Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon HAK’KIN KELİMELERİ YETMEDİ Mİ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

 

mehmet_aliKur’ân bütünlüğü içinde Rabbimizin bildirdiğine göre; Firavun, zorba yönetimi ile ülkedeki İsrailoğullarını güçsüz kılıp sömürmekte, inim inim inletmekte iken, “En iyi işiten ve en iyi gören” Rabbimiz Musa (A.S.)’ı Firavun’a öğüt vermesi ve İsrailoğullarını bu zulümden kurtarması için elçi olarak Mısır’a sevk etmiştir. Musa (A.S.), bilgi birikimi ile Firavun’u cevap veremez duruma düşürünce, Firavun ülkesindeki tüm bilginlerini toplayıp Musa (A.S.) ile karşılıklı bir açık oturum yapılmasını emreder.

{Ve Firavun, “Bana en bilgili, etkili söz söyleyen bilginlerin tümünü getirin!” dedi. Sonunda etkili söz söyleyen bilginler gelince, Mûsâ onlara, “Ne atacaksanız atın!” dedi. Onlar ortaya atınca da Mûsâ, “Sizin getirdiğiniz şey bir göz boyama/ aldatmacadır. Şüphesiz, Allah onun boş ve asılsızlığını ortaya çıkaracaktır. Şüphe yok ki, Allah kargaşacıların işini düzeltmez. Ve Allah, günahkârların hoşuna gitmese de, hakkı, KENDİ KELİMELERİYLE ortaya koyup gerçekleştirir” dedi.} (Yunus 79-82)

Genelde elimizdeki meallerden bu pasajı sanki bir hikâye imiş gibi okur geçeriz. İyi düşünülürse burada Musa (A.S.)’a Rabbimiz sihirbazlık yaptırmıyor.

“Günahkârların hoşuna gitmese de hakkı Kendi kelimeleriyle ortaya koyup gerçekleştirir” ifadesi, diğer âyetlerdeki, (Özellikle A’raf suresindeki) “uydurduklarını yutuyor”, “apaçık silip süpürüyor”, “onların yaptıklarını yutacak” şeklindeki ifadeleri tefsir etmektedir. Yani Kur’ânın bir âyeti, yine Kur’ânın başka bir âyeti ile açıklanıyor. (Tebyînü’l-Kur’ân) 

Açıkça, Allah, bâtılı, kelimeleriyle ortadan kaldırıp hakkı ortaya koymaktadır. Mûsâ'nın attığı asâ olarak nitelenen şey, “Allah'ın kelâmı”, yani “vahiy”dir.

Gösteri öncesi biraz dünyalık peşinde olan sihirbazlar, ilâhî mucize karşısında hemen imana gelmişler ve bu imanlarını canları pahasına koruyacaklarını beyan etmişlerdir. Bu davranışlarıyla da, hakikati az bir dünyalıkla değiştirmeyi değil, karşılığı en büyük ödül [cennet] olan hakikatin yanında yer almayı tercih etmişlerdir.

Burada Musa (A.S.), kendisinden hiçbir şey katmadan Allah tarafından kendisine vahyolunacak bilgileri beklemiş ve aldığı vahyi olduğu gibi aktarmıştır. Bütün resullerde olduğu gibi. Son nebi Muhammed (A.S.) da Rabbimizin bizzat vahyettiği Kur’ânı olduğu gibi toplumuna aktarmış, kendisinden hiçbir şey katmamıştır.

{Eğer Elçi/Muhammed, bazı sözleri Bizim sözlerimiz olarak ortaya sürseydi, kesinlikle O'ndan tüm gücünü alırdık. Sonra O'ndan can damarını kesinlikle keserdik. Artık sizden hiç biriniz O'na siper de olamazdınız.} (Hakka 44-47)

Bu kadar açık bir vahye rağmen, peygamberimiz bir beşer olarak kendi sözlerinin hak dine ikinci bir kaynak olmasını isteyebilir mi?

Elçi, yalnız Allah'tan aldığı buyrukları tebliğ etmiş ve insanlara, din olarak sadece Kur’ân'a uymalarını emretmiştir. Din vazetmek sadece Yüce Allah'ın tekelindedir. Yüceler yücesi Rabbimiz kendinden başkasının din kuralı koymasına müsaade etmemiştir. Bu ana ilke doğrultusunda; dayanağını Kuran'dan almayan bir emir, yasak, öğüt veya uyarı Allah’ın halis dini değildir. Kuran dışındaki bütün dinsel etiketli ilkeler, buyruklar veya yasaklar; adına ister sünnilik, ister Şiilik deyin, ister Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbelî, Mutezile, Kaderiye, Cebriye vb. mezhep deyin, ister tarikat, cemaat, tasavvuf gibi görüşler deyin, hepsi birer insan görüşü olup sonuçta örf, adet, gelenek gibi kültürel birikimlerden, deneyimlerden ve yaşam şekillerinden ibaret olgulardır. Ama hiç biri Allah’ın katışıksız dini değildir. Bütün Peygamberler de yaşadıkları çağda insanlara kendilerine vahyolunan Allah’ın halis, katışıksız olan İslâm dinini tebliğ etmişlerdir.

