• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon ANADOLU SES VERİYOR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


mer_naci24 Mayıs 2014 tarihinde Anadolu Platformu’nun İstanbul’da yapılan 4. Genel Kurul Toplantısı’na katıldık. Türkiye’nin dört bir yanından gelen delegelerin ve gönüllülerin katılımıyla düzenlenen genel kurul mü’minlerin gözlerinin ve gönüllerinin yeniden kucaklaşmasına; bir o kadar da farlı bir kucaklaşmaya sahne oldu. Özellikle 17 Aralık Operasyonu’ndan sonra yaşananlara bakıldığında, arkasında kırk yıllık arı-duru ve sahih bir din algısının birikimiyle hareket edenlerin, hareketlerinin merkezine Allah’ı alanların, Allah tarafından mahcup edilmediklerini gördük. Bu bile gönüllülük esasına dayalı bir hareketin bereketinin, samimiyetinin göstergesidir. Anadolu Platformu Koordinasyon Kurulu Başkanı Turgay Aldemir’in bir manifesto niteliğinde olan konuşması, Anadolu’da ayakları yere basan, sahih ve arı- duru bir din algısının yeşermeye başladığının haberini veriyordu. Anadolu Platformu Koordinasyon Kurulu başkanı Turgay Aldemir’in manifesto niteliğindeki konuşmasından bazı pasajları paylaşmak istiyorum:
 

Bizler inanıyoruz ki tarihi anlamlı kılan bizim eylemlerimizdir.
 

12 Eylül ve 1993 Kabus Dönmine Giriş: Soğuk savaş sonrası devletin cinnet geçirip halkına topyekün saldırı başlattı. Müslümanlar, Kürtler, Alevilere yönelik saldırılar ve provakatif eylemlerin başlatılması. Siyasal ve toplumsal keşmekeşin oluşturulması. Onlarca suikast ve öldürme olayları yaşandı. 28 Şubat işte bu cinnet ortamında ortaya çıktı.
 

2007 Sıçrama: Cumhuriyet mitinglerine rağmen halk, inanç değerlerine sahip çıktı. Siyaseti güçlendirirken vesayeti geriletti.
 

2010 Yeniden varoluş: Bu dönemde anayasa alanında yapılan değişikliklerle rejimin kırmızıçizgilerine ilk kez dokunulmuş oldu.
 

Biz, yeni Türkiye’nin ve yeni dünyanın inşası sürecinde sorumluluk almak için bir araya geldik. Bu yönüyle tarihsel karşılığı olan bir duruş sergiliyoruz. Bizler inanıyoruz ki, “Bir toplum kendi özünde olanı değiştirmedikçe Allah o toplumu değiştirmez.” (Rad 11)
 

Bu tarihsel duruştaki temel değerlerimiz; kurumsal önderlik, katılımcı meşveret, açıklık ve şeffaflık, hesap verebilirlik, gönüllülük, güvenirlik ve aile merkezli bir yapılanmadır. Bu hareket dönemsel bir duruş ya da yapı değildir. Bir kuşak hareketi ya da elitist bir yapılanma da değildir.  Biz, her şartta iyilik ve adalet mücadelesi için varız. Bizim bu varlığımız tüm kesimlere güven verici olmalıdır.
 

Siyasal aklı önemsediğimiz kadar entelektüel irfanı da önemsemeliyiz. Biz bir ocağız… İnsanlık davasının mücadelesini güdüyoruz… Adaletin nöbetini tutuyoruz. Biz, tüm varlık âlemine tevhidin hâkim olması için mücadele ediyoruz.  İslam dünyasında ve ülkemizde, İngilizlerin hem sınırlarımıza hem de beyinlerimize kazıdığı suni tel örgülerini ve mayınları temizliyoruz. Halis niyetlerle ve bilinçle yola çıktık. Niyetimizdeki halisiyetin amellerimizdeki eksikleri tamamlayacağına inanıyoruz.

 

Yeniden insan yetiştirme, geleceğe tohum atma çabasındayız. Ülkemizde sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda belirgin bir değişim yaşanıyor.  Devlet ya da siyasal iktidarla İslam’ın iki yüz yıldır ilk kez hayatın içinde, omuzları birbirine temas ediyor.
 

Her alanda olduğu gibi siyasal, yönetimsel alanda da ahlakı konuşmamız gerekiyor. Böyle bir dönemde cemaat yönetimlerimizin de nereye gittiğini, nasıl evrildiğini ve kimlerle iş tuttuğunu iyi görmeliyiz. Cemaat yapıları açık, şeffaf, hesap verebilir, yenilenebilir, kişi merkezli değil;  istişari yapılara dayanan bir niteliğe kavuşturulmalıdır. Yüreğimizde taşıdığımız inanç, geleceğimizi belirler. Bizler Allah rızası için varız.  Kalplerin sahibi bize yürekleri yönlendirir.

