Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

 

Bir dine (düzene), bir ideolojiye inanan toplumların kutsal gün arayışı, kutsal gün kavgası tarih boyunca sürmüştür. Ya haftanın belirli günleri, ya yılın belirli günleri, ya da yılın belirli ayları toplumlarca kutsal gün, kutsal ay ilan edilmiştir.

 

Hristiyan toplumları Pazar gününü ayin (ibadet) günü ilan ederek, her Pazar günü temiz elbiseleri giyerek kiliseye giderler.

 

Yahudi toplumları cumartesi gününü kutsal gün ilan ederek, o gün tatil yapar, havralarında ibadet ederler.

 

Ateşe, doğaya tapan toplumların ürettiği Nevroz da dinsel bir tema olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle hem baharın gelişini kutsayarak, hem taptıkları ateşi yakarak, ateşin üstünden atlayarak, ateş etrafında danslar yaparak ayinlerini yaparlar.

 

Müslümanlar da, Arapların tarihinden gelen Arube gününü toplanma (Cuma) günü yaparak kervana katılmışlardır. Müslümanlar ayrıca kandil geceleri üreterek bu kervanda kutsal günlerini artırarak sanki bir adım öne geçmişlerdir.  

 

Uzakdoğu’nun Budistleri, Tibetlerdeki Lamalar, Hindistan’ın değişik dinleri, Azteklerin, Türklerin, Kızılderililerin, mayaların, İnkaların kendilerine göre kutsal günleri mevcuttur.

 

Genelde dinlere inanan insanların; günlük hayat içinde kirlendiklerine inanmaları, kirlerinden arınmak için, arınma, yıkanma, tövbe ve af kapılarının açıldığına inanmalarının göstergesi olarak, kutsal günler, kutsal geceler, kutsal aylar, toplumların morali, psikolojik değerleri olarak algılanır. Bir bakıma peşin peşin günahlı olduğuna inanan insanların, günahlarından arınmak için bireysel gösteriden ziyade, toplumsal gösteriye dönüşme hareketi olarak ortaya çıkar.

 

Kültürel temelde tarihin önemli olaylarına istinaden, devletlerin kuruluşu, ihtilaller, hicretler, doğumlar da, kutsal günlere dâhil edilir. Miladi yılbaşı; Hıristiyanların kültürüne ilişkin bir göstergedir. Müslümanların takvimi olan Rumi ve Hicri takvimi de, Müslümanların tarihindeki önemli değerler taşır.

 

İdeolojik olarak, solun bir mayıs kutlamaları dünyada önemli bir etken olarak ortaya çıkar.

 

Elbette her kutsal gün kutlamasının kutsal mekânları da olacaktır. Dinlerin hac olgusu, yılın belirli dönemlerinde inananların aynı yerde toplanarak toplu ibadet etmeleri… İdeoloji sahiplerinin belirli meydanlarda toplanarak ideolojik ibadet etmeleri birbirinden farklı değildir. Türk solcuları için taksim meydanı, sol ideolojinin hac merkezi olarak karşımıza çıkar. Aynı şekilde dünyadaki solcuların kendi ülkelerinde hac meydanları mevcuttur. Türk Kemalistlerinin bir dönem Anıtkabir’i veya Çankaya’yı, Kâbe ilan etmeleri garipsenmemelidir.

 

Ne yazık ki belirli günlere tapınma, belirli mekânlarda toplumsal ibadete yönelme, sanki insan figürünün bir yansıması olarak karşımıza çıkar. 

 

Ancak her ideolojinin, her dinin, her kültürün, her devletin; kendine göre kutsal günler, kutsal mekânlar üretmeleri söz konusu iken, birbirlerinin günlerini, mekânlarını aşağılama yoluna gitmeleri ilginçtir.

 

Kutsal günler, Kutsal aylar, kutsal mekânlar üretmenin insan veya toplumların zaafı olduğu yargısında olan herkesin, kendi açılarından kutsal günleri, kutsal mekânları vardır. Ne yazık ki bu garip çelişki; kendini akılcı, çağdaş sayanlarda da, diğerlerinde de vardır. Kendini inanmış kabul eden dindarlarda sanki daha çok gibidir.

 

Müslümanların tarihinin başlangıcında kutsal gün olarak sadece hac mevsimi vardır. Arube günü Müslümanların öğle vakitleri toplanarak haftalık görüşmeler yapması, toplanma anlamına gelen cum’a günü olarak tarihe geçmesi, Müslümanların cuma günü olarak ifade etmeleri, günün cuma olmasından değil, toplanma fiilinin cum’a kelimesiyle ifade edilmesindendir.

