Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon SAMİMİYETİN ÖLÜMÜ?!...

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 22
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

           Günümüz dünyasında geleceğe yönelik  hayallerimiz işgal altında. Umut ve ümitlerimize dayalı ulvi ideallerimiz, uydular marifetiyle derin gözaltılarla izlenmekte.Ruh dünyalarımız küresel emperyal kültür istilasının alanında tutsak . Bizi ve yaşadığımız coğrafyayı  alabildiğine hızlı bir sömürge yapmak için büyük emekler harcanıyor.

      İnsanı insan yapan insani ve vicdani temel  değerlerimizin  başında olan iyilik duygularımız,ne yazık ki hayal kırıklıklarının deli dalgalarına karşı koymakta çaresiz bırakılıyor.

      İyiliğin yerini  kötülük alıyor. Masumiyetin yerini fesatlıklık doldurmaya çalışıyor.Şefkat ve merhametin damarlarından süzülen hüzün, yüreklerimizi ve ruh dünyalarımızı yakarak, yıkarak kıraçlaştırıyor. Modern seküler kültür, listesindeki yepyeni hezeyanları sessizce dayattıkça dayatıyor.Sonunda acı çekip dağlanan yüreklerimiz masumiyetini yitiriyor.

      Yüreklerden merhametin sökülme  eyleminde  insanı insan olmaktan çıkartacak gelişmeler yaşanıyor/yaşatılıyor.Yerine insana gaddarlık ve zalimlik yaptırtabilecek soysuz duruşlar angaje ediliyor.Neticede insan, hissiz,ruhsuz, duyarsız ve taş gibi kaskatı bırakılarak yalnızlaştırılıyor.Yalnız başınalığına terk olunuyor.

     Sokaklara ve caddeler bakın yerlerde yatan acı çeken,çaresiz , terk edilmiş ve hayattan kovulmuş yalnız insanların nasıl çaresiz kaldıklarını göreceksiniz.Her sokakta yer tutmuş adım başı dilenenleri göreceksiniz.Şehirlerin metruk binalarında barınmaya çalışıp yaşamak için çalan,çırpan,darp eden,kaptı kaçtılık yapan sokak çocuklarının bir suç makinesi gibi giderek nasıl çoğaldıklarını göreceksiniz.

 

      Özellikle büyük kentlerin caddeleri, sokakları, köprüaltları ve parklardaki banklara bakın adeta bedel olarak yaptıklarının karşılığını almışçasına sefalet içinde ötelenmiş  yalnızlığa terk  edilmiş insanların hiç de az olmamalarına tanıklık ederek göreceksiniz .Ama bu insanların yaralarını onarıp topluma kazandırmak için ne bir çözüm ne de çare olmak için bir adım dahi atılmamış.Atılsaydı bu ötelenmiş,dışlanmış insanlar bu kadar çoğalırmıydı.? Bizim kadim geleneğimizde bu tür düşkün insan manzaralarına pek rastlanmıyordu.Ecdadın kurduğu şefkat kurumları , kimsesiz ve aciz insanlara sahip çıkmak için onları yaşatacak(İmaret, darulaceze v.b)müesseselerle bu insanlara barınaklık yapacak çözüm ve çareler bularak onları yaşatmıştı. Ama  bugün aynı coğrafyada yaşayan o ecdadın çocukları olarak bizlere ne oldu böyle? Aşsız, işsiz insanların giderek arttığı ve açlıktan ölenlerin bile haberlerinin yapıldığı,üzücü bu tür insan manzaralarının yaşandığı bu güzel ülkemizde bizlere ne oldu böyle?

      Arkadaşlıklarımıza, kardeşliklerimize, komşuluklarımıza , akrabalıklarımıza ve yaşlanmış büyüklerimize karşı samimiyet, vefa  içeren tutum ve davranışlarımıza ne oldu?Önce kendimize ,yakınlarımıza ve hepimizin müslüman kardeş olarak yaşamış olduğumuz bu coğrafyanın insanlarına ne kadar yabancılaştığımızın, yabanlaştığımızın bilmem ne kadar farkındasınız?Ey! Anadolunun şerefli insanları uyanın!. Aramızdaki ahlaki değerlerimize olan bağlılığı, birliği , beraberliği, hayatla olan  barışımızı nifak ve  fitne ile samimiyetimizi bozacak,samimiyetimizi buharlaştıracak ve samimiyetimizi öldürecek/öldürtecek gayri insani ,insanlık dışı oyunlara gelmiyelim.

