Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon GEÇMİŞ VE GELECEK ARASINDA ÖRÜLEN ANLAMSIZ DUVARLAR KALDIRILMALI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 8
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

                             GEÇMİŞ  VE  GELECEK  ARASINDA  ÖRÜLEN

                             

                                ANLAMSIZ  DUVARLAR  KALDIRILMALI

 

                                                                                “Kendi gelecekleri ile planları olmayanlar     

                                                                                  başkalarının planlarına dahil olurlar.”

        Modern insan; geçmiş ve gelecek zamanı bugünde yaşarken tefritistan ve ifratistan gibi duygu alemlerini sık sık ziyaret eder.Bazen geçmişten bazen gelecekten beklentilerini ve özentilerini tatmin edebilecek fırsatları nedense yakalayamama gibi müesvis kaygılar içinde bulunur.

        Geçmişi kınayıcı, geleceğe kapalı umutsuzluk duygularını kötümserlik çıkmazına taşıyarak kendi kendisine ön yargı duvarlarını örmeye çalışır.Ancak bu duvarlar örülmeye çalışıldığı psikolojik  süreç, gelecekteki yaşanılacaklar için bir ümit ve umut taşımamasını öngören pesimist duyguların tahripkar duruşunun, hayatın ilerleyen akışında kendisi için nasıl bir engel olabileceğini  ne yazık ki hesap edemiyor.

        Oysa, geçmişten geleceğe sağlam köprüler kurulabilse, geçmişin köklerine doğru şekilde bir inilebilse  , geçmişte yapılan hatalar bir görülebilse zamanla nasıl ve ne şekilde doğru adımlar atılacağı da görülebilecektir.

        Geçmiş, bir milletin bir devletin bir medeniyetin tarihe mal olmuş yaşanmışlığın izlerini ve köklerini taşır.Köklere dayalı temelleri olmayanlar ne millet ne de bir devlet olabilir.

        Geçmiş, tarihsel bir birikim. Bu birikimden bir ibret bir hikmet ve öğüt alınmasını ilk planda önceliğimiz olarak düşünmeliyiz.

        Geçmişi günümüzde bir gelenekçi olarak yaşamaya kalkarsak yaşanılan zamanın ruhunu öldürüp hayatın ipini de çekmiş olmaz mıyız?Tarihin ilerleyen akışını durdurmaya bir gücümüz yoksa ve olması dahi mümkün değilse o halde geçmişteki  hataları tekrar etmemekten başka ne yapabiliriz ?Sadece ders alabiliriz.Alacağımız dersler tarihin ilerleyen yolculuğunun sağlıklı sürdürülmesine de sebep olacaktır.Kazanılan tarihsel tecrübeler geleceğin inşasına da yardımcı olacaktır.

        Toplum olarak bizler bir medeniyet kültüründen geliyoruz.Nedense hep geçmişe ait zengin kültürümüzle övünüyoruz.Tarihe büyük destanlar yazdık diye karamanlık nutukları atıp hala tarihte yaşıyoruz.Bir an durup, düşünüp de bir değerlendirme yapamıyoruz ya da yapmak istemiyoruz.Aldığımız yenilgileri bile idrak edemiyoruz.Savunma reflekslerimizi neredeyse  üç asırdan beri  diri tutmaya çalışıyoruz.Kendimizi daima savunmacı bir kültürün etkisinde bırakıyoruz.Aldığımız faturası ağır olan mağlubiyetlerimizi bir türlü hazmedemiyoruz.Gerçekleri dile getirmekten kaçıyoruz.Mağlubiyet nedenlerimizi araştırıp yeniden bir medeniyet yolculuğu için niçin yeterli bir dinamizm çabası gösteremiyoruz?

        Geçmiş kazanımlarımız tarihe mal olmuş.Elde ettiğimiz zaferlerle taçlanmış kazanımlar bırakın tarihin sahifelerinde kalsın.Artık tarihin bize armağan ettiği mirası  yaşanılmış zengin kültür hazinesi olarak bırakalım.Geçmişe dönük tarihsel düzlemde yaşanılan başarılar asla bir övünmeye ve övgüye dönüşmemeli.Geçmişin zaferleri ve kazanımları sadece hak ettiği değeri bulabilecek ölçülerde değerlendirilmeli.Tarihsel tecrübemizi ne unutacak  noktalara indirgemeli ne de inkar noktasına taşıyarak anlamsız bir tavırla  heba etmemeye özen göstermeliyiz.

