Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon DESİNLER/DEMESİNLER DİYE....

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 14
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

 

NaciCepeKorkulan bir son

Sonsuz korkulardan iyidir.”

Farkındamıyız bilmiyorum ama bazen değil çoğu zaman sanki birileri hayatlarımızı görünmez bir göz ile izliyor, bununla beraber bir takım vesveseli kuruntular yaşıyor gibiyiz.

Seküler yaşam biçimini tercihlemiş olanlar hep gizli vesveseler ile kendilerini şüpheci kaygıların kontrolüne bırakarak hareket ederler. Farklı bilinç manzaraları sergilerler. Sanki umacaya dönüşen korkuyu yanlarında, beraberlerinde taşıyor gibiler. İçeriği boş ve anlamsız bu tür korkuları karşısında kendi kendine sessiz dedikodu yapan bir vehimle “ Acaba ne derler ? Acaba ne oluruz? Acaba başarabilirmiyiz? Acaba yaptıklarımızı başaramadığımız için sonumuz mu geldi?” gibi keskin ama saçma sapan soruları, endişelere vardıracak kadar müesvis kaygılar yükleniriz. Basit, ucuz vehimlerimize kulak kabartıp yine aynı yoldan pahalıya ve ciddiye aldırtacak daha yanlış evhamlar üretebiliyoruz. Derin bunalım taşıyan bu tür kaygı ve kuşkulara karşın ise tutarsız, şartlı savunma refleksleri geliştiriyoruz. Yenildiysek, başarısızlığımızı örtmek, galip geldiysek başarılarımızı kutlamak için ifrat ve tefrit ekseninin uç noktalarında tesellilere imaj yaftasıyla sığınmak istiyoruz. Korkularımıza veya cesaretlerimize hep yeni yeni sığınaklık yapacak limanları aramak için yollara koyuluyoruz..

Şüphesiz bütün bu yaşadığımız başarı ve başarısızlıklar, seküler yaşam biçimini tercih etmiş mensub oluş ile alakalı psikolojik dayatımlardır.

Sekülerizme iman arttıkça aidiyetlerimizi ve biricik değerlerimizi özgürce yaşatamıyoruz. İnançlarımızı, akidevi düsturlarımızı istenilir derecelerde ne yazık ki sahiplenemiyoruz.

İnsanımız, post- modern seküler paradigmanın karmaşık labirentinde arayışlarını, yaşama umudlarını bir sonuç sağlanamayacak yanılsamalar ile bulmaya çabalamaktadır.Ne yazık ki çözümsüzlüğe bitap düşecek biçimde yanılabilmektedir. Kendi özünü ve kendini hatırlayıncaya kadar da bu yanılmaların sürgit devam edeceği anlaşılıyor. İnsanımızın yaşadığı kaosdan çıkabilmesi için “Kendine ve özüne dön !.” çağrısını yapabilme cesaretini, kendi özgüveniyle özgür bir arayışla bulması gerekiyor.

Hayatlarımızı “Desinler diye” inşa etmeye çalışıyorsak bir vizyonla gösterime sokulan nesnel bir metadan ne farkımız kalır? Komplekslerimizi doyumlu hale getirerek ve hiç bir şey yapmadan bir “tatmin olma” uğraşısından başka ne işe yarar çabalarımız.....

Ya da demesinler diye yeni yeni imajlara bezenip, örtülü korkuları yaşayıp, kendi gerçekliğimizden uzaklaşmakla sahtelik ve riyakarlığın dünyasına taşınıp sinerek yaşamamızın ne anlamı olabilir!.

“HİÇ BİR İMAJ,HAKİKATİN KENDİ KAYNAĞINDA OLAN BERRAKLIĞINA SAHİP DEĞİLDİR.”

Çağımızın insanı daha iyi yaşamak için vizyon ve imaj ile birlikte kendine bir tür yaşam felsefesi geliştirmiştir.Ancak bu gün bu sihirli kelimeleri hayatımızın her alanına yerleştirerek taşımak aslında bir histeriye dönüştürülmektedir.Çünkü imaj ve vizyon istenilir kadar değil istenilenden daha fazla bir aşırılıkta türbülans yaşatmak için kullandırımlı olmuştur. Altına kullanım tarihi atılmamış ve süresiz kullanım için meydan boş bırakılmıştır.Vizyon, hayatı ve hayatlarımızı vitrinleştirmek,imaj ise nasıl daha fazla iyi görünebilirim, nasıl açıklarımı örtebilirimin hesabıyla dertlere düşüp teyakkuz halinde etkinliklerini korumaktadırlar.

