Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

KAZAN UTLARI (IŞIKLARI): Mesğut Ğaynetdin ve Ravil Fayzullin

Mahir_AdibesKazan’a geldiğimizin üçüncü günü, 3 Ekim 2015 Cumartesi, hava dünkünden daha soğuk. Bu gün Tataristan Yazarlar Birliğine erken geldik. İnsanlar birbirlerine daha yaklaşmışlardı, bazıları binanın dışındaki girişte bazıları da içeride öbek öbek sohbet ediyordu…

Zakir Remiyev Şiir Faslı Başladı. Artık dinlenmişti can kulağıyla şiirleri dinlemeye başladık. Tataristan’dan şiir okumak için çıkan kilolu adam en uzun şiirini okudu! Yaklaşık altı buçuk dakikada üç kelime söyledi. Cebinden kâğıt çıkardı iki buçuk dakikada sadece bir kelime okuyabildi. Alkışlarla sahneden indi. Dışarıda benimle fotoğraf çektirmek için koluma girdi. Adamın ayakta duracak hali yoktu.

Yavuz Akpınar Hoca dışarıda, gri gömlekli, lacivert pardösülü, başında siyah Tatar fesi bulunan yaşlı bir adamla konuşuyor. Yıllar üzerinden acımasız geçmiş. Adam tam bir arşiv, Yavuz Hocayla tanışıklığı oradan, Hocanın geldiğini duyunca kitapları alıp gelmiş. Bu kişi Türkçülük tarihini yazan Mesğut Ğaynetdin. Bu kitap yeniden baskı yapmış heyecanla hocaya onu anlatıyordu. Mesğut Amcaya yaşını sordum, “seksen iki” dedi. Maşallah yaşına rağmen çok dinçti. Bir temel taşı kitaplar üzerinde sadece sohbeti, elini öptürmüyor boynuma sarılıyor… Fatih Kutlu Kahraman Maraş’tan on yedi yıl önce gelip burada evlenip yerleşmiş, kitap tercümesi yaptığını söyledi. Özlemiş memleketi. “Yıllar geçtikçe daha da birikiyor içimdeki hasret,” diyor. Yavuz Hoca bir yazarı sordu, “öldü” dediler ortam sessizliğe boğuldu… Temelden bir taş daha kaydı, dedim içimden.

Mesğut Ğaynetdin amca Türk tarihi için önemli bir kimse yaşı oldukça geçkin. Bırakmak istemiyoruz elbet ama iki gün sonra Türkiye’ye döneceğiz. Mesğut amca yine sessizliğe gömülecek. Orada onunla ilgilenen üç kişi oldu!..

Ravil Fayzullin, kartını veriyor ama Kiril harflerini okuyamıyorum. Eliyle Kartın kenarına adını benim anlayacağım harflerle yazıyor. Ravil, yirmi beş yıl “Kazan Utları”  (Ut: Işık) adlı edebiyat dergisini çıkarmış. Onu bu gün çok heyecanlı gördüm adeta yerine oturamıyordu. Konuşması gereken adam bu ama dinliyordu. Neyse sırası geldi kürsüye çıktı çok kısa konuştu, aslında konuşmadı bile yerine tercüman anlattı. Bu günü sanki ömür boyu beklemiş. “Bu şiir şöleni burada bitecek mi?” diyor. Ona cevap olarak ne diyelim? O insanlar Kazan’da dünü bugüne taşımışlar, hem de çok zor şartlarda. Bunlar ebedi hayata göçmeden getirip Türkiye’de konferans verdirin, desem belki üzerime gülerler…

Üçüncü gün öğleden sonra ödüller verildi. Ödül törenine geçilmeden önce D.Mehmet Doğan bu güne kadar verilen ödüller hakkında bir konuşma yaptı. Özet olarak; Büyük ödül olarak başından bu güne kadar otuz ödül verildiğini söyledi. Bu şölen de ise üç adet daha verilecek. Böylece sayı otuz üçe çıktı. Kanuni ‘yi hakkında kötü dizilerle yanlış tanıttılar. Kanuni ömrü boyunca savaşa gitti ve Muhibbi mahlasıyla şiir yazdı. Saray işleriyle uğraşacak vakti mi vardı? Diyerek sözü Prof. Dr. Rıdvan Canım’a bıraktı. Rıdvan Hoca’nın Kanuni hakkında tanıtım konuşması ve iki tane şiirini okumasından sonra ödül törenine geçildi.

