Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon BİR MEDENİYETİN GÖRÜN/E/MEYEN YARDIM ELİ: SADAKA TAŞLARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 39
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

BİR  MEDENİYETİN  GÖRÜN/E/MEYEN YARDIM ELİ:
SADAKA TAŞLARI

                                                                                       

“ Her iyilik bir sadakadır.”  Tirmizi

 

         Bu yazıda islamın yaşam havzasında  varlık göstermiş ,Selçuklu ve Osmanlı devlet düzeninde  yaşanmış  bir medeniyet etkinliğinden söz etmek istiyorum. Bir model anlayışın işareti olarak görülebilecek “Sadaka taşları” örneğine kısaca değinmenin yararlı olacağı kanaatine vardım .Konuyu bu güne taşıdığımızda ise emsali başka medeniyetlerde görülmemiş olan mezkur vaka acaba günümüze ne kadar mesaj verebilir diye yazıyı okuyanları kısaca bilgilendirip biraz düşündürmek istedim.

         İhtiyaç sahiplerini esas alan bir bakışla  gizliden yardım etmek isteyenler için  önce selçuklululardan başlatıldığı görülen bu etkinlik sonra osmanlıda  hizmet vermiş. Bir yardım eli olan Sadaka taşı; 1,5- 2 mt yüksekliğinde üst yüzeyi oyularak çukurlaştırılmış mermerden yapılmış sütün şeklinde bir taştır.

          Sadaka taşı; İhtiyaç sahiplerine yönelik bir yardımı gizliden vermek/almak için hayır amaçlı bir uygulama şeklidir.Bu taşlar; İstanbul, İzmir, Konya, Kastamonu, Sıvas, Kayseri ve Afyon illerimizde yıllarca ihtiyaç sahiplerine hizmet verdiği tarihi kayıtlardan anlaşılmaktadır.

          Sadaka taşları; İstanbulda dört farklı yere konduğu bilinmektedir.Bu yerler  Üsküdar; Gülfem hatun camiinin avlusuna yine Üsküdar; doğanlar da. Karaca Ahmet ve Koca Mustafa paşa mevkilerinde olduğu görülmüştür.

          Bu tarz yardım etme biçiminde; Ne alanı küçük düşürmek ne de veren için bir öğünme nedeni söz konusudur. Yani verenin ve alanın birbirinden habersiz olduğu bir yardımlaşma şeklidir.Veren, verdiğini  asla bir gösteriye dönüştürme gibi bir art niyet taşımıyor.Alan yoksul, incinmeden alıyor. Veren ise görmediğine! incitmeden veriyor.Bu tabloda görünen şudur ; iffet dolu bir adab manzarası . Çevremize baktığımızda alenen yapılan  yardımlara tanık olabiliyoruz. Bu durum dinen mahsurlu değil. Çünkü açık yardım yapılmasına cevaz verilmiştir.Ancak bu gün yapılan bazı yardımlar, gösterişe dönüştürülerek ya riyakarca yapılıyor.Ya da yardıma muhtaçtaçları  istismar edip verenlerin çıkarlarına uyacak bir  biçimde  yapılıyor. Yukarda anlattığımız yardıma  baktığımızda bir ahlaki adab var.Bu gün yapılanlara baktığınızda aynı iffeti bulmak mümkün mü?.Günümüzde hayır/ iyilik olsun diye bir de destek mahiyetinde sözde yapılan yardımlar vardır .Adı “sponsor”olarak kullanılmaktadır.Açık yapılmasının bir mahsuru olmamasına rağmen  yardımı yapanın isminin reklam yapılması yardımın doğal özelliğini de tenzil ediyor.

          Konumuza dönecek olursak.Sadaka taşlarına yardımlarını yapanlar, gecenin geç saatlerinde kimseye görünmeden taşların yanına geliyor ve nakti, ayni olan yardımlarını taşın oyuğuna altın ve madeni para olarak bırakıyorlar.

