• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon ÂCİZLEŞTİRME YARIŞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Âcizleştirme yarışı yaparak âyetlerimiz hakkında koşan kimseler; işte onlar, cehennemin yârânıdır.” (Hac 51)

mehmet_aliÇoğaltma yarışı içinde zevklenirken, şahsiyetini ve yıllarca eğitim kurumlarında kazandığı ideallerini ve ilkelerini yitirmiş, çok para kazanmaktan başka bir hedefi bulunmayan bir iş adamı düşünün ki; fabrikasında ürettiği malların en kaliteli ve ucuz olduğu propagandası ile piyasayı elde etmiş.

Aynı iş kolunda başka bir iş adamının da,  yeni teknolojik imkânlardan yararlanarak daha modern,  kullanımı daha kolay, fiyatı da emsallerine göre daha ucuz olan aynı cins malı ürettiğini var sayalım.

Ortak aklın kabullenildiği, herkes için geçerli ekonomik ve sosyolojik kurallar çerçevesinde düşünüldüğünde; ticarî rekabet kuralları gereği bir sorun oluşmaması gerekir. İlk fabrikatörün piyasaya verdiği malların fiyatını düşürmesi, ürettiği malın kalitesinin daha da yükseltmesi için çalışması, yeni projeler üretmesi beklenir.

Ancak sadece kendisinin kazanmasını haklı görüp, sonradan piyasaya giren iş adamının fabrikasında üretilen malların kalitesiz olduğu propagandasını yaymak suretiyle tüketicileri kandıracağına sanan, âcizleştirme yarışına giren iş adamının ekonomik durumunun zaman içinde nasıl olabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Daha çarpıcı yaşanmış bir örnek de verilebilir. Bir sanat yarışmasında jüri olan halkın oyları ile seçilen Tv dizisinin ödül töreninde; yine bir sanatçının(!) eliyle ödülün eser sahibine sunulması esnasında, kazanan sanat eserini küçümseyen cümleler kurmak suretiyle eseri âcizleştirme çabasına düştüğü, halkın tepkisi üzerine de özür dilemek zorunda kaldığı medyada uzun süre dillendirilmişti.  Bu olayda alay edilmek suretiyle âcizleştirilmek istenen eser ve eseri gösterime sunan sanatçılar, halk nazarında daha da sevgi yumağına sarılmışlardı.

Bu örnekler, şu geçici dünya hayatının basit müeyyideleri ile sonuçlanan görünümleridir.

Ya bir de kendi âcizliğini düşünmeden Allah’ın sayısız nimetlerini, âyetlerini küçük görmeye kalkan, Kur’ân ı dinlememek için saklanan, hatta kaçan kişinin komik halini hayal edebiliyor musunuz? Ya da işine gelmediği için Kur’ân âyetlerine yanlış anlam verenlere arka çıkan zavallılara ne demeli?

Geçen gün bizzat yaşadığım bir olayı takdirlerinize sunmak istiyorum. İki eski arkadaş birbirleriyle sohbet ederlerken, Kur’ân da geçen bazı kelimelerin meallerde yanlış anlamlandırıldığı konusu üzerinde fikir teatisinde bulunuyorlardı. Örnek olarak uzun yıllar çalışarak Arapça konusunda bilgisini kanıtlamış bir yazarın meal çalışması konu edildiğinde, diğer arkadaşın düşünmeden karşı çıktığını gördüm. Karşı çıkan arkadaşın ileri sürdüğü tek gerekçesi şuydu: “Bu anlamı veren kişinin hangi Üniversiteden diploması var?”

Oysa ilmî bir çalışmayı küçük görüp onu âcizleştirmek yerine, bu çalışmayı yapan kişinin çalışmasını ilmî bir üslûp ile anlamaya çalışmak ve tartışmak daha mantıklı değil mi?

Arapça bilmediği halde Kur’ân meali yazan, kendisine anlatılan hurafeleri dinlemekten Kur’ân okumaya zaman bulamamış kişilerin Kur’ân da her kelimenin Arapça aslının öz anlamının da araştırılarak anlaşılması gerektiği yolundaki uyarınıza kulaklarını inatla tıkayarak “şimdiye kadar o kadar İslâm âlimi gelmiş, şimdi nereden çıkmış bu gibi anlamlar?” diyerek Kur’ân çalışması yapanları küçük görüp, âcizleştirme yarışına girenlerin psikolojik durumlarını anlamaya çalışalım.

Rabbimiz bir fâsık tarafından bile ulaştırılan haberin araştırılmasını emretmiş iken, çokbilmiş bir tavırla, uzun yıllar arkadaş olduğu ve şimdiye kadar bir yalanına bile tanık olmadığı muhatabının anlatmaya çalıştığı âyetin anlamı hakkındaki ilmî bir konuyu hemencecik ret edivermesinin sebebi ne olabilir?

