• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon TÜRKİYE'DE İŞÇİ OLMAK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

 

Yuvarlak 75 veya 77 milyon nüfustan söz edilen ülkemizde Yayımlanan 2014 yılı Ocak ayı istatistiklerine göre toplam işçi sayısı 11 milyon 600 bin 554, sendika üyesi işçi sayısı ise 1 milyon 96 bin 540’tır. Bu rakamlara göre sendikalı işçi sayısı toplam işçi sayısının % 9.45’ini oluşturuyor. Çıkarılan kanunla her yıl, her ay sendikalı işçi sayısının istatistiksel çalışmasının yapılması gerekiyor. Bunun nedeni devletin sendikalaşmayı teşvik için sendikalı her işçi adına sendikalara aylık sendika yardımı yapmasıdır. 2014 Ocak ayı sendikalara kayıtlı işçilerin sayısal istatistiği yayınlanmıştır. http://www.isvesosyalguvenlik.com/sendikalarin-uye-sayilarina-iliskin-yeni-istatistik-yayimlandi/#.U2HhBjNZrcc  veya http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2014/01/20140129-14.pdf linkinden sendikaların işçi sayılarını bulabilirsiniz.

 

Devlet kesinleşen üye sayılarına göre sendikalara yardım yapmaktadır. Türkiye’deki sendikacılığı devletin kesesinden sendikacılık yapmakla tenkit edenler vardır. Bu konuda ülkedeki sendikacılık ciddi bir şekilde eleştirilmektedir. http://www.sendika.org/2008/08/devlet-kesesinden-sendikacilik-aziz-celik-birgun/ linkinden yapılan eleştirilerden birini görebilirsiniz.

 

2014 Ocak rakamlarına göre 11.600.554 işçiden 1.096.540 işçi sendikalıdır. Bu rakamlara göre Türkiye’deki işçilerin % 9,45 kısmı sendikayı tercih etmektedir. 10.504.014 işçi yani % 90,55 oranındaki işçi sendikaları tercih etmemiştir. Devletin sendikalaşmayı teşvik etmesine rağmen işçilerin sendikalaşmaya karşı soğuk davranmaları ilginçtir. Bunun nedenleri üzerinde düşünmek gerekir.

 

1.    Sendikalar işçilerin haklarından ziyade, sendikacılığı siyasi boyutlarda ele almış. Bu konuda ülkenin sendikacılık tarihi lekelenmiştir. Özellikle sol kesimler sendikaları devlete karşı ayaklandırma aracı görmüşler. Elinde işçilikten başka sermayesi olmayan, devlete karşı çıkma konusunda kendini aciz gören, devletini sayanlar sevenler, solcu görüşlü olmayanlar sendikalara karşı soğuk durmuşlardır. Sendikacılığın ülkemizde başladığı dönemlerdeki görüntüler ülke insanını tedirgin etmiştir. Alevi sol kesimlerin başını çektiği sendikal olaylar ülkede büyük kaoslara neden olmuştur. 68, 69, 70’li yıllarda sendikaların gerçekleştirdiği olaylar, ülke insanını sendikalardan soğuturken, sendikalar siyasi partilerin arka bahçelerine dönüştürülmüştür.  

 

