Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon ÇATIŞMASIZ BİR DÜNYA KURMAK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


ilhan akkurtYazımızın başlığı çok büyük bir iddia taşımaktadır. Böyle bir konu öyle kısacık bir anlatımla çözülecek gibi değildir. Biraz uzun olacak ama bu makalemizi sabırla okusanız önemli şeyler anlatıldığı görülecektir. İnsanlık tarihinde son iki asırda her alanda çok büyük ilerlemeler olmuştur. Yönetim ve ekonomi alanında Kapitalizm ve Komünizm olmak üzere birbirlerine alternatif iki büyük sistem ortaya çıkmıştır. Özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinde komünizmin yıkılışından sonra, Batı Medeniyetinin bir ürünü olan kapitalizm dünya üzerinde rakipsiz kalmış ve insanlık için tek geçerli ekonomik sistem olarak kendisini kabul ettirmiştir.
 

Aslında bu iki sistem de hem yönetim, hem de ekonomik model olarak hiç yoktan ortaya çıkmamıştır. İnsanlık tarihinde bu anlayışlara yakın uygulamalar çeşitli zaman dilimlerinde var olmuştur. Özellikle Kapitalizm’in dayandığı serbest pazar anlayışı insanlık tarihinde daha yaygın olarak uygulana gelmiştir. Şu anda sistem olarak çökmüş gibi görünen Komünizm, aslında fikri tutarsızlıklarından dolayı çökmemiştir. Krize girip çökertilen Komünizm, aslında burjuvalaşan komünist yöneticiler tarafından kasıtlı çökertilmiştir. Nasıl geçmişte bazı toplumlarda uygulandıysa, gelecekte de bazı bölgelerde tekrar karşımıza çıkabilir. Aslında Kapitalizm’in dönem dönem yaşadığı krizler Komünist sitemin yaşadıklarından aşağı kalır yanı yok. Ancak bu sistem kendisini yenileyerek aldığı bazı yeni önlemlerle varlığını her türlü olumsuzluklara rağmen hala sürdürmektedir. Bir de halkın gazını alan demokratik seçim sistemi sayesinde, beğenilmeyen lideri değiştirilmesi sistemin sigortası gibi işlemektedir. İşte Çin, Komünizm’in bazı yönlerini revize ederek bu sistemle ABD’yi bile tehdit eder oldu.  Mesele yanlışta ısrar etmemek değişen şartlara göre kendini geliştirmektir. Kapitalizm de eski vahşi Kapitalizm anlayışından daha Liberalizme doğru kaymıştır.
 

Lafı çok uzatmayalım. Eğer amaç ekonomik kalkınma ise; bir ülke Kapitalist Ekonomi ile de Komünist Ekonomi ile de, Faşist Ekonomi ile de ve Ortadoğu’da olduğu gibi zengin kaynaklara sahip olunduğunda, şeyhlik, krallık hatta Japonya’da olduğu gibi Feodalizm’le de ekonomik olarak kalkınabilir ve zenginleşebilir. Bunun bir sürü örneği vardır. Faşist yönetim olarak nitelenen Hitler Almanya’sı, eski feodal imparatorluk devamı olan Japonya, ekonomik olarak son derece kalkınmış bir ülkelerdir. Hele Japonya kendi kültürel değerlerini koruyarak, Batı Medeniyeti’nin fikri, kültürel, yönetim akımlarına kapılmadan, yani BATILILAŞMADAN kalkınabilmiştir. Maksat sadece ekonomik zenginlikse öyle fazla çalışmaya gerek te yok, sömürgecilik döneminde olduğu gibi başka ülke zenginliklerinin sömürülmesi ile de bu iş gerçekleşebilir. Amaç sadece ekonomiden ibaretse, işini doğru yaptıktan sonra (Bilgi, teknoloji ve pazarlama işi), bunun dini, imanı, fikri yoktur ve rejimi, ekonomik yönetim sistemi çok önemli değildir.
 

Maalesef iki asırdır ülkemizde ve dünyada, Batı’nın da zorlamasıyla, bu işin, sistem ve kültür değişimiyle olacağı saplantısı yaratılmış ve körü körüne devlet eliyle bir batılılaşma zorlaması yaşanmış, toplumda devlet-millet çatışması sürmüş, devlet eliyle dayatılan bu değişime toplum direnç göstermiştir. Bu yüzden ülke insanlar kamplara ayrışmış ve bir sürü zaman boşa harcanmıştır. Sanırım çok büyük bir iddia olacak ama iki asırdır zirve yapmış Batı düşüncesi, felsefesi, sosyolojisi, demokrasisi içinde insanlık için doğrudan bir işe yarayacak 2, evet 2 adet eser üretmişlerdir. Birincisi Marks’ın “Kapital”i diğeri ise bir roman olan “Polyanna”dır. Diğer fikri eserler mevcut durumun tespitinden başka bir işe yaramaz. Kültür olarak alınacak başka bir şey yok. Bilim ve teknik konusunda sözümüz yok, onlar evrensel başarılardır. Bir yönetim biçimi olan “Halkın seçimi” yeni bir sistem değildir. Adam gibi insan olmadıkça seçiminde getireceği çok şey yoktur. Eskiden bir kralın ekibi baştaydı, şimdi her seçimde başa geçen yeni kralları beslemekle uğraşıyoruz. Adil bir kral, günümüz birçok demokrasilerine beş çekebilir. Adaletli bir paylaşmanın olmadığı bir sistemin adı ne olursa olsun feodaliteden farkı yoktur. Hepsinde güçlü olan haklıdır.
 

