Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon BAĞIMLI ÖZGÜRLÜK VE ÖZGÜRLÜK BAĞIMLILIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

ilhan akkurtİlk bakışta ayni şeymiş gibi görülse de "BAĞIMLI ÖZGÜRLÜK" ile "ÖZGÜRLÜK BAĞIMLILIĞI" farklı şeylerdir. Bugünkü Çağdaş uygarlık dediğimiz Batı Medeniyeti özgürlük hastalığına yakalanmıştır. Bu hastalığın adı “ÖZGÜRLÜK BAĞIMLILIĞI”dır.   İnsanın hayatını sürdürmesi için bazı ihtiyaçları vardır. Bir ihtiyaç gereği kadar doyurularak giderildiğinde bir sorun yoktur ve bu ihtiyacın doyurulması insan zevk te verir. Ancak bir ihtiyaç gereğinden çok fazla doyurulduğunda, insan bundan zevk alsa da beden için belli bir dozdan sonra zararlı olmaya başlar. Aydınlanma çağıyla batıda gelişen fikri akımların ortak özelliği, geçmişi her şeyiyle ret ve bilime dayalı insan aklı ile yeniden yapılanmadır. İnsanlığın uzun geçmişinde tam bir esaret ve kölelik vardı.

İnsanlık haklı olarak kralların, kilisenin, aristokrasinin, doğma düşüncelerin esaretinden kurtulup gerçek özgürlüğüne kavuşacaktı. Aydınlanma ile insan yaşamındaki arayışın tek hedefi haline gelerek, Batı Medeniyeti’nin de insana bakışın temelini oluşturan ana paradigması (temel), özgürlük oldu ve insan mutluluğu özgürlüğe indirgendi. Ancak insan ihtiyaçlarına bir sınır koymak yerine, Kapitalizm insanı “İhtiyaçları sonsuz” diye tanımlamasıyla özgürlük, kişinin zevklerini dilediği gibi doyurmasının önündeki engelleri kaldırınca işin sonu Hedonizme (aşırı zevk bağımlılığı) kadar varmış oldu. 

Yeni düşünceler, yönetim biçimleri, ekonomik hayat, ahlak anlayışı vs. hep insan özgürlüğü temeline dayandırıldı. Bu temele ters düşen vahşi kapitalizm, faşizm, komünizm gibi ilkel aydınlanma düşünceleri zamanla bir bir tavsiye edilerek adını özgürlükten alan Liberal Düşünce her alana hâkim oldu. Ekonomide kişisel girişimciliğin önünü açan serbest pazar ekonomisi, yönetimde yine özgürlükçü olmak kaydıyla her türden düşüncenin serbestçe temsil edildiği seçme ve seçilme özgürlüğüne dayanan demokratik sistem geliştirildi.  Eğer haklar gasp ediliyorsa, düşünce kısıtlanıyorsa, yaşam modeli dikta ediliyorsa, birileri imtiyazdaysa, adalet ve hukukta eşitlik yoksa böyle bir ortamda özgürlükten ve barış içinde mutlu bir dünyadan, sağlıklı bir toplumdan söz edilemez. Buraya kadar her şey güzel ancak iş burada bitmedi.

Sistem böyle özgürlükler üzerine kurulurken insana verilen model “sonsuz ihtiyaçlarını tatmin etmek” oldu. Böylece bireyin özgürce üretmesinin ve tüketmesinin önündeki her türlü engel kaldırılmış oldu.  Bütün bu gelişmelerin sonucunda batı medeniyeti “Sonsuz ihtiyaçlarını hiçbir sınırlama olmadan özgürce tatmin peşinde koşan bir insan tipi” ortaya çıkardı. Tabi sonsuz ihtiyaçları tatmin etmek, sonsuz maddi güç sahibi olmayı gerektirdiğinden, insana da ömrünün sonuna kadar, bu sonsuz maddi gücü elde etmek peşinde koşmak kaldı. Böylece ortaya  birçok konuda bir yerlere bağımlı bir insan tipi çıktı.