2.    En azı 5 liradan başlayan ve gittikçe sendikaların içyapısındaki oran anlaşmalarına göre artan sendika aidatları, sendikalara devletin desteğiyle ciddi rakamlar tutmaktadır. Mesela; aylık ortalama 10 lira sendika aidatını ölçü alırsak, sendikaların kasasında toplanacak para en az 10 milyon liradır. Bu ciddi bir rakamdır. Sendika kanunlarına göre, sendikalarda toplanan paralar, işçilerin haklarını korumak, gerektiğinde greve gitmek, gerektiğinde işçilere maaş bağlamak, gerektiğinde sosyal maddi yardımlar yapmak şeklinde kullanılacaktır. Ancak ülkemizdeki sendikalar kanunlara uygun faaliyet sürdürmedikleri bir yana, kasalarında toplanan paralarla sendika ağaları yaratarak, siyasetin arka bahçeleri haline gelmişler. Toplanan aidatların hesaplarının verilip verilmemesi konusunda endişe doğurmuşlardır. İşçi kendisini siyaset arenasında görmek istemese de zorla siyaset arenasına sokulduğunda karşı duruş sergilerse sendika tarafından atılmış. Sendikanın dediğini yaptığında da işinden atılmıştır. Sendikalar işten çıkarılan işçilerin haklarını koruma noktasında ciddi adımlar atmamışlardır Bu konuda da sendikalar sendikacılığı siyasetle karıştırmışlar. Siyasi görüşü sol olan sendikalar, iktidarlar sağ görüşlü ise sürekli olay çıkarırken işçilerin haklarına sahip çıkmamışlardır. Öte yandan iktidarlar sol görüşe hâkimse, susmuşlar, sol görüşlü iktidarlar ne yaparsa yapsın ses çıkarmamışlar. Hakları elinden alınan işçilerin isyanlarını susturmuşmuşlar. İşçilerin haklarını aramamışlardır. Sergilenen bu davranışlar, ülkede birçok sendikalı işçinin mağdur edilmesini doğurduğu için, sendikalara güven yıkılmıştır. Amerika gibi kapitalizmin sıkı uygulandığı devlette, sendikaya kayıtlı olmayanlar çalıştırılmazken, kapitalizmin uygulandığı ülkemizde sendikalaşma oranının %10’a bile ulaşamadığı gerçeği, sendikaların üzerine düşen görevi yapmadığının göstergesidir.  

 

3.    Sendikalaşmanın esası, işveren ister devlet, ister kişi ve kurumlar olsun, buralarda çalışan işçilerin haklarını korumaktır. Ülkemizde yasalarda yazılı olan işçi haklarının korunması esası, yasayı uygulayanlardan çok, bizzat sendikalar tarafından çiğnenmektedir. Görünen odur ki, ülkemizde sendikalar sendikacılıktan daha çok başka şeyler yapmaktadır. Hesap basittir. Her ay ortalama 10 liradan 10 milyon toplayan sendikaların kasalarında milyarlar toplanmaktadır. Ülkemizde uzun yıllardır sendikaları sarsacak grevler olmamıştır. Sendikalar grevler nedeniyle işten uzaklaşmış işçilerine maaş ödememiştir. 12 Eylül’den bu yana 35 yıl geçti. 35 yıl boyunca ülkemizdeki sendikaların kasalarına aidat girerken, kasalarından ciddi çıkışlar olmamıştır. Büyük bir sermaye gücüne ulaşan sendika kasalarının nasıl kullanıldığı konusu ülkemizin temel konularından biridir. Sendika ağalarının bu yönde hem devlet, hem de işçiler tarafından sıkı takip altına alınması gerekir. Ancak bunun yapılması ne yazık ki ülkemizde zordur. Zira sendika yönetimleri bu yönde kendilerine gelebilecek her türlü girişime karşı, siyaseti kullanarak, ülkeyi ayağa kaldırıyor. Medyanın desteğini alıyor. Ortalığı karıştırıyor. Böylece hesap vermekten kurtuluyorlar. Bu durum ülkemizdeki sendikaların, bilinmez ortaklıklar kurduğunun endişesini yaratıyor.

 

4.    Sendikaların ısrarla üzerinde durduğu 1. Mayıs işçi bayramı kutlamaları, ülkemizde devlete karşı isyan söylemlerinin yükseltilmesi için kullanılıyor. Genellikle sol görüşlü sendikaların devlete isyan denemelerini gerçekleştirdiği 1. Mayıs gösterileri, sendikacılığa karşı güveni sarsıyor. Zira toplum sendikaları işçi haklarını koruyan kurumlar olarak görmüyor. Sendikaları siyasi, ideolojik amaçları gerçekleştirmek isteyenlerin barınakları olarak yorumluyor. Bu durum, haklarını arayan işçilerin sendikalara karşı tepkisini oluştururken, sendikalardan uzak durmalarını sağlıyor. Bir dilim ekmeğin peşinde olan işçilerin geneli, tavırlarıyla “ne siyaset, ne de ideolojik kavgaların peşinde değiliz” diyor.