Hayatlarımızı, bir inanç ikliminin bereketinde idame ettirmeye çalışıyor, yine bu inanç ikliminin değer ölçülerinden dilediğimiz kadar ve sınırsızca yararlanabiliyoruz şüphesiz. Ama hayatlarımızı bizim istediğimiz biçimde yaşamamıza rıza göstermeyip buna da izin vermeyen koşullandırıcı çevrelerin varlığına da dikkat edilmesi ve gözardı edilmemesi gerekiyor. İmaj, kavramı zannedildiği gibi yalın olmayıp hem olumlu hem de olumsuz anlamlarda iki yönde birden kullanılabilirliği vardır. Asıl anlamı; saptırıp bozan ve değiştiren özelliğe sahip olmasıdır. İyiyi kötü, kötüyü iyi olarak lanse edebilir özelliklerde bir kavramdır. En çok kullanımlı yönünü düşündüğümüzde ise “imaj olmazsa hiç bir şey olmaz” deyip, bu mantık kalıpları içinde yaşamaktır, yanlış olsa bile. Post – modern zamanların gereğidir içimizdeki şartlı kabulune inanarak rıza gösterebilmemiz bir esaret değilmidir ?

Modern seküler paradigmanın epistemik kökeninde yatan yakıcı gerçek öz budur diyebiliriz.Sözde gelişme, geliştirme adına yola çıkılan hareket noktası ve yönü belli olan bir siyasi stratejidir bu.Seküler egemenliğin dünyaya nasıl iktidar olup nasıl ve ne tür yollar ile muktedir kalındığının resmini veren görüntüdür bu.

Yani imaj ve vizyon, çıkarcı seküler dünyanın aldatmacalı, uyutmacalı bir yaşam biçimine itilmeye,ütülmeye zorla razı olmaya yönlediren bir görüntüdür bu..

Yoksa fıtrat ve yaradılış yasalarının; değiştiren,dönüştüren,şekil veren,yarar sağlayan, bütünleştiren, adalet ve hakkı birey ve topluma teslim eden , teessüs eden, inşa eden, kuran ve yaşatan HAKİKATİN yüzü asla anlamsız biçimde yadsınamaz. İmaj ve vizyon maskeleri adı altında ; bozan, yozlaştıran, yabancılaştıran tutum ve tavırlardır dikkat edilmesi gerekli olan..

Başlıkta da belirttiğimiz gibi “Desinler” diye hayatın akışına kendimizi bırakıp, sorumsuz bir kavrayışla yaşamaya devam ettiğimiz müddetçe artık önümüzü göremeyeceğimiz de aşikardır.

Gerek ekonomik, kültürel ve gerekse sosyal hayatımıza şekil vermek için dayanarak toplumsal yaşam dokumuzu değiştirmeye kalkan karanlık güçlerin finans sağladıkları projelere eğer hizmet etmeye başlarsak, hizmet ettirilmeye çalışılan bu projelerin salt yardım olmadığını belli bir amacı beslediklerini biraz duyarlı olursak rahatça görebiliriz sanırım.


Görsel iletişim dünyasında doğrunun nasıl da çarpıtılırak yalan uydurularak verildiğine her zaman tanık olmaktayız. Başat güçlerin kontrölünde değerlerimizi değiştirerek nasıl bir yozlaştırma eylemi yapıldığını, bazı görsel iletişim dünyasının sunumlarından takip ederek öğrenmekteyiz. Örneğin bir medya kanalında bir hıristiyan erkekle bir müslüman kızımızı evlendirmeye kalkmaları dini hassasiyetler yönünden kabullenilmesi zor bir durum olmasına rağmen nasılda basite indirgenerek meşru gösterilmeye çalışılmış. Nasılda meşru ve otantik değeri kabul edilemeyecek bir şeyi bilinç altlarına kabul edilir biçimde verdiler. Hep birlikte izledik. İşte iyi ve doğru olan bir gerçek, yerinden edilip kötüyü ve yanlışı doğru gibi göstermeye çalışmaları kötü olan bir imaja örnek bir olay.Bu durum aslında toplumumuzun inançlarına ve genel kabulleri içinde bağdaşırlığı olmamasına rağmen meşru sayılmalıymış gibi kabul ettirilmeye çalışılması, değişim adına değil ama değiştirme adına yapılan bir eylemsel zorlama olabilir ancak.