“Muhibbi” büyük ödülünü Kırım’dan Rustem Calilov’a Tataristan Yazarlar Birliği Başkanı Rafis Kurbanov, “Remi Garipov” adına verilen büyük ödülü Özbekistan’dan Fahriddin Nizamov’a Türkiye Yazarlar Birliği Başkanı Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç, “Abdullah Tukay” adına verilen büyük ödülü ise Türkiye’den Ali Ural’a Tataristanlı şair Renat Haris takdim etti.  Büyük Ödül’e layık görüldüğü için Türkiye Yazarlar Birliği’ne teşekkür eden şair Ali Ural, “Ödüller başa konulan taçlar değil, omuzlara konulan yüklerdir. Umarım layıkıyla taşırız,” dedi. Özbekistanlı şair Fahriddin Nizamov da, üç gündür Türk dünyasından gelen şairleri hayretler içerisinde dinlediğini belirterek “Türk şiiri ne kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış, bu büyük bir şeref ve ne kadar başarılı. Üç gündür Türk Şairleri Türkçe dinliyorum. Türkçe şiir dünyaya yayılmış,” diye konuştu. Kırım’dan Rustem Calilov ise “Bu ödüle layık olmak için daha güzel şiirler yazmaya devam edeceğim, daha çok çalışacağım,” dedi.

Arif Dülger’in şiirini okuyup kürsüden inince  elinden aldım. “Duy Sesimi” diyordu. Ses kulağıma hoş geldi burada bahsetmek istedim.

“bir adım daha yaklaştık,

dayanın, az biraz daha!

vakit var akşam olmaya,

dağları aşınca deniz.”

Etkinlik boyunca Türk dünyasından yüze yakın şair şiir fasıllarında şiirlerini okuyup, şiir üzerine düşüncelerini dile getirdi. Programda ayrıca şölene katılan şairlere katılım beratları takdim edildi. Berat takdimi oldukça karışıktı. O mükemmel beratlar iyi bir takdimle verilemedi. Şölen, Abdürreşid İbrahim Şiir Faslı’nın ardından Tataristan yöresel müzik akşamının ardından sona erdi.

Salonda Türkiye Türkçesi konuşmalar Tatarca’ya, diğer dillerde ki konuşmalar ise Türkiye Türkçesine çevriliyordu. Bu vakitten sonra konuşmaların ortak dil Rusçaya çevrilme isteği, Türkçe’nin şiir şöleni ruhuna aykırı ve büyük bir hataydı. Hâlbuki buradaki ağız farklılıkları olsa da bütün konuşmaların Türkçe olduğu yani ortak dil Türkçe olarak kabul ediliyordu. İlk tepkiyi Tataristanlı bayan bir şair verdi ve kabul olmadı.

Akşamüzeri İbrahim Halil Çelik ile Eyüp Azlal’ın yaptığı çiğ köfte partisini unutamam. Bu iki dostumuz da Urfalı. Malzeme Urfa’dan gelmiş. Aman Allah’ım bu müthiş bir olay. Yalnız misafirlere yapılandan bahsetmiyorum, özel yapılanı anlatıyorum. Tatar genç, “Bunu kediye yedirsen Moskova’ya kadar gider,” diyor. Ellerine sağlık dostlar bu işin hakkını vermişler. Bu çiğköfte partisi bütün katılanlar arasında unutulmayan bir hatıra olarak kalacak.

Kazan’a geldik geleli şunu gördüm. Biz batıya gittikçe köklerden uzaklaşmışız. Asya’daki Türk cumhuriyetleri bizi kaybetmemek için bizi sahiplenmişler ama biz sırtımızı dönüp batılılaşmaya çalışmışız. Kendimizi beğenen soğuk yapılı bir hale dönüşmüşüz. Türkiye’de, sanırım eğitimden kaynaklanıyor, Orta Asya hakkında tarih bilinci yok ya da çok az. Asya’daki Türk Cumhuriyetleri bu konuda bizden çok ilerideler. Türkiye dışında katılanlar: Karaçay: Muraddin Ölmezov, Çuvaşistan: Liudmila Nikolaeva, Başkurdistan: Gulnara Halfitdinova, Fanil Bulyakov, Selavat Abüzer, Hismet Yuldaşev, Ethem Gumer, Tamara İskenderiya, Altay: Brontoi Bedyurov, Kırım: Rustem Calilov, Azerbaycan: Ekber Yolcuyev (Qoşalı), Faiq Seferov  (Balabəyli), Kazakistan: Dauren Kassenov  , Tanagoz Ilyassova , Jayşıbay Galim, Kosova: Taner Güçlütürk, Hollanda: Zekiye Doğan, İran: Esmaeil Bahrami Aghjenziveh, Mohammad Jafari Fard, Irak: Mustafa Ziya, Almanya: Gülnihal Ölçüm, Tuva-Hakas Cumhuriyeti: Eduard Micit, Kırgızistan: Narsulu Gurgubai, Altynbek Ismailov, Özbekistan: Fahriddin Nizamov, Azam Abidov, Hakasya: Timur Davletov, Kumuk: Bagautdin Samadov, Gürcistan: Akif Xansultanlı, Dağıstan: Issa Kapaev, Aynara Tolubaeva, Makedonya: Mehmed Arif.

