Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon EGO ve HIRS

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Hayat insanla anlam kazanır. İnsanın olmadığı bir hayatın da anlamı olamaz. Kâinat insan olmadan da çok güzel olabilir. Galaksiler, yıldızlar, dünya, dağlar, denizler ormanlar ve diğer canlılar son derece güzel tasarlanmış ve bu tasarımın zirvesi de canlı hayat.  Düzene kötü, çirkin ve bozguncu bir müdahale yok. Her şey yerli yerinde kurulu bir düzen içinde akıp gidiyor. Peki, bu muhteşem eserin muhteşemliğini ve güzelliğini kim bilecek, kim takdir edecek? Bu güzellikler neye yarayacak, kim değerlendirecek? Bu sorunun cevabı, değerlendirmeden yoksun cansız varlıklar, bitki ve hayvanlar olamaz. Bunların kıymetini bilen biri olmadıkça bu güzellikler neye yarar? Sadece duvarda cansız bir tablo gibi durmaktan başka ne işe yarar ki. Bu muhteşem tablonun kıymetini ise ancak hakkında iyiyi kötüyü ayırt edebilecek bilgi sahibi olabilen, irade sahibi bir canlı bilebilir. İşte hayat insanla bir anlam kazanır dememizdeki gerçek budur.

 

İnsanın anlamı

 

Mükemmel bir düzen kurulmuşsa bunu anlayabilecek, üzerinde tasarrufta bulunacak biri olmalı. Yoksa hiçbir işe yaramayan bu muhteşem düzen boşa yaratılmış olmaz mı? Bir şeyin kıymet olması için, bir işe yaraması ve ondan faydalanacak birilerinin olması gerekir. İşte ilk şuurlu varlık olan insanın varlığının gerekliliği ve önemi buradan anlaşılmaktadır. Bu güzellikleri değerlendirerek hayata bir anlam kazandıracak olan insandır (Bakara-29). İnsanı diğer yaratıklardan farklı kılan iyiyi kötüyü ayırt edebilme bilgisinin kaynağı olan iradedir. İrade demek ayni zamanda özgürlük demektir. Özgürlük demek hür irade demektir. Yani iyi-kötü her türlü seçeneği bilerek kullanabilmektir. İnsan diğer varlıklar gibi hareket kabiliyeti belirli kurallarla sınırlandırılmamıştır. İşte iradenin farkı ve insanın diğer yaratıklardan üstünlüğü buradadır. Eğer insan da diğer varlıklar gibi düzene tam bir uyum içinde itaate mecbur olsaydı, hiç bir üstünlüğü olmayacaktı. Sadece uyumlu yönde hareket etmek, robot gibi olmaktır ve kâinatta diğer yaratıklar zaten böyledir.  Her canlıda ego vardı ancak egonun kullanacağı iyiyi kötüyü ayırt eden irade gücü yoktu. Yani iradeyi çalıştıracak yeterince bilme ve anlama gücü yoktu. Ancak iyiyi ve kötüyü seçebilme özgürlüğü ilk bakışta bazı endişelere yol açabilir. Ya insanoğlu bu özgürlüğünü kötü yola kullanırsa? (Bakara-30) Bütün bunlara rağmen irade özgürlüğü insana emanet edilmişti (Sebe-72). Arkasından Yaradan insana hayatın gayesi ve hayat için gereken bilgileri öğretti Bakara-31). Kendisi için olan tehlikeler öğretildi. Böylelikle hayat oyununun baş aktörü de tamamlanarak oyun başlamış oldu. Önce Şeytan insanla test edildi (Araf-11), daha sonra da insan Şeytanla (Taha-120). Bu imtihan sanki uzun hayat oyunu için birbirlerini tanıma antrenmanı gibi oldu.  Böylece insan rakibini ve kendi zayıf yönünü tanımış oldu. Bu imtihanda şeytan egosundan, insansa hırsından mağlup olmuştu (Taha-120).

 

Kim daha üstün 

 

EGO ve HIRS hayatın iki temel imtihanı olsa gerek. Birinin başka birine yaptığı haksızlık temelinde kendini o kişiden ayrıcalıklı ve üstün görmesi yatar. Bu dürtü egodan gelir. Şeytan’ın hatası kendi varlığını insanla kıyaslayıp, insanın varlığından üstün görmesidir (Araf-12), İşte egoizmin temeli budur. Bir üstünlüğün olmadığı halde, kendini başka bir şeyden üstün görmek.  Sonunda da Yaratanın insanla kendi arasında verdiği hükme isyan etmiştir. Mülkün sahibi mülkte dilediği gibi hükmeder. İtaatsizlik eden mülkten kovulur.  Böylece Şeytan huzurdan kovulmuş oldu.  Kâinatta ilk yanlış hareketin temelinde egoizm yatar. Yaratılmış varlıkların maddesinde bir üstünlük olabilir mi? Hepsi nötron, proton, elektron denilen yapı taşlarından yaratılmadı mı? Taş, toprak demir altın’ın birbirinden ne üstünlüğü vardır, Altın ne işe yarar? Demire olan ihtiyaç altından çok daha fazla değil mi? Hangisi çok daha fazla kullanım alanına sahip? Demir daha az yaratılmış olsaydı değeri ne olurdu? Üzerine miktar yazıp para olarak değer verdiğimiz kâğıdın aslında ne kadar değeri vardır? Hepsi izafi şeyler değil mi? Demek ki kâinatta var edilmiş hiçbir şey diğerinden üstün değildir. Hatta yaradılıştan herhangi bir özelliğin, diğer yaratıklardan daha üstün ve güzel olması da, o yaratık için bir üstünlük ve ayrıcalık hakkı olamaz. Çünkü bu özellik onun kendi gayretleri sonucunda kazanılmamıştır. Yaradılıştan bir üstünlük ve güzellik ancak o nimete şükrü gerektirir. Bu üstünlükle övünecek biri varsa O da bunları Yaratandır.