 

Günümüzde Müslümanların kültüründe var olan kandiller, Müslümanlarca kutsal sayılan gecelerdir. Bu gecelere "Kandil Geceleri" denir. Kandil Geceleri Peygamber'in uygulamalarında yoktur. Hicret sonrası 3. asırdan itibaren tasavvufi çevrelerde kutlanmaya başlanmış ve II. Selim'den itibaren minarelerde kandil yakılmasıyla kandil adını almıştır.

 

Kur’an’da kadir gecesi olarak ifade edilen gece ise, belirli bir gün figürü değil, Resul Muhammed’e ilk vahyin ilka (inzal) edildiği gündür. Resul Muhammed ayetleri tebliğ ettikçe, tebliğden hoşlanmayan Putperest Arapların liderleri, “vahyin indirildiği geceye lanet okumaya başlayınca; buna karşılık Allah ayetiyle, vahyin indirildiği Kadir gecesinin bin aydan hayırlı olduğunu vurgulayarak, onların lanetlerine meydan okumuştur.

 

Müslümanların tarihinde kadir gecesi ile ilgili üretilen birçok konunun aslı yoktur. Kutsal gün, kutsal gece, kutsal mekân yarışmasında, Müslümanlar da diğer toplumlardan geri kalmamak için her türlü yalanı, yorumu uydurma yoluna gittiler. İstanbul’da Eyüp Sultan Türbesi, Konya’da Mevlana türbesi, Urfa’da balıklı göl, kutsal mekânlar silsilesine girmiştir. Müslümanların yaşadığı diğer ülkelerde de kutsal gün ve mekânlar yerel seyirde takip eder. İran Ehli Şia’sının Kum kenti, onlar için kutsal bir mekândır.

 

Kutsal gün ve gecelerden en çok yararlanan, İslam’ın hükümlerine riayet etmeyen, toplumlara egemen güçlerdir. Onlar çıkarlarına kutsal gün, kutsal ay, kutsal mekânlardan sonuna kadar yararlanırlar. Amaç Müslümanları bir şekilde kendi kendilerine tatmin olacak, etraflarındaki zulmü görmelerini engelleyecek gösteriler sunmaktır. 

 

Tarihte sarı Selim olarak bilinen Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu olan 2. Selim 28 Mayıs 1524 tarihinde doğmuş, 12 Aralık 1574 tarihinde ölmüştür. Osmanlının şaşa devrinin yaşandığı, saltanatın Lale devri diye adlandırılan, zevkin sefanın İstanbul’a yayıldığı bir dönemde, haliçte yapılan İslam’a uygunsuz yaşamların toplum tarafından görülmemesi, toplumun uyutulması için üretilen kandiller, ne yazık ki, sanki dinin temellerindenmiş gibi günümüzde algılanmaktadır. Hâlbuki kandillerin uygulamaya geçiş nedeni, egemen saltanatın pisliklerinin sorgulanmaması, toplumun uyutulması için ortaya konulan bir figürden başka değildir.  Onun için her zaman, zulme sapan her iktidar mutlaka insanları refüze etmek için kutsal gün, kutsal mekân icat etme yoluna gider. Kutsal gün ve mekânların iki yönü vardır.

 

Birincisi; kutsal gün ve mekânlarla toplumlar, doğru veya yanlış bir yöne çekilerek, bireysel, toplumsal rehabilitasyona tabi tutulurlar. Her düşünce, her inan, her siyasi egemenlik, kendine göre İnanırlarını; ister din, ister ideolojiler olsun, kutsal gün ve mekânlarda kendine taptırır.

 

İkincisi; kutsal gün ve mekanlar kontrol mekanizmasıdır. Bir dini, bir ideolojiyi, bir düşünceyi dayatan toplumlar, kutsal günlerdeki tavırlara göre insanları takip ederler. Mesela Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri, ilan ettiği resmi bayramlara katılımı takip ederek, devlette görev alanları takip eder. Bu nedenle nice öğretmenler, memurlar, askerler, sırf resmi bayram törenlerine katılmadı diye takibe uğramışlar, haklarında disiplin soruşturması açılmış, cezalandırma yoluna gidilmiştir. Aynı şeyi dindar toplumlar da yapar. Kutsal günlere, kutsal mekânlara değer vermeyenleri, sapık, dinsiz, mezhepsiz ilan ederek, toplumdan refüze ederler. Sanki bir bakıma kutsal günler, kutsal mekanlar sürü psikoloji içinde toplumları yönetme, egemen güçlere taptırma eyleminden ibarettir. Toplumların egemen güçleri bundan memnuniyet duyar. Özellikle dayatmacı anlayışlarla toplumlara egemen olan iktidarlar, toplumun geneline kutsal günler, kutsal mekânlar sunarak, onları meşgul ederken, kutsallıklara uyanları kutsayarak, muti kullar olarak ilan eder. Muti kullar; artık egemen güçlerin iktidar tipi; ister krallık, ister cumhuriyet, ister imparatorluk, ister padişahlık olsun fark etmeden, memnun ve bahtiyar olarak yaşarlar. Devletlerin kendilerine sundukları kutsal gün, kutsal geceler ve kutsal mekânlarda arınarak, psikolojik, sosyolojik rahatlığa ulaşırlar.

