• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon TARİHİN SONU MU YOKSA BATININ SONU MU?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri
Batı medeniyeti yaklaşık 3 asırdır gücü elinde tutarak dünyaya yön verip hükmetmektedir. Bu gücü, eline geçirdiği teknolojik üstünlükten almıştır. Hani tüfek icat oldu, mertlik bozuldu diye bir söz vardır. Geçen asırlarda ele geçirdiği bu güçle, neredeyse dünyanın tamamını sömürgeleştirerek, dünyanın bir çok kaynaklarını ele geçirip, zenginliğine zenginlik katmıştır. Doymak bilmez hırsları sonucunda sebep olduğu dünya çapında savaşlarla, kendi içinde de büyük çatışmalar yaşamıştır. Ancak bu üstünlüğü sadece teknolojik alanda değil, geliştirdiği sosyal konularda da sağlamıştır. Sosyal, yönetim, sanat ve fikri sahada da tek belirleyici merkez olup, Cumhuriyet, Demokrasi, Kapitalizm, Faşizm, Sosyalizm, Komünizm gibi sistemler geliştirip, kendi tezlerine karşı antitezler de üreterek insanlığa yön vermiştir. Sosyalist sistemlerin çökmesi sonucunda Kapitalist- Liberal-Demokrasi’de karar kılarak, Fukuyama’nın dediği gibi “TARİHİN SONU” denebilecek bir noktaya ulaşmıştır. Gelinen Son Nokta Ancak bu sistemin insanlara sunduğu bir tek hedef var. Her şeyin temelini maddi çıkara dayalı bir kâr anlayışıyla, her şeyde en büyük olmak ve bu hedefe koşarken, herkesi kendine rakip görerek, acımasız bir rekabetle diğerlerinden daima önde olmak. Böylece elde ettiğin güçle zenginliği tek elde toplamak, dilediği gibi yaşamak, tüketmek ve hükmetmek. Artık toplum önderleri sosyolog, düşünür, fikir adamı ve mana erleri değil, ekonomistler ve şirket CEO’larıdır. Devlet politikalarına yön veren hükümetler değil, bunları yönlendiren küresel sermaye. Her şey ekonomiye indirgendiğinden, dostluk, dayanışma, aile, toplum ve insanlıktan ziyade, ekonomi konuşulur olmuştur. Her şeye ekonomi yön verir oldu ve herkes parası kadar konuşur oldu. Öyle kırk yıl hatırı sayılacak kahve içmeye kimsenin vakti kalmadı. İçilse bile hatırı kalmadı. En önemlisi feminizm diye diye annelik öldürüldü. Artık Annenin de, evinin dışında çok önemli işleri var. Bir kocaya mâhkum değil. Zaten babanın işi çok, O ülke, bu ülke diye koşturmaktan, kimsenin yuva kurmaya da zamanı yok, aile çökmek üzere. İnsanlar arasında saygınlık yata, kata ve kullanılan markalara göre değişmekte. Öyle çok namuslu, dürüst, sevecen olmak, aranılır bir vasıf olmaktan çıktı. Her şeyin değeri arz-taleple ölçüldüğünden, bunlar para etmez oldu. Herkes birbirine rakip gözüyle baktığından, sevgi ve dostluk ortamı da yok edildi. Tanrı’nın yerini para aldı, Herkes paranın kulu oldu. “ İN GOD WE TRUST” yazısı, yazıldığı yere bu kadar hiç yakışmadı. Tarihin Sonu Kimin Sonu Yönetimde liberal demokrasi ise, ülke sınırlarındaki kaynakları kullanmakla elde ettikleri büyümeyle yetinmeyen güçlerin, küreselleşerek diğer ülkelerinde kaynaklarını ele geçirerek, küreselleşmelerini sağlayacak bir Truva atına dönüşmüştür. Şu an resmi verilerde dünyanın en zengin olarak ilan edilen kişinin toplam varlığı 50 milyar dolar civarındayken, gizli küresel güçlerin sadece birinin zenginliği en az 