Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

ilhan akkurt1970-80 arasında F. Gülen’in ALTIN NESİL konferanslarını ve kitaplarını herkes bilir. Altın Nesil, masum Anadolu’muzun saf çocuklarının IŞIK EVLERİ’inde, açılan yurt ve okullarda ülke geleceğinde inançlı kadrolar ve nesiller yetiştirilme çabasının ismidir. Bu çabadaki özveriyi ve yetişen güzide gençliği gören Anadolu insanı bu çalışmalara omuz vererek çok büyük fedakârlıkla desteklemiştir.

Yıllardır inançlı insanımız devlet çarkında varlığını, en ufak İslami dirilişe geçit vermeyen ceberut ve darbeci Kemalist-sola karşı, kendini gizleyerek koruyabildi. Namaz kılan başı örtülü bir memurun bulunduğu dairede yaşaması ve yükselmesi mümkün değildi. Darbeci zihniyetin elinde laiklik, tam bir din düşmanlığına dönüşmüştü ve sırf başörtüsünden dolayı binlerce genç okullarından atılmıştı. Atatürkçülük adına yapılan bu baskılarla, inançlı kesimin resmi kurumlarda yaşaması mümkün değildi ve bu yüzden hiç kimse bu gizli örgütlenmeden rahatsızlık duymuyordu. Yani inançlı kesimin takiyye-kendini gizleyerek varlığını sürdürmesinden başka bir yolu yoktu. Bu yolu az çok her inançlı gurup kullanıyordu.Siyaset kurumu ve partilerin durumu da çok farklı değildi. Basit endişelerle inançlı kesimin kurduğu partiler defalarca kapatılmıştı. Darbeci 28 Şubat dönemini baskılarıyla cemaat lideri F. Gülen yurt dışına göç etmiş veya ettirilmişti. Böylece siyaset kurumuna da sahip çıkan Anadolu insanı Akparti’ye güç vermesiyle bu mücadele daha da şiddetlenmişti. Halkın büyük çoğunluğunun oyuyla demokratik yollardan iktidar olan hükümetin ilk 10 yılı çok büyük tehditlerle yönetimde kalabilmiştir. İşte devlette gizli yapılaşmanın asıl suçlusu bu zihniyettir.

Her fikir hareketinin hedefi, devletleşmek ve bir gün ülkeyi kendi fikirleri doğrultusunda yönetmektir. Bu her fikir hareketi için normal bir şeydir ve suç değildir. Hal böyle ise FETÖ hareketine neden hain diyoruz? Altın Nesil’in kendini gizleyerek darbe ile hedefine ulaşması, Anadolu insanının istediği olmayacak mıydı? Altın Nesli neden hainlikle suçluyoruz? Bir hareketin böyle hain olmasının 2 tane dış, buna yol açan 2 tane de iç sebebi vardır. Önce hainlik yaftası vurulmayı hak ettiren 2 dış sebebi anlayalım. ABD’yi bile jandarma gibi kullanarak  dünyayı tek bir elden yönetmeye çalışan küresel bir derin güç odağı vardır. Bu güç, kendileriyle uyumlu çalışmayan her ülke ve iktidarı diktatör ilan etmekte; demokrasi, özgürlük ve insan hakları masalı ile kendi çıkarlarına engel olanları itaate ve devirmeye çalışmaktadır. İşte sen ülkene karşı bu güçlerle işbirliği içinde olursan asıl hain olarak anılmayı bu sebepten hak edersin. Diğer hainliği pekiştirici sebep te, seçim gibi halkın tercihiyle demokratik meşru yollarla değil zorba bir darbe ile kendi inançlı iktidarına, halkına karşı katliam yapmaktır.