 

5.    Ülkemizde 1. Mayıs işçi bayramının illaki Taksim’de kutlanması eylemlerinin manidar yanı vardır. Taksim’in tarihine baktığınızda, Osmanlı devletine karşı yapılan bütün hareketler Taksim meydanında başlamıştır. Özellikle Taksim meydanının etrafında gerek iş, gerekse ikamet olarak yoğunlaşan gayrimüslimler ile batılılaşma yanlısı olup, ülkenin muhafazakâr dini yapısına karşı olanlar, Osmanlı’yı yıkmak için her türlü faaliyeti Taksim’den, Taksim etrafından gerçekleştirmişlerdir. Bu durum Cumhuriyet devrinde değişmemiştir. Cumhuriyet devrinde de, oluşan düzene karşı çıkan, gayrimüslimler, sol kökenliler, devlete karşı isyan denemelerinin merkezi olarak Taksim’i seçmişlerdir. Taksim meydanında yapılan bütün gösterilerin neredeyse tamamı, geçmişte Osmanlı, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı olma gösterileri olarak özetlenmiştir. Elbette sol düşüncenin dışında da devlete karşı olan düşünceler vardır. Ülkedeki şeriat veya ırkçı görüşleriyle devlete karşı gösteri düzenleyenlerin gösteri merkezi Taksim olmamıştır. Taksim, batılılaşma hareketlerinin, ülkedeki gayrimüslimlerin devlete karşı gösterilerinin, sol ateist ideolojik düşüncelerin devrim denemelerinin merkezidir. Bir bakıma Taksim, batılı, sol, ateist düşüncelerin gösteri yapmak istediği… Devlete karşı ayaklandığı… Siyasi, ideolojik mabettir. Bu nedenle, ülkedeki gayrimüslimler, Avrupa merkezli batılılaşma düşünceliler, solcular, ateistler Taksim’de gösteri yapmayı ibadetleri saymaktadırlar.

Taksim 1. Mayıs kutlamaları sadece işçilerin bayramı olarak algılandığında, sorun yoktur. Ancak sol kökenli sendikalar, 1 Mayıs Taksim gösterilerini devrim denemesi olarak algılamakta, devletle güç çatışmasına girmektedirler. Bugün 2014 yılındaki bir mayısın illaki Taksim’de kutlanmasını öne çıkaran sendikalar, devletle çatışabilmek için, ne olursa olsun Taksim’e çıkacağız söylemlerinde bulunmaktadırlar. Bunun yanında devletle çatışmayı öne çıkarmayan diğer sendikalar devletin gösterdiği yerlerde kutlamalarını gerçekleştiriyorlar. Sol kökenli sendikaların, medya desteğini, ülkedeki gayrimüslimlerin desteğini de alarak, Taksim dayatması, rejim dayatmasından başka değildir. Bu gerçeği gören toplumun büyük bölümü, sendikalara karşı güven kaybı içindedir.  

 

