• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon İSRAİL’İ KİM PROVOKE ETTİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

 

İSRAİL’İ KİM PROVOKE ETTİ 


İsrail kaybetmek zorundaydı.


İş, ya kırk katır ya da kırk satır noktasına çoktan gelmişti. Ortadoğu’da değişmesi gereken düzende aktif rol alacak devlet bulunamadığı için İsrail, uzatmaları “gücünün” zirvesi sanıyordu.

Dünya ekonomik olarak yönetiliyordu; verimsiz siyasal araçların uzun süre desteklenmesi kurala aykırıydı.

Yılda ortalama 15 milyar dolar hibe alan bir devletin, devlet olmadığını, hibe alanlar bilmese de verenler biliyordu.

20. yüzyılın Ortadoğu düzeni, çatışma üzerine kurulmuştu. Haçlıların, Kudüs Krallığı gibi dizayn edilen ama bir türlü Haçlı Krallığı kadar reel olamayan İsrail Devleti, 21. yüzyılda ancak, gerçekler dünyasında var olabileceği kadar “var” olabilirdi.

1997’deki Erbakan mı Netenyahu mu, tartışması Netenyahu lehine sonuçlanmıştı. Çok sürmemiş Türkiye Erbakan’a dar edilmiş, Ortadoğu’da ve Türkiye’de Erbakan gitmiş, Netenyahu kalmıştı.

Erbakan’ın akıl almayan, bu yetmiyormuş gibi bir de akıl veren tavrı, küresel güçlerce kabul edilemezdi.  

Erbakan’ın neden olduğu gecikme ile İsrail ve Ortadoğu devletleri, uzatmalar dediğimiz yaklaşık 13 yıllık bir süreyi kah tadını çıkararak, kah ezile büzüle ve onursuzca verimsiz bir şekilde kullandılar. 

Gerçeklerle yüzleşmek istemeyen İsrailli ve Arap liderler, eninde sonunda rüyadan uyanacaklardı. Yeter ki, Türkiye rol alabilecek olgunluğa ulaşabilsindi.

Ancak olgunlaşma kolay olmuyordu. Hızlandırıcı bütün faktörler devrede olmasına rağmen hala çözülemeyen sorunlar vardı:

Biri içerideydi:

Çünkü, meşru siyasal otoriteyi bir türlü kabullenmek istemeyen ,ciddi bir muhalefet vardı ve asla kural da tanımıyordu. Bundan kurtulmak gerekiyordu. Ergenekon operasyonları bu açıdan yararlı oldu. Kılıçdaroğlu ile  anamuhalefet sorunu  da çözüldüğüne göre, yargıdaki direniş önemsizdi. Çünkü yargının siyaset yapması mümkün değildi.

İkinci sorun da dışarıdaydı:

İran, Türkiye kadar olmasa da ciddi bir devletti ve İslam dünyası iki başlı bir gelişmeyle karşı karşıyaydı. O zaman yapılacak ikinci iş, İran’ı köşeye sıkıştırıp ,Türkiye’nin himayesine sokmaktı. Uluslar arası toplumda Türkiyesiz İran’ın olamayacağı bir kompozisyon zor da olsa yaratıldı. Sonuç mükemmeldi.

Ben de sorun çıkarmayacağıma göre artık işler yoluna koyulabilirdi:

Lozan Antlaşması’nın baş aktörü İngiltere, 87 yıl önce kurduğu düzeni değiştirmek istiyordu. ABD, 87 yıl önce olduğu gibi yine “gözlemci” pozisyonundaydı. Anglosaksonların iç sorunlarına girmeye gerek yok. Rollerin paylaşılmış olduğunu bilmemiz, gelişmeleri anlamamızı kolaylaştıracaktır. Şimdilik bu kadarıyla yetinelim.

İsrail yardım konvoyuna izin verseydi “kırk katır”ı, çatışsaydı “kırk satır”ı tercih edecekti. Şehit olmayı göze almış vatan evladını bulmak ise hiç mi hiç zor değildi. Ama, İsrail’in uluslar arası sularda cinayet işlemesi ise, ancak projenin mükemmelliği ve planın başındakilerin işlerini ne kadar ciddiye aldıklarıyla açıklanabilirdi.

İsrail provoke edilmiş, tüm ulusların nezdinde suçlu duruma düşürülmüştü. Muhtemelen İsrail 12 mil sınırlarında müdahale etmiş olsaydı, çatışma çok daha kanlı olacaktı ve Türkiye de İsrail’e karşı silah kullanmak zorunda kalacaktı. Şükürler olsun, bu olmadı.

Çünkü İsrail, uzatmaları oynadığının farkında değildi. Kendisini rahatsız eden güruha(!) rövaşata yapıp kariyerine bir kahramanlık daha eklemek istiyordu.

Oysa önüne konan sorun, bir yemdi. Sazan refleksiyle nasıl bir girdaba düştüğünü sonradan anlayacaktı.

ABD kem küm etse de İngiltere adeta susuyordu. Bu kadar az konuşması ancak derin suskunlukla açıklanabilirdi.

Ortadoğulu liderler ise çanların kimler için çaldığını çok daha erkenden fark etmişlerdi.

Bugün İsrail için çalan çanların ,bir süre sonra Arap Krallıları için çalacağı biliniyordu.

Demokrasi çağına girilmek üzereydi. Domino etkisi yapan İnsani Yardım Organizasyonu, 21. yüzyılın ekonomik ve siyasal vizyonunu, görebilenlerin önüne yakın geleceğin olası gelişmelerini bütün açıklık ve seçikliğiyle sunuyordu…


Son Güncelleme (Pazartesi, 01 Kasım 2010 16:09)

 

Degerli Yazarimiz HARUN ÖZDEMİR Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün772
Dün1407
Tüm Zamanlar4413675
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 64 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 3035
İçerik : 1504
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?