Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon TOPLUMSAL MANİPLASYONLAR KARŞISINDA DEĞER HASSASİYETLERİMİZ UYANIK OLMALIDIR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

             TOPLUMSAL MANİPLASYONLAR KARŞISINDA

                         DEĞER HASSASİYETLERİMİZ  UYANIK OLMALIDIR!..

      Artık toplumsal gündemlerimiz; uzun suredir , bulunduğumuz coğrafyada , yaşadığımız muhteşem tarihimizle beraber kazandığımız onca tecrübelere rağmen bizden olmayanlar tarafından belirleniyor.Uzun soluklu tarihi bir istikrar yolculuğundan sonra derin sapma/saptırma maniplasyonlarıyla acı veren toplumsal travmaları hızını kesmeyecek biçimde yaşıyor ve yaşatılıyoruz.

                                                                                                                                                 Gün geçmiyor ki topluma acı veren olaylar, provakasyonlar ve diskreminasyonlar/ayrışımlar  olmasın.Toplumumuzun bütün yaşama alanları kaynayan bir cendere.

      Her gün yükselen bir trendle artırılmaya çalışılıyor bu manüplatif komlolar.Adeta kaygı ve kuşkuları arttıran vesveselerin çoğaltılması  da fitne sürecinin devamlılığını sağlıyor.”Diken üstünde yaşatılıyoruz” dedikleri gibi.Sabah uyandığımızda acaba bu gün de ne olacak?Kuşku dolu korkularımızı çoğaltan bir halet-i ruhuye içindeyiz.

      Kapütülasyonlardan bu yana imparatorluk bakiyesi olan güzel ülkemizi rahatsız eden/ettirilen  bir süreç ne hazindir ki sürgit devam ediyor.

      Jeo- Stratejik konuma haiz bir noktada bulunan ülkemiz; başta balkanlar, kafkasya, orta asya, iran ve orta doğu coğrafyasına köprü olmuş bugün bir “merkez” ülke konumundadır.Stratejik pozisyonu ile coğrafi cazibesi de ortadadır.Zaten emperyalistlerin muhteris iştahları da bu yüzden değil mi? Genç nüfusu ve ekonomik dinamizmiyle de avrupanın 6. ülkesi haline gelmişiz.Dünya ekonomisi içinde ise 17. sırada yerimizi almışız.Ülkemiz genç nüfusu, tarih ve kültür kokan zenginliği ile küçümsenmeyecek bir noktadadır.Başka bir yönüyle de hem Asya hem de Avrupa kıtası ile komşu olarak bulunmamız bir başka avantaj.

      Ancak bu ülke bu kadar yüksek yoğunluklu  potansiyel konumuna rağmen rahat bırakılmak istenmiyor.Birinci dünya savaşından sonra yağmalanan koca impartorluğun son bakiyesi olan ülkemiz tam bağımsızlığına rağmen 784.000 km2 ‘lik yüzölçümü ile sınırları belirlendiğinden bu yana halihazır borçlu ve siyasi ipotek altında tutulmaya çalışılıyor olması da bilinen bir gerçek.Ülkemiz önce AET sonra  AB’nin kıskacı altına alınması planlanırken bir yandan da ABD’nin kontrolünde tutulması artık hiç kimsenin yadsıyamayacağı bir konudur.Sözde bağımsızız ama içimizde bir avuç oligarşik elitist işbirlikçi lobi grup ile ne yazık ki ve neredeyse güdümlü ülke yapılmak isteniyoruz.Başta siyaset ve ekonomimizin küresel güç politikaları ile ipotekli tutulması da  alışılmış , sıradan bir  durum değil midir? İki de bir IMF ile olağan hale getirilmiş ilişkilerimiz sürekli sömürülme gerçeğini göz ardı edebilir mi?

       Bu sebeple ülkemizin gündemi sosyo- kültürel, sosyo-ekonomik ve soyo-politik açıdan akla hayale gelmeyen senaryo ve manüplasyonlarla bir kumpasta tutulması emperyalist çıkarlar için değil mi zaten.

       Her şeye rağmen aziz milletimizin zor demlerde birbirine olan bağlılığı hazmedilemiyor.Hala mevcut bütünlüğümüz hazmedilemediği için bu milletin bütünlüğünü bozacak FİTNELERLE böl, parçala ve yut şeklindeki eskimiş politikalara devam ediliyor.     