          Bu yardım taşları, genellikle gözden ve kalabalıklardan uzak yerlere konurdu. Cami avlusuna,türbe ve mezarlıkların uygun yerlerine yerleştiriliyordu. Bir semtin fakirleri için konulmuş bağışlara diğer bir semtin fakirleri dokunmuyordu.

          İhtiyaç sahipleri görünmemek için sabahın erken saatlerinde utana utana yardım mahalline giderler.Sadaka taşlarından faydalanacak olan iffetli bu fakirler ne ilginç ki taşlardan ihtiyaçları kadar bir miktar alıp kalan diğer yardımları başka ihtiyaç sahiplerine bırakıyorlardı.17. yy’ın başlarında bir seyahat yapmak üzere İstanbula uğramış bir seyyahın hatırasında şu sözler yer alır: “İstanbulun bir mahallinde bir hafta geç saatlere kadar bir sadaka taşının yanında bekledim.Taşlarda paralar bulunmasına rağmen ihtiyaç sahibi bir kişinin dahi bu taşların yanına geldiğini görmedim.Doğrusu hayretlerimi gizleyemedim”.

          Bu davranış biçimi; Ancak yüce bir inanca tam ve güzelce iman etmenin tezahürü olabilir.Ancak bir  emekle kazanılarak elde edilebilecek bu davranış; Namütenahi bir ahlakın  ender bulunabilecek bir fedakarlık meziyeti olabilir.

          Tıpkı Fatıh’in tebdil-i kıyafetle bir çarşı esnafından yapmak istediği alış verişte rastlanılan bir başka ahlaki davanış bu. Fatih, esnaftan alış veriş yapmak ister. Esnaf Fatihe şu cevabı verir.Efendim benden alış veriş etmeyiniz, ben siftahımı yapmıştım.Lutfen siz siftahını yapmayan komşumdan alış veriş  edermisiniz der.Su medeniyeti olarak addedilen İslam medeniyetinde bir çok örnek alınacak  konularda ahlaki anlamda fedakarlıklara baktığımızda daha yüksek ahlaki davranışlara  da pekala rastlanabilir. Gerçek anlamda bir medeniyetin önce insanı ön planda tutan ona değer veren ona en iyi ahlaki değerleri sunabilen”İnsanı yaşat ki devlet de yaşasın” diyen. İnsanı en iyi yaşatacak bir felsefeye sahip İslam medeniyetinden bir başka medeniyet var mı? Başta ahlaki değerleri şiar edinerek insana bu değerleri insanca yaşatan  iffet ve haya gibi yüce değerleri bir davranış tarzı olarak yerleştiren bir başka medeniyete rastlayabilir misiniz?

           Bir medeniyetin şaheserliği, arkeoloji bilminin yaptığı kazılarda çıkartılan nesnel sanat eserlerini bularak, onlara kıymet biçerek elbette ki ölçülemez.

           Bir medeniyet vakası ; ancak insana verdiği kıymet ve değerle ölçülebilir.Bir medeniyetin niteliği, toplumunun vicdanına seslenebilmesiyle belirlenir.Bir medeniyetin kuşatıcı sevgisi; Kalplere huşu ile  verilebilen bir şefkat ve merhametle görülebilir.

           İnsanı sahiplenen bir medeniyetin yardım eli olan bu evsaftaki  hayırlı hizmet çalışmasında ölçü şu olmuştur; daima alan el utançtan. Veren elin de gurur ve riyadan  nasıl titiz bir korunma çabası içinde oldukları görülüyor.İnsanlığa örnek olabilecek bir yardımlaşma anlayışını mezkur havzada hediye etmiş olan İslam medeniyeti , bu günün insanını imrendiren emsaliz bir yaşam biçimini de yaşayarak göstermiş bulunuyor.İnsana kıymet veren bir medeniyet onu değerli kıldığı gibi

           Necip ve yüksek duygulu bir medeniyetin esas gücü azametli oluşunda değil, hak ve adaletin çizgisinde bulunmasındadır.Sosyal adaleti şiar edinmiş velud bir medeniyet olan

İslam  medeniyeti ; Bulunduğu yaşam havzasında toplumunu imarethaneleriyle, hanigahlarla,darulacezelerle, aş evleriyle, itamiyelerle,yetimhanelerle ve sübyan okul v.b kurumlarıyla  bir eğitim, terbiye ve bakımla asırlarca bir şefkat ülkesinde barındırarak rüştünü ispat edercesine yaşatmıştır.İnsanının ve insanlığın yüreğinin şifası olmuştur.