Bir fikir hareketinin bu hale dönüşmesine yol açan iki iç sebebe gelince. Bu iki hata hangi fikir hareketinde bulunursa bulunsun, zamanla büyüyüp gelişen her hareketi bekleyen sonuç hainleşmektir. Bunlardan ilki, bir fikir veya inanç hareketinde bulunan “tek doğru benim yolum, benden başka doğru yoktur” saplantısıdır. Diğeri karizmatik liderlik anlayışıdır. Yani benim yolumda olmayanlar düşmanımdır, liderim çok kutsal biridir, hiç yanılmaz, ilahi güçler tarafından görevlendirilmiş devrin tek kurtarıcısıdır saplantısı. Böyle bir liderin etrafına toplanan müritler onun her dediğini sorgulamadan, tam bir haşhaşı-hipnotik robot gibi uygulayacaklarından bu gidişin sonunun bir hainliğe varacağını görmeleri mümkün değildir. Bu işin dinle minle ilgisi yoktur, bu yolda olan her fikir hareketini bekleyen sonuç budur. Ha, hitler gibi dış güçlerin emrinde olmadan iktidarı ele geçirirsen, bu kez de ülkende senin gibi düşünmeyenlere (Alman solu, Yahudileri yakması ve dünyayı ateşe vermesi) hainlik edersin.

Değerli yazarlarımızdan A.Dilipak’a “-Cemaat nasıl oldu da böyle savruldu” diye sorduğum da çak ilginç bir gerçeği anlatmıştı. Refah Partisi’nin yükseldiği 1995’li yıllarda bu derin güçlerin temsilcilerinden Gramm Füller ekibi bana da geldi ve gelin birlikte çalışalım” dedi. Ben de dedim, “-Bizden ne istiyorsunuz?”. İstekleri şuydu, “İsraille, Nato’ya, ABD ve demokrasiye karşı olmayacaksınız”. Bunlarla işbirliğine evet dediğiniz müddetçe ister şeriatçı olun, ister kral veya şeyh hiç önemli değil size pek dokunmazlar. O dönem ayni teklifleri cemaat dahil diğer pek çok İslami guruplara yaptıklarını söyledi. Cemaat bu teklife karşı çıkmadı ve sonucu Amerikano-Mehdi’ye kadar vardı. İşte bir hareketin tek bir karizmatik liderin iki dudağı arasından çıkacak sözle hareket etmesinin en tehlikeli yanı budur. Bir ülkede karizmatik bir lider çok yüksek bir oyla iktidar olsa bile derin güçler bu liderle görüşüp “-Rahat etmek istiyorsan bizimle iyi geçin” diyerek tehdit ediyorlar. Lider de çoğu zaman bu güçlere boyun eğmek zorunda kalıyor ve iyi niyetlerle yola çıkan lider, zoru görünce bu güçlerin siyasi emelleri doğrultusunda işbirlikçi olmak zorunda kalabiliyor. Takipçileri de liderin sözlerinde inançlarına ters şeyler görseler bile “vardır bir kerameti” diyerek karşı çıkmıyorlar.  Geçmişte olabilir ama günümüzde karizmatik liderliğin bu açıdan çok büyük tehdit altında olduğu bir gerçek. Bu yüzden bir fikir hareketi,  karizmatik liderlik yerine bir meclis ve şura ile yönetilmelidir. Şu an ülkemizde ordu ve kamuda yapılan güçlerin ayrılığı prensibine uygun düzenlemeler ayni zamanda siyasi partilerde de uygulanmalıdır. Partiler tepeden değil aşağıdan örgütlenmeli, genel merkez yerine seçmenlerin tercihleri doğrultusunda adaylar belirlenmeli, parti lideri yerine parti MKYK’sı etkili olmalı, bir oylamada gurup kararı olmamalı vb. gibi düzenlenmeler yapılmalıdır. Yoksa tehlike çok büyük.

Maalesef, gerçekten Anadolu’nun altın gibi çocuklarına çoook ama çook yazık oldu. Melek gibi bu çocukların kanına girenler yarın ahrette bunun hesabını veremez. Benzer hatalarla yeni nesilleri kaybetmeyelim.

 

Son Güncelleme (Cumartesi, 20 Ağustos 2016 14:49)

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün98
Dün2665
Tüm Zamanlar3951435
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 76 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2071
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?