Görsel medyanın bütün dünyada sözde imaj ve vizyon adına yaptıkları illizyon gösterileri ve bununla beraber toplumsal hayatları nasıl hipnoz altında linç ederek yönlendirdikleri artık çok net görülebiliyor.

Bazı TV kanallarımızda sigaraya gösterilen yasak koyma gayreti hoş karşılanırken ancak yine aynı kanallarda özellikle her yerli dizide içkiyi su içer gibi sunmalarının nasıl çelişki doğurduğunu da doğrusu yakıştıramıyoruz. Sanki derinden bilinçle, içki içmeyi teşvik eden, şartlı eylem manzarası sergileniliyor.

İnancımızı, kültürümüzü ve geleneklerimizi değiştirmeye yönelik senaryoların kurgulanıp yaşandığı ve hayatın içinden alınan yığınla absürd dram, trajedi ve aşk hikayelerini basitleştirerek güya ironik eserler sergilemesi de ürkütücü ve kaygı verici boyutlara taşınmıştır.Karanlık finans çevrelerinin destekleyerek zihin ve yaşam tarzı kirliliklerini empoze eden filmlerin vizyona girmesi de kaygı vericidir.İnanç ve değerlerimizin imajını bozma operasyonları o bazı çevrelerin desteğiyle olmayıp gösterime çıkan ama yozlaştırmayı hedef seçmiş yapıtlara aranılan sponsorlar orta olçekli iş yerlerine sahip kardeşlerimizden de destek alınması ayrıca üzücü bir yön.Müslüman iş adamları sponsorluğu imaj ve vizyon adına yapıyorsa bunu iki kez düşünmesi, yok sadece reklam için bu desteği veriyor ise bunun yeri incelemediği ve içeriğinden haberdar bile olmadığı bu tür yapıtlar olmamalıdır.

Bir zamanlar yakın geçmişte o meş’um günlerde bir misyon adına yola çıkanları yine o, zor günler; misyona ait sadakati, nitelikleri ve duruşlarımızın sağlamlığını test edip geçti. Bıyık ve sakalla başlayan ve sadece imaj yönüyle yapılan formel değişim konjonktürel ortamın da germesiyle beraber “Demesinler” diye yaşanılan hezeyanlara, çözülmelere ve korku psikolojilerine yine o malum süreçte tanık olmuştuk.

Başörtüsü yüzünden mağdur olan çocuklarımız ikinci mağduriyetlerini işe müracatta müslüman iş adamlarımızdan gördüler. Maalesef ya işe alınmadılar ya da çok ucuz çalıştırılmak istendiler. Şüphesiz bir veya bir kaç kişinin yaptığı yanlışlarla genelleme içine girilemez. Ancak duyduklarımız biz müminleri hem şaşırtmış hem de üzmüştü. Bu yaşanan tablo imaj ve vizyonun bozulmasımıdır?Yoksa işlerin kesata girme endişesimidir?


Bugün için bile müslüman iş dünyasında vesvese besleyen, umudları gölgeleyen meş’um süreç hala devam etmektedir.Başörtülü kızlarımız gerek yurt dışından ve gerekse zor da olsa yurt içinden aldıkları diplomalar ve yabancı dil ve bilgisayar donanımları olmalarına rağmen işe alınmıyorlar.Bu tutum ve davranışlar “Özel bir kamusal alan” oluşturmuyor mu? Neden çözümsüz bir içe dönüklüğe kilitleniyoruz?

 

Neden kendimizi içsel eleştirilere tabi tutmuyoruz? Cevap aramak, daha iyisini yaşamamız adına ibadetlerimizde yaptığımız gibi “nefis muhasebesi” ilkesini canlı tutmak için “bugün ne yaptık?” bireysel sorusu mu daha kolay, yoksa bütün sosyal hayatımızın geleceğini ilgilendiren bir durum muhasebesi yapmak mı daha kolay?Eğer ciddi anlamda bir durum muhasebesi yapmaz isek ne zaman bu yaşanılan ahlaki erozyon ve çürümeler son bulacaktır ne zaman Allahım?!........

İlkeli müslüman iş çevreleri iş yerlerinde başörtülü kızlarımıza iş imkanı vererek bir özgürlük mücadelesinin ilk adımını ilk örneği olma çalışmasını başlatsınlar ki dayanışma ruhu şahlansın.Yoksa ne yeteneklerimiz ne de imkanlarımız baki kalacaktır bu fani mekanda.

