Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon İNDİRİLEN, UYDURULAN, KAYDIRILAN DİN!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

 

 

Günümüzün moda tartışmaları İndirilen din / Uydurulan din üzerine birkaç söz söylemek isterim. Aslında konu çarpılıyor gibi geliyor bana… Zira geçmişte olduğu gibi günümüzde de en çok yapılan şey dinin kaydırılmasıdır. Konunun iyi anlaşılabilmesi için tanımlar üzerinde kısaca duralım.

İndirilen dinden kasıt; ayetlere göre yaşanan dindir. Her türlü, uydurma, saptırmanın dine dair inançlara, görüşlere, yaşamlara sahip olunmamasıdır. Ayetlerde tanımlanan müminlerin durumu “onlar bir ayet gelince işittik itaat ettik derler” İşittik itaat ettik. Herhangi bir itirazımız, amalarımız yok demektir. İnanmayanlar gibi ayetleri tartışmadık. Çünkü Allah inanmayanlar için “onlar kendilerine bir ayet gelince tartışırlar” demektedir.

 

Uydurulan din ise; Allah adına, Allah’tan bir delil (ayet) olmadan, İslam şöyle der, İslam böyle der demektir. İnsanların fikirlerini, içtihatlarını, fetvalarını, hikâyelerini, felsefi üretimlerini, akli gıdı gıdılarını İslam’ın hükümlerinden saymaktır. Allah onlar için “ileri geri söylediğiniz, şu helaldir şu haramdır dediğiniz konularda Rabbinizden bir delil mi var?” demektedir. Rabbinden bir delil olmadan din adına hüküm üreten ve bu hüküm Allah’ın dini İslam’ın hükmüdür diyen kişi, din uydurmuştur. Hâlbuki kişilerin hükümleri kişilere aittir. İster âlim, ister şeyh, ister fakih, ister imam, ister yönetici, ister Müslüman hukukçu olsun. Eğer bir delil (ayet) yokken herhangi bir hükmü, aklıyla, bilimiyle, yaklaşımıyla üretmiş ise, ürettiği hüküm kişiye özeldir, kişiye aittir. Allah’ın dini İslam ile hiçbir ilgisi yoktur. İslam hukuku diye üretilen temelinde ayet olmayan hükümlere İslam’ın hükmü dersek uydurulmuş din olur. Ne yazık ki İslam hukuku denilen hükümlerin neredeyse tamamına yakını uydurulmuş dindir. İslam ile ilgisi yoktur. Zamanının şartlarına göre devrin Müslümanları tarafından üretilmiş hükümlerdir. Temelinde ayet olmayan, içtihatlardan, fetvalardan oluşur. Günümüz hukukçuları bile bilirler. Yasa farklı şeydir. Bir yargılama sırasında yasada açık hüküm yoksa mahkemenin yapacağı içtihat farklıdır. Müslümanların tarihinde ayetlerin olmadığı yerlerde içtihatlarla, fetvalarla hükümler verilmiştir. Ayetlerin olmadığı yerde içtihatlarla, fetvalarla verilen hükümlerin İslam ile ilgisi yoktur. İslam ayetlerin hükümleriyle oluşur.

 

Kaydırılmış din ayetlerde anlatılan ehli kitabın yaptığıdır. Ehli kitap için Allah şöyle diyor. “Onlar gönderilen ayetlerin tevilini (anlamını) değiştirdiler. Kelimelerin yerlerini değiştirerek anlamlarını çıkarlarına uydurdular” Yani kaydırılmış din denilince akla gelen, bir sözün, bir yorumun, bir hükmün temelinde ayetin olduğudur. Kişi hükmünü ayete göre vermiştir. Ama “işittik, itaat ettik” prensibiyle değil. Ayeti kendi çıkarına uydurarak hükmünü vermiştir. Ayeti (cümleyi) tersinden okumuştur. Ayetteki (cümledeki) kelimelerin yerlerini değiştirmiştir. Ayette geçen kelimelere ayetin vurguladığı anlamı değil, çıkarına gelen anlamı vermiştir. Böylece ayetlerin anlattığı anlam bir yere, kişilerin ayetlerden anladıkları anlam başka yere gitmiştir. Böylece ayetlerin anlamından farklı anlamlar İslam diye, ayetlerin anlamı diye anlatılmıştır. Böylece; ayetler ile ayetlerle Allah tarafından bize anlatılan İslam çarpıtılmıştır. Allah; bakara, ali İmran, nisa, maide, tövbe, münafigun surelerinde temel olarak Yahudilerin, Hristiyanların böyle yaparak saptıklarından söz eder. Onlara kitap ehli derken öz olarak; “Ey kitaba uyduklarını söyleyenler, sizler kitaba uymuyorsunuz, kitabı kendi çıkarlarınıza kaydırarak uyduruyorsunuz” diyerek bize anlatmaktadır.

