri sınava tâbi tutmakta. İhtilâflarımız da bu düşünce yetisinin vesveselerinden doğmakta.
Sn.Yazarın bu güzel araştırması gerçekten ibret almamız için ideal. Kalemine güç vermesini Rabbimden dilerim.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2861
Dün2795
Tüm Zamanlar4207352
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 48 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2193
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?