           Bir medeniyet değilmi ki ; İnsanına ve insana değer vermiş.

           Bir medeniyet değilmi ki; Yaşlıları, açları, yetimleri,yolda kalmışı korumuş.

           Bir medeniyet değil mi ki; Çocuklarını sevmiş ama dilendirmemiş.

           İşte bu medeniyetin adı haya,iffet, merhamet, şefkat ve  su/islam medeniyetidir.  

           Dilenmenin nasıl onur kırıcı olduğunun ahlaki öğretisini veren bir medeniyet, dilenciliğin insan haysiyetini nasıl yıkıcı bir davranış olduğunu da öğretmiştir.Su medeniyeti olan islam medeniyetinde dilencilik yapmak ayıptır.Çünkü dilenen insanlar ortaya çıkmışsa o zaman o medeniyetin insanı koruyan hamiliği nerede kaldı diye sorgulanır.Su medeniyeti insanı yaşatan, koruyan ve hamilik yapan konumdadır.Bu bakımdan sadaka taşlarından yardım etmede bu medeniyetin fakir insanlara bir sunumudur.O bakımdan taşlardan ihtiyaç karşılayanlar bir dilenci gibi görünmekten bunun için hicap duyarlar. Su medeniyetinin esas gücü;haklı bir inanç, yüce bir ahlak, iffetli  ve haya sahibi olmak gibi özellikleri bir insanda model olarak sunabilmesidir.Ateş medeniyetlerinin bütün zamanlarda korktukları işte bu erdemli güçtür.Bu erdemlilik, maddi güçle kazanılamaz.Dünyanın müstekbirleri olan emperyalistler bu gün ben islamcıyım ben müslümanım diyenlerden korkmuyor.İslam medeniyetinin bizzat kendisinden korkuyor.İslamın bizzat kendisine ait misyonundan korkuyor.Temsil edemeyenlerden değil. Temsil olunmasından korkuyor.

           Bu gün içinde yaşadığımız dünya; İnsana ve insanlığa değer vermiyor. Hakkın ve adaletin inisiyatifi altında barınan insani erdemlilikleri, yaşatma mücadelesi veren,ahlaki kimlikleri istemiyor.Bütün insanlığın, kötülüğün karanlığında barınmasını istiyor.Bunun için insana değer vermiyor.Onun ihtiyaçlarını karşılamıyor, eziyor, zülmediyor ve kölesi olarak kullanmak istiyor.

           Bu gün bütün dünya ülkelerinde dilenme olayı vardır.Her ülkenin sokakları, caddeleri dilencilerle dolu. Malesef bizim ülkemizde de öyle.İnsan kişiliğini küçülten onur kırıcı ve yıkıcı bir davranış olmasına rağmen. İnanç bakımından da ayıp bir şey olmasına rağmen..