 

Ne yazık ki Müslümanlar Resul devrindeki gibi ayetlere “işittik itaat ettik” demiyorlar. Ayetlere göre düşünürlerken, ayetleri hayatlarına uygularken bazı metotlar uyguluyorlar. Bunlar;

 

Birincisi; ayetlere anlam verirken Kur’an’ın özüne göre anlam vermeyip çıkarlarına uygun düşecek anlamlar veriyorlar.

İkincisi; ayetlerde geçen kelimeleri kendilerine göre yorumluyorlar. Yorumlarına İslam budur, ayetin hükmü budur diyorlar. Hâlbuki ayette geçen kelimelerin birden farklı anlamı varsa ve anlamlardan birini seçmişsek, diğer kişiler de diğer anlamları seçme hakkını kullanabiliyorlarsa, seçilen anlamlar yüzde yüz ayetin anlamı olmaz. Kişilerin ayetlerden çıkardığı anlam olur ki, çıkarılan anlam kişiye özeldir. Başka kişi başka anlam çıkarabilir. Bu nedenle kişiler ayetlerden çıkardıkları anlamlar için, bu ayetin kendisidir, Allah böyle demiştir derse, ayeti kendine çıkarımına kaydırmıştır, kendi çıkarına uydurmuştur.

 

Üçüncüsü; bir ayeti esas alarak değil, Kur’an’ın tamamını veya bir surenin tamamını esas alarak böyle düşünüyorum diyenler, düşüncelerinin İslam olduğunu söylerlerse, Kur’an’ı, sureleri kendi anlayışlarına kaydırarak, İslam’ı kendi çıkarlarına uydurmuşlar demektir.

Dördüncüsü; günümüzde en çok yapılan, ayetlerde geçen kelimelere yeniden sözlük uydurmadır. Bu durum günümüzün modasıdır. Ayeti önüne alırlar. Ayetin ne dediği onlar için önemli değildir. Kafalarında konuya ilişkin bir hüküm vardır. Ayeti okurlar, bakarlar ki, ayetin anlamı kafalarındaki hüküm değil. Hemen sözlükleri karıştırırlar. Bakarlar ki, sözlüklerde ayeti kafasındaki hükme uyduracak kelime tanımları yok. Hemen kelimeye bir anlam uydururlar. Uydurulan anlam, Arapları bile şaşırtır. Aslında uyduran kişi Arap değildir. Arapçayı da gereğince bilmez. Hatta bazıları Arapçayı hiç bilmez. Sadece bir meali eline almış, meali okur, okuduğuna kafasına göre anlam verir. Ayetlerde geçen kelimelere, bütün sözlükleri altüst edecek, hiçbir sözlükte bulunmayan anlamları verirler. Hatta öyle taktik kullanırlar ki; sanki Arapçanın temelini biliyorlarmış gibi, ayetlerde geçen Arapça kelimeleri tek tek yazarak, kendilerine göre kafadan anlam verip işte budur derler. Sanırsınız ki, baya bir Arapça biliyor. Ama açın Arapça sözlükleri, onların verdiği anlamları bulamazsınız. Verdikleri anlamlar kafalarındaki hükme göredir. Kelimeye anlam verirken, yakıştırma, takıştırma yaparlar. Aklen mantıken uygun gibi görünür. Ama dil filolojisine, gramerine, sözlük kaynaklarına aykırıdır. Kendini onaylayacak hiçbir tarihsel kaynak, hiçbir bilgi, doküman yoktur. Üstelik kelimenin anlamı budur, onlar bilmiyor diye şımarıkça, kibirli, ukala tavırlar içine girerler. Etraflarında bilgisi olmayan, duygusal taraftarları vardır. Onlar onları tasdik ettikçe büyüklenmeye, yaptıklarının doğru olduğuna inanmaya başladılar. Nasılsa toplumda kabul edenler var ya… Artık onlar için iş bitmiştir. Nasrettin Hocanın hesap bir yalan üzerine kurdukları maya tutmuştur. Yalan üzerine uydurdukları anlamlar sözlüklere dahi geçecek duruma gelmiştir. Böylece kaydırılmış, uydurulmuş bir kelime tanımlaması Müslümanların kültürüne dâhil edilmiştir. Yaptıkları tıpkı Yahudi hahamlarının, Hıristiyan papazlarının yaptığı gibidir. Allah böyle yapanların üzerine lanetini yağdırıyor farkında değillerdir.

