Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon MİTOMANİ PATOLOJİSİ ARAMIZDA

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

EKO SİSTEMLE TAHRİBAT BAŞLADI SOSYAL YAŞAM DA BOZULDU

MİTOMANİ PATOLOJİSİ ARAMIZDA

 

"İnsanlar, yalan söylemek  zorunda kaldıkları kişilerden nefret ederler." V.Hugo

 

 

NaciCepeYeryüzünün doğal ekolojik dengesinin bozulmasıyla birlikte sosyal dünya yaşamımız gittikçe nasıl zorlaşıyorsa, sosyal ilişkilerimiz de aynı oranda parelel değişimler geçiriyor. Dünyamızın doğal yapsının bozulması sonrası, insanlığın kahir çoğunluğu, bizzat endüstüryel teknolojik atıkların  müsebbip olduğu olağan üstü mevcut tahribatın içinden bir türlü çıkamıyor. Her ne kadar ekolojik önlemler alınsa da çözümler kar etmiyor.

 

Yer küremizin ekosisteminde meydana gelen tahribatların onarılması için uzmanlar yüz tirilyon dolar masrafla on yılda ancak ıslah olunabileceğini söylemektedirler.

 

Kapitalizmin, doğal ekolojik düzeni bozabileceğini hesaba katmadan ultra kazanma hırsı, sömürü çarkalarının daha hızlı dönmesi için hiç bir kural tanımdan yaşamanın zorunlu ihtiyacı olan yeryüzünde doğal ve organik ne varsa akla sığmayacak bozulma noktalarına taşınmış bulunuyor. Öyle ki söz konusu durum dünyamız açısından çok kaygı vericidir.

 

Endüstriyel atıkların tahribatın en büyüğü de iklim dengelerini bozarak hem insanın solunum için gerekli oksijeni hem de yiyeceği gıdaların gelişimini GDO dengelerini bozarak anomalik hale dönüştürmüş bulunmaktadır.

 

Daha fazla kazanmak ve daha fazla tükettirmek amacıyla insanın muhtaç olduğu ne varsa elinden alındı. Yeryüzünün ontolojik yasaları işlevsizleştirilerek onun yerine dünya kamuoyuyla paylaşılmadan yapılan çalışmalar, toplumların rızası dışında büyük şoklar yaşatıldı.

 

Yaşadığımız kosmosda yaşantımız bu haldeyken bütün bu yaşanılanların suçlu aktörü olan emperyalist kapitalizm; doğal yaşamın doğasını nasıl bozduğu gibi bir yandan dan da sömürü çarklarını insanlığın rızısı hilafına cebren ürettiği ürünleri satabilmek ve fahiş biçimde karlar etmek adına bu kez de sömürü düzeninin devamı için ürettiği malları kapitalist ekonomik sistemin ayakta kalması için tüketiciye uygun sömürügeci  politakaları çok rahatlıkla izleyebiliyor.

Kapitalist ekonominin sömürü hortumu ise tüketim politikaları üzerine dizayn edilmiştir. Yani anlayacağınız ekonominin rant çarkları tüketim merkezleri üzerinde  yer alabilmektedir. Üretim merkezli ekonominin can damarı ise tüketim ekonomi modeli esasına göre kurulmuştur. Her üretilen meta eskimeden yeni başka üretim versiyonları esas alınacak haliyle sömürü çarkları da durmadan rant için dönecektir.

Zaten emperyalist kapitalist ekonomik sistemin ana ilkeleri şu esaslar üzerine kurulmuştur.Üretimde, soygun ve vurgun. Tüketimde lüks ve israf . Dağıtımda ise adaletsizlik esası ana kontrol sistemleriyle yaşatılmaktadır.

Bütün bu anlattıklarımız yerli yerinde icrası yapılırken öbür yandan tüketim kölesi haline dönüştürdükleri insanlığı bu kez de sosyal yaşamı ile ilgili kontrollü fikirler üretip sosyal dokuyu ahlaki temelli nasıl yozlaştırıp özel hayatını da ele nasıl geçirebilirizin hasapları yapılmakta. Sırf bunun için toplumların ahlakı yapısıyla birlikte yine ahlaki değerlerini de yozlaştırıp kullanmanın çıkar hesapları da ayrıca düşünülebilmektedir.

