• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon HUCURÂT’DAN HAYATA ON DİREKTİF

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


mer_naciHucurât Suresi, bireysel yaşantıdan toplumsal yaşantıya, hayatta huzurlu ve mutlu olmanın ilkelerinin belirlendiği bir suredir. Bu ilkeleri Rabb’imiz Peygamberimiz vasıtasıyla bizim iyiliğimiz için, bizim merhamet bulmamız için bildirmiştir. Bu sure aynı zamanda merhamete mazhar olabilmenin ilkelerini de ortaya koymaktadır. Mü’minler, iman edenler merhamete muhatap olacakları için surenin beş ayeti “Ey iman edenler” şeklinde gelmektedir. Bu ilahi ilkeler, bizi bir halden alıp bir başka hale, Allah’ın istediği bir hale getirecektir. Kendimizi ayetlerin rehberliğine teslim ettiğimiz ve teslim olmanın gereklerini yerine getirdiğimiz takdirde merhameti hak edeceğiz.

 

Gündelik hayatın keşmekeşleri, vahyin belirlemediği gündemlerin seline kapılmalar, duruş bozuklukları, teslimiyetteki bocalamalar haliyle savrulmaları da beraberinde getirecektir. İşte bu suredeki ilkeler, bireysel ve toplumsal hayatımızın adeta sigortasıdır, balans ayarıdır. Bu ilahi ilkeler sayesinde gündem zehirlenmelerine karşı koyabiliriz. Bunu başardığımız takdirde merhamete muhatap olacağız. Allah’ın merhametine muhatap olan bir Müslüman için bundan daha değerli ne olabilir ki?

 

Toplumsal yaşantıda karşılaştığımız her türlü olumsuzluğun panzehiri dürüstlerle beraber olmaktır. Çünkü dürüst insanlar arasında “Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker” (9/Tevbe, 71), iyiliği emretmek kötülükten sakındırmak gibi, hayat sigortası olan ilahi bir ilke vardır.  Bu sigorta ancak dürüst ve sadık insanlarla birlikte olunduğu takdirde geçerli olacaktır. Zira bu birliktelik Rabb’imizin istediği bir birlikteliktir. “Siz ey iman edenler! Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincine varın ve dürüst kimselerle birlikte olun.” (9/Tevbe, 119)

Hucurât suresinden hayatımıza almamız almamız gereken bazı ilkeleri sıralayalım:

 

Birinci ilke: “Siz ey iman edenler! Asla Allah’ın ve elçisinin önüne geçmeyin ve sorumlu davranın. Çünkü Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.” (49/1) Allah ve elçisi bir konuda hüküm verdikten sonra biz ancak ona teslim oluruz. Bu ilkeli duruşumuzu bozmamak için imanımızı muhafaza etmeye çalışıyoruz. Allah ve Resulü bir konuda hüküm verdikten sonra “ama, fakat, şimdi, bu asırda” diye başlayan cümlelerle kıvırmayacağız, sadece teslim olacağız.

 

İkinci İlke: “Siz ey iman edenler! Sesleriniz Peygamber’in sesini bastırmasın! Birbirinizle bağıra çağıra konuştuğunuz gibi onunla da bağıra çağıra konuşmayın ki, siz farkında olmadan iyilikleriniz boşa gitmesin!” (49/2) Muhataplarımızla konuşurken sesimizin desibelini değil, sözümüzün etkisini öncelemeliyiz. Aksi halde iyi niyetli düşüncelerimizi sıfırlamış oluruz. Lokman aleyhisselamın oğluna vasiyeti aynı zamanda bize de vasiyetidir. “Hayat yürüyüşünde dengeli ol ve sesini yükseltme! Unutma ki seslerin en çirkini eşeğin sesidir.” (31/Lokman, 19)

 

Üçüncü İlke: “Siz ey iman edenler!  Sorumsuzun biri size önemli bir haberle geldiğinde durup gerçeği araştırın; değilse, istemeden birilerini rencide eder ardından da yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız.” (49/6) Aldığımız bir haber karşısında takınacağımız tavır önemlidir. Öncelikle haberi getirenin kalitesi nasıl bir tavır almamız gerektiğini ortaya koyacaktır. Allah’a teslimiyeti konusunda sıkıntıları olan birinin getirdiği haberi mutlaka değişik kaynaklardan doğrulatmalıyız. Sazan gibi dalmamalıyız. Aksi halde yanılma ve yanlış yapma ihtimalimiz oldukça yüksektir. Böyle olunca pişmanlık ve mahcubiyet kaçınılmazdır.