Kazan’daki “Azatlık Gençlik Derneği” mensupları çok iyi eğitim almış ve dört, beş dil konuşuyorlar. Türkiye Türkçesi’nde bizim kadar iyiler. Okuma oranları çok yüksek ve bilinçli. Anlayacağınız Kazan iyi bir eğitim merkezi. Bu gençler biz şehirden ayrılana kadar bizden ayrılmadılar.

Rifat Selah, “Taş üstünde biten çalılar” başlıklı şiirinde şöyle diyordu:


“Gönül resmime her zaman böyle

Bu taraflar sinip kalırlar.

Taş kayadan bana bakıyorlar

Taş kayaya biten çalılar.

Durduramaz hiç bir şey gönlümü

Güya Hürriyete uçan kuş.

Taş kayaya sağlamlaşan çalı

Nerelerden almış büyük güç?”

Bu insanlar ile şiir, yazılı eserler, kültür birlikteliği, dil konusunda daha sık bir araya gelip konuşmamız gerekir. Türk edebiyatı bu birliktelikten güç alacaktır. Onlara daha samimi olarak yaklaşmalıyız. Onları yok sayamayız onlar da bizi. Hepimiz aynı dili konuşuyoruz. Tataristan Milletvekiliniz dediği gibi “Ne demek Türkçe lehçeler arasında tercüman kullanmak?” Üç gün bir arada dursak yüzde elli anlaşıyoruz. Aslında hepimiz Türkçe konuşuyoruz. Türkçe’nin Şiir Şöleni, Türkçenin bayraktarlığını yapmaktadır. Bu konuda Türkiye Yazarlar Birliği büyük görev yüklenmektedir. Bence Kazan Şiir Şöleni dönüm noktası olmuştur. Doğrusunu söylemem gerekiyorsa, Türkiye dışından gelenlerin hepsini çok heyecanlı gördüm.

Ve sizinle orada okuduğum “Oğul” başlıklı şiirimden bir bölüm paylaşıyorum:

“Oğul,

Bir zaman dağların yükseğinde ceylan gezerdi,

Seher vakti şen şakrak ötüşen bülbüller hani?

Dergâh, divan, ocakta büyük sözü dinlenirdi,

Ata kalmadı, otağ kalmadı töremiz hani?

Oğul,

Yaylak dağlar çoktan terk edilmiş; dumanlı, sisli,

Otlaklarında kuzuların meleşmiyor, küs mü?

Şeyda bülbül artık bahçemizde ötmüyor, yaslı,

Allı turna, mor koyun, şahbaz atlarımız hani?”

Mehmet Doğan soruyor, “Yahu sen şiir yazıyor muydun?” Gülümsedim. “Şiir denir mi bilmem şiir tadında bazen hikâyeler yazıyorum.” Önemli olan  ne yazdığım değil, önemli olan ölmeden önce farkına varılması. Ben bu güne kadar kimsenin benim farkıma varmasını istemedim ki…

Yavuz Akpınar Hocamla yan yana yürüyoruz, konu yine kitaplar. Ulaşabildiği kitaplar sayesinde çok mutlu. Konu üç gündür okunan şiirlere geliyor. Hocam, “Yüzde on şiir vardı değil mi?” deyince başımı çevirmeden söyledim. İki tane iyi şiir vardı. Altay Cumhuriyetinden katılan şair sanırım “Altaylardan Geliyorum” diye bir şiir okudu, sözlerini tam anlayamadım ama ses güzel geldi. Onu da sayarsak üç olur. Sanırım bir şiir daha var o arada dalmışım sonunda uyandım, onunla dört olsun…” Hocam yüzüme baktı, “Yahu sen daha sıkısın bu konuda,” dedi. “Yok, hocam buradan kalburüstü şiir dört tene çıkarsa bu etkinlik amacına ulaşmıştır. Şiir öncekileri aşamazsa amacına ulaşmaz… Tabi ki şiir her yerde yazılabilir, ama üstünde çalışılması gerekir, demlenmeli, yoksa ham kalır… Şiirlerin çoğu maslahat savmak olmuş!.. Yolda gelirken yazdım ya da biraz önce yazdım demek bence saygısızlık… Bir şiir bir insanın ömrünü alır… Bu iş demire şekil vermekten daha zordur…” Hoca iki defa başını salladı, yürüdük Kazan caddesinin kaldırımlarında…

Son Güncelleme (Çarşamba, 11 Kasım 2015 19:55)

 

Degerli Yazarimiz Mahir ADIBEŞ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazartesi, 05 Aralık 2011.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün754
Dün2376
Tüm Zamanlar3939468
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 102 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2195
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?