Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon SOSYAL İLİŞKİLERİMİZDE İLETİŞİME DAİR KOTASYONLARIMIZ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

SOSYAL  İLİŞKİLERİMİZDE  İLETİŞİME DAİR

 

KOTASYONLARIMIZ

                                                           “İnsan,kendisini en iyi başkalarını yargılarken tanıtır.”

 

          İnsan  ve toplum ilişkilerinde iletişimler genellikle ret ve kabullere göre şekil alır.Her insanın kendine göre kabulleri ve retleri vardır.Toplum içinde yaşayan bütün insanların kabulleri ve retleri bir göreceliğin çeşitliliğinde kendini gösterir.

          Kabullerimizi,  bir çeşitlilik olsun diye bir örnekleme ile gösterecek olursak; şu tespitleri farklı  açılardan bakarak sunabiliriz.Ön kabul, son kabul, peşin kabul, ayartıcı kabul, şartlandırıcı kabul, zoraki kabul, genel/özel kabul, kısmi kabul, benzersiz kabul, sahici kabul, itirazsız kabul, yaygın kabul, yerleşik kabul, ortak kabul, kesin kabul, ideolojik kabul, dini kabul, ön yargılı kabul, dayatmacı kabul,  v.s

          Bütün bu saydıklarımızın tamamen tersini , retlerimiz olarak da sıralayabiliriz. Yukarıda bir parağrafta topladığımız ret ve kabullerin ne kadar farklı çeşitliliği ve göreceliği ifade edebileceğini de görebiliyoruz sanırım.

          Bir konu hakkında kararımızı vermeden önce kararımızı etkileyebilecek ön bilgileri düşünmeden o kararı vereceğimizi de unutmamamız gerekiyor.

          İnsan ve toplum ilişkilerinde bir işi bir oluşu kabul ve ret gibi kesin sonuca götürmeden bilinen varsayımları gözden geçirmeden hüküm verebilme haliyle zordur . Bu bakımdan hemen sezgilerimizi, görülerimizi ve görüşlerimizi  önce devreye koyarak konuyu test eder, kendimize göre bu düşüncemizle bir makuliyet sağlayabilirsek son  ve kesin yargımız(Hükmümüz) ile doğru kararlar verebiliriz. Hiç bir şeyi irdelemeden, incelemeden bir yanlışı  yapmak için de acelecilikle ön yargılarımıza baş vurarak yanlış  kararlar alabiliriz.Bu bakımdan yargılarımız; bilgilerimiz ve araştırmalarımız  oranında bize ne yapıp yapmayacağımıza dair bir karara varmamıza yardımcı olur. Bir işe bir oluşa karar vermeden önce yargılarımız ,  kararlarımızı  son derece etkileyecek oranda önemli  bir kriterdir aslında.

          Bu minval üzerine bir karar verme yolculuğunu zihinsel olarak sürdürürken karar vermemizin basamaklığını yapacak görülerimizin çeşitliliğini gözden geçirerek ne tür görülere bakabileceğimizi de şu zaviyelerden bakıp görebiliriz.Ön görü, hiç görü, iç görü, dar görü, sığ görü, geniş görü ,hor görü, hoş görü  v,s

          Karar öncesi bir de seziler, sezgiler, ve görüşler de vardır ki çokluklarından dolayı burada  örneklemeler vermemiz oldukça zor görünüyor.En önemlisi de ret ve kabul kararını en son değerlendirmede bir ölçüt yapacak , tartacak ve son sözü söylettirecek hususun unutulmaması gereken düşünme yetimiz , hiç kuşkusuz ki  akıldır.

          Bütün  yukarıda zikrettiğimiz hususları, davranış öncesi yeteneklerimiz, bilgilerimiz ve ruh halimize göre ortaya çıkan eylemsel duruşlarımız belirliyor.

          Hükümlerimizi, yargılarımızla vereceğimize göre yargılarımızın ne kadarını ne şekilde kullanabiliriz. Bunları da farklı açılardan bakarak  bir kaç örneklemeyle kısaca  sıralayabiliriz; Ön yargı, Peşin yargı, İdeolojik ön yargı, Statüden kaynaklanan ön yargı, Kesin yargı,Değişimin yargısı,Oteriter yargı, Yerleşik yargı, Hazır kalıp yargı, ve Son yargı v.s şeklinde.

          Demek ki bir işi bir oluşu, bir davranışı belirlemek için tercihlerimizi yapmadan önce sezgilerimizi, görülerimizi, görüşlerlerimizi, anlayışlarımızı ve yargılarımızda  yapacağımız kotasyonlarımızı belirledikten sonra ancak kabul ve ret kararlarımızı verebiliyoruz.

          Aslında her insanın kabulleri ve retleri nasıl farklılık arzediyorsa  her insanın doğruları da farklılık göstererek bir görecelik taşır.Bu doğrular neye göre görecelik taşır dediğimizde ise şunları söyleyebiliriz; İnsanın  kendine ait doğruları olabilir.Bu çok doğal bir şey.Ancak unutulmaması gereken önemli olan gerçek; insanın çerçevesi içinde bulunduğu bir hayatın varlığıdır.İnsan sınırları belli olan bu hayatın içinde tahsis olunmuştur. Bu hayat, aşkın olan  ilahi bir gücün kontrolündedir.Zira insan da bu güç tarafından yaşatılıp yönetilmektedir. Konuyu bu haliyle düşündüğümüzde bir tek doğru vardır; O da mutlak doğrudur.Metafiziksel bir doğru.Aşkın güce tartışmasız itaati ön gören ve içinde “Kulluk bilinci”ni barındıran bir doğru.(Dilemek/istemekle tercih edilen doğru)Mutlak doğrudan  yararlanmadan bir başka tercih kullanarak veya her insanın kişisel görüşlerinin içinde ayrı ayrı ifade ettiği tercihlerden ibaret olanı ise “göreceli doğru” dur.Herekese göre ayrıcalık taşıyan doğrular bunlar.