Ne yazık ki; geçmişte ve günümüzde Kur’an’a göre hareket edenlerin çoğu kaydırılmış bir din üretiyorlar. Ayetleri, kendi çıkarlarına, kendi anlayışlarına tevil ederek işte Kur’an, işte ayet budur diyorlar. Hemen herkes gibi kelimelere ya bir anlam seçiyorlar, ya da kelimelere yeniden anlam veriyorlar. Bunu yaparak ayetlerin anlamlarını kafalarında önceden verdikleri hükümlere  dönüştürüyorlar.

 

Ne yazık ki; bu durum günümüzün Kur’an’ı anlamalıyız, Kur’an’ı yaşamalıyız diyerek, kimi mealleri, kimi tefsirleri esas alanlar tarafından gerçekleştiriliyor. Hemen herkes kendi anlamlarıyla kavgaya başlıyor. Yok, benim ki doğru senin ki yanlış. Yok, bu işi ben bilirim, sen bilmezsin, çekişmesinde Müslümanlık yapıyorlar.

 

Hâlbuki Allah bize kısır çekişmelerden, uydurmalardan, kaydırmalardan uzak durun diyor. Allah’ı dinleyeceğimize nefsimizi, arzularımızı, heveslerimizi dinleyip, yorumlarımızda ısrar edip, yorumlarımıza İslam veya ayetlerin anlamı diyorsak, yoldan çıkmışız demektir. Haddimizi bilip, ben şimdilik böyle anlıyorum, yanılıyor olabilirim, inşallah daha çok araştırıp daha güzel sonuca ulaşabilirim. Umarım senin görüşünde iyi bir uğraş sonucundadır. Ancak henüz beni tatmin etmedi. Görüşmeyi kesmeyelim. Araştırmalarımızı birbirimize ulaştıralım. Umulur ki, Allah bizi kendi yolunda anlayışlı, doğru davrananlardan kılar dememiz gerekirdi. Ama böyle olmuyor. Fildişi kuleler var. Oralara oturuyoruz. Oralardan top atışlarına başlıyoruz. Neden? Çünkü işittik itaat etmedik. Nefislerimizin, arzularımızın, heveslerimizin, yorumlarımızın peşine düştük. Kendi yorumlarımıza İslam dedik. Kendi yorumlarımızı din kabul ettik. Kendi yorumlarımıza çağırmayı hidayete çağırmak olarak belledik. Böylece kaydırılmış bir din ürettik. İslam kendi kişisel yorumlarımıza kaydırıldı. Ayetler kendi kişisel yorumlarımıza kaydırıldı. Hâlbuki biz bütün yanlışlarımızdan çıkarak, kişisel yorumlarımızdan çıkarak, Ayetlere tabi olacaktık. Ayetleri çıkarlarımıza kaydırma yerine, kendimizi ayetlere kaydıracaktır. Farklı düşüncelerimizde birbirimize ilim, birbirimize gayret, birbirimize sabır, birbirimize hidayet yolunda emin adımlar dileyecektir.  Ayrılmayacaktık, bütünleşecektik, kenetlenecektik. Böylece saflarımızın arasına şeytanı sokmayacak, sımsıkı tutacaktık. Ne yazık ki bu olgunluğu gösteremiyoruz. Kendi üretimlerimizi dayatarak karşımızdakilere haddini bil mantığındayız. Bunun adı İslam değil ki! Bunun adı Müslümanlık değil ki!

Ey Müslümanlar! Kendi kanaatlerimiz, yorumlarımız, hükümlerimiz, ayetlerden anladıklarımız, eğer farklı fikirler söylenebilecek durumda ise, İslam değildir. Kişiliğimize aittir. Özelimizdir. Özellerimiz İslam değildir. Ayetlerin anlamı değildir. Herkesin kendine göre, kendi aklına, kendi muhakemesine, kendi bilgisine göre anladıkları olabilir. Bu hak bütün Müslümanlara aittir. Bu konuda cahil, ilim adamı, yetkin, yetkin olmayan, ehil, ehil olmayan yoktur. Her Müslüman’ın ayetlere göre düşünme, ayetlere göre yaşama sorumluluğu, ayetlere göre fikir üretme hakkı vardır. Ancak tek bir şartla! Hiç kimse kendi düşüncelerini, kendi üretimlerine İslam demeyecektir.