“AMACA ULAŞMAK İÇİN HER ŞEY MÜBAHTIR” ANLAM ÇIKMAZI

İnsanlık,doğal yaşam düzenini kaybetti.Aldığı oksijeni kirlenen ve yediği tüm gıda ürünlerinin GDO su bozulunca insan, ontolojik yapısında biyolojik bozulmaları yaşarken diğer yanda ekonomik bakımından da kolayca sömürülüyor.Kapitalizmin onca ezici zulmü karşısında insanlık çare bulamıyor.

 

Bunun sebebi düşünüldüğünde ilk akla gelen sömürgeci kapitalizmin, ne kadar zalim ve acımasız olduğudur.Kapitalist sermayenin kar etme düşüncesinin temelinde insanlığı öncelikle bir “tüketim kölesi” yapabilmektir.Bunun için emellerine ya da gayesine ulaşabilmek için “her şey mübahtır” anlayışıyla yola çıkmış bulunmasıdır.

 

Her Kapitalist kurum ya da kuruluşlar; ürettiği metayı bünyesinde oluşturduğu Ar-Ge oluşumlarıyla değişik versiyonlarda üretimin en son aşamasından sonra yeni bir ürünün tasarımlarını yapıp bekletmektedir.Örneğin bilişim teknolojileri üzerine bir bilgisayar ürünü aldığınız andan itibaren yeni bir ürün ertesi gün piyasalara sürülebiliyor.Kapitalizm, kar etmek adına her ürettiği metayı bir üst versiyonlarla yenileyerek piyasasını ayakta tutmaktadır.Otamobil sektörü,moda giyim sektörü v.d sektörler üç beş yıllık ekonomik gelişme planlarıyla bu işleri düzenli biçimde sürdürmektedirler.

 

İnsanlığın gelişmişliğin en son evresi olan “Bilgi ya da Bilişim çağı”dır. Bir başka anlamda ise bilgi çağında her bilgiye çok hızlı ulaşabilmekteyiz.Alınıp kullanılan her ürün, daha eskitilmeden o kadar çabuk değişmektedir ki insanlar bir sonraki ürünü iş ortamına ayak uydurabilmek için yeni ürünü de almak zorunda bırakılabilmektedir.

 

Prekarya konseptinde çalışan yoksul insanlar,geleceği olmayan işçilikler ve toplumsal hafızadan yoksun edilecek tarzda yaşatılan yeni nesiller sürüleştirilerek kolaylıkla kapatilizmen zulmü altında hayatları çalınarak çok acımasızca kullanılmaktadırlar.

 

İşte buradaki yazımızda insanı sömürebilmek için tüketim kumpasına alan kaptalist emperyalizm bir başka açıdan baskı kurmayı kendi kontrolünde bulundurmuştur. İnsanlığın beden sağlığını iğdiş ederken bir de ruh sağlığını karmaşık hale sokmakta ve insanlığa acı vererek yaşamını yaşanmaktan çıkaracak kaygılarını çoğaltmaktadır. Ayrıca insanın gelecek endişelerini gittikçe arttırmaktadır.Bir yandan lüks bir hayat ve konfor sunarken diğer yandan siyaset, iş ve çalışma hayatıyla ilgili hayatın bütün alanlarında zorluk çıkartmaktadır.


BÜYÜK YALANLAR ÜZERİNE KURULU DÜNYALAR İNŞA EDİLMEKTE

 

Post modern dünya yaşamının şuan ki evresinde gelişmişlik düzeyi tepe noktalarına taşınırken kapitalizm insan hayatını kendi çıkarları lehinde daha deneyimli biçimde kullanmada becerisini göstermiştir. Öbür yandan kendi gelişimini güç üzerinden oligopolist mecralara taşırken diğer yandan insanı tüketimin kölesi yaptıktan sonra hayattaki rolünü de yalan söylettirerek biçmeye çalışmaktadır.

 

İnsanlığın geleceğini gayrı ahlaki bir olumsuz bir platforma taşıyıp yeni konsepti olan  fesat çağına taşıyıp insanlığın fıtratının yaşama kotlarını deforme etmeye çabalamakta.Yalanların üzerine oturtulmuş öyle bir dünya inşa etmektedir ki insanlar salt çıkarlarını düşünen bencillikleri bilenmiş hiç bir ahlakı kaideyi yaşamında  yok sayacak biçimde bir zemin üstünde tutulmak istenmektedir.

