Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon NEYİ KAYBETMEKTEN KORKUYORUZ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


mehmet_aliGazetelerden veya Tv. ekranlarından çöp evler ile ilgili haberleri okumuş veya görmüşsünüzdür. İbretle izlediğimiz bu haberlere konu olan yaşlı insanlar, o topladıkları nesnelerin kendileri için çok lüzumlu olduğuna inanmışlardır. Toplumsal sağlık için tehlike doğduğunda belediye yetkililerine o insanların nasıl direndiklerine tanık olmuşuzdur.

Kendilerini daha akıllı olduklarını sanan bazı insanlar ise altın, para, tapu vs. biriktirmeyi tercih etmektedirler. Biriktirilen bu nesneleri bazen hayatlarını bile feda ederek koruduklarını görürüz. Onları kaybetme korkusu ile uykusuz kalınabilir, kaybolmamaları için bir sürü çare üretilebilir.

Ömrü boyunca dilencilik yaparak servet toplayıp rezil bir hayat süren veya öldükten sonra çok sevdiği otomobili ile birlikte toprağa gömülmek üzere mezar hazırlatan insanları da duymuşsunuzdur. Kimi insanlar da lâyık olmadıkları halde toplum içinde saygınlık kazanma telâşına düşmektedirler. Bu onlar için her şeyden daha önemlidir. Herkesin kendisinden akıl almasından son derece mutlu olurlar.

Şöyle gözümüzü kapatıp bir düşünelim; Acaba şu an dünyanın tüm insanlarının önümüzdeki yüz yıl içinde hâlâ yaşayacaklarını düşünebiliyor musunuz? Çoğumuz ana ve babamızı toprağa verdik. Önümüzdeki yüz yıl içinde de evlâtlarımız ve torunlarımız da bu dünyada olmayacaklar.

Bunları neden düşünüp yazıyoruz ki? Sakın aklınıza “O zaman hiç çalışıp çabalamayalım” diye bir cevap gelmesin. İnsanları tembelliğe sevk etmek gibi bir mesaj vermekten Allah’a sığınırız. Yukarıda verdiğimiz örnekler, maddî hayatımız için gerekli olan ve Allah’ın tüm insanların yararlanmasına sunduğu nimetlerdir.

Eğer bu dünya hayatından sonra ebedî olarak kalacağımız bir âhiret hayatına inanıyorsanız, “Ne malın ne de evlatların yarar sağlamayacağı” o günün dehşetinden haberdarsınız demektir. Eğer inanmadığınızı, ateist olduğunuzu iddia ediyorsanız, o zaman kesinlikle içinize bir “acaba?” sorusu beyninizi devamlı meşgul ediyor demektir. Âhiret hayatına inanan insanlar, Rabbimizin rızasını kazanabilmek, kulluk görevlerini yerine getirmek için çalışırlar. Öğrendikleri biçimde ibadet ederler.

Dünyadaki tüm insanları ve varlıkları yoktan yaratan, terbiye edip eğiten, yarattıklarını belirli bir programa uygun olarak birtakım hedeflere götüren, gelişmeyi programlayıp yöneten Rabbimiz’in muradı, geçici bir süre için insanlar birbirlerini sömürsünler ve öldürsünler diye midir? Merhameti sonsuz olan Rabbimiz insanların sulh ve sükûn içinde yaşamaları için gerekli kuralları elçileri marifetiyle tüm insanlara duyurmuştur. Bu kuralların tümü son elçi Muhammed (A.S.)’a vahyedilen Kur’ândadır. Bu hikmet içerikli âyetler, toplumda zulüm ve fesadın engellenmesi için gerekli kanun, düstur ve ilkelerdir.

Bu ilkeler dışında Rabbimizin buyurmadığı, Rab yerine kural oluşturan bir takım insanlar tarafından bize kadar intikal eden ritüelleri (yapmacık, taklit davranışlar) uygulamak veya bazı sözcüklerin tekrarlanmasını kulluk görevi olarak kabullendiğimiz takdirde şöyle bir açmaz içine giriyoruz.

