Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


mehmet_aliRivayet olunur ki; Mârifetname isimli eserin müellifi Erzurumlu İbrahim Hakkı, bir müridi ile çıktığı yolculuğunda dinlenmek için daha önceden tanımadığı bir hana misafir olur. Han sahibi güler yüzle ve saygıyla misafirlerini karşılar, yemek ihtiyaçlarını giderir, başkaca bir isteklerinin olup olmadığını sorar ve dinlenmeleri için hazırladığı yatakların yerlerini gösterir. Ancak İbrahim Hakkı’nın bu kadar iltifata rağmen sanki hiç memnun olmamış bir halet-i ruhiye içinde olduğu, yanındaki müridinin dikkatinden kaçmaz. Şeyhine karşı edep dışı olur endişesiyle bir soru da soramaz.

Birkaç günlük misafirlikleri sona erdiğinde yol hazırlıklarını yaptıkları sırada, aynı han sahibi bu defa anlaşılmaz bir şekilde çeşitli bahaneler ile İbrahim Hakkı’ya karşı neredeyse hakarete varabilecek şekilde kalbini kırıcı davranışlar içine girer. İbrahim Hakkı’nın, hancının bu anlamsız hareketlerine karşı hiçbir tepki vermediğini, hatta mutlu olmuş bir tavır takındığını yine yanındaki müridi şaşkınlıkla izler.

İbrahim Hakkı ve müridi handan ayrıldıktan sonra yolculukları esnasında müridi sabredemeyip İbrahim Hakkı’dan maruz kaldıkları her iki olayda neden ters tepki verdiğini, bunun hikmetinin ne olduğunu sorar. Müridin aldığı cevap: “Kitap kurtuldu”

Eğer bu eseri tetkik etmiş iseniz, içeriğinde insanların tiplerine göre karakterlerinin nasıl olduğuna dair bazı tespitlerin paylaşıldığını sizler de görmüşsünüzdür. Anlaşılan o ki, han sahibini ilk gördüğünde değerlendiren İbrahim Hakkı, ondan böyle bir iltifatlı karşılama beklemez, handan ayrılırken sergilediği davranışları ile kitabındaki tespitlerin uyuştuğunu görünce de mutlu olan İbrahim Hakkı, kitabının doğruluğunu kanıtlamış olmanın heyecanı ve mutluluğu ile müridine “Bizim kitap kurtuldu” müjdesini vermiştir.

Bundan 50 yıl önce Fakültede okuduğumuz Kriminoloji dersinde; İtalyan Lombrosso isimli araştırmacının da aynı şekilde insanlarım tiplerine göre hangi suçları işleyebileceklerine ilişkin gruplar oluşturduğunu okumuştuk. Daha sonraki ilmî araştırmalarda bu görüşlerin gerçeği yansıtmadığı ilim erbabınca belirlenmiştir. Zaten aksini düşünmek “Bazı insanların doğuştan suçlu oldukları” gibi insanî ve ahlâkî olmayan bir anlayışı geçerli kılmaya çalışmak demektir.

Bütün bunları neden dile getiriyorum ki? İlmî çalışmalar neticesinde artık Kur’ânda önemine binaen defalarca tekrarlanan ve dinin ana direği olarak kabul dilen salât kelimesinin; Toplumda iyilik güzellik üretmek, hem ekonomik ve hem de zihinsel açıdan destek kurumlarının oluşturulması için devamlı olarak çalışmak anlamında olduğu artık gerçek ilim erbabı tarafından da dile getirilebilmektedir. Şüphesiz bu son derece sevinilecek bir durum.

Ancak yine hayretle izliyoruz ki; bu hayatî konuda daha önceleri eser yazmış bir kısım ilim adamı, açık kalplilikle bir türlü gerçeği kabullenemiyor. Çünkü ciltler dolusu eser yazan bu ilim adamları veyahut araştırmacı yazarların bir kısmı hâlâ “her ne kadar salât kelimesi destek anlamına geliyorsa da aynı zamanda namaz anlamını da ifade eder” tarzında görüş ileri sürebiliyorlar. Acaba bu anlaşılmaz ısrarcı tutumları, yukarıda anlatmaya çalıştığımız Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın “Kitap Kurtarma” hikâyesindeki gibi bir ruh hali midir? Bilemiyoruz.