          İnsanın ontolojik donanımında bir şey hakkında karar vermesine yardımcı olabilecek sağduyu taşıyan fitri özellikler de mevcut. Ama bu özellik ve yeteneklerin kendini tam ve doğru olarak ortaya çıkarabilmesi için de salt bir bilgiyle birlikte aşkın bir bilgiye de ihtiyaç duyulmasıdır.İnsan, bu bilgileri oranınca kendinde var olan yetenekleri ancak gerçekçi biçimde ortaya koyup kullanabilir.

          İnsan ve toplum, aşkınlığın somut ve mutlak bilgisine ulaştığı anda fıtratına uygun sahih kararları daha iyi alabilir.Ulaşamadığı anda; salt soyut bilgiyle ya gerçekçi olmayan ya da yanlış  verilen ön yargılarla  aldığı kararlar isabetsiz olabilir.

          İnsan ve toplum ilişkilerinde bir iletişim  kurmakta karar alırken; karar vereceğimiz şeye ön yargılarımızın kotasını kullanmaya başladığımız andan itibaren mutlaka tehlikeli ve yanlış olan bir çıkmazla karşılaşılaşabiliriz.Ön yargılarımızla , heva , hevesimize uyan bir istekle ve çıkarlarımıza göre verdiğimiz/vereceğimiz  kararlar ne olursa olsun akim kalmaya mahkum olabilir.Ön yargılı  düşünme  kalıplarıyla yapacağımız her fevri çıkışımız, bu anlamda alacağımız her karar bizi yanlışlara taşıyacaktır.Bu bakımdan ön yargılarımızla vereceğimiz kararlarla, yapacağımız retler,kişisel ve sosyal iletişimlerimizi kesinlikle dumura uğratıp bize hesap edilemez kayıplar vereceğini asla göz ardı etmememiz gerekir.

           Bu bakımdan insanla olan sosyal iletişimi zora sokan en zor müşküllerin başında ön yargılarımızla oluşturacağımız kotasyonlarımız gelmektedir.

           Ön yargılarla yapılan kotasyonlar belli bir limidi aştığında sosyal iletişimi kilitler.İlişkiler, işin içinden çıkılamaz noktalara kadar taşınır.

           Delilsiz, kanıtsız,araştırmasız, fevri duygularla hareket edilen ve yargısız infaz ile yapılan bütün ön yargılar, insanı , toplumsal ilişkileri tanımı yapılamayacak belirsizliklere ve yanlışlıklara kadar götürür.

           Bir düşünürün dediği gibi” Ön yargıları kırmak , atomu parçalamaktan daha zordur” diyen aforizması, konumuza kırmızı çizgilerle ışık tutacak ve biz insanlara hata yapmayın ikazını verecek bir uyarı niteliğindedir.

           Bu nedenle insan, toplum ilişkilerimizin başında bizleri bir çıkmaza, krize ve kaosa sürükleyen nedenlerin başında yine önyargılarımız geldiğini unutmamalıyız. Sosyal ilişkilerimizdeki iletişimi dumura uğratacak engellerin başında; araştırmadan, tartmadan ve düşünmeye dair kendimize bir fırsat dahi vermeden sadece bir engel olsun diye oluşturduğumuz anlamsız kotasyonlarımızın olduğudur.

           Sonuç olarak; İnsan ve toplumla olan ilişkilerimizde ve bir olay değerlendirmesine yaklaşırken öncelikle yapacağımız araştırmalara önem vererek sağlam bir bilgi toplama çalışması yapılmalı. Yukarda zikrettiğmiz bu çalışmalara kaldığı yerden devam ederek konuyu, bir de  yazımızdaki belittiğimiz kriterlerden geçirdikten ve gerektiği gibi muhakeme edip bir düşünme yaptıktan sonra sağlıklı, doğru ve sahih kararlar alabiliriz.Ancak kararlarımızı alırken ; İnsan, toplum  ilişkisinin daha sağlıklı olabilmesinde  dikkat edebileceğimiz elzem kural şu olabilir:” Eşit mesafede bir yakınlık eşit mesafede bir uzaklık“ dusturu ile iletişimi doğrusal bir”Denge düzeneğinde(Sünnetullah) tuttuğumuzda ve mutlak aşkınlığın sınırları kapsamında (Hududullah) tuttuğumuzda ise emin olun ki; hem bireysel bir güvenlik hem de toplumsal bir esenlik içinde bulunacağımız da yadsınmayacak.Böylelikle sosyal insan ilişkilerimiz içindeki iletişimlerimiz de şüphesiz  kotasyonsuz yoluna devam edecektir

           Bütün sosyal ilişkilerimizde başta kendimi ve  herkesi “Zannın ilerisine gitmeyin!.” vahyi uyarıyı da dikkate alarak kotasız(Ön yargısız) sınırsız iyiliklerlerin yüreklerimizde egemenliğini ilan etmiş ret/kabul ekseninde verilecek esenlikli  kararlara ve uygulamalara doğru giderek baş başa kalmayı  temenni ederim. Vesselam. 

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2187
Dün2500
Tüm Zamanlar4217642
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 85 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2413
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?