Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon SEVGİ, HUZUR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

.

Mehmet_CobanSevgi huzur denilince bütünleşmek akla gelir. Yani insanın iç dünyasıyla dış dünyasının bütünleşmesi... Herhangi bir çatışmanın olmamasıdır.

Allah gönderdiği ayetlerde; bütün yaratılanların tek bir yasayla, yaratılış yasasıyla yaratıldığını, aralarında hiç bir fark olmadığını, yaratılış yasanın getirdiği küçük özelliklere ayrıldıklarını söyler. Yani yaratılanlar temelde aynı ama biçimsel değer olarak farklıdırlar.

 Nitekim bugün bilim de; canlı cansız varlıkların temel yapısına indiğinde aynı noktaya varır. ATOM ve atomu oluşturan değerler veya HÜCRE ve hücreyi oluşturan değerler. Her maddenin, her hücrenin temelinde vardır. Atomu oluşturan değerlerin sayıları, hareketleri varlıkları biçimlendirir.

 Yaşam olarak her varlık dönüşümler yaşar. Hidrojen Oksijen belirli oranlarda dönüşerek suya, su buluta, buza, kara dönüşür. Diğer elementlerde aynı şekilde çeşitli varlıklarla bileşerek dönüşürler.

 İnsanda öyledir. Doğar, doğmadan önceki varlığından insana, ölür ölmeden önceki varlığından toprağa, ahirette diriltilir diriltilmeden önceki varlıktan cezaya mükâfata ulaşır.

 Süreç; insana dünyada verilen iradi seçim özelliğiyle sekteye uğrar gibi görünse de aslında değişmez.

 İnsan bazen; kendini yaratılış kanunlarından ayırır. Ayırdığı her an kendini yalanla, ikiyüzlülükle, çıkarcılıkla, bencillikle birleştirir. İşte insanın yaratılış kanunları olan, birliktelik, paylaşımcılık anlayışından ayrıldığı her an, sevgi, huzur ortadan kalkar. Çünkü asılda ortada yaratılış kanunundan temelde ayrılamayan bir insan vardır. Ancak temelde yaratılış kanunlarından ayrılamayan insan, bireysel girişimleriyle yaratılış kanunlarına, yani birlikteliğe, paylaşımcılığa aykırı hareket ederek sevgiden uzaklaşıp huzursuz olur. Çünkü bütünlüğü bozmuştur. Onun için şehirde bütünlüğü bozan insanlar doğanın içinde huzur bulurlar. Nedeni; doğal ortamlardaki bütünlük, yaratılış yasalarından gelir. Doğa da, insan da aynı yasayla, aynı hamurdan yaratılmıştır. Dağlar, taşlar, denizler, ovalar, ağaçlar, çiçekler, otlar, hayvanlar her şey… İnsanla aynı hamurdan, aynı yaratılış yasasından meydana gelmiştir. O nedenle birbirine huzur, sevgi verirler. Dikkat edin; en yırtıcı hayvan, canavar diye bilinen en korkunç hayvan, bir bebeğe dokunmaz. Bilir ki; o yaratılış yasasındandır, yaratılış yasası gereği masumdur, kendine zarar vermez. Bunlar insana ne zaman dokunur? Bebek büyür. Yaratılış yasasına aykırı düşünceler, tavırlar üretir. Hayvanlar bunu hissederler. Korunmak için zarar verirler. Aslında verdikleri zarar kendilerini koruma içgüdüsünden kaynaklanır. Hayvanların gözlerinin içine bakıp da kalbinizdeki onlara zarar vermeyeceğinize dair sevgiyi gösterdiğiniz an, o yırtıcı, canavar hayvanlar anında değişirler. Neden? İşte bu neden sorusunun nedeni, insan aynı yaratılışa sahip olan varlığa sevgisini sunmuş, ona zarar vermeyeceği duygularını hissettirmiştir.

 Allah kendi yasalarına uyulduğu müddetçe insanların İslam, yani barış içinde, huzurlu, esenlikte olacaklarını söyler. Çünkü İslam olan, doğayla, insanla, tanrıyla çatışmaz. Çatışmayan insan da huzursuz olmaz. İnsanı huzursuz eden şeyler çatışmalardır.