 

İnsanın çıkmazı

 

Ya insanın hatası nereden kaynaklanmaktadır? Hakkında bilgilendirilip uyarıldığı bir konudadır(Taha-117). Bu açıdan yanlışa sevk eden kadar, sevk edilen de, ona katılan da suçludur. Allah insanı çok mükemmel ve hiçbir sıkıntı olmayacak ortamda yarattı (Taha-118). İmtihan gereği sadece bir konuya dikkat çekildi ve uyarıldı (Araf-19). Ancak insanlık hırsı bunlarla yetinmemişti. Daha fazlası gerekti, ebedi olarak burası insanın olmalıydı. Yani insan ebedi hayat hırsından yakayı ele verdi. İnsanın gerçekleştirmeye çalıştığı bazı hedefleri elbette olacaktır. Bunları yakalamak için gayret sarf etmesi normaldir. Ancak bu hedefler dünyalık ise ve bunları yakalamak onun olmazsa olmazı olup, elde etmek için her yolu mubah görürse, işte bu hedeflerler o kişi için artık normal bir hedef olmaktan çıkar ve hırsa dönüşür. Bir türlü yakalayamadığı bu hedefler peşinde kişi hayatını, her şeyini boşa harcar. En önemlisi bu emeli uğruna bile bile yanlışa düşer ve cezayı hak eder. Şeytan egosuna, insan da hırsına kapılarak bile bile haklarında verilen hükümlere uygun hareket etmemişlerdir. Çünkü İyi-kötü kendilerine bildirilmişti ve ayırt etme güçü de verilmişti. Buna karşılık insan, kendisine verilen muazzam imkânlarla yetinmemiş, daha fazlasını elde etmek istemiştir. Bu tehlike için önceden bilgilendirilip uyarıldığı için de cezayı hak etmiştir. Daha önce de dediğimiz gibi yaradılışın en başındaki bu imtihan, asıl dünya hayatı öncesi bir ön bilgilendirme durumundaydı. AMAÇ İNSANA EGO VE HIRSI TANITMAKTI. Gerçekte Şeytanın insan üzerinde hiçbir hükmü yoktur.

 

Hayatın anlamı

 

İşte kâinatta her türlü bilgiyi öğrenme ve Tanrı gibi özgür iradeyle kendi kendini yönetme yetisiyle donatılmış insandan; bu nimete karşılık kendisinden beklenen mülk ve hâkimiyete itaat beklentisidir. Bilmek demek başta iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırt etmektir. Kendi başına tam öğrenemeyeceği için, bunlar daha baştan kendisine öğretilmiştir. Belki de önündeki tehlikenin daha baştan farkına varması için, sokulduğu imtihanda, uyarıldığı şeytan karşısında hırsına yenilerek ilk tecrübeyi tatmış oldu. Özgürlük dilediğini yapmak ve sorumsuzluk demek değildir. Bu sayede elde edilecek güç te keyfi, egonun istekleri doğrultusunda kullanılamaz. İnsana tat alma duyusu verildiyse, bu ona yasak meyveyi yeme hakkı vermez. Oyunu kuran, kuralları da koyma yetkisine sahiptir. Oyuna kabul edilen oyuncu, bu kurallara uymak zorundadır. Aksi durumda oyundan kovulur. Belki cennetteki bu antrenman, asıl maça hazırlık içindi. Şimdi oyun asıl sahada ve kuralları belli (Araf-26-27). Tehlikeyi de kavramış durumdayız. Eğer oyunu bu kurallara göre oynarsak, bu oyunu çok kolay kazanabiliriz (Taha-123,124).  Bu oyun aslında insanın kendi içinde oynanmaktadır. Sahip olduğu güçleri şeytanın verdiği vesveselere kapılarak kendinden bilip, bile bile yanlışı seçerek bunlarla çevreye ve kurulu düzene hâkim olma hırsına düşüp düşmemek. Tabi hırsını kapıldığında da sonuçta bunları gerçekleştirmek için düzene ve içinde yaşayanlara zarar vermek kaçınılmaz.

 

İnsandan beklenen kendini düzenle uyum içinde yaşamaktır. Başkalarının da kendi gibi iyi şartlarda yaşama hakkına sahip olduğunu kabul etsidir. Başkalarının da iyi şartlarda yaşayabilmesi için verilen nimetleri onlarla paylaşabilsin. Bunu yaptığında da bütün ihtiyaçlarının emek sarf etmeden karşılanacağı mükâfat yurdunda sonsuz hayat hakkı kazansın. Ego ve hırslarını tatmin etmek için manasızca geçici dünya hayatı uğruna boş yere koşturmasın (Hadid-20). Şimdi insana düşen, kendisine verilen irade emanetini, ego ile hırslarımız arasında dengeli kullanarak, mülkün hâkimi gibi değil, hâkimin mülkte misafiri gibi onun koyduğu kurallara uygun yaşayarak, hâkimin halifesi olmaya hak kazanmaktır.

 

İşte emanet, işte hesap ve işte mükâfat ve işte hayatın anlamı. Benlik ve irade olmaydı ki hayatın anlamı olsun. Yoksa iradesizce belli kanun ve kurallara uymak zorunda olan canlı ve cansızlardan oluşan bir kâinatta hayatın anlamı olmaz. İradeyle dilediğini seçme özgürlüğü olsun ki, sahibini mi yoksa başıboşluğu mu seçtiği ortaysa çıksın? 

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1222
Dün1043
Tüm Zamanlar4262254
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 147 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2473
İçerik : 1500
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?