 

Evet bir fesat çağı ve bu çağın içinde bilenmiş egolar var kılınırken insan ikbali öylesine ulaşılması güç noktalara götürülmekte ki bu çabanın içinde insanın bizzat kendisi çok yoğun biçimde stres ile tanıştırılmaktadır.Gelişmiş dünyanın içinde kapris dolu rekabet yarışı öylesine ölümüne yaptırılmaktadır ki bu yapılan rekabet yarışının dürüstlük ve ahlakilik boyutu neredeyse kalmamış bulunmaktadır.

 

Fesat çağı olarak sosyal teorisyenlerce tanımlanmış bu çağ,beraberinde imaj ve viziyon yarışlarılarıyla konuşlanarak insanı hiç tanımadığı anomalik patolojik ruhi depresyonlarla taşıyamayacağı stresler içinde dermayan olunmaktadır.

 

MİTOMANİK PATOLOJİK KİMLİKLER HAYATIN HER ALANINDA VAR

Belki hiç duymadığınız bir kelimeyle yeni tanışıyor olabilirsiniz fakat zaten siz bu kelimenin hayatta yaşanırlığını biraz da olsa biliyorsunuzdur. Yalanın bir çeşidi olan bu kelime psikolojik dünyanın içinde bir ruh hastalığı olarak tanımlanmaktadır.O halde tanımlamaya geçerek konuyu değişik boyutlardan kısaca inceleyelim.

 

Mitomani; kişilerde kendi söylediği yalana inanma hastalığıdır. Bu tür hastalar, hatalarını örtmek için sürekli yalana başvururlar. Bir süre sonra söyledikleri yalanlara kendileri de inanmaya başlarlar. Zaman içinde kendi vicdanlarından uzaklaşmaya başladıkça, gerçek bir varlık elde etmek amacıyla yalan söylemeye devam ederler.

 

Çevrenizde suçluluk psikolojisiyle hareket ederek, suçunu bastırmaya çalışan kişiler vardır. Mitomani olarak adlandırılan bu durumdaki kişiler, çıkar elde etmek ya da çevresinin ilgisini çekmek içinde yalana başvururlar.

 

Bu yapıdaki kişiler bir makamı elde etmek için bile yalan söyleyebilirler. Mitoman kişiler için yalan söylemek yaşamlarının rutin davranışı haline gelmiştir. Söylemiş oldukları yalanların ortaya çıkması durumunda, bundan herhangi bir suçluluk hissetmezler.

 

Mitomani kişiler için yalan söylemek olağan bir davranıştır. Bu kişiler sessizliğe tahammül edemezler. Bulundukları ortamda yalan ve abartılarla birlikte konuşmaya girerler. İlk başlarda kişilerin söyledikleri yalanlar kolay anlaşılmaz.

 

Ancak yalanların tek tek ortaya çıkmasından sonra, çevresindekiler bu yalanlara inanmamaya başlar. Bu kişiler gerçek mutluluğu yakalayamadığından, iş ve arkadaş çevrelerini sürekli değiştirirler.

 

Yalanlarını düzeltme amaçları olmaz. Kişilerde pişmanlık mekanizması işlemez. Eğer kişiler yalanlardan sonra pişmanlık duyuyorsa, bunlar Mitomani hastası değildir.

 

Mitomani özellikleri nelerdir?

Bu kişiler çoğu zaman yalan söylediklerinin farkında olur, ancak bazen yalanlarına kapılabilirler. Bu yüzden sunumlarını daha etkili yaparlar.

Mitomanlar hareketli ve sosyal kişilerdir. Bazen cana yakın ve sevimli bile olurlar. Fakat onun yalanlarını ortaya çıkardığınızda, agresif ve alıngan taraflarını görebilirsiniz. Bu kişilerin yalanlarında süreklilik vardır, ancak tutarlılık yoktur. Kurgular yapsalar bile, açıkları bulunmaktadır.

Çocukluk döneminden yetişkinlik dönemine kadar herhangi bir süreçte ortaya çıkan mitomani, kişide yalan söylemek için güçlü bir istek oluşturur.

Yalanı söylemek için ısrarcı olmak, yalan söylemek için büyük bir istek duymak mitomanlık için yeterlidir. Kişi yalan söylemekten büyük bir haz duyar, bu onun için kişisel kazançların en büyüğüdür. Bu yüzden tedavi buna uygun şekilde yapılmaktadır.

Mitomani nasıl tedavi edilir?