Bu davranış ile küçümsenmek suretiyle, âcizleştirilmek istenen yazarın gıybeti yapılmış olmuyor mu?

Bu kişinin en azından eleştirdiği araştırmacı yazar kadar Arapça dili hakkında ilmî bir birikimi olması gerekmiyor mu?

Yoksa arkadaşının ifade ettiği husus “ya doğruysa” korkusu ile “bu yaşa kadar gelmişim, bundan sonra kafamı karıştırmayayım” telâşesi ile araştırmadan ret etmek, psikolojisini rahatlatmak daha da kolayına mı gelmekte?

Peki,  yanlış anlam verildiği iddia olunan sûre ve sözcük ne idi?

Önce örnek olarak Diyanet İşleri Mealindeki Hucurât suresinin 9, 10 âyetlerine verilen anlama bakalım. Bu örnek dışındaki diğer meallerde de pek fark bulunmamakta.

“Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle SAVAŞIRLARSA aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.

Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.”

Şimdi de iki arkadaş arasında anlaşmazlığa konu olan araştırmacı yazar Hakkı Yılmaz beyefendinin Tebyînü’l-Kur’ân çalışmasına bakalım.

{“Ve eğer mü’minlerden iki grup birbirleriyle SAVAŞTIRILIRLARSA, hemen onların arasını düzeltin. Şâyet biri ötekinin üzerine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Sonra da eğer dönerse aralarında adaletle barış yapın ve hakkaniyetle davranın. Şüphesiz ki Allah, hakkaniyetle davrananları sever.

Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse rahmete ermeniz için kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'ın koruması altına girin.” (Hucurât 9,10)

Bu âyetlerde, mü’minlere evrensel ilkeler öğretilmekte; oyuna gelerek aralarında savaşmaları hâlinde izlemeleri gereken yol gösterilmektedir: Eğer mü’minlerden iki grup birbirleriyle SAVAŞTIRILIRLARSA, diğer mü’minler seyirci kalmayıp hemen harekete geçmeli, onların arasını düzeltmelidirler. Mü’minin mü’mini kasten öldüremeyeceği, mü’minlerin kardeş oldukları öğretilmeli ve sulh sağlanmalıdır. Bu girişime rağmen grubun biri ötekine saldırmaya devam ederse, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldırgan tarafla savaşılmalıdır. Eğer vazgeçerlerse aralarında adaletle barış yapılmalı ve hakkaniyetle davranılmalıdır. Şüphesiz ki Allah, hakkaniyetle davrananları sever.

Görüldüğü üzere âyette Ve eğer mü’minlerden iki grup birbirleriyle SAVAŞTIRILIRLARSA buyurulmuş, “savaşırlarsa” buyrulmamıştır. Sözcüğün aslı iqtetelu olup, mutavaat anlamını içerir. Bu da birilerinin oyununa gelerek, provokasyon sonucu savaşı ifade eder. Normal şartlarda mü’min, mü’mine savaş açamaz, mü’min, mü’mini öldürmek için elini uzatamaz, mü’min, mü’mini kasten öldüremez.}

Şimdi tarafsız olarak düşünelim. SAVAŞIRLARSA sözcüğü ile SAVAŞTIRILIRLARSA sözcüğü arasında fark var mı? Örneğimizdeki kişi fark olmadığı görüşünde!...

Acaba yüzyıllardır saklanan anlamın açığa konmasında bazı sömürgecilerin menfaatleri mi zedelenmekte? Müslümanların arasına provokasyon ile sokulan düşmanlığın, mezhep ayrımcılığının sonucu her gün Tv ekranlarında izlediğimiz cinayetlerin devam etmesinden kimler memnun olmakta?

Tabii ki söz konusu âyete SAVAŞIRLARSA anlamı verilirse, Müslümanların birbirleri ile savaşmalarının meşrû olduğuna inanılır. O zaman sorun yok….? Sömürgeciler silahlarını bu zavallı insanlara gönül rahatlığı ile satabilirler. Öyle mi?

Bu soruları çoğaltabiliriz. Ama gerek yok. Rabbimizden Kur’ân ı akletmek suretiyle doğru anlayabilmek için hepimize gayret vermesini niyaz ederim.

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.

Mehmet Ali Oğuz

Em. C. Savcısı

Son Güncelleme (Salı, 06 Aralık 2016 21:18)

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1109
Dün4918
Tüm Zamanlar3774225
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 236 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 1309
İçerik : 1480
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?