      Uyanık olmassak eğer,

 

      Samimiyetsizliğin salık verdiği güvensizlik sendromunu toplum olarak hep birlikte yaşayacağız.Güven kaybı ise ümitsizliğin , umutsuzluğun ve geleceksizliğin çağrısı olacak.

 

      Uyanık olmassak eğer,

      O zaman merhametin yağmurları da yağmayacak yüreklerimize o yüreklerimiz, iradesiz bir sonbahar yaprağı gibi oradan oraya savrulacaktır.

       

      Her savruluş yüreğimizi ve yüreklerimizi yakacaktır.

      Lutfen! Pişman olacağımız keşkelerimizi söylemeyelim/söyletmeyelim kendimize.

      Eğer biraz dikkat edip farkında  olabilirsek, insanlar arasında sevgi ve saygıyı sarmallayan içtenlik duygusu olan samimiyetin nasıl yavaş yavaş ölüyor olduğunu göreceksiniz.Samimiyet biz insanları terk etmiyor. Biz insanlar onu terk ediyoruz.Samimiyet ölürse bizde ölüyor olacağız.İnsanı ve toplumu sarıp saracak bağlılık duygularımızdan olan samimiyet yavaş yavaş hayat evrenimizden çıkarılmaya çalışıldıkça hayat dediğimiz zamanlamanın içinde bizde manevi ölümümüzü ilan edebileceğiz. Çünkü ruhsuz ve maneviyatsız bir beden bir ceset olmaktan başka ne işe yarar.

      Samimiyet olmayınca.Samimiyeti mayalayan  vefa ve özlem gibi insani erdemlilikler tedavülden kalkarsa kimi özleyecek kime karşı vefa göstereceğiz?.

      Hayat alanımızı mutlu yaşatacak mutlu kılacak olmazsa olmaz yaşama ümidimiz olan sosyal beraberliklerimiz değil midir?Toplumsal varlık olan insan bir beraberliğin içinde ancak mutlu olabilir.

      Para, insana maddi bir refah sağlayabilir ya da  hayatı sıkıntı çektirmeyecek  bir rahatlama getirebilir .Ancak manevi bir huzuru bulabilmek o kadar kolay değildir.Yeryüzündeki  imkan sahipleri parası yüzünden bir çok maskeli sahte dostları kolay  tedarik edebilirler.Lakin gerçek ve zor kazanılan samimi dostları öyle kolay kolay bulabilme ise pek basit olmasa gerek.

     Samimiyet ;aşkınlığı olan bir inanca teslim olunacak bir niyet ve kararla  merhamet duygusu daha da  güçlenir.Merhametin kalmadığı bir yürekte ise samimiyetin esamesi bile okunamaz.

     Merhametsizliğin acıması yoktur.Merhametsiz bir kalp, derinliklerinde ancak acımasızlığı ve zulmü barındırabilir.

     Büyüklenmeci benlikler/bencilliklerin psikolojik alanlarında daima bir öfke asabiyeti vardır. Öfke asabiyetinin olması kişiye daha fazla ön yargılı  bir açgözlü bencilliği dayatabilir.Bu nedenden dolayı öfke asabiyetinin varlığı ise kesinlikle sağ duyuyu çağrıştıracak olan aklın kullanılmasına izin vermez.

     Sağduyu ile hareket edecek bir akıl, insanlar arasında asgari monolojik azami diyolojik diyalogları sağlayabilecek buluşmaları kurdurabilir.Sosyal iletişimler sosyal beraberlikleri oluşturur.Sosyal aktivitelerin olması insanı yalnızlıktan kurtarabildiği gibi insanlar arasında manevi birliktelikleri de sağlar.Sosyal beraberlik içinde yaşamaya alışan insanlar birbirleriyle kaynaştıkça aralarında empatileri, diyergamlıkları ve özgecilik yaklaşımlarıyla pekala bir dayanışma bütünlüğünü de  sağlayabilirler.