Bu kişiler kendisinde bir sorun olduğunu düşünmediğinden, tedavi olmayı istemez. Bu nedenle kişilerin hastalığını genellikle yakınları ortaya çıkarır. Onları tedavi olması için ikna etmeye çalışırlar. Bunu yaparken yumuşak davranılmalı, kişi kırılmamalıdır. Tedavi sırasında psikiyatristler öncelikle hastayı tanımak ister, neden yalan söylediğini anlamak isterler. Konuşmalardan sonra güven ortamı oluştuğunda, hasta kişinin eksik duygu ve güveni yerine koyulur. Tedavinin iyi yapılması halinde, hastalığın yeniden tekrarlaması çok düşük bir olasılıktır. Tekrarlama durumunda ise hasta bunun daha kolay farkına varacak ve tedavi olmayı isteyecektir.

Mitomaniye zemin hazırlayan psikiyatrik sorunlar nelerdir?

  • Kişilik bozuklukları
  • Narsistik bozukluklar
  • Asosyal kişilik yapısı
  • Çocukluk dönemlerinde istismara uğramak
  • Histerik kişilik yapısı

Mitoman kişiler basit şeylerde ve gereksiz yerlerde yalana başvururlar. Asla başkalarını kandırmak için yalan söylemezler. Yalanlar gelişigüzel şeklide söylenir, bunun için bir plan yapmazlar. Bu kişilerin en büyük sorunu eşleriyle olur. Kişiler kendilerini yalan söylemekten alıkoyamaz. Fakat tedavisi yapılabildiğinden, kişilerin bunun farkında olmaları ve tedaviye yönelmeleri gerekir.(Tıp dünyasından Ruhi ve Psikolojik hastalık bilgilerinden alıntı)

MİTOMANİ VE HUBRİS SENDROMLU KİMLİKLER SİYASET VE İŞ DÜNYASINDA YER ALMA GÖRECELİĞİ HER ZAMAN VAR

 

Hubris sendromu ve Mitomani kimlikler, en çok siyaset ve iş dünyasında alanında bulundukları görülebilir.Hırslı ve ihtiras dolu olan bu tip insan profilleri yükselme kompleksli olduklarından özellikle iktidar ve iş alanın da güç üzerinden komplekslerini tatmin etmek istediklerinden gayelerine ulaşmak için daha ilk adımlarında taviz vererek yükselmek için atarlar.Bu adım atışları dış eleştirilere kapalıdır.Çünkü anında yalanla örtülür ve örtbas edilir.Zira Dünya konjonktüründe demokratik zeminde yapılan bütün siyasetlerin kabulleri bunlardır ret edilmeleri mümkün değildir.

 

DÜNYA DEMOKRASİ SİYASETLERİNDE HUBRİS SENDROMU

Hubris Sendromunun diğer bir adı Kibir Sendromudur.

Genelde siyasetçilerde “tanrısal ego” olarak da biliniyor.

İlk kez, Psikiyatrist David Owen ve Jonathan Davidson tarafından dile getirilen bu sendrom, 2010 yılında tıp dünyasının önemli dergilerinden biri olan Brain’ de yayınlanmış.

David Owen ve Jonathan Davidson’a göre sendrom bir “güç zehirlenmesi” ve diktatörler Hubris Sendromuna özel bir eğilim taşıyor.

Demokratik ülkelerde, tekrarlayan seçim zaferleri liderlerin Hubris Sendromu hastalığına yakalanma olasılığını arttırıyormuş.

Bu hastalarda; kriz dönemleri, savaşlar ve ekonomik felaketler daha fazla kibire yani hubrise neden oluyormuş. Makaleye göre bu hastalığa yakalanan bazı siyasetçileri sayarsak; Oğul George W. Bush, Tony Blair ve Margaret Teacher.

Tanı koyabilmek için aşağıdaki sayılan 14 dört bulgudan, 3 veya daha fazlası bir liderde mevcutsa; o kişi hasta demektir,

Dünyayı, güç kullanımı yoluyla kendini yücelteceği bir yer olarak görür.

Öncelikle kişisel imajını geliştirmek amaçlı hareket etme eğilimi vardır.

Görüntüsü ve ifadeleri ile orantısız bir endişe içindedir.

Mevcut faaliyetleri ile ilgili konuşurken, bir mesih gibi yücelme eğilimi taşır.

Kendisini ulus veya kuruluşla bir tutar.

Konuşmalarında kraliyet ailesine özgü bir “biz” ifadesi kullanır.

Aşırı özgüven gösterir.

Kendisi için öteki olan grubu açıkça hor görür.

Diğer insanlar ya da iş arkadaşları gibi sıradan bir mahkemeye değil de sadece tarih ya da Tanrı gibi bir üst iradeye karşı hesap verebilir olduğu duygusunu taşır.