{Elçi'ye düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, açığa vurduğunuz şeyleri ve gizlediğiniz şeyleri bilir.} (Maide 99) 

{Ve Allah size, doğal güçleri; zorbaları, zorba yönetimleri ve peygamberleri Rabler edinmenizi emretmez. Siz Müslüman olduktan sonra, size küfrü; Kendisinin ilâhlığını, rabliğini bilerek reddetmeyi emreder mi?!} (Âl-i İmran 80)

Hiçbir peygamber sağlığında kendisinin Rab edinilmesine izin vermemiştir. Peygamberleri Rab edinmek, onların vefatından sonra, ya ifrat neticesinde veya dini yozlaştırmak amacıyla hain düşmanlar marifetiyle yapılmış ve onlar adına hükümler uydurulup tebliğ ettikleri hak dine ilâveler, katkılar yapılmıştır.

Yaşadığımız zamana lütfen bir bakın. Acınacak durumdayız. Müslüman müslümanı Allahüekber nidalarıyla öldürüyor. Müslüman olduklarını ilân edenler çeşitli mezheplere, tarikatlara ayrılmış durumda. Genelde Müslüman ülkeler açlık ve sefalet içinde değil mi?

{Ve gevşemeyin, üzülmeyin! Ve eğer inananlar iseniz, en üstün olan sizsiniz.} (Âl-i İmran 139)

Allah’ın yalan söylemesi mümkün olmadığına göre bir terslik yok mu? Bizleri bu duruma kimler düşürdü?

{Ve kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimseler: “Üstün gelmeniz için bu KUR’ÂN'I DİNLEMEYİN, ONUN İÇİNDE ANLAMSIZ ŞEYLER YAPIN/ ANLAŞILMASINI HER TÜRLÜ YOLLA ENGELLEYİN” DEDİLER.} (Fussılet 26)

İşte Rabbimizin açık uyarısına rağmen çeşitli baskılar ile kendi saltanatlarını meşru gösterebilmek için zamanın ikiyüzlülerince üretilen binlerce rivayet maalesef günümüze kadar gelmiştir. Bu rivayetler ile Kur’ânı anlamaya çalışmak yerine yalın haliyle okunması daha doğru değil mi?

Kur’ân’ın mucize oluşu sadece indiği zaman dilimi için değil, bugün için de geçerlidir. Bu özelliğini kıyâmete kadar devam ettireceği de kesindir. Ne var ki, bu mucizevî özelliği sadece Kur’ân’ın orijinal dili olan Arapça’da görülebilmekte, çeviri yoluyla başka bir dile taşınamamaktadır. Dolayısıyla Kur’ân’ı herhangi bir dile çevrilmiş mealinden okuyanların bu mucizeyi görmesi ve fark etmesi ne yazık ki mümkün değildir. Rabbimiz Kur’ânın açık olduğunu beyan ediyor. Yeter ki Arapçadan dürüst bir şekilde tercüme edilsin. Rivayetler ile üstü örtülmesin.

Rivayet veya tarikat yoluyla anlatılan din Allah’ın halis dini değildir. Bu şekilde İslâm dinini öğrendiklerini sananların hayatlarının ileri safhasında bunalıma düştükleri, hak dinin emretmediği akıl tutulmasıyla İslâm dininin terörle özleştirilmesi çabalarına katkıda bulundukları gözlenen gelişmeler ile bilinmektedir. Asıl sorun; dini masallarla anlamak isteyenlerde değil, akıllı insanların bu yüzden dinden soğumalarıdır.

Din kimsenin tekelinde değildir. Kur’ân sadece Araplar ve civarlarındaki coğrafyada yaşayan insanlar için değil, tüm dünya insanlarının yararlanacağı bir hayat kitabıdır. Kur’ân sadece ellerinde diploması olanların anlayabilecekleri ve sadece onların anlatabilecekleri bir meslek de değildir. İslâm dininde ruhban sınıfı kesinlikle yoktur.

Hele hele dinden kazanç sağlayanların tekelinde değildir. Kur’ânda hiçbir peygamberin yaptıkları tebliğ görevi nedeniyle ücret istemedikleri yazmaktadır. Bu âyetleri güzel sesli hafızların makam ile okudukları ritüellerde dinleyerek adeta kendimizden geçeriz. Bazen coşarak Allah diye haykırır, ne de güzel okudu değil mi diye de memnuniyetimizi paylaşırız. Acaba Peygamberimiz Kur’ânı insanlara bu şekilde mi okudu?

Oluşturulan bir takım ritüeller ile dini yaşadığımızı sanıyoruz.  Sanki Allah tüm dünya insanlarının uymaları gereken hükümleri eksik bırakmış da Peygamberimiz bu eksik kalan dini tamamlamış gibi yanlış algıda ısrar ediyoruz. Birazcık düşünen ve sorgulayan mü’minleri de hemencecik dinden çıkmışlıkla itham edebiliyoruz. Hak dini öğrenmek isteyen akıllı insanların da zihinlerinde bir sürü şüpheler uyandırmak suretiyle Kur’ândan uzaklaştırıyoruz. Kur’ânı rivayetler ile anlaşılabilir gizemli bir kitap olarak sunduğumuz zaman, akıllı insanların Peygamber adına uydurulmuş akıl dışı binlerce hadisin içeriğini öğrendiklerinde din den soğuduklarını müşahede ediyoruz.

Aklımızı başımıza toplayalım. Kur’ân anlaşılmaz bir kitap değildir. Yeter ki insanların eklediği parantezleri kaldırarak yalın bir şekilde okuyalım. HAKKIN KELİMELERİ YETERLİDİR.

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.
 

Son Güncelleme (Cuma, 03 Haziran 2016 11:19)

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1465
Dün2981
Tüm Zamanlar4129581
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 75 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 1919
İçerik : 1492
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?