Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon TURANA DOĞRU (3)

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 8
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

TÜRKİYE BÜTÜN TÜRK HALKLARININ VATANIDIR

 

MadibesSabah olmuş, takvimler 1 Ekim 2015’i gösteriyor, saat 7.45 ben otelin on beşinci katındaki odamdan dışarıya bakıyorum. Hava açık ve güneşli, camı açınca soğuk hava içeriye hücum etti. Burası biraz şehrin dışı olmalı, her yanda yeşil ağaçlar var. Biraz uzakta iki fabrikanın dumanları yükseliyor. Sonradan öğrendik biri ısıtma merkeziymiş. Bütün şehir tek merkezden ısıtılıyormuş. Pencerenin camını açıp, görebildiğimce şehrin resimlerini çektim. Otelimizin hemen önünde bir futbol sahası vardı. Daha ötede, İdil ile Kazan Nehrinin birleştiği yer, sanki büyük bir göl oluşmuş. Üzerinde büyük gemiler yüzüyordu. Nehir üzerinde baraj yapılmış, her taraf ova olduğundan suyun dolgusu yüzlerce kilometre uzakları kaplamış. Kazan şehri ortada bir yarımada gibi kalmış.
 

Sabah dokuzu geçe otelden çıkarken Kazan’da hava günlük güneşlikti ama akşamkinden daha soğuktu. Türkiye’den yazlıklarla gelmiştik, burada kışlıkları giydik. Birçok arkadaşımız tedbirsiz gelince büzülmeye başladılar, yanında kışlık kıyafetleri olanlardan faydalandılar.
 

Saat dokuz sıralarında otobüslerle otelden ayrıldık. Şehrin sakin ve geniş caddelerinden geçerek Kazan Kerim Tincurin Tiyatrosu’na doğru gidiyorduk. Yol boyu görebildiğimizce şehri izlemeye çalıştık. Zaman zaman eski binalar, uzun zaman önce yapılmış yollar, kaldırımlar ve şehir içi ağaçları seyrettik. Heykellerdeki heybetler dikkat çekiciydi. Bizdeki heykellerin bunların yanında ezik kaldığını düşündüm. Sanata önem verdiklerini görmemek elde değildi. Aslında bunu şehrin her dokusunda fark edebiliyorduk. Binaların renkleri bile insanı rahatlatıyordu.
 

Tiyatroya geldiğimizde hâlâ sokaklar ıssız ve her taraf temizdi. Tiyatronun içi kalabalıktı. İçeri girince uzatılan mikrofona bir şeyler söylemem mümkün değildi çünkü soruyu anlamamıştım. Bayan Rusça konuşuyordu. Etrafımdakilerden yardım bekledim fakat aldıran olmadı. Ben de herhalde etkinlik hakkında soruyordur deyip iki dakika kadar Türkçenin Şiir Şöleni hakkında bilgi verdim. Bayan hep gülümseyerek yüzüme bakıyordu. Teşekkürü Türkçe yaptı, soruyu anlamadığımı sanırım anlamıştı.

Biraz sonra, Kazan Kerim Tincurin Tiyatrosu tamamen doldu. Başka ülkelerden gelenlerin yanı sıra çok miktarda yerli halk da gelmişti. Tiyatronun zemininden ayrı iki katta balkonu vardı.
 

Tataristan Yazarlar Birliği Başkanı Rafis Kurbanov ilk konuşmayı yaptı: “Yirmi ülkeden şairler geldi… Türkçenin şiir şöleni iyi bir tanışma fırsatı olacaktır… Bu şölen sırasında sadece şiir konuşulacak.” Dedi.

Arkasından D. Mehmet Doğan “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim,” diyerek konuşmasını sundu. Özet olarak şunları söyledi:
 

(Kazan’la; bu çok çileler çekmiş, büyük badireler atlatmış, güngörmüş güzel şehirle tanışmak; onun yüzlerce yıllık şiir sesini duymak ve bugüne gelen şairlerini yakından tanımak...
 