Örnek vermek gerekirse; Kur’ânda; “En hayırlı salâtın terk edilmemesini” bildiren Rabbimizin bu emrinin öz anlamından çıkartılarak zamanımıza “Cuma namazını kılmak” olarak anlaşıla geldiğini öğrendiğimizde, haklı olarak bir endişeye kapılıyorsunuz. Salâtın, toplumda gerek ekonomik gerekse zihinsel açıdan destek sağlanması, iyilik ve güzellik üretilmesi olduğunu, Cuma salâtının da, o bölgedeki Müslümanların haftalık gündem toplantısının kesinlikle terk etmemelerini, o bölgedeki Müslümanların sosyal, hukukî problemlerinin çözülmesi amacıyla mutlaka bir araya gelmeleri gerektiğini öğrendiğiniz zaman; İblis hemen “Ey filân!  Bunca yıl salât-ı vusta olarak bildiğin ve uyguladığın Cuma namazını kılmaya devam etmelisin, Peygamberimiz de bunu böyle anlamış ve arkadaşları da böyle uygulamışlardır. Atalarından sana kadar intikal eden Önündeki ciltler dolusu hadis külliyatında da böyle anlatılmaktadır. Şurada birkaç yıl ömrün kaldı. Şimdi sapıtıp da Cehennem’e mi girmek istiyorsun? Bak sana Cuma namazını kılmayı terk ettirmek istiyorlar. Haftalık gündem toplantısı da neymiş, şimdiye kadar böyle anlaşılmamıştır. Sakın bu oyuna gelme. Dinini bozmak isteyenlere kulak verme” tarzında vesvese vermeye başlar.

Oysaki bizim namaz olarak bildiğimiz “Rabbinizi aklınızdan hiçbir zaman çıkarmadan alçala alçala dua ediniz” emrini, dinimizin tek kaynağı olan Kur’ândan okur dururuz. Buna rağmen imanımızı kaybetmekten korkarak “Şimdiye kadar uyguladığım ritüelleri bırakamam” diyebilirsiniz. Kaybetmekten korktuğumuz maddi varlıklarımız gibi inançla ilgili yapa geldiğimiz ibadetlerimizin bizleri Cennet’e götüreceğini şiddetle savunuruz.

Veya “Her gün şu kadar salâvat getirirsen, Cennet’e girersin”  Yani her gün “Allah’ım sen Peygambere yardım et” diye beş yüz veya bin defa tekrarladığımızda Cennet’e girivermek kolayımıza gelebilir. Rabbimiz ise Ahzâb suresinde Peygambere sağlığında yardım ettiğini, inananların da ona yardım etmeleri gerektiğini Kur’ânda bildirmiştir. Peygamberimizin ölümünden sonra bu misyon, tüm inananlar için bir görev olarak devam etmektedir.

Kur’ân dışında doğruluğuna inandığımız bilgi kaynaklarının Kur’ân ile sağlamasının yapılması gerekir. Şu Kur’ânî bir gerçektir: “ŞÜPHESİZ KESİNLİKLE SİZ KUR’ÂNDAN SORGULANACAKSINIZ.” Kaybetmekten korktuğumuz hurafe içerikli bilgi kaynaklarımızı bir daha gözden geçirelim.

“ Ve şüphesiz Biz, bu Kur'an'da insanlar için her örnekten evirdik çevirdik [geniş geniş açıkladık]. İnsan ise, tartışma yönünden her şeyden daha çok olandır.” (Kehf 54)

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.

Son Güncelleme (Çarşamba, 27 Mayıs 2015 12:06)

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
+1 #2 RE: NEYİ KAYBETMEKTEN KORKUYORUZ? 2015-05-20 08:42
Sevgili kardeşim;
Yine bizi irşad etmeye devam ediyorsun. Seçtiğin örnekler olağanüstü, güçlü, basit ve akılda kalıcı.
Devamı dileğiyle selam ve sevgilerimi sunarım.
Alıntı
 
 
+1 #1 Neyi Kaybetmekten korkuyoruz 2015-05-19 14:27
Toplumun her kesimine hitap eden uyarıcı bir yazı.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1193
Dün2585
Tüm Zamanlar4113938
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 65 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2237
İçerik : 1491
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?