 

Dördüncü İlke: Mü’minler arasındaki tartışmalarda taraf olmayı değil, hakkaniyeti yeğlemeliyiz. Velev ki kendi aleyhimize de olsa, yakınlarımız aleyhine de olsa hak’dan ve hakikatten yana tavır almalıyız. (49/9) Kendimiz veya yakın bulduklarımız mağdur olmasın diye Allah’ın ayetlerini mağdur etmeyelim, bunu önemli bir ilke haline getirelim.

 

Beşinci İlke: “Mü’minler sadece kardeştirler, öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’a karşı sorumlu davranın ki, O’nun merhametine mazhar olasınız!” (49/10) Kardeşlerimizin arısının düzeltilmesini başkalarına havale etmeyelim, bizzat inisiyatif alalım. Aramızın bozuk olmasını istemediğimiz kardeşlerimizin başka kardeşlerimizle da arasının bozuk olmasına fırsat vermeyelim.

 

Altıncı İlke: Hiçbir kimseyi veya zümreyi alaya almayalım, alay konusu yapmayalım. Birinci ayette konu edinilen mahcubiyet burada da geçerlidir. Alayın arkasında itibarsızlaştırma yatmaktadır ki bu Mekkeli müşriklerin en belirgin özelliğidir. Bundan kesinlikle sakınalım. İnsanların bir takım eksikliklerini onlara lakap olarak takmaktan Allah’a sığınalım. Her an lakap taktıklarımızın durumuna düşme ihtimalimizin olabileceğini asla unutmayalım. (49/11)

 

Yedinci İlke: Kötü zandan şiddetle kaçınmalıyız. İnsanların mahremiyetlerine saygı göstermeliyiz, araştırmamalıyız, gıybetlerini yapmamalıyız. Ölmüş kardeşimizin etine yememeliyiz. Böyle bir duruma düşen kardeşimizi uyarmalıyız, uyarıldığımızda da kendimize çeki düzen vermeliyiz. Yaptığımızı haklı çıkarmaya kalkmamalıyız, yanlışımızı savunmamalıyız. (49/12)

 

Sekizinci İlke: Üstünlük değerlerimizi dünyalıklardan değil, Rabb’bimizin ikramından seçmeliyiz.  Takva elbisesi Rabb’imizin en büyük ikramıdır. Üstünlük ise bu ikrama hakkıyla sahip olmaktadır. (49/13)

 

Dokuzuncu İlke: Allah’a hakkıyla iman etmeliyiz ve gerektiği gibi güvenmeliyiz. Mü’minler olarak güven konusunda sıkıntılı olduğumuzu unutmayalım. Rızıkla alakalı endişelerimiz tamamen güven probleminin bir sonucudur. Cihad konusu genelde Müslümanların yan çizdiği bir konudur. Cihadı sadece konuşmak, yazmak ve anlatmak olarak algılayan güruh zekâttan, infaktan maalesef kaçınmaktadırlar. Allah’a hakkıyla sadık olmanın yollarından birisi de malla ve canla cihad etmektir. (49/15)

 

Onuncu İlke: Müslümanlığımızı kimsenin başına kakmamalıyız. Rabb’imizi de minnet altına almamalıyız. Bizatihi bizi imanlı kıldığı için Rabb’imize minnet duymalıyız. (49/17) Aksi halde Ebu Leheb’den ne farkımız kalır? Peygamberimiz kendisini İslam’a davet ettiğinde “-Ben Müslüman olursam bana ne var?” diye sormuştu da Peygamberimizden hiç ummadığı bir cevabı almıştı: “-Herkese ne varsa, sana da o var?” Ayrıcalık yok, haksızlık yok, iltimas yok, torpil yok.

Bu ilkeleri yeniden gözden geçirelim, uymak ve uygulamak için gayret gösterelim. Bunu başardığımız takdirde Rabb’imizin merhametinin bizimle birlikte olacağını asla unutmayalım.

Allah’ım!

Bizi merhametinden mahrum eyleme.
 

Son Güncelleme (Pazar, 21 Aralık 2014 00:39)

 

Degerli Yazarimiz ÖMER NACİ YILMAZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazartesi, 04 Ocak 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1206
Dün1605
Tüm Zamanlar4411009
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 81 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2968
İçerik : 1504
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?