       Son zamanlarda ülkemizin kazancı olan ve milletini seven akıl-tefekkür sahibi aydınlarımız, sosyal bilimcilerimiz ve sosyal teorisyenlerimizin  dikkat çektikleri  önemli konuları masaya yatırıp Türkiye tablosunu çok iyi okumalarıydı .Özellikle de başta ülkemiz ve İslam coğrafyasında oynanan oyunun millet bütünlüğünü parçalayacak  senaryoların nasıl gündemleştiğine  dikkat çekmeleri ve çözüm için  doğru tanı koymalarıydı.Nedir bu senaryolar? Başta sekülarist etkinlikler, etnik ayrımcılık çalışmaları ve ahlakilik sorunu kanayan bir toplumsal yara haline getirilmesine dikkatleri çekmekdi.

        Aslında bu senaryoların uygulanması tüm dünya ölçeğinde yaygın olmakla beraber bizim ülkemizde  yoğun olması konunun hassasiyetinin ne kadar önemli olduğunu da bizlere bir kez daha hatırlatır.Ancak burada bizi en çok üzen, yaralayan, acı veren konunun en çok  Ahlakilik” boyutunun etrafında toplanmış bulunmasıdır.Ne oluyoruz? Bize neler oluyor? Sorusunu düşünmeyi gerektirecek bir dikkatle  ürperiyoruz.Eskimeyen bir inanç ikliminin bizi nasıl zengin kıldığı bellidir. Şimdi ise iyi insan olmamızı sağlayan bir yaşam tarzından kontrolü olmayan bir başka yaşam tarzına yönlendirilerek sürüklenmek bir kimlik kaybı değilmidir?

       Konu çok ciddi ve hiç de küçümsenmeyecek bir duruma haiz.Evet AHLAK ,bizim inanç dünyamızın hiç tükenmeyen bir erdemi ve hazinesidir.AHLAK, bir inanç toplumunun olmazsa olmazıdır.AHLAK, bir milletin millet olmasının iffet mayasıdır. İffetli olmak ise insana has güveni sağlayan ve hayatı disiplinize eden ahlaki bir yükseliş olabilir.

       Rahmetli Sabahattin Zaim  hocamızın anlatmış olduğu bir anektodunu hatırımda kalmışlığı ile aktarmak istiyorum.Hoca bir dönem ABD’e bulunmaktadır.Bir pazar günü hıristiyan protestan  bir misyoner papazın kilisedeki konuşmasına  davet edilir.Papaz Afrika da yapmış olduğu misyonerlik çalışmalarını anlatırken toplulukta bulunan  biri bir soru sorar.”Afrika da misyonerlik etkinliğini sürdürürken kaç müslümanı Hıristiyan yaptınız?” der.Papaz sıkılarak cevap verir.Ne yazık ki hiç kimseyi Hıristiyanlaştıramadıklarını zaten bu amaç için orada toplandıklarını belirtir. Bunun için  de para toplayıp dinlerinden döndüremedikleri müslümanları belki mevcut itikatlarını  deforme ederek onların üzerlerine başarılı olabileceklerini söyler.

       Yaşamış olduğumuz coğrafyada aşkın inanca sağlam bağlılığın karşısında deformasyon eylemi yapmak için ahlaki mensubiyet duygularımızı nasıl yıpratılarak yaşatıldığımızı  ancak uygulanan yaşamsal pratiklerlerden daha iyi   görebiliyoruz artık.Sabah evinden çıkan insanımızın akşam evine dönmesi meçhul bir bilinmezlik içinde .Nereden ve nasıl bir terör belası ile karşılaşılacağı, pususunda avını bekleyen bir kaptı kaçtının nasıl darpla soygun yapacağı hiç belli değil. Dükkanını açan kuyumcunun  mobesa kameralarına rağmen nasıl bir soygun olayı ile karşılaşacağı belli değil.

Her türlü güvenlik önlemleri alınmasına rağmen çoğu zaman insanımızın maalesef can güvenliği teminat altında bulunması da sadece asayiş tedbirleriyle mümkün olmuyor/olamıyor.

Batı toplumlarında güvenli ve sağlıklı yaşamın programı bir nebze de olsa biraz bellidir.

Yasalarla konulan katı kurallar, para ve hapis cezaların uygulandığı  bir caydırıcılıktır bu. Hemen ve anında alınan ketum önlemler az da olsa suçu vazgeçtirebilecek durumda sayılabilir.Ama yeterli değil.Aslında salt cebri tedbirlerle. Ceza yasalarıyla bir toplum yaşamı dizayn edilemez.İnsanın ve toplumun vicdanlarında izan, merhamet sahibi olmanın duygusu tükeniyorsa o yerde asayişten güvenlikten bahsetmek ne derece mümkün olabilir?