Ülkelerimizin edebiyatçıları, şairleri bin yıllık kültürümüzün bütün yükünü asırlarca taşıdılar. Edebiyat ve düşünce beraber yürüdü.

İstanbul’la Kazan; modernleşme tarihimizin iki büyük medeniyet merkezi. Biz “yenileşme” veya “teceddüt” derken, siz “ceditçilik” dediniz. 19. asrın başında faaliyete geçen Kazan basmahanelerinde hem Türkistan’ın ilim ve edebiyat eserleri, hem de Anadolu ve Osmanlı sahasının ilim ve edebiyat eserleri çoğaltıldı. Coğrafyalar aşan hikâyelerimiz ve kahramanlarımız oldu. Asırlardır bizi güldürürken düşündüren Nasreddin Hoca, Kazan’a 19. asırda Nasreddin Efendi olarak geldi ve aynı tesiri uyandırdı. Müşterek edebiyatçılarımız, fikir adamlarımız, ilim adamlarımız ufuklarımızı açtı. Ünlü Kazan’lı yazar Fatih Kerimi, aynı zamanda bir İstanbul yazarı olarak bilinir. Hayatını Türkiye’de tamamlayan Yusuf Akçura Tataristan’da doğdu, Üç Tarz-ı Siyaset isimli meşhur eserini bu şehirde kaleme aldı. Fakat kitap Mısır’da, Kahire’de yayınlandı. En fazla nerede okundu derseniz, cevabı “İstanbul” olmalıdır.

Coğrafyalar aşan, sınır tanımayan bir düşünce ve edebiyat varlığından söz ediyoruz. Gerçekten yüz yıl önce böyle bir dünyada yaşıyorduk. Gaspıralı İsmail Kırım’ın Bahçesaray şehrinde Tercüman’ı yayınlıyor, bütün dünyamızın tercümanı oluyordu. Dilde, fikirde, işte birliğe çok yaklaşmıştık. Kazan’da, Kahire’de, Tiflis’te, Bakü’de, Tebriz’de, Taşkent’te basılan kitaplar şehirler, ülkeler dolaşıyordu. Mehmed Âkif’in İstanbul’da yayınladığı Sebilürreşad dergisi, Kazan’da, Taşkent’te, Buhara’da okunuyordu. Kazan’da ilim tahsil eden Türkistanlılar az değildi, İstanbul’da okuyan Tatar aydınları da bir hayli fazla idi.
 

Dilimizin Kıpçak sahası Tataristan’dan Mısır’a engin bir deniz gibi... Binlerce yıllık dil ve kültür mirasının bugünkü kahramanları, Tatar şairleri, edebiyatçıları; onları saygıyla, muhabbetle selâmlıyorum... Bugün var olmak, dünden ayrı değil. Siz önemli bir insanlık mirasının, güçlü bir dil ve edebiyat varlığının bugünkü temsilcilerisiniz.
 

Bugün dünya, insanlığın binlerce yıllık tarihî mirasını korumak için büyük meblağlar harcıyor... Binlerce yıl öncenin günlük eşyaları, sanat eserleri, mimari mirası bir şekilde korunuyor. Dil ve edebiyat mirasının korunması da aynı derecede, hatta daha da önemlidir. Bugün burada bulunuşumuz bu mirasın Kazan’da korunduğuna, dahası yaşatıldığına şahitlik etmek içindir.

Türkiye bütün Türk Halklarının birinci vatanı değilse, ikinci vatanı.)
 

Tataristan Milletvekili Rezir Bey açılış konuşmasını da: “Aslında bizim şiirimiz tarihimiz ortak. Biz birbirimizi anlıyoruz. Burası sizin de vatanınız. Siz buradan gittiniz, buralısınız. O zaman ne diye tercüman kullanalım. Bizim hepimiz aynı dili yani Türkçe konuşuyoruz…” diyerek konuşmasında tercüman kullanmadı. Bu konuşması şölen boyunca unutulmadı ve alkışlandı.