     Dayanışma sağlandıkça beraberlik bilinci de artacaktır.İnsanlar arasında kurulan bu güzide iletişim hayatı yaşanılır kılacak bir paylaşımcılığı da beraberinde taşımaya yardımcı olacaktır.İnsanlar arasında kurulan bu korelasyon  ya da iletişim dayanışmaları samimiyeti öldürmeye çalışan postmodern seküler emperyalizmin pek işine yaramaz.

     Ama insanı etken konumdan çıkarıp edilgen konuma indirgemek isteyen anlayışları asla görmezlikten gelmemeliyiz.

 

      İç dünyalarımızda psikolojik duvarlar örülmesini istemiyorsak, psikolojik taravmalara karşı maruz kalmak istemiyorsak , boş ve maneviyatsız yaşamak istemiyorsak bir hoş sedaya dayalı tatlı huzuru aramaya, tedarik etmeye ya da sürgit yaşatmaya devam edelim.Samimiyet huzurunun kalıcılığı için mücadele edelim.

      Postmodern seküler yaşam tarzı tuzağının samimiyeti buharlaştırma adına başlattığı operasyonlardan en çok  nasibini alanlar da  ne esef verici ki çocuklarımız ve ailelerimizdir.Çocuklarımızla ve ailelerimizle  beraberlik ve dayanışma bağlılıklarımızı yeniden güçlendirelim.Ailelerde son zamanlarda meydana gelen boşanmaları göz önünde bulundurarak parçalanmış aileler konumuna gelmeyi engellemeye çalışalım.

      Dijital teknolojinin başına geçip haddinden fazla zaman harcayan çocuklarımızı köleleştirme tuzaklarından  lutfen koruyalım.Bilgisayarın gerekli olduğunu ancak her şeyde olduğu gibi burda da aşırılıklara kaçılmadan kullanılmasının daha yararlı olacağı bilincini vermeye çalışalım. Çok geç kalmadan tedbirlerimizi bir bilinç disipliniyle ele alalım.

      Aile müessemizin korunması konusunda şifa olabilecek her ne kadar bir çalışma yapılıyorsa da ne yazık ki yeterli olmuyor.

      Ailemizin korunması ve yaşatılması için çok ciddi önlemleri alabilecek topluma yönelik toplumsalı dönüştürecek projeler hazırlamalıyız.Bu projeleri devlet kurumu olarak üretemiyorsak sivil toplum örgütleri bu soruna yönelik acil çözüm ve eylem planları hazırlamalıdır.

      Ekolojik dengenin daha fazla bozulmaması için toprak heyelanlarına karşı ağaç dikme sloganlarıyla önlem almak için nasıl vakıf çalışmalarının içinde yer aldıysak aile kurumunu ihya etmek için de ayrı bir çalışma başlatalım.Aksi takdirde” Her şey çok geç kaldı” yakınmalarının içinde sonradan bunalmayalım. Samimiyeti yok edecek yangın kendimizden , çocuklarımızdan ve ailemizden başladığını unutmayalım.Çok geç kalmadan sosyal birliktelikleri teessüs edebilecek çalışmaları ve tedbirleri bir an önce alalım.

      Önlemleri almada geç kalırsak,ailenin içinde ayrışımcı ihtilaflar nüksedeceğinden çok yakın zamanlarda istemediğimiz acıları toplum olarak yaşayacağız demektir.Daha şimdiden aile içi görüş farklılıkları, düşünce ayrılıkları ve çatışmaları ailemizin o samimi ve mutlu tablosunu nasıl alaşağı etmeye başlandığını ve nasıl bozuk sesler çıkardığını/çıkaracağını unutmayalım.