 

Müslümanların tarihinde İbrahim Resul döneminden gelen Kâbe’deki hac figürüne, putperest kültürden arındırılarak yeni boyut kazandırılması, Müslümanlara yeni bir ivme kazandırmıştır. Ancak bugün; Resul döneminde Müslümanların yaptığı hac toplanmasının, ne özleri, ne de uygulama biçimi vardır. Hatta öyle ki; putperest Arapların bile uyguladığı hac kavramından daha geride, Müslüman toplumlar hac toplanışını yapmaktadırlar ki, akla zarar. Putperest Arapların hac organizasyonunun uygulanması, günümüzdeki Müslümanların uygulayışından bin kat daha iyidir. Tek farkla, onlar putlarına tapmak için Kâbe’ye gelirlerken, Müslümanlar Kâbe’deki putları temizlemiş, ama başka tapınışlar üretmişlerdir.

 

Hâlbuki Müslümanların haccı toplumsal özgürlüğünün ilanından başka bir şey değildir. Müslümanlar; her yıl İslam’ın merkezi olan Mekke’de, bir araya gelerek, bütün dünyaya, İslam’ı (barışı, esenliği, huzuru ve kullara kul olmayacaklarını) özgürce ilan edeceklerken, bugün aslından, özünden sapkın olarak, kullara kulluklarını pekiştirmek için hac yapmaktadırlar. Belki; içlerinde gerçekten, işin özünü kavrayıp bireysel hareket edenler vardır ama geneli, ne yazık ki işin özünden habersiz, tarihin eklentileriyle ve yanlış kutsamalarıyla oyalanmaktadır.

 

Dayatma ve uyutma figürlerini taşıyan kutsal günler, kutsal geceler, kutsal mekânlar vaveylası, egemen güçlerin işine yaramaktan öteye gitmiyor.

 

Nedense; ister dinlerin, ister kültürlerin, isterse ideolojilerin kutsal günlerinden, kutsal mekânlarından hep siyasal iktidarlar veya muhalefetleri çıkarlarına pay çıkarıyorlar.  

 

Sovyet Rusya’da bir mayıs, Kızıl meydanda komünist iktidarın egemenliğini ilan ederken, egemenliğinin altında diğer görüşleri silip süpürürken, kapitalizmin egemen olduğu ülkelerde ise, muhalefet olarak kapitalizme meydan okuyan siyasi partilerin, derneklerin, kuruluşların çıkarı olarak karşımıza çıkıyor.

 

Bugün; NEVROZ kutlamalarının siyasal, ideolojik, dinsel, kültürel yansımaları, toplumsal ayrışmanın göstergesi olarak günümüze damgasını vuruyor.

 

Aslında; kutsal gün, kutsal gece veya kutsal mekânlar açılımına şöyle de bakabiliriz. Güdülmek isteyen toplumları gütmenin en iyi araçları kutsal üretimlerdir.

 

Toplumun içinde bir figür olmak istemeyen insanlar, bilgiye, bilince (inanca) dayalı hareket ettiklerinde, hiçbir zaman kutsal günlerin, kutsal gecelerin, kutsal mekânların anlamı yoktur. Çünkü bilgili, bilinçli olanlar bilir ki; kutsallar etrafında insanları gütmek isteyenler, insanların kutsallara inançlarını kullanırlar. Onun için; bilgili, bilinçli olanlar dikkatli davranır. Bu tür oyunlara gelmezler.

 

Bilgili, bilinçli bir Müslüman’ın; her an, her zaman, her yerde, Rabbine göre düşünmesi, hareket etmesi, bilerek bilmeyerek yaptığı hatalardan af dilemesi asılken, bunu belirli günlere sıkıştırması düşünülemez.

 

Bütün insanları Koruyan (Rahim), Kuşatan (Rahman) Allah; her yerde, her zaman insanlarla birliktedir. Sadece kutsal günlerde, gecelerde, mekânlarda değil.

Son Güncelleme (Salı, 28 Mart 2017 13:59)

 

Degerli Yazarimiz MEHMET ÇOBAN Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 16 Ocak 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2099
Dün3798
Tüm Zamanlar3948115
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 68 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2103
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?