            15.11.2008 tarihinde bir gazete haberinde değerlerimize ne olduğunu gösteren bir olaya dikkat çekmek istiyorum.Bir baba iki çocuğunu  bir iş  ve meslek sahibi olsunlar diye dişi ve tırnağı ile didinerek verdiği zor hayat mücadelesiyle bir şekilde  okutuyor,  ikisinin de bir meslek sahibi olmasına vesile oluyor.Kızı doktor oğlu ise avukat oluyor.Baba bir süre sonra eşiyle  ayrılır.Evinden ayrılan baba üç yıl sokaklarda yatıp  kalkar.Soğuk bir günde, hem de Eminönün’de İstanbul’un göbeğinde bir köprünün altında barınmaya çalışırken soğuktan donarak 52 yaşında oracıkta can verir.

            Haber ne kadar hüzün ve dram dolu değil mi?Ahlakın, edebin insana değer veren davranışlarını neredeyse merkezliğini yapmış, insanlığa da merhamet hamiliği yapmış bir toprak üzerinde ne kadar utanılacak bir durumdayız  toplum olarak değil mi?.Ne yazık ki bu tür hüzün manzaralarını , bakıp seyretmek hiç bitmiyor.Her gün , her an bu tür manzaraların enva-i çeşidi ile karşılaşabiliyoruz.Yine bize ne oluyor? Neler oluyor? Dedirten bir etkileşimle ürperiyoruz. Merhametin antreposu olan bu ülkede, ülkemizde...Vicdani , insani ve toplumsal travmalar, hayata tutunmayı zorlaştırıyor.

Bu toplumda yaşlı ebeveynler artık çocukları tarafından istenmiyor. Bir arada homojen bir aile olmak istenmiyor. Çocukları terbiye eden, öğüt veren masaldan,hayadan ve iffetten uzak büyüyor.İyiliğin ve merhametin sonsuz bereketinden mahrum olarak yetişiyor.Aile aile olmaktan gittikçe uzaklaşıyor.Sonunda toplumun en güçlü müessesesi olan aile kurumu birer birer parçalanıyor.

            Evlenip boşanmalar rekor düzeyine çıkıyor.İzmir ilimizde neredeyse dört evliden biri boşanıyor.Arkadan İstanbul ve büyük kentler sırayı takip ediyor. Post modern  Seküler ideolojiler her yeri kasıp kavuruyor.Ülkemizin toplumsal bütünlüğünü bozacak, ahlakı lağv ederek aile kurumunu parçalayarak, huzuru gasp edecek olaylar hiç durmuyor.Her gün  insanımızı göz yaşına boğacak sorunları bitmiyor.Kanayan toplumsal yaralar ne yazık tedaviden, tedbirden yoksun hiç durmadan devam ediyor.

            Değerlerimize karşı olan sadakatlerimiz, hayatın bütün alanlarında yaşatılmak zorunda bulunacağımız ahlaki hassasiyetlerimiz , erdemlerimiz birer birer sarsılıp kendi ellerimizle yıktırılıp  bir enkaz yığınına döndürülüyor .Batı toplumları artık dini inançları ile yaşamının formunu koruyamıyor.Yasa ve para cezaları ile hayatı yaşatmaya çalışıyor.Aile kurumunu koruyamıyor.İnsan fıtratına aykırı olan ne varsa onları yasalaştırıp gayrı meşrulukları meşru hale getiriyor.Homoseksüel ve eşcinsel evlilikler, ensest ilişkiler artarak çoğalıyor.Batının ahlaki çöküşünü hazırlayacak fenomenlerin hepsi teyakkuzda bekliyor.

            Çiçero” Bir toplum parasızlıktan batmaz.Ahlaksızlıktan batar.” der.Gerçekten doğru bir söz. Tarih ahlaksızlıktan batmış medeniyet olmuş devletlerin çöplüğü ile dolu.

            İbret almalı ve her zaman için uyanık bulunmalıyız.Dünyayı kasıp kavuran fiziki yapısını yok etmeye emek harcanan ekolojik bozgundan sonra insanın insan olmaklığını yozlaştıran bir başka tehdit de  kuşkusuz yineliyerek ifade edeceğimiz, ahlaki erozyondur.

            Toplumumuz bu güne kadar bütün kötülüklerin taarruzu altında bulunmuştur.Zaaf larımızdan oluşan uzak-yakın tarihsel yenilgiler almış olabiliriz.Çok yakın tarihi geçmişte çeşitli oyunlarla   mağdur da kalındık.Ama ibret alarak yola devam ederek hatalarımızı düzelttik.Bu toplum 70’li, 80’li yıllarda ideolojik sıcak çatışma dönemlerini de geride bıraktı.O dönemlerde toplum taraflara bölünmüş, kardeş kardeşle çatıştırılarak kan gövdeyi götürmüş.Ancak kısa bir zaman kaybı sonunda yeniden toparlanıp  yaralarımızı sarıp kendi kendimize ne tür zararlar verdiğimizi de idrak edebilmişiz. Şimdi ise üç büyük ateşlenmiş tehlikeyle ve tehditle karşı karşıyayız.Bunlar sırasıyla toplumda etnik ayrışmaların yaşatılmaya çalışmasıyla ile bir bölünmenin gerçekleştirilmeye çalışılması, sekülerleştirilmek ve ahlaksız bir toplum haline dönüştürülmek istenmesidir.

