Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon REFERANDUM GERÇEĞİ VE TURKİYE -İLHAN AKKURT

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

12 Eylül “ANAYASA REFERANDUMU”, genelde tuzu kuru entel burjuvaların yaşadığı sahil kentlerinde ağırlıklı hayır oyuna rağmen, Anadolu halk hareketinin evet oylarıyla kabul edildi. Bu referandumun en önemli gerçeği Anadolu insanının, ordu ve yargı üzerine çöreklenmiş olan İttihattçı zihniyete “Yeter söz milletin” demesidir. İttihatcı zihniyet dedik, çünkü yıllardır ülkeyi halka rağmen, kendi oluşturdukları antidemokrat darbe, anayasa ve toplum mühendistlik zorlamalarıyla halkın iradesinin yansıması olan sivil yönetim üzerinde kendi hakimiyetlerini sürdürmüş olmalarıdır.

 

Batılı emperyalist güçlerin işgaline karşı Anadolu halkı, M. Kemal önderliğinde kurulmuş I.Meclis yönetiminde, canını dişine katarak ülkeyi düşmandan kurtarıp, yeni cumhuriyeti kurmuştur. Ancak yeni kurulan cumhuriyetin yönü işgalçi Batı'ya dönük olması ve Batı'nın zorlamarıyla tepeden devrim yöntemiyle gelen Batı Kültürü, ülke aydınlarında bölünmelere yol açmıştır. Yeni Batılı değerlere karşı çıkan Kurtuluş Savaşı Meclisi fes edilmiş, yerine yeni değerleri savunanlar atanmıştır. Bir çok savaş kahramanı dışlanmış, bir kısmı da ülkeyi terk etmiştir. Bu durum halkla yönetim arasında kopmalara sebep olmuştu.

 

Yeni yönetim bu ülkeleri kendilerine örnek aldığından, bir an önce çağdaş uygarlığa yükseltmek için, insanımıza her yönüyle Batı yaşam biçimini kabul ettirmeye zorladılar. Çünkü ülkedeki geriliğin sebebi, temeli İslam olan Anadolu Kültürü'ydü. Jön Türkler yaşam, yönetim ve inanç biçimi olarak emperyalist Batı'lı değerleri seçmişlerdi. Yeni yönetim Osmanlı Yönetim biçimini kaldırıp yerine tek partili Cumhuriyeti kurmuştu. Daha sonra Ali Fethi Bey'in Paris büyükelçiliğinden dönüşünde M. Kemal'in’in önerisi ve onayıyla 12 Ağustos 1930'da Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kuruldu. Programında, partinin cumhuriyetçi, milliyetçi ve lâiklik ilkesine bağlı olduğu vurgulanıyor, yabancı sermayenin ülkeye girmesinin özendirilmesi isteniyor, ekonomik yaşamda sürekli devlet müdahalesine karşı çıkılıyordu. Bu parti de Cumhuriyet Halk Fırkasının bir kopyası olmasına rağman, Anadolu Halkı tepki olarak bu partiye yönelince demokrasi başka bir bahara ertelendi. Kimse padişahlık yönetiminin, cumhuriyetten daha üstün olduğunu savunmuyordu, tepki Batı Kültür ve inanç değerlerineydi.

 

1940'lı yıllarda tam bir ittihatcı anlayışla, yeni cumhuriyet ideolojisi istikametinde zorlamalar ve soğuk savaş tehdinin ekonomik zorlukları, Anadolu Halkını yeni yönetimden iyice soğumasına sebep olmuştu.Yönetim tam bir Faşist devlet anlayışına sahipti. Devlet demek CHP demekti ve Anadolu Halkı büyük baskı altındaydı. Ankara'da senfoni orkestrası ve renkli balolarla hayatımıza Batılı değerler girmişti. Ancak ilim ve teknolojik alanda nedense bir ilerleme olmuyordu. Oysa bizimle ayni dönemde Batıyı yakalamak yarışına yerli kültürünü koruyarak giren Japonya, çoktan Batıyı geçmişti.Bu sebeple yeni Cumhuriyetin tek geliri tamamiyle Anadolu köylüsünün vergileriydi.Tabi Kemalist burjuvanın da. Cumhuriyet ideolojisi önderlerini yetiştirmek amacıyla kurulan Köy Enstitüleri, daha sonraları genelde ateist sol ideolojinin arka bahçesine dönüşmüştü. Yine Batı'nın zorlamalarıyla 1946'da, ilk denemede olduğu gibi Cumhuriyet Halk Partisi'nden bir gruba Demokrat Parti kurduruldu. Bu kez yeni parti bazı zorlamalar olsa da seçime girdi. Sonuç Cumhuriyet Halk Partisi için tam bir hezimet olmuştu. Yeni yönetim halkın zaafını iyi kullandı ve halkın değerlerine gösterdiği ilgi ile halkı rkasına almıştı. Aslında bu ekib te cumhuriyet ideolojisine bağlıydı. Ancak asıl ittihatcı burjuvanın büyük bölümü devlet partisinin yanındaydı ve devir bir fikir devriydi, kendileri için önceleri Kemalist ideolojiyi geliştirdiler. Diğerleri güya milletin gerçek temsilcileri ise Demokrat Burjuvaydı. Her ikiside üretime yönelmek yerine halkın cebine yönelmişti. Aslında olay tam bir devlet imkanlarından yararlanmaktı.Ancak Kemailst burjuva kendini devlet olarak görmekteydi ve İttihatçı zihniyetle ordunun arkasına geçerek ülkede darbeler dönemini başlattı. Ordu ve yargı üzerindeki hakimiyetten aldığı güçle, iktidar olmasa bile daima hükümetler üzerinde muktedir oldu.

