Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon EGOİZMİN BİTMEYECEK GÜÇ DÜELLOSU

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 14
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

EGOİZMİN BİTMEYECEK OLAN GÜÇ

DÜELLOSU

                                                                                             “Kendisini beğenen başka PUTA

                                                                                               gerek duymaz.”

        

            Ben, bilinçli kişinin kişiliğini, diğer kişilerden ayırmasını ifade eden  kavram; bilinçli kişilerin nisbet edildiği merkez diye tanımlanmıştır. Bencillik( egoizm) ise kendine düşkün

lük, kendi çıkarlarına öncelik tanıma, kendini beğenme ve daha aşırı biçimiyle kendi ben’ ini yaşamın değişmez ilkesi yapan anlayıştır.

             Dünyada her ideolojide benlik vardır. Batılı her izm ise bencilliğiyle yarışır. Aydınlanma döneminin başlamasıyla ortaya bir yığın izm felsefesi çıkmıştır. Kendilerinden başkasının üstün olmasını hazmedemezler. Egoizm rakip tanımayan bir benlik yarışıdır. Her şey benim olsun fakat başkasının asla. Egoizm benlikte tutucu ve dogmatiktir. Kendinden başkasına yaşam hakkı tanımayacak kadar ileri gider. Kendi doğrularını cebren dayatır. Her şeyin doğrusunu ben bilirim, ben yaparım. Gerekirse yaptırırım diyen bir güç olma mantığıdır.

              Postmodern seküler kültür sürekli bencillik üretiyor.Bir dünya görüşüne uygun yaşam biçimleri, sahte kutsallıklar, ikiyüzlülükler üretiyor. Soluk aldığımız dünyada insanı tahrip ederek metalaştırdığına her an tanık olabilmekteyiz.

               Batılı dünya görüşünün temel taşlarından sayılan seküler modernizm ve postmodern mentalitenin özünde bencil olma yeteneği vardır. Bu bencillik güç olma mantığı üzerine kurulduğundan dikte ettirici ve empoze edicidir.

                Batılı modern seküler görüşünün tam aksine islam ise; kendi yaşam biçimini şekillendirmesinde “ben” olmaktan ziyade “biz” olmak üzerine daha fazla duyarlıdır. Dikte edici değil, kuşatıcıdır; empoze edici değil empati sağlayıcıdır ve insana uygun bir yaşam biçimini tavsiye eder.

                Hak paradigma, insana benlik oluşumunda bir inanç ikliminde  sevgi ve saygınlık verecek kimlik ve kişilik kuşatımı sağlar. Çatışmacı, çekişmeci değil; barışçıl ve özgürlük taşıyıcıdır. Bencilleşen bir kimlik profiline eman vermeyecek kadar da tavizsizdir. Hak paradigmanın hayata bakışında  hiç bitmeyen paylaşım ve paylaşımcılık özelliğide mevcuttur. Temeli dayanışma ve yardımlaşma üzerine kuruludur.

                Egoistlik, yani benlik insanın ön plana çıkarabileceği negatif bir yaradılış yeteneğidir. Yaradılıştan sonra varlık, oluşun esasında ve özünde olan bir haslettir.Yaratılmış ne varsa bir düalizm ve dilemma  ile vardır. “Hem her şeyden iki çift yarattık ki düşünesiniz.” ( 51/ 49 ) Bazı olumlu durumlarda, artılar ve eksiler dikotemisinde her iki kutbun benlikleriyle yaşamdaki yerlerini bir ittifak oluşturarak bir bütünde  bir var oluş sürecini “biz” olarak yaşayabilecekleri gibi tek başlarına  da kalabilirler. Ama eksik, yetersiz bir olumsuzlukta. Bütün bu hasletler varlığın yaradılış özünde mevcut  olan bir ontolojik yasaya bağlı kurallardır.

                 Erillik, tek başına eksik ve yetersizliğinle bir görev icra edemeyeceğinden dolayı dişil bir varlıkta kendini tamamlayacaktır. Çünkü üreme yasasının yürürlükte bulunması eril ve dişilin ittifakıyla gerçekleşir.

                 Hayat dediğimiz vakıayı bir sorumluluk bilincinde yaşayarak kullanmak gerekir. İnsanın yaşamdaki yeri ontolojik  disipline bağlı bir yasayla belirlenir. Hayat, pozitfliğin ve negatifliğin bir arada var olduğu ilahi datada kurgulanmış düzendir.