 

Bizler bir ocağız. Sivil bir duruşa sahibiz. Bağımsız bir hareketiz. Bu ocakta değerlerimiz ekseninde hayatın her alanında var olacak nitelikli insanlar yetiştiririz. Tarihin bir döneminde yaşanmış sorunları bugüne taşımayız. Bugün neyi gerektiriyorsa onu gerçekleştirme çabasındayız.
 

Müzmin muhalif olmadığımız gibi herhangi bir siyasetin ön ya da arka bahçesi değiliz. İslam’ın siyasallaşması değil; İslam’ın siyaset üretmesini önemsiyoruz. Siyasetin iyileşmesi ve kirlenmemesi noktasında her kesime olduğu gibi bizlere de iş düşüyor. Bizler, ülkemizde askeri, bürokratik - oligarşik yargısal vesayetlere karşıyız. Bunların teknesinde nifak yürüten cemaat görünümlü casus şebekelerinin Din algısını da yeniden ele almalıyız. Daha düne kadar iyi ve güzel insan yetiştiren ocaklar, mektepler ve medreseleri olan cemaatlerimizin bazı unsurları bu gün küresel baronlarla iş tutmaya başlamıştır. İnsanların mahremine giren, kendi kısmiliklerini ülkenin totali haline getiren, emr-i bil maruf ilkesini herkesi kendine benzetme olarak anlayan ve emperyalist ülkeleri kendi ülkesinden daha yaşanılır bulan bir yapı ve zihinle karşı karşıyayız. Bu yapı ve insanlar bu işleri hala ahlak, fazilet, erdem adına yaptıklarını iddia ediyorlarsa bu meseleleri en temelden yeniden tartışmamız gerekmektedir. Bu kavramlar yerli yerine oturtmadan, akıl, adalet, özgürlük ve millet temelli bir siyasi düzen kurmak mümkün değildir.

 
Dün “Komşusu açken tok yatmayan ve ihtiyacından fazlasını infak eden bir zenginlik anlayışı geliştirebilmişken” bugün İslam coğrafyasında en zengin ülke ile en fakir ülke arasındaki farkın 500 kata çıktığı ve arada uçurumların oluştuğu bir durum ortaya çıkmışsa; kişi başına milli geliri 100 bin dolar olan ülke (Katar) ile 200 dolar olan ülke (Etiyopya, Nijerya, Sudan vs) aynı ümmetin parçaları haline gelmişse; Diyarı İslam, epey zamandır vakitsiz ölümlerin, ağıtın, acının, yasın ve tesellinin diyarı olmuşsa; işte bu coğrafyada ve bu şartlarda bir şeyleri konuşmanın ve bir şeyler yapmanın vakti gelmiş demektir.

 

Zaman, yeniden İbni Sinalar, İbn-i Haldunlar, İkballer, Aliyalar, Akifler, Sinanlar, Yunuslar, Hacı Bektaşlar… yetiştirme zamanıdır. Zaman yeniden Kurtubalar, Semerkantlar, Bağdatlar, Buharalar, İstanbullar kurma zamanıdır. Zaman yeni bir toplum, yeni bir siyaset, yeni bir Türkiye ve yeni bir dünya kurma zamanıdır.  Hiç bitmeyecek hedefimiz; İlay-ı kelimetullahtır.

 

Hedefimiz; ümmetin özgürlüğü ve birliğinin sağlanmasıdır. Yakın vadede; bu hedefler içinde gerekli olan, adil bir devletin ve güçlü bir milletin ortaya çıkarılmasıdır. Son üç yıldır işte bu iradeyi felç etmek için süren fitnelere karşı; Mısır, Suriye, Libya, Irak’ta ve Türkiye’de sahnelenen oyunlara karşı birlik içinde sağlam, kararlı, doğru bir safta mücadele vermek hepimizin boynunun borcudur.
 

Anadolu Platformu’nun Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ramazan Kayan hocamız, koordinasyon kurulu başkanı Turgay Aldemir ağebeyimzi ve genel sekreter Mehmet Alpcan ağabeyimizi ve tüm yönecilerini, gönüllülerini yürekten tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.
 

Son Güncelleme (Perşembe, 29 Mayıs 2014 19:52)

 

Degerli Yazarimiz ÖMER NACİ YILMAZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazartesi, 04 Ocak 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün864
Dün1856
Tüm Zamanlar4407436
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 73 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2918
İçerik : 1504
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?