O üst iradenin yargılamasında, haklı olacağına dair sarsılmaz inancı vardır

Gerçeklik ile bağı kopmuştur.

Pervasız, tezcanlı, vesveseli, huzursuzdur, dürtüsel eylemler sergiler.

Uygulamaların, sonuç ve maliyetlerinin dikkate alınmasını önlemek için, uygulamalarını ahlak, dürüstlük hakkında “geniş tasavvurlarına” dayandırır.

·Aşırı özgüven, işlerin ters gidebileceği düşüncesinden yoksun, uygunsuz politikalar oluşturmasına neden olur.(Brain Dergisinde yayınlanan makaleden alıntı)

SİYASETTE MİTOMANİLİK HASTALIĞI


Maalesef günümüzün hastalığı olan mitomanilik en çok siyaset kurumlarımızın içinde sürekli toplumu aladatan,yalan söyleyip vaadlerde bulunup oyalayan bir konumda dipdiri bir iki yüzlülük içinde yaşıyor ve yaşatılıyor.

Üstelik toplumun kahir müslüman olduğu bir çoğunlukta müslüman olduğuna inandığımız değişik kurumların içinde bir kısım insanların mezkur yalanı siyaset kurumlarının merkezinden başlayıp yerel oluşum olan en küçük örgütlerine kadar bulaşmış ve toplumu yok edecek nitelikte maalesef bir hastalıkla karşı karşıyayız.

İslam akidemizde belirlenen büyük günahlar kapsamında yer alan yalan ve riyakarlık, kurumlar tarafından çok iyi bilinmesine rağmen hiyerarşik örgütlenme zincirine sağlam bir direniş tepkisi verilememiş olması bu kurumlarımızın tümünde yaşanılır olması bedenin bir uzvu kanserden nasıl metastas yapmaması için ameliyatla alınıyorsa diğer organlara da sıçramamsı için nasıl önlem alınırsa bu hastalığa da karşı kesin önlem alınması şarttır.

Alınmadığı takdirde kısmı önlemler de çareler yok olacak ve sosyal kurumsal bünye çok yakın zamanda tefessüh ederek yok olmaya aday olacaktır.Bu Allahın sünnetullah kanunudur. Kimse kimseyi aldatmaya,oyalamaya,yalan vaadler vermeye, sözünde durmamaya velhasıl toplumu kendiniz gibi aynılaştırmaya kalkmasın “....onlar öyle bir devrilişle devrilirler ki...” insanlığın yol haritasındaki bu işareti sakın bilmezliğe ve görmezlikten gelmeye kalkışmasınlar enininde sonunda sağ duyunun ve basiretin sahibi olan yüce Allah yapılan çok büyük günah olan bu yanlışın karşılığını mutlaka mezkur durumda bulunanlara tattıracaktır.

 

Anormal olan, toplumda ne kadar olumsuz yanlış ve büyük günah emareleri varsa bu eylemlerin “normal” miş gibi bir algıyla anlaşılır olması hakikaten çok devasa patoloji taşıyan bir sendromdur.

Ey! Siyasetçiler! Sen sadece dünyayı mamur etmeye gelmedin, insanlığın ihayasını inşa etmeye geldiğini söyleyerek sürgit dünya için dünyevileşmek ve gelecek için senin için gayb olan tûlu-û emellerde bulunamazsın ve buna muktedir de olamazsın.

Allah ın rasulü Peygamberimiz a.s ı arza “...güzel ahlakı tamamlamak için gönderildi..”...O Peygamber ki elçilik gelmeden önce bile yüce ahlak üzere yaratılmış bir insandı.

Siyasetçilerin tümüne buradan bir vatandaş olarak sesleniyorum.Bir toplumu asla sürü yerine kimse koyamaz ve yalan söyleyerek de kandıramaz. Yapamayacağını vaatleri de veremez. Hiçbir siyasetçi toplumun bir kısmı tarafından” demokrasi” nin sandık marifetiyle oy çoğunluğuna göre toplumun diğer yarısını görmezlikten gelemez ve asla kata yok sayamaz. Toplumun muhalif olanlarının kabul etmeyen bazı hallerini değiştirmesi için ya da kabul emesi için kimse toplumu zorlayamaz ve buna gücü de yetmez.