                 Varlığın hayat içindeki oluşumunda birbiriyle ittifak kuran ve uzlaşabilen zıtlıklar  olabileceği gibi asla uzlaşamayan, uzlaşması mümkün olmayan zıtlıklarda mevcuttur.

         

                  Bu zıt kutuplu oluşumlar sözgelimi iyilik-kötülük, karanlık-aydınlık, fücur-takva, şükür-nankörlük, hak-batıl v.b gibidir.

                  Hak; fıtrata uygun, aydınlık, şükür, takva, iyilik, güzellik v.b gibi özellikleri beraberinde oluşturduğu gibi batıl da; kötülüğü, karanlığı, nankörlüğü, fücuru, ve çirkinliği v.b bünyesinde taşır.

Hak; doğrunun ve iyinin tebliğinde belirleyicidir. Kurallarını ve kaidelerini barışla  yaşama geçirilmesini teşvik eder. Batıl ise aksine bu belirlenmiş kuralları redle savaş açar, inkarcı bir duruş sergiler. Bozguncudur, kavgacıdır. Evrende düşmanlığı ilk hep batıl ideolojiler başlatır. Çünkü tağuta iman etmenin zihniyet dünyasının temelinde ya inkar vardır ya da düşmanlık.

Hak, adaleti teessüs eden, düzen kuran sahici ve mutlak bir iradedir. Batıl ise var olan bu düzeni  yıkıp yok etmek ister. Kıyamete kadar sürecek bir istektir bu. Batıl yalan ve sahtedir.Yıkıcıdır, bozguncudur ve kavgacıdır. Özü ise küfürdür. Hakkı örtmekte, saklamakta ve gizlemekte bencildir. Böylesine bir bencillik ise insan ahlakının iflasının sonunu getirebilir.

Hak, rahmani, batıl ise tağutidir. “ Hak geldi. Batıl zail oldu” ayetinde hakkın; kuşatıcı, uzlaşmaz, çelişmez, şüphe götürmez egemenliğini iyi ve doğru olan her şeyiyle ilan eder. Batıl, bu egemenliğe karşı inkarcı bir duruş sergiler. Böylesine bir tavır, sınırlı, sonlu bir dünya gerçekliğinin ya farkında değildir ya da bile bile farkında olmak istememektedir. Hak, bütün zamanlarda buradadır, şimdide ve her yerdedir. Ezeli ve ebedidir. Hak, insanı hidayete; batıl ise dalalete yönlendiren artı ve eksi bağımsız zıt kutuplardır. Hak, müessir oldukça, batıl dağılarak erir, tükenir. Hakkın etkin olması da, inanmış mümin insanların sadakat gösteren gayretindedir.Hak, potasında saf cevheri ürettiği gibi curufu da kendinden ayırarak zail eder ve temizler. Kendi yapısında barındırmaz.

Maddi-manevi, dünyevi-uhrevi, ferdi-toplum gibi ikilemler arasında orta ve dengeli yol izleyen islam inancıdır. Batılın temel yanlışı, kaybedeceğine rağmen hak paradigma ile bir hesaplaşma içinde bulunabilmesidir. Sahip olduklarını paylaşamayacak kadar bencildir. Kurduğu düzeni bu evrende inşa edebilme şansını, zulümle, gasbla, ve istilalayla da olsa elde etmeyi  başarabilmektedir.Aidiyetlerine, güvenliğine ve malik olduğu her şeyi kaybederim korkusunu yaşamamak için bencillik gösterir. Batıl paradigmanın bencilliği  Çin seddinden bile daha büyük çapta  önyargılı olmasıdır. Batıl güç sahipleri için belki ilahi yasalara, kurallara uymak gibi bir zorunluluk bulunmadığından egemenliğini pervasızca kullanabilmektedirler. Tıpkı Ebrehe’nin filleriyle o günkü ürkütücü devasa bir güçle, mukaddes beldeyi  yok etmek için geldikleri gibi. Ama ebabilleri gönderen yüce güç ve iradenin hayata müdahalesinden gafil, aciz, habersiz...

Bu dünya, nihayetinde bir hesaplaşma dünyası değildir. Ancak bazen insan, varlık  olmanın  sınırlarını aşmaktadır.Tarihte şiddete dayalı taşkınlıklara tanık olabilmekteyiz. Nasıl katastrofilerle(felaketler) karşı karşıya kalınca, müdahale edildiğini de görebilmekteyiz.