2 trilyon dolar olduğu tahmin edilmektedir. Neredeyse 1.3 milyar nufuslu Çin'in milli gelirinin yarısına yakın. Vatan millet, din iman, milli semaye, yerli mallar, ancak bu yönetim anlayışıyla aşılır oldu. Ekranda boy gösteren siyasiler ve ekonomistler çağın kutsalları olarak, bu önemli vazifeyi vaaz etmekle meşguller. Bu gidişin sonu; Liberal demokrasinin sunduğu küreselleşen serbest Pazar ortamında, zayıflar bir bir tasfiye edilip, bir avuç güçlünün dünyayı ele geçirmesiyle, dünyamızı, bütün insanlığın köleleştirildiği küresel bir hapishaneye dönüşmesini sağlayacaktır. İşte gelecekte dünyamızı bekleyen son budur. Şu an Batı’nın geliştirdiği bu son sistem, dünya üzerinde tek geçerli sistem olarak pompalanmaktadır. Her şeyi maddeye indirgerseniz, hedefiniz ihtiyacınız olanlardan çok daha fazlası olursa ve başkalarının ihtiyacı sizleri fazla ilgilendirmezse, elbette son hedefiniz böyle bir sistem olacaktır. Bu anlayış ve sistem ancak maddeci Batı’nın varacağı son nokta olabilir. Zaten böyle bir zihniyetten de insanlığa sunacak başka bir şey beklenemez. Her şey ekonomi ve tüketim olursa, bir gün gelir bu bir bumerang gibi sizi de vurur. Tıpkı I. Ve II. Dünya savaşlarında olduğu gibi. Fukuyamanın dediği “TARİHİN SONU, ANCAK BATININ SONU” olabilir. Bu gidişle Batı, içine çöreklenmiş küresel sermayenin değil, aslında kendi sonunu hazırlamaktadır. Çünkü onlar çoktan birikintilerini arttıracak, Hindistan, Çin gibi yeni merkezlere doğru sermayelerini transfer etmeye başladılar bile. Tabi Batı’da bu kötü gidişi görüp, karşı duruş sergileyenler de var. Elbette insanlığın buna çözüm olabilecek, maddeyi değil dayanışmayı yüceltecek, paraya değil daha yüce değerlere hizmet edecek fikirleri tükenmedi. İşe önce ekonomiye yön veren kanunlardan başlamalı. Ancak bu yeni kanunları ekonomistler ve onların kontrolündeki politikacılar değil düşünce, fikir ve mana erleri yapmalıdır. Ekonomistler en kısa yoldan daima şirketlerini kârâ geçirmeyi düşünür. Onlara göre çalışan insan alınıp satılan bir metadır. Önce bilim diye egoyu meşrulaştıran ve ekonomiye yön veren ana temeller değişmelidir. Nasıl olurda insan ihtiyaçları sonsuz olur, herkese adil dağıtıldığında nasıl olurda kaynaklar sınırlı olur, niye her şeyi arz-talep belirler ve niçin herkes birbirinin rakibidir. Çalışanı aç yatarken nasıl olur da bir işveren rahat sermaye biriktirir. ZENGİNLİĞİN BELLİ ELLERDE TOPLANMASI ÖNLENMELİ, sın ırlandırılmalı, tabana doğru yayacak ve kaynakları insanlığın ortak kullanımına açacak sistemlerin geliştirilmesi kaçınılmazdır. Küreselleşmeyi değişik bölgelerdeki kaynakları ele geçirmek için değil, bir arada kardeşlik içinde yaşamak ve insanlığa hizmet için düşleyebilen insanlar da var. Tıpkı Anadolu insanının yaptığı gibi. “ İN GOD WE TRUST” yazısını paraya değil, gönüllere yazmış insanlar daha ölmedi.
 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün3181
Dün4075
Tüm Zamanlar3780372
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 534 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 1362
İçerik : 1479
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?