Çünkü Allah kul insanlarını, kıyamete kadar tercihleriyle başbaşa bırakmış istediklerini, istemelerinin bir sorun teşkil etmeyeceği tercih üzerine serbest bırakmış ve “dinde zorlama yoktur” demiştir.Görünen ve gözlemlenen o dur ki mevcut siyaset, hiç kuşku yoktur ki toplum nezdinde yalan ve riyakarlık üzerine kurulu olduğu milletimizin çok büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmektedir.

Ancak mevcut siyaset kurumları böyle olunca toplum da aynılaşma sürecine dahil olduğunu göstermektedir.Özellikle siyesetin içinde yer alan,siyaseti dıştan salt oylarıyla destek vererek oyunu kullanan vatandaşların ne yazık ki büyük çoğunluğu toplumu devşirecek ve günah çukuruna gömecek her türlü ANORMALLİĞİ nasıl olur da NORMAL MİŞ gibi görüp yaşananları kabulleniyor. Ve kendisine YALAN ve KÖTÜ olanı bile bile dayatılmasına nasıl da kabul edip göz yumabiliyor bunu gerçekten anlamak mümkün değildir.

 

GÜVENİN OLMADIĞI YALANLARIN ÇOK OLDUĞU İŞ DÜNYASI

Bir de iş dünyamıza biraz özet olarak göz atalım.İş dünyamız da aynı şeytani oyunun ablukası altında yer almaktadır.Bendeniz iş dünyasının içinde yirmibeş yılımı bizzat yaşayarak buradan bir iş adamı sıfatımla sesleniyorum.Gördüğüm ve yaşadığım olay ya da olguların bizzatihi içinden geliyorum.

İş dünyamız da yalanın hatta Mitomanik yalanların say/çatlak dolu fay hattı üzerinde çok büyük savrulmalar yaşıyor yıllardır. Ne zaman kalkınmakta olan ülkeler arasına Rahmetli Cumhurbaşkanımız sayın Turgut Özal'ın başbakanlık yaptığı günlerde hiç görülmemiş bir kalkınma hamlesiyle tanıştı .

Anadolunun insanları.Kendilerini sürekli merkezde tutan İstanbul baronları yavaş yavaş yerlerinde durma noktasında sürgit hamlelerini eskisi kadar sürdüremediler.

Anadolu insanına sayın Cumhurbaşkanımız rahmetli Özal Başbakan iken dış dünyanın yollarını açtı ve dış ticareti teşvik etti ve öğretince bu sefer Anadolu Aslanı,Kaplanları...vd çıktı.Hal böyle olunca İstanbul sermayesi ürktü ve yabancı sermaye dünyasını ortak olarak yanlarına katarak mevcut durumlarını direnerek sürdürmeye çalışsalarda mevcut siyasi iktidarların üst üste oligarşik jakoben azınlığın siyasetlerini ekarte etmeyi başarması “merkez sağ siyaset”denilen mavalın yürürlükte olan geçerliliği de kalmadı.

Haliyle bunlar güzel gelişmelerdi.Ancak üst üste azınlık grubun himayesine olmadan sürdürülen Anadolu siyasetinin başarı trendinde var olması bu siyaset anlayışını çok farklı ve yanlış mecralara evrilen tutum ve tavırlara sevk etti.Kendinini başat gören”istediğimi yaparım” diyen bir gurur yaşanmaya başlandı.Bu gururun ne yaman olduğunu defakto olarak yaşarken pek anlayamazlar ama üzülerek anlamalarını ve doğrusu beklemelerini de istemiyorum.Karşı siyasetilerin kendilerine yapılanlar karşısında nasıl bir bekleyiş içinde olduklarını kanaatimce hesap etmiyor ya da etmek de istemiyorlar görünürlüğünde sanırım.Kendileri bilir tabi.

Mevcut iktidarlar; maalesef Demokratik zeminde yürütülen bütün siyaset biçimlerinin temelindeki alt zeminin çok kaygan olduğunu da unuttular. Bırakalım bu unutmayı bir yana ama yukarıda dillendirdiğimiz kendi nefislerinin Mitomanik temayüllere doğru yelken açmaları gayretullahın karşısında kaygı ve endişelere mutlaka sebebiyet vereceğini akıllarının bir köşesinde tutmaya mecburlar. Aksi takdirde Rabbimizin yaşayan sünnetullahı an be an devrede hazır olarak onları beklediğini de hesaba katmaları gerek.