İnsan, neyin iyi neyin kötü olduğunu bilir. İlk insan çiftinin yaradılışından bu yana taşıdığı bir sorumluluk vardır. Allah’ın yasak ağaca dokunmasını istemediği halde insan ilahi emre karşı gelmekle yaradılış harmonisinide alt üst etmiştir. İnsan bir bakıma itaat etmeme günahına bulaşmış adeta bir felaket teşvikçisi olmuştur. Tek yasağa uymamakla günahı yeryüzüne taşımıştır. Böylece insanın kendine ait yeteneklerinin ( güç ve etki gibi) bulunması nedeniyle içindeki gizli çatışkı (vesvese) artık açık bir çatışkıya dönüşerek taraf olur. Bunun  akabinde insan, günah ikliminin içinde yaşamaya başlar. En büyük ve en eski günah olan kibirle tanışıp onunla muhatap olur.Yaradılışın muhasebesini yapmadan, özgür iradeye malik olmasına rağmen Allah’ın emrine itaat etmemekle  kendine zulm ederek sorumsuz bir eylemle günah işlemiştir. Aslında insan, yapmış ve yapacak olduklarından  sınanmak için yaratılmıştır. İnsanın itaatsizliği bir ret oluşturduğu kadar bir iktidar olma, bir dünya kurma teşebbüsüdür.  Allah’ın emrine uyma yerine kendi (nefsi) kibrine uyması dramatik bir sonuçtur. Yaratılmış olan her şey eksiktir. Allah’ın emrine ram olmayıp, itaat etmeme (fısk) günahına batan, kozmik dengeyi bozan ve enerjinin mikrokozmik merkezi olan insan da eksik yaratılmıştır.

İnsan, seküler bir inanışla güç sahibi olduğunda işte bu istiğna (müstekbirlik) ilkesiyle düşünür ve hareket eder. Sınırlı evreninde sınırsız ütopyolar (tul-u emel) üretir. Hükümran olmayı ve kibirle bezenmiş ihtiraslarını gerçekleştirmenin hesaplarını yapar. Stratejiler belirler, hedefine ulaşabilmek için yeryüzü araçsallarıyla amacına ulaşabileceğini düşünür. Gerçekliğin dünyasında yaşadığına ve mevcut imkanlarıyla ütopyasına  ulaşabileceğini sanır. Ama esasta ise bu ütopyaların içinde kaybolur. Aşama aşama geldiği kibirle bezenilmiş özelliğinden neşet etmiş “Hükmedicilik” özelliğine dair iki basit örnek verebiliriz. İnsanın bir adada yalnız kaldığını düşünün! İlk önce yaşamını sürdürebilmesi için ne yapar? Bir şekilde açlığını giderir. Daha sonra yağmur, soğuk v.b iklim faktöründen sağlığının bozulmaması için kendine bir barınak hazırlar ve orada yaşar. Ada ortamında bulunabilecek vahşi hayvanlardan korunabilmek içinde kendine ağaçtan v.s silahlar hazırlar. İnsan yaşadığı bu ortamda sadece ihtiyaçlarını karşılamakla sınırlıdır. Tek isteği ve umudu ise bir an evvel bir geminin gelmesini bekleyip oradan kurtulmaktır. Bu örnekte ihtiyaçlarını karşılayan insan var.