           Oysa bu kadar insanı küçülten bir şey olmasına  karşın nasıl oluyorda dilencilik bu modern dünyada bir onursuzluk mesleği haline getiriliyor.Bir insan  hiç çalışmadan, havadan para kazanmak adına yollara dökülüp sanki bir hünermiş gibi bu yollardan para kazanmaya çalışıyor.Bu dilencilik(Bahsettiklerimiz onurunu ve şerefini  kaybeden asalaklardır .Zira dilencilik yapmaya mecbur kalan hasta , sakat , güçten yoksun yaşlıları ve biçareleri tenzih ederiz)   bir insanın nasıl bir utanç verici halde oluşunun basit resmini de vermiyor mu?Kendisini acındırarak şerefini ayaklar altına alabilmeyi göze alarak, sahte roller yaparak para dilenen bu insanlar ne yazık ki  modern toplumların kanser hücrelerinden sadece biridir.Modern uygarlık; İşsize iş.Açlara aş.Yetimlere korunacak yer.Sokaklarda yatanlara  barınak.Dilenenlere bir çare ve eğitim.Suçlulara terbiye ve çözüm bulamıyorsa ;ezilenler,büzülenler,açlık içinde bulunanlar, hor gorülenler, itilenler, ötelenenler ne suçlular ne de mazlumlar kanser değil. Bizzat mazlumları çaresiz hale getiren modern uygar dünyanın kendisi kanser, sistemleri kanser.

            Bu gün uygar modern dünya, sistemi içinde açlığa, dilenciliğe bir çare bulamıyorsa ,sistemlerinin kendileri için bir tehlike oluşturacak erken uyarı işaretlerini duymamışlar demektir.Bir sistem içinde dilenenler, açlar, yetimler, bütün kötülükler ve zülüm varsa bunun sebebi hem sistemin bizzat kendisi hemde dünyanın gelir dengelerini çalarak, yolarak, yakarak, yıkarak, üterek servetlerinin üstüne servet katlayan asalak mele/mütref gurubudur.Bu gün aç ve sefil dünyanın tek müsebbibi vahşi kapitalizmdir.Kapitalistler ve onlara uşaklık edenlerdir.

            Postmodern uygar dünyanın insanı dışlayan, öteleyen, izole eden, asimile eden, köleleştirici yapısı bir medeniyet sembolü olabilir mi?.İnsana değer vermeyen insanı metalaştırmaya ve her şeyiyle sömürmeye çalışan bir sistem nasıl uygarlık olabilir.?!.Modern uygarlığın sokaklarına iyice bir  bakın yeter.Her şey net görünmüyor mu?.   

            Bir de uygar dünyanın görünen yüzünün arkasındaki  öteki yüzüne bir bakın bakalım ne göreceksiniz. Sefalet, sömürü, cehalet, adaletsizlik, ahlaksızlık ve tüm kötülükleri içinde barındıran bir riyakarlık ve zulümden başka ne görülüyor?

            İnsanlık, göz yaşlarını silebilecek, zulümlerin hesabını soracak su medeniyeti ve bu medeniyetin ışığını görmek istiyor.İnsanlık, hakikatin varlığına hasret.Kendine ve değerlerine hasret.İnsanlık, kendisine bir onurluluğun yardım elini uzatacak ona değer ve önem verecek adam gibi bir medeniyeti; evine, köyüne, mahallesine ,meydanına , şehirlerine ve ülkelerine davet ediyor ve özlemle bekliyor.

           Sadaka taşları bir hikaye değil. Bir model. Su medeniyetinin yaşanmış vakasıdır.

           Sadaka taşları insana önem vermenin ve şefkat  göstermesinin yaşanmış bir nişanıdır.

           Uygar dünyanın kendini temsil edebilecek sadaka taşları var mı? Varsa nerede?   

 

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
+1 #1 Sezai ASLAN 2010-03-08 11:23
Kıymetli dost Naci Bey ;bilginize,emeğ inize,yüreğiniz e sağlık ve huzur dilerim.
Medeniyetimizde n insanlık onuruna,inanç sistemimize yakışan bir uygulamayı yazınız ile dile getirdiğiniz için teşekkür ederim.Ayrıca burada o günün insanının ahlâkı da sergilenmiş oluyor.Çünkü ihtiyacı olmadan el uzatmaması da yüce bir ahlâk göstergesidir diye düşünüyorum.
Selâm ve sevgi dileklerimle sağlıklı bir ömür dilerim. S. ASLAN
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2872
Dün2795
Tüm Zamanlar4207363
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 73 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2193
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?