6.    Sağ görüşlü sendikalar, sağ iktidarlarla, sol görüşlü sendikalar, sol görüşlü iktidarlar sıkı, yakın ilişkiler kurup, hareketlerini iktidar veya muhalefet oluşlarına göre sergileyerek, particilikle sendikacılığı karıştırmışlardır. Hâlbuki sendikacılık ayrı, particilik ayrı bir kurumdur. Particilik ülkeyi yönetmeye talip olan siyasal faaliyettir. Sendikacılık ise, çalışanların haklarını korumayı esas alan faaliyetlerdir. Dolayısıyla sendikaların kuruluş amacıyla, partilerin kuruluş amaçları farklıdır. Ne yazık ki, sendikacılığın özüne, ruhuna, yasalarına uygun sendikacılık ülkemizde oluşturulamamıştır Hastalıkların en belirgini olan “güce ulaşan her kişi, kurum, kuruluş mutlaka siyasallaşır” hastalığı da, sendikalara bulaşmıştır. Para, mevki, makam, kurum, kuruluş gücüne dayalı olarak siyasallaşma hastalığı, siyasetten çıkar sağlamak noktasında, insanlığın önündeki en büyük sendrom olarak durmaktadır. Medya, vakıflar, dernekler, sendikalar, ticaret ve sanayi odaları, belediyeler, holdingler, tröstler, elde ettikleri güçle mutlaka siyasallaşmayı, siyaset aracılığıyla ülkenin imkânlarından çıkar sağlamayı öne çıkarmışlardır. Toplumlardaki bu hastalık, ne yazık ki, en tabi hakların bile dile getirilmesinin önüne geçmektedir. Bir yıl susan sendikaların, bir mayıs yaklaştıkça dillendirdiği söylemlere bakınız. Bir yıl işçilerin haklarını arama noktasında seslerini yükseltmezlerken, yıldan yıla devletle çatışmanın, ideolojik söylemlerin yükseltildiği, ülkede kavga ortamının yaratıldığı bir anlayışı seyrediyoruz. Sendikacılık yasasına göre sendikaların siyasal faaliyet göstermesi yasak olmasına, bir mayıstan bir mayısa siyasallaşan sendikaların, sendika yönetimlerinin yasal sorumluluklarını yerine getirmemeleri, yasalara aykırı davranmaları nedeniyle de savcıların haklarında suç duyurusunda bulunmaması düşündürücüdür. Bütün bu gelişmelerin, aklıselim, işinden aşından başka şeyi düşünmeyen insanları sendikalardan soğuttuğu muhakkaktır.

 

7.    İşçilerin sendikalaşmasını önleyen etkenlerden, sendikalara güvensizliğin yanında, işverenlerin de sendika istememesi, sendika isteyen işçilerin işlerine son vermesidir. İşsizliğin sürekli arttığı günümüzde bulduğu işi kaybetmek istemeyen işçilerin sendika dayatması zordur. Bir taraftan sendikalar işçilerin haklarını korumayı gerçekleştiremezken, işverenlerin de sendika isteyenlere karşı olumsuz tutumları, sendikalaşan işçilerin sayısında etkendir.

 

Sözü uzatmadan kısaca, Türkiye’de işçi olmak, hayat mücadelesinde yalnız kalmaktır. Devletin, sendikaların sahip çıkmadığı işçilerin önünde tek yol vardır. İşverenleriyle iyi geçinmek, imkânları dar da olsa işine sahip çıkmaktır. İşçiye ne devlet, ne de sendikalar başka seçenek bırakmamıştır. Partiler zaten siyasi çıkarları peşinde koşan organizasyonlardır. Sendikacılar da siyasetin içine girip, siyasal çıkarlarını öne çıkardıklarında, işçiler ortada garip kalmışlardır. Bu sonuç ülkemizin temel gerçeklerinden biridir. Gerçekler bu durumda iken, işçi bayramından söz etmek de zordur. Özellikle siyasetin karıştırıldığı, bazı ideolojik grupların işçi bayramını bahane ederek devletle işçileri karşı karşıya getirmek istediği oluşumları anlamak zordur.

 

Ülkedeki fikir adamlarının, aydınların, ülke yöneticilerinin, özellikle sendikaların, ülke gerçekleri doğrultusunda, işçilerin haklarını arayıcı olması gerekir. Uzun yıllar, yönetim danışmanlığı, yöneticilik yapan biri olarak, üzülerek söyleyeyim ki, günümüzde ne yazık ki işçilerin haklarını en çok gasp eden sendikalardır. Sendika yönetimleri, adeta, işverenlerle kapalı kapılar ardında görüp anlaşan, işçileri anlaştıkları konularda ikna eden kurumlara dönüşmüşlerdir. Zira Sendika yönetimleri bilmektedirler ki, işçilerin haklarını isteme noktasında ısrarcı olduklarında, önlerindeki seçenek grevdir. Grev sendikaların kasalarının boşalması demektir. Sendika yönetimleri kasalarının boşalmasını istemiyor. Kaldı ki, sendika kasalarının da dolu olduğu konusu tartışmalıdır. Bugün bankalar, çalışan işçi sayısına göre “maaş hesaplarınızı veya hesaplarınızı bize getirin, size şunları verelim” anlayışında sundukları imkânları düşündüğümüzde, ayda yaklaşık 10 milyon toplayan sendikalara bankaların hangi tekliflerle gittiklerini tahmin etmek zordur.