        Geçmişimizin örf, adet, ve gelenekleri elbetteki varlık nedenimiz.Kabul görmüş yaşanmışlıklarımızdır.Ancak bu yaşanmışlıkları övünce dayalı bir fikri sabitlik içinde uzun sure hamaset düzleminde duygularımızın içine alıp hapsetmememliyiz. Tarih; ne akidevi bir inanç ne de bir ideolojidir.Tarihe iman edilircesine bağlanılamaz.Tarih; sadece insanlığın yaşanmış hafızasıdır.Tarihi geçmişimizle övünmek yerine, geçmişten geleceğe yol almak için yine geçmişimizle geleceğe barış köprüleri kurmak daha makul bir düşünce olmaz mı?

       Geleceğe yönelirken bir umudun peşinde koşmak üzere öncelikle kendimize karşı öz güvenimizi kazanmaya çalışalım.

       “Geçmiş gelecektir.” demişler. Geçmişi olmayanların tarihte bir yerleri yoksa kökleri de yok demektir.O zaman geçmişi olmayanların geleceği de olamaz.Geçmişle irtibatımız olurken geçmişin güzelliklerini yad edebiliriz. Ancak geçmişte yapılan hataları tekerrür ısrarcılığı içinde bulunmak daha başka hatalara meydan verir.Hataları tekrar etme de yanlış. Hataları irdelememek de bir başka yanlış.

       Geçmişle gelecek arasında yaşamak nasıl bir duygu olduğunu pek sorgulamıyoruz. Bir ikilem mi, yoksa bir paradoks mu?

       Bir ikilemse bu durumu fark etmek gerek.Pardoks ise burada biraz duralım.

       Alışageldiğimiz yaşanmışlıklar doğruysa buna bir itiraz yapmamız mümkün görünmemektedir.Alışkılarımızın dışında yapılan yanlışların içinde kalmak ve aynı yanlışları güncelimizde yaşamak da tekrardan ibaret bir yanlış olur ki bu durum da aynen yerinde saymaktır.

       Geçmişten kaçmak nasıl geleceği karartıyorsa gelecekten geçmişe aldırış etmeyip bakmamak da geleceğe ışık tutmayan gelecek de kararabilir gerçeğini unutmamak gerekir.Bu nedenle geçmişini bilmeyenler ya da bilmek istemeyenler geleceğe öyle kolay kolay hazırlanamazlar.

       Yine aynı perspektiften bakacak olursak “ Geçmişi kontrol eden bugünü de kontrol eder.” Sözüne katılmamak mümkün değildir.

       Geçmişin her şeyini bütünüyle doğru kabul edip geçmişte yaşamak, geçmişi kutsamak bugün nasıl bir anakronik bir durumsa.Geleceğe de geçmiş temelli bir hazırlık yapıp bu zihniyetle geleceğe yönelik hayal köprüleri kurmak da o denli yanlış olabilir.

       Onun için geçmişimizden alacaklarımızı alalım. Geleceğe doğru bakalım.Geçmişimizi sağlam temelle atmış ve bir medeniyet kurup bu medeniyetin içinde kendimize karşı, insanlığa karşı iyilik ekseninde doğru işler yapabilmişsek o halde yine aynı kurucu irademizle geleceğimizin inşasını lutfen başkalarının ellerine bırakmıyalım/bıraktırmıyalım

          

GELECEĞİMİZ , KİMLERİN ELLERİNDE?BİZİM Mİ ,YOKSA BUYURGANLARIN MI?

      

       Büyük bir coğrafi hinterlantda  bir medeniyet yapılanmasının kurucu dinamikliğini yapmış ve yönetmiş bir medeniyet sistemi; mağlubiyetlerinden sonra bile geçmişinde yaşananlardan hala bir ders alamamış olması ne hazin bir durum. 

       Patrimonyal bir yönetim sisteminin hem bizzat kendinin  gösterdiği yönetim zaafları yüzünden hem de içerden ve dışardan kundaklanan ihanet çabalarının verdiği desteklerle insanığa şefkat hamiliği yapmış koca bir medeniyet devleti, göz göre göre darmadağın edilerek tarihin sahifelerine ne yazık ki gömülmüştür.

       Yönetim kademesindekilerin bütünü, gelişen, değişen dünyayı iyi okuyamayan yöneticilerin gösterdikleri zaaflar yüzünden bizleri koca bir imparatorluğun son bakiyesi olan küçültülmüş bir coğrafya da yaşamaya mecbur bırakmıştır.