Heva ve hevese ait bir teslim oluşa dair başka bir örnek; Maslow ‘un” ihtiyaçlar hiyerarşi “sine( Fizyonomik,Güvenlik,Aidiyet ve sevilme ihtiyaçlara.Diğer ihtiyaçlar:Kendini gerçekleştirme v.s)göre düşünüldüğünde  kent yaşamında  mukim bulunan bir başka insanda ihtiyaçlar konusunda aynı şeyleri yaşar. Önce açlığını giderir. Bir barınak olarak eve sahip olur. Arabayla yaşamını kolaylaştırır. Kılık kıyafetine dikkat eder. İnsan yaşadığı sürece hayatının idamesi için öncelikle asli ihtiyaçlarını karşılar. Daha sonra kazandıkça, sahip olmak istediği ne varsa, alır ve en sonunda varsıllaşır. İnsan sosyal bir varlık olduğundan toplumda yerini alıp bir çevre  edinmek ve orada  bir statü sahibi olmak için çaba içine girer. Önce çevresine karşı kendini sevdirir, yardım eder, iyilikler yapar. Sözü ve sohbeti dinlenir, saygın bir kişiliğe kavuşur. Toplumsal konularda çözüm bulma sadedinde onunla istişare yaparlar. Önemsenir hale geldikten sonra bu insan tipi isteklerini karşılamada belli bir tatmine ulaşır daha sonra bulunduğu topluma karşı  birdenbire değişik, olumsuz ve kabul edilmez tavırlar takınır ve içindeki çatışkı yapacak “Hükmetme” dürtüsünü meydana çıkarır. Bu dürtü ortaya çıktıktan sonra toplumsal çoğunluğun içinde saygınlığını zedelemeye başlar. Kendini öncelikle toplumsaldan izole eder sonrada yanlızlığa bırakır. Ego, süper ego, mega ego’lu tavırlar  sergiler. Sonunda istenmeyen, sevilmeyen ve dışlanan  bir kimlik ile karşılanır. Dünyadaki siyasi, ekonomik iktidar mücadelelerini negatiflik düzleminde  devam ettiren bu tür insan psikolojilerinin pozitifliğe doğru geri dönüşü yoktur artık. Müstekbirlikle tanışan insan, toplumu yönetme erkinde istikbarlığa soyunmuştur.Mele dediğimiz bir  avuç oligarşik azınlık da egoizminin egemenlik  ilkeleriyle yaşamdaki yerini belirler.

Hırs, tamah ve hasislik arttıkça doyumsuzluklar da artacaktır. Bu durum insanı oteriterliğe, despotluğa ve tiranlığa kadar götürecektir.Hükmetme duygusu bir geri tepmeyle  istenmeyen olumsuzluklar yaşatır ve yaşama dengelerini tarumar eder.

Bencilleşen insan kendini özne olmaktan çıkarıp, isyancı, nesnel konuma indirger. Çünkü alemde ve alemlerde hüküm Allah’ın dır.Hükmedicilik ancak ve ancak O’na aittir.

“.......Allah’tan daha güzel hüküm veren kim olabilir ? “ 5/5

“.......Allah, hükmedenlerin en güzel hükmedeni değil midir ? “95/8

“ Allah’ın hükmünü geri çevirecek yoktur.” 13/41

“ Allah en adil hüküm veren ( Hakim) dir.” 34/26

“ Allah, hükmünde haksızlık etmez.” 3/108, 182,4/40, 10/44

“ Aralarında adalatle hükmedilir, asla haksızlığa uğratılmazlar” 10/54

“ ......Adaletle hükmedin/ Allah adaletle hükmetmenizi emreder.” 4/58, 5/8

“ Allah hükmüne kimseyi ortak etmez” 18/26,27

“ Allah hakimlerin hakimi değil mi? “95/8

Egoizmin özünde nasıl olursa olsun güçlü olma mantığı yattığından, hükmetmek için gayrı meşru yoldan, sınırlarını histeri içinde dikte ettirmeyi, empoze, asimilasyon, takiyye, demostikasyon(evcilleştirme), ılımlaştırma, truva atı gibi kullanmayı ve her türlü psikolojik etkinlikleri sonuç almak için dener ve kullanır. Hatta bu gün için küresel faşizmin hesaplarında ve egosu patlamış taleplerinde, tüm yaşamın tek tipleştireceği bir dünyayı kurmak adına RECONQİSTA’yı (Dünyayı islamdan arındırma) bile denemek isteyecektir. Bu ise şaşılacak bir durum değildir. Çünkü bütün komplo teorileri  örn; “Metal fırtınası”,”Armagedon savaşları”vs. gibi senaryolar belli bir amaç için yer alabilmektedir. Böylesine bir mega egoizm stratejik kazanımı için, rol biçme, modelleme, merhamet ve yardım dilettirme, ekonomik ambargo, kimlik ve medeniyet olmaklığı inkar ettirip sınır tanımazlığıyla kendine dahil ettirmenin yollarını aramakta ve yaptırabilmektedir.

Zillete mahkum etmek adına,doymazlığı adına her an blöf ve tehdit senaryolarını megolamanik bencilliğini tatmin için işbirlikçileriyle birlikte kendi adına kural koyma imtiyazıyla efor vermektedirler.Bu gün küresel faşizmin istikrar, güvenlik, demokrasi ve özgürlük çağrıları bencil arzularına kodlanmış yalanlarıdır. Kapitalist serbest piyasa ekonomisinde uyguladığı rekabet anlayışı bile nitel olmaktan uzaktır. Nicel rant çıkarımlar için sahtelik içinde kullanılmaktadır. Bunların hepsi kendi varlık gücünün artması ile ilgili hesap oyunlarıdır.