Hayatlarımızı desinler/ demesinler eksenine oturtarak yapay ve geçici taleplerimizi kirli kazanç kapısı yapıp kullanmanın çok ucuz sayılacağı gerçeğini unutmayalım.Hayata, topluma ve kendimize karşı sorumluluklarımızda kadir bilirlilikle değer veren ve şükreden bir nitelikte olmalıyız. Koca bir hayatı fütursuzca harcayarak zaiyat içinde geçirmemeliyiz.

Bütün yaşadıklarımız imaj ve vizyon adına yapıldıysa ve hala yapılmaya devam ediliyorsa bu yakışıksız durum bizim inanç değerlerimizle uyuşmaz ve uzlaşamaz. Elbette inancımızı idrak etme bilincini özümsemek asla şekilden ibaret olmamalı.Önemli olan kalp tasdikinin ve dil ikrarının içselleşmesidir.

Bütün zamanların hakikat umudunun yolcuları; değişmeyi biçimsel olarak değil gerçek bir imanın takvası ve ameli ile süsleyelim.Duruş yapacağımız yeri biliyorsak eğer uzun erimli idealist imgelerimize ve ilkelerimize sadakatimiz devam ediyorsa çözüm için inancımıza uygun ak gayretlerimizi gösterelim. Artık bizi olumsuzluğa çeken imaj yaftalarını birer birer söküp riyakarlık ve kandırmaca dolu vizyon eğilimlerimize bir son verelim artık.

Evet, senarize edilen ve yol verilen oyunların aktörlüğünü yaparak hayatlarımızı yaşarken, öncelikle kendimizi iyi dinleyip, kirlenmiş ruhlarımızda o, vicdanı silen feryat-ı figan olan sesleri duymalıyız artık. Hayatlarımızı teker teker intihara taşıtmak isteyenlere karşı içimizdeki sese kulak verip dinlemeliyiz artık.Gerçek hayatın aktörü olabilmek için, inancından hiç ödün vermeyen hayırhah müminler olabilmek için dinlemeliyiz bu sesi....

Post-modern seküler dünya; gerçeği göstermeyen, yaşatmayan, inançlara saygı duymayan eşitsiz,adaletsiz ahlaki bakımından çökmüş ruhsuz ve günahkar bir dünyadır.Bu dünya kan, göz yaşı, ve acı verme lüksüne!.düşkün bencil bir dünyadır.

Post-modern seküler dünya “Vizyon ve imajı” sadece kendi çıkarları için kullanmaktadır.Tanrıyı ve dini hayattan kovup antropodermik (İnsan/merkezli) merkezli ve küresel egemenlikli bir kuşatma adına yapmaktadır bunları.

Bizler, hayatlarımızı desinler/ demesinler kompleksleriyle uygulanır kılamayız.

İmaj ve vizyon, asla bir inancı, bir imanı yok sayamaz ve buna muktedir de değildir. Hak bir inanç, riyakarlık dolu imaj ve vizyonu zaten içinde barındırmaz. İmaj ve vizyon eğer temsili hak ediyorsa zaten hak ettiği kadar kullanılır, hak etmediğini talep bile etmez.

Bizim şaşmaz yolumuzun ve yol haritamızın istikameti bellidir. Sapkın yollar olsada yol arayan yolcu için mustakim yol da bellidir. Bulunulan yolun hayra matuf sonu da bellidir. Kendimizi yeniden gözden geçirerek düşünmemiz gereken şudur:

YA OLDUĞUMUZ GİBİ GÖRÜNMEK

YA DA GÖRÜNDÜĞÜMÜZ GİBİ OLMAK”

Ne “desinler diye” bir vizyonla gösterişi ve riyakarlığı ne de “demesinler diye” yetersizliğimizi örtmeye çalışan savunmacı komplekslerimizi imaj ile tercihlememeliyiz artık. Vesselam.

Son Güncelleme (Cuma, 12 Eylül 2014 22:33)

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #1 TebrikMehmet Ali OĞUZ 2014-08-21 12:32
Sayın yazarın "İlkeli Müslüman" vasıflarını ortaya koyan tespitleri, herkesin önemle üzerinde durup düşünmesi gerekir.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2849
Dün2795
Tüm Zamanlar4207340
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 32 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2193
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?