 

İşçilerin haklarını korumakla görevli sendikaların görevlerine dönmeleri, işçilerin, aynı zamanda ülkenin yararına olacaktır.

Ne zaman? Belki başka baharlara… Şu sıralar sendikalar siyasetle uğraşıyorlar. Bazı sendikalar bir mayıslarda Taksim dayatmasıyla devrim denemeleri yapıyorlar. Henüz asli görevlerini yapma noktasında bilinçli değiller. Bu yönde yeniden sendikacılığa iman etmeleri getiriyor. Henüz sendikalar işçilerin haklarını korumaya iman etmemiş görünüyorlar.

 

Görünen odur ki, toplumun geneli Müslüman olan bir ülkede, işçilerin haklarını koruyacak ne devlet, ne de sendikalar vardır. İşçilerin haklarını koruyacak yine kendi inançlarıdır. Türkiye’deki işçiler iyi anlamalılar ki, bu ülkenin gayrimüslimleri zengindir. İşçilikle ilgileri yoktur. Bu ülkenin solcu, sağcı sendika ağaları zengindir. Ülkenin sendikaları siyasi, ideolojik görüşlerin arka bahçesi haline gelmiştir.
Sol görüşlü, Aleviler, Kürtler ve sendikalar üzerinden çıkar sağlamak isteyen kurum, kuruluşlar sendikaları ele geçirmişlerdir. Bu nedenle işçiler önce kendilerine sahip çıkacaklardır. İşçilerin kendilerine, kendi haklarına sahip çıkabilmeleri ancak, bilgilenme, bilinçlenmeyle gerçekleşir. Müslüman bir ülkede, çoğunluğu Müslüman olan işçilerin en büyük sorunu, Allah’ın Müslümanlara, çalışanlara, insanlara tanıdığı hakları bilmemesidir. İslam, “ben de Müslüman’ım” özetinde yaşanacak bir din değildir. Müslüman olanların haklarını, sorumluluklarını bildiği, kimseye yedirmediği bir inanç biçimidir. Ancak günümüzde Müslümanların sorunu, İslam’ı bilmemesi, Allah’ın kendilerine yüklediği sorumluluklardan habersiz olması, Allah’ın insanlara verdiği hakları bilmemesidir.

 

Müslümanlar; Allah’a Allah’ın istediği şekilde iman edip, Allah’ın Müslümanlara tanıdığı hakları, sorumlulukları anladığı gün, Müslümanları ne devlet, ne sendikalar kandıramayacaktır. Ancak o zaman, işçiler, çalışanlar haklarını doğru dürüst alabilecek, insanca onura kavuşabileceklerdir.

 

Müslüman’ım deyip, İslam’dan uzak yaşayan, inançlarını, düşüncelerini, yaşamlarını, siyasi çıkarcıların düşüncelerine göre ayarlayanlar daima kaybetmeye mahkûm olacaklardır. Müslümanlar unutmamalıdır ki, Allah’ın bütün resulleri, eğer insanları özgürlüğe ulaştırmak, haklarına sahip çıkmak dünyada yapılabilecek en büyük devrimse, bu devrimi gerçekleştirenlerdir.

 

Onun için bütün Müslümanlara, özellikle Müslüman işçilere diyorum ki, Allah’ın yoluna girmedikçe, düşüncelerinizi Allah’ın ayetlerine göre oluşturmadıkça, sizi her zaman siyasi çıkarcılar, sendikalar aldatacaktır.
 

Son Güncelleme (Cuma, 02 Mayıs 2014 21:07)

 

Degerli Yazarimiz MEHMET ÇOBAN Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 16 Ocak 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1685
Dün3731
Tüm Zamanlar3758281
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 396 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 1324
İçerik : 1479
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?