 

1960'li yıllarda dünyada emperyalizme karşı Marksist sol ideolojilerin geliştiği yıllardı. Marks'ın ve diğer sol fikirlerin bütün dünyada hedefi ezilen ve sömürülen fakir işçi ve köylü sınıfıydı. Ancak nedense ekonomik zorluklar altında yaşayan Türk Halkı yerine, sol fikirler baskıcı devlet anlayışından yana olan CHP ve onun temsilcileri olan Kemalist Burjuva arasında gelişti. Bir de Anadolu'da inanç ve ırk ayrılığı güden bölgelerde. Önceleri Marks, Lenin ve Mao yandaşı fikirler ile İttihatçı-ihtilalci aksiyondan yana oldular. Anadolu'da ekonomik zorluklar altında yaşayan işçi ve köylü kendi yerli fikirleri savunan sağ partiler etrafında toplandı.Yine en büyük hedeflerinde Anadolu Halkının yaşam ve inanç biçimini değiştirmek vardı. Bir çok vatan evladı boş yere kırdırıldı.Sol ideoloji dünyada çökünce İttihatçı hareket, kendine tekrar yerli bir ideoloji aradı ve Ulusal-Kemalist anlayışa tekrar sarıldı. Daha önceleri orduyu biraz ihmal ettiklerini hatırlayarak tekrar İttihatçı kimliklerine döndüler. Anadolu halkı ise, B. Ecevit başbakanlığında, klasik sağ hükümetiyle devlet tamamen soyulunca AKP etrafında toplandı. Bu ara bir çok yanlışları da olmasına rağmen Özal dönemiyle üretime yönelen ülke, artık halkın sırtından inerek ülke dışındaki zenginliklere yönelmeye başlamıştı ve ittihatçı zihniyetin hakimiyeti sarsılmaya başladı. Demokratik özgürlükler genişletilmeye başladı, üretim, teknoloji ve dış ticareti yavaş yavaş öğrenildi. Kalkınma başladı, milli gelir (her ne kadar dağılım dengesiz de olsa) 2500 Dolarlar'dan 15000 Dolar'a ulaştı. Şimdi gerçek çağdaş uygarlık, demokrasi ve Batı'yı yakalama yoluna girmiştik. Hakimiyet ve stotükonun değişmesine karşı ordu ve yargı güçlerini ittihatçı yöntemlerle harekete geçirmelerinin karşısında hükümet anayasa referandumu kararı aldı ve halk değişimi onayladı. Bu ara Kemalist-Ulusalcı Burjuvanın partisi CHP Anadoluda silinmiş ve Batı kültürünün en dolu bir şekilde yaşandığı zengin burjuvanın yaşadığı semtlerde ve sahillerde  yaşadıkları bir kez daha ortaya çıktı.

 

Bu referandum sonuçları bunu doğrular. Bu sonuçlar ülkede ki gerçek bölünmenin ne olduğunu gösterir. Bölünme doğuda değil batıdadır.Doğudaki huzursuzluğu da bunların aşırı ırkçı uygulamaları ve en önemli bağımız olan inanç bağını koparmaları teşvik etmiştir.Doğudaki terör İnanç yerine pompaladıkları  Marksist İdeoloji'nin ürünüdür.

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1689
Dün2585
Tüm Zamanlar4114434
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 41 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2238
İçerik : 1491
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?