       Tanzimatla başlayan büyük çözülmeyi hızlandıran önemli sebep;gelişen dünyayı çok iyi okuyamayan gelecekleri için ciddi bir tavır içinde yer alamayan beceriksiz  yönetici elitist takımının bir  işi ve ödevi olmuş. Yönetici  elitistler, kendini yok etmek isteyen emperyalistlerin ikram ettikleri nimetlerin cazibesine öylesine teslim olmuşlar ki onlara duydukları  hayranlık , ne yazık ki onları bir medeniyeti yok ettirecek işbirlikçi konumuna kadar götürebilmiştir.

       Yönetici elitlerin bu hayranlık zaafı;onları, emperyalistlere körü körüne teslim olabilecek kompleks içine sokmuş , aidiyetlerini inkarla  milletine inkar derekesine kadar düşürmüştür.

Geleceği inşa etmeye soyunmuş kararlı bir güç karşısında kolaylıkla teslim olan bu yönetici tabaka , öncelikle geçmişini ve değerlerini inkar ederek sırf kendi çıkarları için her şeye boyun eğebilmiştir.Geçmişte öteki saydığı ecnebi ya da frenk dediği bir güce öyle bir boyun eğilmiştir ki onları , kendi kendisini sömürecek/sömürtecek  konuma kadar getiregelinmiştir.

       Batı toplumlarına yönelik hayranlık,bazı elitist bürokrat yöneticilerde  bugün bile aynı bağlılık hatta bağımlılık biatı hala sürmektedir/sürdürülmektedir.Kendi değerlerini dışlayıp ötekine yönelik bir teslimiyet tavrı geleceğimizi inşa edemez.Aksine bu teslimiyet, geleceğimizi akamete uğratır.Geçimsiz kısır muhalefet anlayışı ve tutumları bizleri geleceğe taşımaktan uzaktır.Keza aynı şekilde tarihimizle sürekli övünüp, tarihte kalıp, tarihte yaşayarak her an kahramanlık duygularımızı tütsüleyip sürekli bir savunmada kalmak da hem doğru değil hem de bir gelecek için sanırım dürüst bir davranış olamaz .      

       Hatadan ders almış yeni bir soluk yeni bir dirilişin sülueti ufuklarda çok yakın gibi görünmektedir.Ancak bu diriliş yolculuğunda uyanışçı bir kararlılık ve irade de gerekiyor.Yeni bir diriliş yolculuğuna çıkmış anadolunun has evlatları  yerli anlayış ve ideallerini önce kendi insanının sonra da insanlığın göz yaşlarını durdurma kararlılığı içinde bulunması da önemlidir.Yapılan zulüm ve haksızlıklara karşı ona dur diyebilecek bir yürek cesareti de ister.Ufukta emperyalistlere karşı merhametin sesini duyurmak isteyenler geleceğin insanına bir umut olmak için ciddi mücadeleci duruşlarını göstermek ve bir ümit olmak zorundadırlar.

       Geçmişten ders almak hatalardan arınmak ve sakınmaktır.Geçmişin tekrarını yaptıran hatalardır.Bu hataları terk edersek geçmiş olduğu yerinde kalır.Geçmişimizi inkar etmeyelim.Geçmişimiz geleceğimizin teminatı olan temellerdir.Geleceğe yüzümüzü döndürürken geçmişimizin birikimlerini  göz önünde bulundurmak her zaman bir ödevimiz ve görevimiz olmalıdır.

       Geçmişimize duvarlar örürsek geleceğe iyi  bakamayacağımız duvarları da örebileceğimizi  asla unutmamalıyız.Geçmişimizle statik kalıp statükoculuğa devam etme ısrarıyla içe kapanıp geleceğe karşı da lutfen ön yargılı duvarlar örmeyelim.

       Geleceğimiz, bizim mi yoksa başkalarının ellerinde mi olacak?Sorusunun kararı bizim elimizdedir.İyi düşünelim.İyi anlayalım ve fırsatları da kaçırmayalım.

       “Geçmişinizle hiçbir zaman övünmeyin.Geleceğinizle övünün. Çünkü geleceğinizi siz yetiştiriyorsunuz.” Allah rasulünün (s)sözünü de hiç unutmayalım. Vesselam.    

                                       

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #1 2010-05-02 19:10
naci beyin buyazısıda yine derindeki anlamları çekip ontolojik tespitleri saptamış.inşallah liyakatine uygun sonuçlara milletçe inanır ve gelecegimizi ellerimize alırız.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2862
Dün2795
Tüm Zamanlar4207353
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 50 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2193
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?