Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


mehmet_aliAğlayarak girdiğimiz sınav salonuna (Dünya’ya) gelmemize vesile olan ana-babamız doğum sonrasında sevinç gözyaşları döküyordu. Doğum öncesinde ise, sağlıklı bir çocuk olmamız ve bizi aylarca karnında taşıyan anamızın doğum esnasında hayatını kaybetme endişesi ile Allah’a yaptıkları dualara aksetmişti.

Altmış-yetmiş senelik bir ömür için çocukluk çağımızda ana-babamızın korkuları bu defa istikbal kaygusuna dönüştü. İlk eğitimi şefkatli anamızın bağrında aldık. Ana dilimizi, terbiye kurallarını, toplum içinde başımıza gelebilecek tehlikelere karşı kendimizi koruma bilgileri ile donatıldık.

Bilgelik çağına ulaştığımızda ise ana-babamızın daha evvel yaşadıkları korkuyu bizler yaşamaya başladık. Yaşlanan ana-babamızın maruz kaldıkları hastalıkları nedeniyle ölüm öncesi yaşadıkları sıkıntılarını yüreklerimize hapsettik. Ancak ölüm hayatın en gerçek bir safhasıydı. Bu acıları da yaşayarak unuttuk. Çocuklarımızın geleceği için çalışmamız gerekliydi. Bu hengâme içinde yıllar çarçabuk geçti. Korkularımız sadece istikbal endişelerinden ibaret değil. O kadar çeşitli ki. Bu korkularımızdan iki tanesini tahlil etmeye çalışalım.

1-Unutulmak Korkusu!

İnsanoğlu ölüm gerçeğini inkâr edemeyeceğinden, hayatta kalanların kendisini hatırlamaları için çeşitli yöntemler oluşturmuştur. Bunlardan çoğu hayatta iken zulüm ettikleri insanlar tarafından sevilmediklerini bildikleri halde mezarlarını görkemli biçimde inşa ettirmişlerdir.

İlim adamlarınca yapılan arkeolojik kazılarda dünyanın muhtelif yerlerinde bu tip mezarlara çokça rastlanılmaktadır. Dünyanın sayılı harikalarından sayılan Firavun mezarları bunun en tipik örneklerdendir. Aslında bu insancıklar, unutulmamak kaygusu ile yaptırdıkları bu anıtlar ile tüm dünya insanlarını diktatörlüklerine tanık yapmışlardır. Yaşadıkları çağda kendilerini Rab olarak kabul ettirdikleri insanlar ile binlerce yıl sonra dünyaya gelen bizleri de aynı tanıklığa ortak kılmış olmaktadırlar.

“Sonra Firavun ve adamlarının kendilerini ateşe atacağı KORKUSUNDAN dolayı Mûsâ’ya kendi toplumundan bir soydan başka kimse iman etmedi. Ve şüphesiz Firavun yeryüzünde çok üstün idi ve o kesinlikle sınırı aşanlardandı.” (Yunus 83)

Ey Firavun ve onun izinden giden müsveddeler! Hiç şüphesiz unutulmadınız. Mahşerde sizlerin zorbalığınıza tanık olacağız. Hiç merak etmeyin.

2-Yanlışlarımızı terk etme korkusu!

Bu da ne demek? Diyeceğinizi tahmin ediyorum.

Çoğumuzun yaşam tarzı haline gelmiş inanç veya ritüel davranışlarımızın akla, mantığa ve Rabbimizin Kur’ânî mesajlarına aykırı ve anlamsız olduğunu bir vesile ile öğrendiğimizde ilk anda bocalarız. İblis yani düşünce yetimiz hemen ham fikir üreterek, bizleri şüpheye düşürür. Meselâ Cuma namazlarında hutbe öncesinde okunan Ahzab suresinin 56. âyeti okunduğunda hemen peygamberimize salâvat getiririz. Çünkü çocukluğumuzdan bu yana aldığımız eğitim ve öz anlamından kopartılmış meallerden okuyup öğrendiğimiz böyle idi. İşte Diyanet mealindeki anlamı:

“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin.”

Bir de Kur’ânın Muhammed (A.S.)’a vahyedildiği 1400 yıl öncesindeki kelimelerin öz anlamları dikkate alınarak yapılan kadim lügatler üzerindeki çalışmalar sonucunda ortaya çıkan meale bakalım.

Şüphesiz Allah ve doğadaki güçleri/indirdiği Kur’ân âyetleri Peygamber'i destekliyorlar/yardım ediyorlar/arka çıkıyorlar. Ey iman etmiş kimseler! Siz de Peygamber'e destek olun/O'na yardım edin/arka çıkın ve O'nun güvenliğini tam bir güvenlikle sağlayın! 

Şimdi birlikte düşünelim; Salâvat getirdiğimizde bu selâmın melekler vasıtası ile Peygamberimize iletildiği yolundaki rivayetler ile yetişmiş olduğumuz bir gerçek. Hatta bazı gecelerde “şu kadar salâvat getirirsen Cennet’e girersin.” tarzındaki söylemler ile kolayca Cennet’e girivereceğimizi düşünmek pek de hoşumuza gider.

Oysa Rabbimiz bu evrensel mesajında; Peygamberimize hayatında mü’minlerin yardımcı olmasını emretmektedir. Peygamberimiz öldüğüne göre bu görev sona mı erdi? Hayır. Şimdi de aynı misyonu tüm mü’minlerin üstlenmesi gerekli. Acaba bu görev kolay mı?

İşte karar zamanı. Korkuyoruz değil mi? Bunca yıl salâvat getirdim. Boşa mı gidecek bunca salâvat?

Rabbimizden, bizleri kendisinden başka kimse önünde eğilmememiz ve aklımızı kullanmamız için iradelerimize güç vermesini dileriz.

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.

Son Güncelleme (Cumartesi, 04 Temmuz 2015 00:19)

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #1 RE: KORKU 2015-07-04 09:10
Tebrik ediyorum M. Ali Abi... Aklınıza ve kaleminize sağlık. Saygılar, selamlar.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2113
Dün3798
Tüm Zamanlar3948129
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 133 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2103
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?