Bağımlı Özgürlük nasıl bir şey 

Bu durum zincirlerinden kurtulup özgürlüğünü elde eden kölenin, aç kalıp tekrar geri gelerek karnını doyurmak için bu kez zincirsiz köleliğe razı olması gibi bir şeydir. Ama yeni derebeyleri işi iyi biliyor ve insanlara normal hayati ihtiyaçlardan çok daha fazla şeyi ihtiyaç haline getirdiklerinden, insanları tüketimle tekrar kendilerine bağladılar. Özgürlük bu kadar değerliyse kendi köyümüzde, kendi toprağımızda, kendi evimizde, kendi işimizde çalışıp, hayata bir lokma bir hırka hedefiyle (Gerçek ihtiyaçlarımız için) bakarken neye bağımlıydık ki. Elektriği, toprağı, suyu, gazı, işi, evi, aşı, maaşı, aklı, fikri başkasına bağlı olduktan sonra özgürlükten geriye ne kalır ki. Bu kadar bağımlı  bir insan nasıl dilediği gibi özgürce düşünüp konuşabilir. Açlık sınırının altında bir ücrete sahip olan ne kadar özgürce yaşayabilir. 

Kim ne derse desin, ne kadar özgürlük naraları atarsa atsın insanlık, tarihin hiçbir devrinde bu kadar “BAĞIMLI” olmamıştır. Tek farkı görünürden el ve ayaklarında prangaların olmamasıdır. Prangalar insanların beyninde. Dikkat edilirse “Bağımlı” dedik. Bağlı ile bağımlı arasında çok büyük fark vardır. Birinde zor kullanarak kendi efendiliğini kabul ettirmek vardır. Diğerinde ise gönüllü. Yani insan kendi isteğiyle esarete talip olur. Ve kötü sonuçtan zevk alır. Tıpkı bir uyuşturucu bağımlısı gibi. İnsanlık yavaş yavaş Çağdaş Uygarlığın tam bir “BAĞIMLI ÖZGÜRLÜK”  olduğunu anlamaya başladı. Varlık sahibi de yüksek duvarların arkasında adına malikâne dedikleri hapishanelerin içinde ne kadar özgürdür acaba? Ülkeler neden bağımsızlık savaşı veriyor? Özgürlüklerini elde etmek için değil mi? Her koldan  bağımlı olan bir insan nasıl özgür olabilir ki.  

“Mandıra Filozofu” filmini herkes seyretmeli. Tamam, Mustafa Ali gibi Robinson hayatı yaşamak zor ama büyük varlık sahibi Cahit Bey’in de kendi hayatını yaşayan özgür ve mutlu biri olmadığı kesin. Ne diyor filozofumuz “Karnı doyduktan sonra avlanmaya hala devam eden tek canlı insandır. Benim senin gibi stok yapacak depom yok”. Yapımcı Birol Güven ve Yönetmen Müfit Can Saçıntı, yüreğinize sağlık. Bu konu ancak bu kadar güzel hazırlanırdı.  

Özgürlük isimli büyülü kelime her kapıyı zorlar oldu, her türlü insani ilişkide dokunulmaz hale geldi. Feministler, psikologlar, filozoflar, ekonomistler, siyasiler, muhalifler, aykırı düşünce sahipler, kadınlar, çocuklar yani tüm insanlar her alanda hep bu sihirli kelime “İnsan özgürlüğünü” kullanır oldu. İnsan yüceltildi, yüceltildi ve dokunulmaz bir tanrı-birey haline yükseltildi. Bunun sonucu insan kendine tapar bir NARSİST-EGOİST oldu. Gerek elde edilen maddi güçle, kale gibi kalın duvarların arkasındaki malikânelerde derebeyi gibi yaşayan toplum önderleri erişilmez tanrı ve tanrıçalara benzedi ve gerçekte kendinden başka kimseyi sevmez ve dinlemez oldu. Merhamet duygusu tamamen öldü. Herkesi, kendisine hizmet etmesi gereken bir asalak olarak görmeye başladı. 

