• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon İFTAR SOFRALARI ve TELEVİZYON PROGRAMLARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

 

mer_naciKur’an ayı olan Ramazan ayı yemek festivaline dönüşünce, Ramazan’dan beklenen maksat hâsıl olmuyor. Zihin ve kalbi beslenmenin yerini bedenin beslenmesi alıyor. Çıkılan teraziler imanın değil, bedenin ağırlaştığını göstergesi oluyor.

 

Nasıl oldu da Kur’an’ın doğum ayı olan Ramazan ayı, beslenme ve yemek festivaline dönüştü? Muhakkak ki herkesin bir cevabı vardır. Fakat biz bu cevapları sıralayacak değiliz. Yazının asıl maksadı iftar sofralarının neye dönüştüğü değil; neye dönüşmesi gerektiğidir. Yarın bize gel iftar edelim; sonraki gün de biz size gelelim iftar edelim. Evlerde yemek pişirme telaşları, güzel olur mu endişeleri. Biz onlardan geri kalmayalım, mahcup oluruz kaygıları, yemek çeşitleri vs. Yemekten sonra geğirmek için gayretler, soda seansları… Ne iftardı ama kabilinden kibir kokulu havalanmalar.  Yapmayalım, etmeyelim, bu türden iftar sofraları kurmayalım, bu düşüncelerle kurulan sofralara da kurulmayalım. Ailemizle, büyüklerimizle, çocuklarımızla birlikte iftar etmenin sevincini yaşayalım. Ramazan ayının en büyük ikramının Kur’an olduğunun konuşulduğu muhabbetlerle iftarlarımızı anlamlı kılalım. Fakirlerle süslenmeyen sofraları yüreklerimizi değil; midelerimizi süsleyecektir. Oysa iftar sofralarının böyle bir muradı yoktur, olmamalıdır. Belediyelerin iftar çadırlarının kibir çadırları olduğunu da unutmayalım. Çadırı kuranlar hava atacak, şu kadar kişilik iftar çadırı kurdum diye.  Çadırların demirbaşları vardır; gerçek fakir fukaranın haklarını yerler. Elhamdülillah yerine “bu akşamki iftarı da bedavaya getirdik”derler. Belediye başkanlarını şişirecek çadır iftarlarından da uzak duralım. Kardeşlik, komşuluk ilişkileri gelişiyor yalanlarıyla da birbirimizi kandırmayalım. Çadırlara doldurulan insanlarla bir bardak çayını paylaşmayanlar onun bunun imkânlarıyla hava atmasınlar. Siz gerçek ihtiyaç sahibini oralara getirtip kameraları yüzlerine dayatıp o insanları utandırmaya hakkınız yoktur. Adam gibi yardım edecekseniz yardımları evlerine ve geceleri ulaştırın da onların onurlarını incitmeyin. Hava atma hastalığı öyle menem bir şeydir ki ne onur dinler, ne nezaket dinler.

 

Televizyonların allameleri Ramazan ayı boyunca ekranları kaplayacaklar. Ramazanımızı bunlardan da koruyalım, Ramazanımızı kollarken, orucumuzu, imanımızı korumuş olacağımızı unutmayalım. Bu allamelerin bilgileri samimiyeti öldürdü, o nedenle bu tipler samimiyetin de katilleridirler. Bunları tanımadan, bunları bilmeden ve görmeden önce yaşadığımız Ramazanlarımız daha bir güzeldi. “Nerede o eski Ramazanlar?” öykünmelerini şimdilerde daha iyi anlıyoruz. Meğer aradığımız ve özlediğimiz eski fakir günlerimiz değil; o günlerdeki samimiyetimizdir. Oysa biz samimiyeti kaybetmişiz ve bu kaybediş maalesef televizyon allameleriyle ve akademisyenlerle başladı. O yok, bu yok, şu yok diyenlere sen de yoksun arkadaş deyip televizyon kumandasının düğmesine basmayı becermeliyiz. Bunları seyredeceğine sofraları seyretmek, o sofraları hazırlayan annelerin, eşlerin gayretlerini, emeklerini seyretmek daha hayırlıdır. Hikâyecileri, kavalla insanları koyun gibi uyutanları, bir hurma ile oruç tutanları anlatarak parayı vuranları dinleyip de Allah aşkına imanımıza ne katacağız? Anlata anlata bitiremedikleri asr-ı saadetin bir ütopya olduğu gerçeğini bu millete maalesef anlatmayacaklardır. Nasıl bir asr-ı saadet ki;  Peygamberimizin eşine, annemiz Hz. Aişe’ye iftira atılabilmiş, halifeler suikastle öldürülmüş, Sahabeler birbirlerine kılıç çekip, ok atabilmiş? Kur’an sayfalara okların, mızrakların uçlarına takılabilmiş. Ondan sonra asr-ı saadette öyleydi, asr-ı saadette böyleydi. Anlat anlat iyi uyutuyorsunuz(!) Medine’nin keçilerini kaval eşliğinde anlatmak varken, Medine Tarhanası’nın her derde deva olduğunu söylemek varken hakikatlere ne gerek var ki? (!)

 

Degerli Yazarimiz ÖMER NACİ YILMAZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazartesi, 04 Ocak 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2759
Dün5992
Tüm Zamanlar4631038
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 115 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 923
İçerik : 1505
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?