Altay Cumhuriyetinden İvan Bey konuşmasında; “Bizim çalışmalarımız Orhun Abidelerini UNESKO’nun listesine alınmasını sağladı. Onun için Türk Dünyası Şiir Şöleni bugün bizim için çok önemli,” dedi.
 

Tataristan Kültür Bakan Yardımcısı konuşmasında; Türksoy’un bir yıl önce Kazan’ı kültür başkenti kabul ettiğini söyledi. “Ortak kültürümüz, ortak tarihimiz bizi birbirimize yaklaştıracak.” sözleriyle konuşmasını bitirdi.
 

Türkiye Baş Konsolosu Turhan Dilmeç: Tataristan’ın önemli bir şairi olan Abdullah Tukay’ın köyden şehre geldiği zaman yazdığı ilk şiiri okuyarak konuşmasına başladı. “İdil-Ural bölgesi özellikle Kazan uluslararası birçok spor etkinliğine ev sahipliği yapmıştır. Tukay’ın memleketi hak ediyordu 11. si nasip oldu. Bu yıl Rusya genelinde edebiyat yılı olarak ilan edildi. Türkçe’nin Şiir Şöleni bunun için bu yıl burada yapılması çok uygun düştü…” diye sözlerine devam etti.
 

Kazan Filoloji Enstitüsü Müdürü sözlerine “Milleddaşlarım” diyerek başladı. Bu hitap salondakiler tarafından uzun uzun alkışlandı.

Türkiye Yazarlar Birliği Başkanı Hicabi Kırlangıç: “Ben bugün buradaki konuşmalardan çok şey öğrendim… Şiir bizi burada buluşturdu. Bundan güzel buluşma olamaz. Yirmi iki yıldır devam eden bu şölende belki en az etkisi olan TYB’dir. Bu şölende şairlerin etkisinin en büyüğü; şiirleriyle baharımızı canlı tutmaya devam eden şairlere güç vermesini dilerim. Bu buluşmalar Türkçemizi birbirine yakınlaştırarak şairlerimizi de birbirine yaklaştıracaktır...” sözleriyle konuşmasına devam etti.
 

Tatar Milli Müzik Korosu müthiş bir konser verdi. Rüstem Maykov’un sunduğu müzik örneği uzun zaman akıllarda kalacağa benzer. O kadar sesi tek başına nasıl çıkardı merak konusu. Sanatçı tek başına bir orkestra gibiydi. Arkasından bayan şarkıcı Riside Ganimova güzel sesiyle üç parça okudu. Yunus Bakiyev, Tatarca söyledi ama sanki biz Anadolu’da türkü dinledik. Sahneye çıkan üç bayan, iki erkekten oluşan folklor ekibi hem çaldı hem de söylediler. Hızlı oyunlarıyla salonu coşturdular biz de ağzımız açık seyrettik.
 

Çuvaşistan’dan gelen, Liudmila Nikolaeva, Albime Yanatu, Liudmila Nikolaeva adlı üç bayan mahalli giysileriyle şölen boyunca ilgi çektiler. Resimler en çok onlarla çekildi.
 

Abdullah Tukay Şiir Faslında sözü şairler ele aldı. Birçok ülkeden gelen şair şiirini okudu. Tatar Şairi Renat Haris; “Şiirsiz dünya yapraksız ağaç gibidir, hiç keyif vermez,” diyordu.
 

Türk Dünyası Şiirde aynı dili konuştu…

Son Güncelleme (Perşembe, 15 Ekim 2015 12:54)

 

Degerli Yazarimiz Mahir ADIBEŞ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazartesi, 05 Aralık 2011.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün3020
Dün3100
Tüm Zamanlar4123481
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 153 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2349
İçerik : 1491
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?