Sonuç olarak derim ki;

Eğer; İslam adına söylediklerinizin temelinde apaçık bir ayet (delil) yoksa din uydurmuşsunuz.

 

Eğer; İslam adına söylediklerinizin temelinde, rivayetleri tartışılan hadislere göre, hadisin temelinde herhangi bir ayet (delil) yoksa, hadislere dayansa bile din uydurmuşsunuz demektir. Çünkü hadislerin yüzde yüz Resul Muhammed’in söylediğini tespit zordur. Zira hadisler Resul Muhammed’in yüzde yüz söylediğine inanılanlar değil, Resul Muhammed’in söylediği rivayet edilen haberlerdir (hadislerdir). 

Eğer; İslam adına söylediklerinizin temelinde bir ayet varsa ve o ayetin farklı yorumları varsa, kendi yorumunuza İslam veya ayetin anlamıdır diye diretiyorsanız, dini, ayetleri kendinize kaydırıyorsunuz demektir. Böylece kaydırılmış bir din üretmiş olursunuz.

Eğer; İslam adına söylediklerinizin temelinde bir hadis ve dolaylı bir ayet varsa, hadis konusunda da farklı hadisler varsa veya hadisin yorumu hakkında farklı yorumlar varsa, siz kendi yorumunuza İslam diyorsanız, din diyorsanız, İslam’ı yani dini kendi yorumunuza kaydırıyorsunuz demektir. Böylece kaydırılmış bir din üretmiş olursunuz.

Ey Müslümanlar!

Müslüman odur ki; uydurulmuş ve kaydırılmış dinden uzak durandır.

Ey Müslümanlar!

Bir meali, bir tefsiri, bir hadisi elimize alıp, üzerinden çıkarlarımıza uygun din üretmek bize yakışmaz. Eğer ürettiklerimizle ilgili, yorumlarımızla ilgili farklı görüşler, farklı fikirler varsa, bize düşen yorumlarımızı, hükümlerimizi dayatmak değil, diğer görüşlere, diğer hükümlere saygı gösterip, doğruluk paylarımızı birlikte araştırıp güçlendirmektir. Eğer böyle yapmıyor da, kendi yorumlarımızı, kendi hükümlerimi yüzde yüz doğru kabul edip dayatıyorsak, şeytan aramıza girmiş, fitnesiyle bizi yoldan çıkarmıştır.  

Ey Müslümanlar!

Allah’ı işittiniz mi? Allah; iman edenler ayetleri tartışmaz, ayetlere işittik itaat ettik derler diyor.

Ey Müslümanlar!

Allah’ı işittiniz mi? Allah; farklı yorumlarınız, farklı hükümleriniz varsa, onlar tartışma, ayrılma nedeniniz değil, istişareleriniz ile birbirinizi güçlendirme nedenidir.

Ey Müslümanlar!

Allah’ı işittiniz mi? Allah; Müslümanların arasını açan her şey şeytandan gelen bir fitnedir diyor.

Ey Müslümanlar!

Allah’ı işittiniz mi? Allah; birbiriyle kavga eden, kendilerine birlik emredilmişken birbirine düşman olan, birbirlerini öldürenler benden değildir diyor.

Ey Müslümanlar!

Allah’ı işittiniz mi?

İşittiğiniz Allah’a inanıp ona itaat ettiniz mi?

Evetse; kibirden, görüşlerinizi birbirinize dayatmaktan, aranızı ayıran şeylerden uzak durun. Hiç kimse diğer Müslüman kardeşlerinin terbiyecisi değildir. Hepimizin Rabbi (terbiyecisi-eğiticisi) Allah’tır.  

Ne mutlu onlara ki, onlar Allah’ı işitir, O’na itaat eder, yolunda azimle yürürler. İşte onlar çok güzel yere ulaşacaklardır.

 

 

 

Son Güncelleme (Cumartesi, 18 Haziran 2016 14:02)

 

Degerli Yazarimiz MEHMET ÇOBAN Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 16 Ocak 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün210
Dün1181
Tüm Zamanlar4260199
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 41 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2400
İçerik : 1500
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?