Özgürlük bağımlılığı ya da FETİŞİZMİ

Batı’da özgürlük, medeniyetin dokunulmaz kutsal bir tabusu ve Kimse “ÖZGÜRLÜK TANRISI”na karşı duramaz. Her şeyin ona refere edildiği bir ana paradigma olduğundan ahlak anlayışı bile buna göre düzenlenmiştir. Batı dünyasında yeni ahlak anlayışı düzenleyen Alman filozof Kant, insan özgürlüğünü zedeler diye, insanı Tanrı gibi itaate zorlamamak için yeni ahlak anlayışına “Ödev Etiği” ismini verdi. Kant’ta kişinin en temeldeki etik değeri, özgürlüktür ve özgürlük ahlâk yasasının koşuludur der. Yani bireyler birbirlerine duygusal bir zorlamadan değil, toplumsal ödev-görev gereği ahlaklı davranıp toplumsal kurallara uymalarını ister. Ne yapsın adamcağız, her kural insanı bir şeylere uymaya zorlar ve bu da özgürlük engeline takılır.

Ancak bu iş o kadar kolay oturmadı. Tabi özgürlük tarifiniz yukarıdaki gibi olursa her kural bireyin özgürlüğü önünde bir engel olur. Gördüğümüz gibi özgürlük her konuya yön veren temel bir paradigma haline dönüşmüş bir durumdadır. Hal böyle olunca da, her konu özgürlüğe bağımlı bir hale gelmiştir ve bu durum Batı da “ÖZGÜRLÜK BAĞIMLILIĞI” haline dönüşmüştür. Bunun adı “ÖZGÜRLÜK FETİŞİZMİ”dir.

Zaten ortaya konulan kurallar kişisel ahlaktan ziyade toplumsal düzenle ilgilidir. Duygusallıktan uzak resmi bir görev gibi yapılan ”Ödev Etiği” mantığıyla birbirine dostça bağlı ahlaklı bir toplum nasıl kurulur ki. Eğer karşılıklı her türlü ilişkide özgürlüğü seçiyorsak, iyi günde kötü günde bir arada nasıl dayanışma içinde olunur ki? Feminizm, kadın özürlüğü diyerek ilişkiler resmileşirse, 18 yaşından sonra hayatını kursun, çocuk özgür olsun sokağa terk et dersek, aileyi dağıtıp özgürlük ve bağımsızlık yerine yalnızlığı seçtiğimizin farkında mıyız?

Sözün özü insan hayatını ve varlığını kendisine borçlu olduğunuz bir varlığa karşı her hareketimiz sevgi ve saygı ile olmalıdır. Bu bize karşı yapılan karşılıksız özverinin sorumluluğudur ve bu ahlaki davranışın temelidir. BU BİR ÖDEV GEREĞİ OLAMAZ. Ödev veya görev, özveriden kaynaklanmayan karşılıklı menfaatlerin düzenlendiği çalışma hayatının bir gereğidir. Gerçek özgürlük yaratılıştadır ve insan varlıklar arasında kendisine verilmiş iradi güçle en özgür davranış yetisine sahip varlıktır. İnsan yaradılışı gereği zaten en özgür varlıktır ve işin doğrusu özgürlük ayni zamanda sorumluluk getirir.

Yeryüzünde dilediği hareket etme özgürlüğüne sahip olan tek canlı olan insanoğlu, kendine sunulan yeryüzü nimetlerine karşılık bunları gelecek nesillere de ulaştırmaktan sorumludur. Bu nimetleri egoistçe dilediği gibi tüketip hor kullanamaz. İnsan için mutlak özgürlük diye bir şey söz konusu olamaz. Buna dikkat edilmediğinde bireyci, narsist, hedonist ve egoist insan topluluğuna dönmek kaçınılmazdır. Ancak önemli olan bunun bilincinde olarak sorumlu yaşamak ve SORUMLU İNSAN olmaktır. Ayrıca Batı tipi ölçüsüz tüketime bağlı özgürlüğün önündeki en büyük engel yoksulluk yani ekonomik bağımlılık olduğunu da unutmamalıyız. Özgürlük-Bağımsızlık diye yola çıkarak geldiğimiz nokta tam bir bağımlılıktır.
 

Son Güncelleme (Çarşamba, 19 Kasım 2014 00:13)

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #1 TebrikMehmet Ali OĞUZ 2014-11-16 11:00
İnsan fıtratının açılımı o kadar güzel ifade edilmiş ki, yazarı tebrik ederim.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1238
Dün1043
Tüm Zamanlar4262270
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 176 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2473
İçerik : 1500
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?