      Her şeye rağmen samimiyetin kurtuluşu için mücadele edelim.Zira yine de  samimiyetin nasıl bir kurtuluş ümidimiz olduğunu da hiç unutmayalım.Samimiyet, hayatımızın olmassa olmazı olmalıdır.

     İnsana hiçbir karşılığı olmadan değer veren yeganelik taşıyan  hak  inancın ve iklimin içinde yaşıyor olmamız bize samimi olmanın ümidini anbean  vermektedir.

     Bizim inanç coğrafyamızda hak ve hakikate olan inancımızı dosdoğru yaşayabilirsek eğer yalnızlık bizim için yok demektir.Bizim hakikat inancımız, insanı yalnızlaştıran  bireyselliğe karşı olduğu için insanına sahip çıkar.İnsanını yalnız bırakmak istemez.Yeryüzünde insana sahiplenen ve yegane  bir inanç ikliminin atmosferinde bulunmamız ne de olsa bir avantaj.Bu şefkat dolu inancı yaşayıp/yaşatabilmemiz de güzel bir kazanç olacaktır.Ancak mustakimce korunmak istiyorsak ya da korunmayı talep ediyorsak şayet hak ve hakikate dayalı bu inanç sistemi bize  güzel yüzünü  o zaman gösterecektir.Bundan hiç şüphemiz olmasın.Aksi takdirde en  kuşatıcı sonucu beklemek anlamsız bir ham  hayal olarak kalacaktır.

      Bu emsalsiz hak ve hakikat dolu inanca gerekli şart olan samimiyeti gösterebilirsek eğer işte o zaman o da bize; merhameti, vicdanı,yakın olmayı,sevgiyi, şefkati,değer vermeyi, empati yapmayı, diyergamlığı, paylaşmayı, dayanışmayı ve bütün iyilikleri salık verecek o muhteşem  samimiyetinin yüzünü gösterecektir.

      Hak ve hakikat dolu inancımızın bize en büyük vefası, samimiyettir.Önce kişinin kendisine olan,ailesine olan ve milletine olan güveni; salihçe yapılan bir sadakat aktidir.

      Unutmayalım ki ; bir insanın idealleri, umutları, hayalleri, emelleri,ahlaki edebi hali ölürse samimiyetin ölümü de kendisiyle başlar demektir.

      Samimiyetin ölümü; insanın, insanlığın içinde yaşadığı hayatın da ölümü demektir.

      Samimi olup samimi kalabilmek için

      Samimiyetin esenlik ve güvenliği içinde hayatlarımızı kolaylaştıralım.

      Samimiyetin ölümünün,insanın hasbi olmayan tavrı ile bittiğini hasbi tavrı ile başladığını   sakın  unutmayalım!...

Son Güncelleme (Pazar, 17 Nisan 2011 20:44)

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #3 2010-05-20 15:41
Evet insanlık gerçekten bir krizde. İnsani değerler ayaklar altında, insanlığı felakete [.........]üren değerler malesef rağbet görüyor. İnsanın kendinden başayıp bu gidişe dur demesi gerekiyor. Bu nasıl olacak, insanın özüne dönmesi olacak sanırım. Tespitleriniz çok isabetli. selam ve saygılar sunarım. H.Kayılı
Alıntı
 
 
0 #2 2010-05-14 11:36
Çok güzel bir yazı. Aynen katılıyorum. Samimiyetini yitirmemiş herkese samimi selamlarımla. İ.Yıldırım
Alıntı
 
 
0 #1 2010-05-14 09:30
sevgili abim insanlığın düşmüş olduğu manevi boşluk ve 1983 den beri oluşan sadece maddi menfaate dayalı ilişkiler ve bunların toplum üzerinde oluşturduğo olumsuzluğu dile getirmişsiniz. Allah razi olsun. Bu duygularınızın tolumumuzun ekseriyeti üzerindeki yoğunluğu arttıkça inşaallah bu gidaptan kurtulacağız. Çalışmalarınızı n ve gayretlerinizin devamını ve muvaffakiyetini cenab-ı Hak'tan niyaz ederim saygılarımla;
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2861
Dün2795
Tüm Zamanlar4207352
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 48 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2193
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?