 Ancak insan laikleşir. Yani der ki; ben yaratılış yasalarından, yani Tanrının yasalarından ayrılıyorum. Kendime göre ürettiğim yasalarla bir hayat kuracağım. İşte o zaman insanın yazboz (deneme) yasaları oluşmaya başlar. Deneme yanılma mantığıyla oluşturulan laik yasalar insanları bireyci, çıkarcı yapar. Bireyci çıkarı olan insanlar, paylaşımcılıktan, birliktelikten ayrılırlar. Her ayrılış çatışmayı, huzursuzluğu getirir.

 Ateistlerin iddia ettiği gibi; ateizm yaratılış yaralarına yani doğa yasalarına uymak değildir. Tam tersine; bilim adına üretilmiş kanıtlanmamış, yasallaşmamış teorilere, tezlere, hipotezlere uymaktır. Bu nedenle ateizmin laikliğin oluşturduğu tüm yasalar, huzursuzluğun nedenidir. Çünkü laik, ateist yasalar; bilimsel kanunlara yani doğal yasalara aykırıdır.

 Geçmişte, günümüzde Allah'ın yasalarına uyduğunu iddia eden, Müslümanlar, Hıristiyanlar, Museviler gerçekte din yasaları diye Allah'ın yasalarına uymamışlardır. Allah onların durumunu şöyle anlatır. “Onlar gönderdiğimiz yasaları terk ederek, toplumdaki din adamlarının yasalarına uydular. Böylece dinimden uzaklaşarak kâfir oldular” Yani Allah kısaca Allah diyor ki; bugün Hıristiyanların, Musevilerin, Müslümanların uyduğu yasalar tanrının yasaları değil, insanların din adına uydurdukları yasalardır. Yani tanrı tanımaz; laik, ateist yasalardır. Onun için dindarların din yasaları insanlara huzur vermez. Sevgi vermez. Sürekli çatışma verir. Nedeni; tanrıya inanmış gibi görüp tanrının yasalarına aykırı tanrısız, ateist, laik yasalar üretmişlerdir. Adına da din yasaları demişlerdir.

 Allah'ın yasalarında bütün varlıklar arasında birbirinden kopmayan bağ vardır. Laik, ateist yasalar bu bağı kopararak, dünyayı kan gölüne çevirirler. Geçmişte din savaşları diye belirtilen savaşların hiç biri din savaşı değildir. Hepsi çıkar savaşıdır. Allah resullerinin yaptığı savaşlarda din savaşı değildir. Allah resullerinin yaptığı savaşlar; toplumlarına yapılan saldırılara karşı müdafaa veya baskı, zulüm gören insanların özgürlük savaşlarıdır. Değilse Allah Resullerine ortaya çıkın benim adıma dünyayı kan gölüne çevirin demez, dememiştir.

 İslam; milliyetçi, muhafazakâr, dindar, ateist, laik yasalardan uzaktır. İslam insanları;  direkt, hiç bir aracı koymadan Allah'a, Allah'ın yasalarına bağlar. İnsanların Allah’a, Allah’ın yasalarına aracısız bağlanmasına Müslümanlık denir. Değilse güya Müslüman ilim adamlarının ürettiği yasalara uymak Müslümanlık değil, dindarlıktır. Müslüman ise hiçbir zaman dindar olmaz. Çünkü hiçbir zaman din adamlarına bağlanamaz. Allah tövbe suresinin 31. Ayetinde Allah’a inanan toplumların din adamlarına bağlanmasını yasaklamıştır.

 Ama bugünkü Hıristiyanlıkta, Musevilikte, Müslümanlıkta Allah'ın yasaları geçerli değil, insanların Allah adına ürettikleri yasalar geçerlidir.

 İslam olmak; insanların ister Allah adına olsun, ister kendi adlarına olsun insanların ürettikleri yasaları terk ederek, Allah'ın yasalarıyla uyarak bütün yaratılmışlarla bütünleşmektir. İşte bu bütünleşmeyi sağlayan insanlar, sevgiyi doruğa, çatışmayı barışa, korkuyu huzura çevirirler.

 Ne yazık ki; şu an dünya insanlığı Allah'ın yasalarına göre hayat yaşamıyor. Bu nedenle savaşlar, huzursuzluklar, sevgisizlikler almış başını gidiyor. Çıkar, çıkarcılık din (yasa) olmuş, insanların ömrünü tüketiyor.

Son Güncelleme (Perşembe, 20 Ekim 2016 17:14)

 

Degerli Yazarimiz MEHMET ÇOBAN Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 16 Ocak 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1197
Dün2585
Tüm Zamanlar4113942
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 115 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2237
İçerik : 1491
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?