İşin aslı olan bilimin ve ekonominin dinamiklerine gereken önem verilmediğinden, boş yere zaman kaybı ve çatışma yaşanmıştır. Burada Batı’nın asıl niyetinin, sona eren fiili emperyal dönemi, dünya çapında bir küreselleşme ile sürdürme çabasında olduğunu anlamak gerek. Son yıllarda bu konuda en büyük fikri silahlarının demokrasi, insan hakları ve özgürlükler olduğunu iyi anlamalıyız. Bu konuda samimi olmadıklarını gösteren özellikle Ortadoğu’da pek çok uygulamaları görülmektedir. Son örneği ABD başkanı Obama’nın çok büyük bir halkoyuyla demokratik seçimlerle seçilmiş (!) olan Mısır Devlet Başkanı General Sisi’yi tebrik etmesidir. Sırada tebrik için bekleyen, ayni yöntemlerle kendini seçtiren dün çıkarlarına uymadığı için devirmek istedikleri, bugün ise geri adım atıkları, Suriye Başkanı Esed var. Nedense ülkemizdeki yenilenen seçimler için hiçbir tebrik yok. Herhalde diğerleri gibi demokratik (!) bulmadılar. Bu konuda en büyük yanılgımız, bu adamların hürriyet, demokrasi ve insan hakları gibi insanın olmazsa olmazı olan söylemleri de, yalnızca kendi egoist çıkarlarına hizmet için kullandıklarını görememek ve bunların oltasına Ukrayna’da olduğu gibi takılmaktır.

Kapitalizm’in temeli olan, “Egoist insan hırslı olur ve çok çalışır, bir şeyler kazanır ve diğer insanlara da bunlardan bir pay düşer” mantığı ile varılan nokta; bütün dünyanın, güç sahibi bir iki egoist devlet veya şirket tarafından talan edilmesi ve milyonlarca insanın katledilmesiyle sonuçlanan iki dünya savaşı olmuştur. Öyle kimse Hitler’i günah keçisi yapmasın. Bu anlayışın zirve noktası Hitler gibi olmaktır. Bu katliamlardan alınan derslerle, bir takım iyileştirmeler yapılmış olsa da, şu an dünyamızda bu anlayışın yetiştirdiği binlerce Hitler aramızda yaşamaktadır. Bunlar daha sinsi hegemonya peşindeler. Bu egoist bir anlayışın kaçınılmaz sonucudur. Egoizmin zirvesi bütün gücü ele geçirip Tanrı gibi olmaktır ve herkese hükmetmektir. Yani geçmişte ki imparatorluklar, krallar gibi. Birçoğu kendini Firavun gibi tanrı ilan etmemiş miydi?
 

Aslında unutturulan diğer yol da; insan egosundan kurtuldukça, diğer insanların haklarını gasp etmez ve paylaşmacı bir anlayışla daha çatışmasız bir dünya kurulabilir. Bu gün dünyamızda, sahip oldukları servetleri Çin halkının milli geliri kadar olan insanlar varken ve bunların gözü hala daha fazla servetteyken, dünyada açlıktan ölecek daha çok ülke ve insan olacak, bu kavga da bitmeyecektir. İnsanoğlu dünyada mutluluğu arar. Bunun temel şartı da çatışmasız bir dünyada iyi şartlarda yaşamaktır. Bizce insanlık için önemli olan rejim, sistem, din, iman ve ekonominin ötesinde asıl olan “ÇATIŞMASIZ MUTLU BİR DÜNYA” hedeflemektir. İyi de dünyaya tek geçerli sistem olarak sunulan ve asıl amaçları doymak bilmez egoları tatmin etmek olan Kapitalist sistemle  “Kavgasız çatışmasız mutlu bir dünya” nasıl kurulacaktır. Çatışmanın temelinde “EGOİZM” yatar. İnsanlık tarihi boyunca çatışmaların temelindeki asıl sorunların kaynağı budur. Sistemi insan kurar ve insanı kanun değil yine insan yönetir. İşin başı bu ideallere göre uygun “SADECE KENDİ İÇİN DEĞİL, HERKESE ADİL VE PAYLAŞIMCI” insanı yetiştirmektir. Mesele adil-emin-güvenilir insan yetiştirmektir. Egosunun peşinde koşan tüketim kölesi değil. İşte böyle bir medeniyetin amacı bu insan olmalıdır. İşte amacı insan olan bu medeniyet “İNSAN MEDENİYETİ” olarak anılmayı hak eder. İnsan bu ölçülerde olduktan sonra rejimin ve sistemin adının ne olduğu hiç önemli değildir. Sosyolog, ideolog, düşünür ve bilim insanlarının biraz da buna kafa yormaları gerekir. Yoksa hürriyet, özgürlük, sevgi, insan hakları sloganları ve izmlerle bir yere varılacağı yok.
 

Son Güncelleme (Pazar, 22 Haziran 2014 21:11)

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1249
Dün1043
Tüm Zamanlar4262281
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 203 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2473
İçerik : 1500
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?