            Ama bu  ahlaksızlaştırma,bölücülük, kimliksizleştirme ve tarih sahnesinden uzaklaştırma adına yapılmış tüm manüplatif sratejilerden  haberdar olup bir yerde yeniden sağlam duruşlar yapılmasını iveden sağlayabiliriz. Bu bizim elimizdedir.

            Bütünlüğümüzü,bir ve beraberliğimizi yok edecek manüplatif senaryoları çok iyi okuyup yeterli ve gerekli önlemleri toplum olarak önce kendimizden başlayıp, ailemizden yola çıkarak topluma şamil yaygınlaştırmalıyız. Sonra yürek fetihlerini bir  bir gerçekleştirmeliyiz.

            Bu kararımızı heterojen  yapıdaki milletimizin bir ve beraberlik bilincini güzide inancımızla pekiştirip kendimizi  koruyarak yaşatmalıyız.

            Maddi mahrumiyet içinde bulunabiliriz.Ancak manevi mahrumiyet içinde bulunmamız hiç tükenmeyecek bir şiarımız ve hayat ödevimiz olabilmeli.Maddi imkanların yerli yerinde kullanılması bir sakınca oluşturmaz. Fütursuca kullanılması insan ve toplumun heva ve  heveslerini galeyana taşıyabilir. Tuğyan içinde olan psikolojiler topluma çok derin yaralar açabilir. Kanaatkar bir insan ve toplum olabilirsek kapitalizmin hayatı kaosa iten tuzaklarından korunmuş oluruz.

            İnsan hayata yalnızca başlar.Toplumsal bir varlık olduğu için de kendini toplumun içinde bulundurmak bir zorunluluk.Aslında insan tek başına yaşarken mutsuz olur.Yaşlanırken tek başına kalmışlıktan da korkar.Ontolojik olarak insana yüklenen fıtratın kodu”biz” olmaktır.Bizleşmektir.

            Şu an dünya insanlığını ve insanımızı kasıp kavuran en büyük sorunlardan biri ; duygusal bir yerde de sesiz şiddet diye tanımlamaya çalıştığım postmodern seküler kapitalist  komplo senaryosu olan “Bireyselleştirme” dir.Bireyselleşen insan, hayatı bütünden (toplumdan) koparak yaşamaya çalıştığında bir ayrıştırıcı hastalık virüsü (BENCİLLİK)insan benliğini sarar.İşte insan bu anda soysuzlaşarak salgın epidemik bir vaka olur.Azgınlaşarak fütursuzca isteklerini kendisi için başat kılar.Böylelikle toplumsal çözülme tekleştirilerek başlar.Hayatın ontolojik şifresinde olmazsa olmaz bir”BİZ” şifresi vardır. Bu da bizim aşkın öğretimizin özünde bulunmaktadır.Bu kapıyı açabilirsek , batının bize hazırladığı tüm tuğyanlarından sakınır, komplolarına karşın bir tavır içinde oluruz.

           Özellikle son günlerde yaşanan terör olgusu karşısında çok hassas olmalıyız.Millet olarak varlığımız bütünlüğümüzdür.Bu coğrafyanın o kadar çok düşmanı var ki .O halde millet olarak duyarlı ve daha dikkatli olalım birliğimizi koruyalım.Yukarda zikrettiğimiz sorunlarımızı birer birer çözmeye gayret edelim.

            BİZLEŞİRSEK,BİR VE BÜTÜN olursak komplolara/manüplasyonlara karşı duyarlı  meydan okumamız başlamış demektir. Bizleşirsek, bütünleşilir.Bizleşirsek bir yeni medeniyetin inşasını da başlatabiliriz.Bizleşirsek hayatın karartılmış yaşam alanları da aydınlık olur.Bizleşmeyi ve birbirimize karşı biz olmayı barışın esenliğinde bir selamlama ile başlatalım. Vesselam

                                              

                                                                                                                      NACİ CEPE

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #1 2010-06-27 21:48
nasıl bizleşiriz,nası l kanaatkar oluruz,nasıl bencillikten kurtuluruz...ve bizlere bunun nasıl olacağı noktasında da bir öğüt yazarsanız sevinirim...ayrıca 21.yy da zararlı ve faydalı olanları nasıl ayıracaz...bunuda belirtirseniz yazınızda sevinirim....
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2189
Dün2500
Tüm Zamanlar4217644
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 84 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2413
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?