Bir de onca yabancı sermaye yatırımlarının ülkemizde var olması,dünya emperyalizminin hem bir kazancıdır hem coğrafik bölgeyi istediği gibi içten sarsacak tabiri yerinde olacaksa tehdit unsuru“mayınlar” olduğunu da hesaba katmak gerekiyor. Zira dünyanın konjonktürel siyaset biçimi ekonomileri gözlem altına almakla çökme eylemini bir stratejik tekaddüm olma varsayımıyla bakılması gerekir kanaatindeyim.

Herşeye rağmen Anadolu Aslanları tabirleriyle anımsanan iş dünyamızın salt kendi sahalarında ekonomik alanının içinde olmadıklarını hesaba katmaları gerek.Ülkemizde çoğunluk üretimin tüketim ekonomisine  katkı vererek üretim yaptığını ve ayrıca bazı sektörlerde de batı dünyasına FASON ürünler imal ettiğini de yadsımadan görelim ve bilelim.

Gereken kısa açıklamaları yaptıkatan sonra asıl konumuza dönecek olursak iş dünyamızın da ahlaki bir buhran içinde bulunduğunu görmezlikten gelemeyiz.Mitomanik yalanlar,sözlerinde durmamalar ile üzerinde uzun erimli iş hayatı olamaz.Hatta iş dünyamız da inancımızda Allah ın haram ettiği ve “..O FAİZ BİR YAKICI ATEŞTİR...” diye tanımlanan bir yasak alanın içinde bir Müslüman sermayenin ne işi var?”Ayakta kalmak için dünyaya uymak şart” diyen inançlı iş adamlarımız kimden fetva alıyorlarsa çok yazık.Ortada Kuran ın muhkem emirleri varken.

Zira bu Allah ın emri öyle bir emir ki asla fetva gerektirmez.Yani şimdi Allah ın ayetine  göre ANORMAL olan bir yasak nasıl oluyor da NORMALolarak formatlanıp geçerliliği yürürlüğe alınıyor bunu anlamak mümkün değil.

Bu kocaman bir YALAN dır kimse kendini MİTOMATİK yalanlarla kandırmaya çalışmasın. FAİZ,ATEŞTİR DİYEN BİR DİNİN EMİRLERİ ne hakla çiğnenebilir. Kim verdi bu yetkiyi size kendinizi kandırmayın ANORMALİ  kimse NORMALLEŞTİRMESİN.Allahın emirlerini görmezlikten kimse gelemez.

İş dünyamızda kapitalistler gibi aynılaşıp tek amaç para kazanmak ise ve para kazanırken onlar gibi ticaretin tüm alanlarında an itibariyle sürekli yalan gündemde ise Müslüman sermaye, dediğimiz kimlikler de çok iyi düşünmeleri gerektiğini bilmeleri gerekir.”PİYASA EKONOMİSİ”böyle deyip o koca kapitalist yalana kimse kapılmasın.Yalanla ne din yaşanır ne siyaset ne de ticaret.

Burada piyasa ekonomisinin içinde yer alan aktörler bakınız örnek tabloda güncellerinde her gün kendilerine bile “Güven”problemi olan bir anlayış. Güven duyulmayan bir toplumda nasıl  ardı arkası kesilmeyen yalanlar üretiyor.Basit ama her gün konuşulan yalanın esamesine bir bakın lütfen.
İşte o yalanlardan bazıları;
“SAKIN ALDANMAYIN
-Lafı mı olur abi,ne demek,dükkan senin.-Ben de tam şimdi seni arayacaktım.-Keşke önceden haber verseydin,hazırlık yapardıK-Az önce birine verdim,bende hiç kalmadı.-Kaç kere aradım,cebin hep kapalı.-Yoldayım, beş dakika sonra geliyorum.-Yarına yüklü bir ödemem var.-Trafiği hesap edemedim.-Olsa vermez miyim?-Benim en yakın dostum sensin.-Hiç yalan söylüyor gibi bir halim var mı?-Benim prensiplerim vardır.-Biz de seni konuşuyorduk.-Aramızda kalsın.-Maliyetini kurtarmaz.-Zararına satıyoruz.-Yollar uzak gelemedim.-Senin için ölürüm.-Para beni değiştiremez.-Sensiz yapamam.-Şu dünyada bir gün bile gülmedim.-Ben ölünce değerim anlaşılacak.-Bir milyon dolarım olsa, yarısını sana veririm.-Hiç yalan söylemem.-Sen,bir numarasın”(*Y.Şafak-Mehmet Şeker-18.01.2000-Sakın aldanmayın-yazısından alıntı)


