Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon DEVLETİ KURANLAR VE SATANLAR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


mer_naciKurtuluş Savaşı sürecinde şehit olanların yakınları, bu kutlu mücadelede gazi olanlar, bu mücadeleye lojistik destek sağlayan yaşlılar, kadınlar ve çocuklar ve bunlardan gelen nesiller ve bunların bugün yaşayan çocukları “devleti biz kurduk” demediler, diyemediler. Ne yazık ki devleti kurduğunu söyleyenler de bu insanları hiç tanımadılar, hiç görmediler, hiç anlamadılar ve yok saydılar. Bu devleti biz kurduk diyenler hiçbir zaman devleti kurmak için şehit olanlar gibi, gazi olanlar gibi, onlara geriden lojistik destek sağlayan yaşlılar gibi, kadınlar gibi ve çocuklar gibi hiçbir zaman ne inandılar, ne de yaşadılar. Bununla da kalmadılar, onlardan geri de kalanlarına hayatı dar ettiler, zindan ettiler. Tarihleriyle, kültürleriyle, gelenekleriyle, giyimleriyle dilleriyle, yazılarıyla ve inançlarıyla uğraştılar. Bu insanları her türlü değerinden uzaklaştırmak ve koparmak için ellerinden geleni ardlarına bırakmadılar. Kurtuluş Savaşı’nın şehitlerinin ve gazilerinin çocuklarını sadece vergi alırken, askere çağırırken ve angarya yaptırırken hatırladılar. Bu insanların çocuklarını devlette çalışmaya almadılar, okullarında okutmadılar. Bütün bunları ve daha nicelerini yapmış olmalarına rağmen mağdur edebiyatını hiç elden bırakmayıp laiklik elden gidiyor diye doksan yıldır bu milletin değerlerine saldırmaktan geri durmadılar.

Sıkıştıklarında, sıkıştırıldıklarında devlet kuran partiyiz yalanının arkasına saklanmaktan da vazgeçmediler. İyi de kurduğunuz devletin yanında mısınız, karşısında mısınız? Şu an durduğunuz yer neresidir? Vekilleriniz terörist cenazelerine, taziyelerine katılacak, siz biz devletin yanındayız diyeceksiniz. Siz iktidar olmadığınız müddetçe devletin yanında asla olmadınız, olamazsınız. Baştakiler yıkılsın da nasıl yıkılırsa yıkılsın, kim yıkarsa yıksın mantığı ile hareket ettiğiniz için Esadçı da olursunuz, Putinci de olursunuz, HDP’ci de olursunuz. Deniz Gezmiş’i idam edip de şimdilerde denizler ölmez diyenler siz değilmisiniz. Ondokuzmayıs Bayramı’nda DHKP/C terör örgütünün marşını söyleyen siz değil misiniz? 

Biz devlet kuran partiyiz mavalını bu millet niye yemiyor, hiç düşündünüz mü? Madem devlet kurdunuz da bu millet sizi neden ebedi muhalefete mahkûm etti? Özgür bir ortamda seçim kazandığınız görüldü mü? Alışmıştınız açık oy, gizli tasnif uygulamasına işi götürüyordunuz. Sahi siz bu seçim uygulamasını nereden öğrenmiştiniz? Dünyada böyle bir seçim mi vardı? Siz de biliyordunuz ki böyle bir seçim yoktu fakat böyle yapmazsanız sonuçta ‘Abbas yolcu’ olmak vardı ve ilk hür ve serbest seçimde Abbas yolcu oldunuz ve o muhteşem yolculuğunuz devam ediyor. Bunları söylüyoruz diye de bize kızıyor ve sövüp duruyorsunuz. Biz size ne kızıyor ve ne de sövüyoruz. Hadi bizi anlamıyorsunuz, anlamaya çalışmıyorsunuz, hiç olmazsa bu millete ne yaptık, bizimkiler bu millete ne yaptı diye kendi kendinize sorun, bunun cevabını arayın, umulur ki bulursunuz. Ancak bu soruların cevabını liselerde okutulan inkılâp tarihi ders kitaplarında bulamazsınız, devletin yazdırdığı kitaplarda, tarih kurumunun kitaplarında ve nutuk’ta da bulamazsınız. Samimi iseniz nerede bulacağınızı da bilirsiniz ve bulursunuz. Buna gerçeklerle yüzleşmek denir ve bu gerçekten zordur. Sonuçta inandıklarınız bir bir devrilir, doğru bildiklerinizin yanlış olduğunu görürsünüz, devlerinizin aslında birer cüce olduğunu da göreceksiniz. Tarihe, geçmişe inatla değil, bilinçle yaklaştığımızda doğruları yakalayabiliriz. Aksi halde zaten herkes bulunduğu yerden mutlu ve mutlu olmaya da devam edecektir. Bütün bunların cumhuriyetle ve cumhuriyetin değerleriyle hiç bir alakası yoktur. Cumhuriyet sizin tekelinizde olsaydı o da sizin gibi muhalefette olurdu. Sorun cumhuriyette değil, sizin cumhuriyetten ne anladığınızdadır ve siz cumhuriyeti ne anladınız ne de özümsediniz. Fakat 1930’ların cumhuriyetine takıldınız, kaldınız. Böyle yapınca da tüm alıcılarınızı her türlü yenileşmeye ve gelişmeye kapattınız. Atı alan Üsküdar’ı geçti. Geçmeye de devam edecektir.

Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması meselesinde devlet kuran partinin ikircikli tavrını millet olarak gördük. Çok da şaşırmadık. Kıvırıp durdular. Referanduma giderse bunu millete anlatamayız kabilinden referanduma gerek kalmayacak şekilde sınırlı bir oy verdiler ve dokunulmazlıkların kaldırılması yönündeki değişiklik meclisten geçti. Buraya kadar net bir tavırla gelmediler. Devletin,  milletin ve onun değerlerinin nerede bir düşmanı varsa onun yanında olmaktan çekinmediler. Mustafa Kemal’in partisini terör destekçisi yaptılar, ibnelere özgürlük isteyen parti haline getirdiler, hangi birini sayalım ki? Terör meselesi çok önemliydi ve burada bile netleşemediler. Hendek kazan teröristlere arkadaşlar ifadesini kullanabilecek kadar aymaz bir siyasetçiye bu millet tanık olmadı. Bir konuyu hatırlatalım ve bitirilelim.

Kurtuluş Savaşı yıllarında Meclisin açılışından 6 gün sonra yapılan ilk iş, 29 Nisan 1920’de Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıkartmak olmuştur. Bu kanun uyarınca, "Büyük Millet Meclisinin meşruiyetine isyana yönelik sözlü, yazılı veya eylemli muhalefet ve fesatlıkta bulunanlar vatan haini sayılır." (Madde 1) "Fiilen vatan hainliğinde bulunanlar asılarak idam edilir." (Madde 2) "Vaiz ve hitabet suretiyle alenen ve çeşitli zeminlerde söz ve hareketleriyle vatan hainliği cürmüne tahrik ve teşvik edenlerle işbu tahrik ve teşviki yazı ve resimlerle yayanlar geçici küreğe konulurlar." (Madde 3) "Vatana ihanet sanıklarının yargılanması en çok 24 gün içinde karara bağlanır (Madde 7) ve temyiz edilemez." (Madde 8)

 

CHP’nin devleti kuran parti olduğunu söyleyenler, işte Mustafa Kemal’in Meclis başkanı sıfatıyla çıkarttığı kanun budur. Ortalıkta dolaşan hainlere bakın bir de bu kanununa bakın. Kimler bu kanun kapsamına girmez ki? Hükümet bu kanunun aynen yeniden çıkartsa ilk karşı çıkan yine bunlar olurdu. Bomba atanlar yargılanmasın diye uğraşırken, yumurta atanlar yargılansın diye çığlık atmak ne kadar da samimi olduklarını göstermektedir. Ne kadar samimi iseniz halk nezdinde o kadar karşılık bulursunuz. Sizi iktidar yapacak karşılığa henüz bu topraklarda ulaşılamıyor, daha sonra tekrar deneyiniz ve rüya görmeye devam ediniz.

 

Degerli Yazarimiz ÖMER NACİ YILMAZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazartesi, 04 Ocak 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2200
Dün2500
Tüm Zamanlar4217655
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 119 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2413
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?