Peki bu egoizmin düellosu nereye kadar ve ne kadar sürecektir? Egoist tiranlar, seküler post modern sistemleriyle evreni cehenneme çevirip, hegomen güç olmakla hükmetme gücünü nereden buluyurlar? Yoksa evreni  çepeçevre kuşatma altına alıp tasarruf hakkının, imtiyaz hakkının seküler inançlarında olduklarını mı sanıyorlar? Asla mümkün olmayacak bir tul-u emel bu. Çünkü tasarruf hakkı da sadece Allah’a aittir.

“.....Allah dilediği gibi tasarruf eder.” 39/62

“......Göklerin, yerin tasarrufu Allah’ın dır.”2/107, 3/189,5/40,9/116, 24/42, 25/2, 36/83,39/62, 63, 42/49, 43/85, 45/27, 48/14, 57/2,5, 85/9

Ne kadar sömürürlerse sömürsünler, ne kadar sosyo-ekonomik,sosyo-politik ambargolar koyarlarsa koysunlar ve ne kadar zulüm ederlerse etsinler tek güç  olma adına, küresel kraliyet oluşturma adına  bu güç düellosunu kaybedeceklerdir

Gücün egoizmi, hükmetmek ve küresel krallığını kurma adına yaşattıkları bunca olaylar sadece güç benliğinin gösterisinden  ve süper bencillik dürtülerini tatminden başka bir şey olmadığını arkalarına dönüp bir bakabilseler; neler kaybedilmiş,ne adına kazançlar elde edilmiş görebileceklerdir. Oligarşik diktatörlüklerin,nasıl  hastalık ürettiklerini, IQ’su düşük diktatör kafalardan çıkan hasta düşüncelerin  , nasıl  ham bir hayal olduğunu algılayabileceklerdir. Gözleri ve kalpleri mühürlenmiş,beyin empotansları mefluç olmuş, zavallı , akılfukarası bu oligarşik narsist diktatörleri tanımak için insanlık kendinden beklenen basiretin sesini duymak zorundadır.

Bunca yetenek ve bilgiyle donatılmış bencil insan bu gün ve tarih boyunca yanılgıların, yanlışların labirentinde negatif yüklemle saf tutmaya çalışmıştır. Ancak insanlık tarihinin büyük kısmı insan egosunun tatmin olmayan benliğinin güç arayışlarıyla doludur.

İnsanlık, büyük ütopyalarla aldatılmış,uyuşturulmuştur.Bu gün öncelikle sömürgeci batı dünyası, hilkatin sesini duyabilmelidir. En ketum vicdani eylemlerle olumlu tepkilerini vermeli . Mazlumlar için Allah’ın sesi olan hak ve vicdan duygusu, zulme seyirci kalan batı  insanın gönlünde, kalbinde oluşturacağı yumuşaklık,burukluk ve merhamet taşıyamayacakları yüktedir . Onlara  dayanılmaz  vicdani yorgunluk vereceğinden fıtraten kuşku yoktur. Akıl ve duyular kendilerinden beklenen vicdanın sesine kulak vermedikleri takdirde eylem yapma iradelerini  de kaybedeceklerdir. İnsanlık büyük imtihandadır.

Egoizmin güç düellosuna karşın  hak ve adalet hattı ise Allah’a daha doğru bir yaklaşım çabasıyla içindeki samimiyetini , sadakatinin teslimiyetini beklemektedir. Tevekülle iyi ve doğru olana yönelmiş imani duruşunu beklemektedir.Bu duruş, aktif bir sabırla ve cehdle verilecek bir direnme mücadelesidir. Nihayetteki neticeyi haksızlığın, hakka karşı başlattığı düelloyu inşallah hak ve adalet için direnenler kazanacaktır.Haksızlığa karşı direnişin zaferi  haklı olanların galibiyetiyle taçlanacaktır.Çünkü daima zafer; hakkın ve hakka inananlarındır.    

“Egoistin hükümranlığı sadece kendisinedir.Mütevazinin tevazusu ise herkesedir. “       

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2193
Dün2500
Tüm Zamanlar4217648
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 91 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2413
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?