-Ben sana sonra dönerim.-Efendim.....Bey Toplantıda-Ben seni sonra ararım.-Ben sizin konunuzu sonra gözden geçireceğim.-Hallederiz merak etmeyin-Yüzünü gören cennetlik.-Bir şey olursa söylerim-Söz veriyorum aramızda kalacak.-İşlerimi halledince ödeyeceğim.-Bir çaresine bakarız.-Seni düşünmekten bütün gece gözüme uyku girmedi-Dünya ahiret bacımsın.-Valla sarıda geçtim memur bey.-Valla bu size çok yakıştı.-Bir kez olsun yüzüm gülmedi.-Şu an yetmiş milyon bizi izliyor.-Sen bir de beni gençliğimde görecektin.-O elimdeki tek kaldı başka yok.-Doğduğumdan bu yana hiç yüzüm gülmedi.-Hayatımda hiç ilaç almadım.

Görüldüğü gibi “Serbest Piyasa Ticareti” buradaki yalanlarla ne kadar ayakta kalabilir?. Toplumsal çürüme parasızlıktan olmaz.Bir toplum Ahlaksızlıktan batar.Tarih boyunca tüm kavimler ve devletelerin bir çoğu ahlaksılıktan batmıştır.Allah ın emirlerine gale almayan ve fetvalarla yaşamaya kalkanlar şunu çok iyi bilmelidirler ki toplum olarak felaket kapımızda. Tefessüh ederek çürümeyi izale edip tevbe etmeli yepyeni bir hayata başlangıca hayetın bütün alanlarına taşımalıyız.S.O.S veren bir yaşam biçiminin gemisinde yaşıyoruz bu durumun farkında olmalıyız.

Sonuç olarak;siyasetten başlayan arızalar iş hayatına oradan da hayatın tüm alanlarına siyaret edeceğini aklımızda tutmalıyız ve ona göre dosdoğru hakikatin bilgisiyle yaşamalıyız. Allah a kul olmak bilincinde olamaklığı yeğlemeliyiz zira başka yol ve yöntemler kul insana kapalı olduğunu bilmek zorundayız.Bizden söylemesi.Kimseyle alıp vereceğim bir şey yok kimseyi de kendime düşman kazandırmak istemiyorum.Ne siasetle ne de iş dünyasına karşı bir düşmanlığım da olmaz.Bu yazı sadece dışardan bakan insanların seslerini burda yansıtmak ve Kuran da yüce Allah ın vahylerinin bir kaçını hatırlatmaktı maksadımız.Esenlik içinde kalınız....

(Kur'an da üç yüz yerde yalan dan sakınılması ayetleri vardır)

“Yalan sözden sakınınız!” (Hac, 22/30)

Son Güncelleme (Pazar, 08 Mart 2015 22:11)

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #3 RE: MİTOMANİ PATOLOJİSİ ARAMIZDA 2015-07-29 10:30
Kendisinde mütefekkir kumaşı olan ve onun değerini veren ender insanlardan Naci beyin hassasiyetle ele aldığı ve geniş araştırmalarla desteklediği tezi karşısında söylenecek pek fazla bir şey olamaz. Tebriklerimi, teşekkürlerimi, selam ve sevgilerimi sunarım.
Alıntı
 
 
+2 #2 RE: MİTOMANİ PATOLOJİSİ ARAMIZDA 2015-03-05 14:51
Değerli Naci Bey,
Yazınız; emperyalist ve kapitalist oluşumların günümüz Türkiye'si ile birlikte halkı yeterince bilinçlenmemiş, birey olamamış toplumlardaki çürüme ve yozlaşmaya neden olan durumları tüm çıplaklığıyla anlatan bir yazı. Gönlünüze,bilgi nize, kaleminize sağlık.
Sizi kutluyorum . Bu yazınızın, sivil toplum kuruluşlarına da ulaşacak şekilde sosyal iletişim organlarınca da paylaşılması için elinizden gelen çabayı göstereceğinize inanıyorum. İzmir,Halil Ay
Alıntı
 
 
+2 #1 TebrikMehmet Ali OĞUZ 2015-03-05 11:22
Bu dünya hepimize yeter. Değerli araştırmacı yazarı en içten duygularımla tebrik ediyorum. Toplumların en büyük hastalığına dikkat çeken incelemenin tüm aydınlarca üzerinde düşünülmesi gerek.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2189
Dün2500
Tüm Zamanlar4217644
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 85 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2413
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?