Bunu anlamak için şöyle bir örnek düşünülebilir. Ziraat Fakültesi Profesörü (X)’in şeftali konusunda bir kitap yazdığını farz edelim. Bu kitabın yazarı ön söz bölümünde şöyle bir açıklama yapabilir mi? “Değerli okuyucular! Kitabın (..) sahifesinde geçen şeftali kelimesi bilinen meyveyi değil, ziraat aleti olan çapa yı ifade eder. (..) sahifesinde ise ziraat ilâcı olarak anlaşılmalıdır.” denebilir mi?

O kadar derin ilmî araştırma yapmaya bile gerek yoktur ki; salât kelimesi ilk defa Arap diline Kur’ân ile girmiş değildir. Zaten bilinen ve de kullanılan bir kelime idi. Ancak Peygamberimizin ölümünden kısa bir süre sonra, Kur’ânın yıktığı saltanatlarına yeniden kavuşmayı strateji olarak benimseyen ikiyüzlüler, İslâm’ın adını sahiplenerek Kur’âna rağmen dine ikinci bir kaynak üretme aşamasına girdiler. Oysaki Rabbimiz Muhammed (A.S.)’ı ve tüm inananları Fussılet sûresinin 26. âyeti ile uyarmıştı.

{Ve kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimseler: “Üstün gelmeniz için bu Kur’ân'ı dinlemeyin, onun içinde anlamsız şeyler yapın/ ANLAŞILMASINI HER TÜRLÜ YOLLA ENGELLEYİN” dediler.}

Yani kendilerini Mekke’nin Rableri olarak gören ve topluma da kabul ettiren ileri gelenleri,  Kur’ânın; insanları gerçekten rüşde ulaştırdığını, kendilerinin yönettiği ve sömürdükleri kölelerinin egemenlikleri alanından kayıp gittiğini görünce çareler aramaya başladılar. Rasulullah hayatta iken bu stratejilerini gerçekleştirememiş olmakla birlikte, O’nun ölümünden çok kısa bir süre sonra Peygamberimizin adını kullanarak binlerce hadis uydurtmak suretiyle, güya Kur’ânın tefsirinin bu uyduruk rivayetler ile mümkün olduğu algısını kabul ettirdiler. Yöntem olarak da gerçek sahabeleri baskı altına aldılar, işkenceye tabi tuttular ve hatta öldürdüler. Mükemmel bir Arapça olarak vahyedilen Kur’ân Rabbimizin koruması altında olduğundan, alenen tahrifat yapamamış olsalar da kelimelerin öz anlamlarını gizleyerek, zaman içinde değişik anlamlar yüklemek suretiyle sinsi amaçlarına ulaştılar. Tıpkı salât kelimesine namaz anlamı verildiği gibi.

Aradan 1400 yıl geçmesine rağmen bu gün ilâhiyatçı ilim adamları hâlâ hangi hadis sahihtir, hangisi uydurmadır gibi anlamsız bir çalışma içindedirler. Sanki kimyasal analizler yaparak, Rabbimiz’in hâşâ eksik bıraktığı veya anlaşılamaz olduğunu iddia ettikleri âyetlerinin açılımlarının yapılabilmesi için dinin ikinci bir kaynağa ihtiyacı varmış gibi!... İlim adamlarımızın bir kısmının ön kabullerinden bir türlü sıyrılamadıklarını müşahede etmekteyiz. Bırakınız bu rivayetler, bir kültür olarak ve tarihî incelemeler için bir malzeme olarak kalsın. Ancak Rabbimiz’in halis ana sütü gibi katışıksız olan dinine katkıda bulunmasına izin vermeyelim. Üzerine yüzyıllarca tozlar serpilen Kur’ânın anlaşılamaz bir sır kitap olduğu algısından KURTARILACAK TEK KİTAP, APAÇIK OLAN KUR’ÂNDIR.

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.
 

Son Güncelleme (Pazartesi, 08 Ağustos 2016 18:00)

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2116
Dün3798
Tüm Zamanlar3948132
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 140 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2103
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?