Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon Zaaflarımızın Ağında Psikosofistik Operasyonlar

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 12
ZayıfEn iyi 

                                     

                                                                                  ‘Şimdi Allah zaafınız olduğunu bildiğin-

                                                                                  den sizden (o ağır yükü) hafifletti’8/66

                                                                                  ‘ Allah sizden yükünüzü hafifletmek isti-

                                                                                  Yor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.’ 4/28

                      Zaaflarımız; irademizi kullanmakta muktedir olamadığımız zayıflık anları ve hallerimizdir. Hayat ile beraber yaşantımız sürdükçe zaaflarımız da bizimle birlikte bulunacağı malumumuzdur. Hayatımızı en çok etkileyecek konulardan biri olan bu mevzuya öncelikle  kavramsal tanımlamalarla meramımızı anlatmaya başlayalım.

                      Zaaf : İnsanın heva, heves, arzu ve istekleri karşısında dayanç gösterememesi ve mağlup olma duygusudur.

                      Zaaf: Arzu ve isteklerle baş edemeyip bir iradi çözülme ve yanılabilme duygusudur.

                      Zaaf: Bir mantık kuruluğu, algı yetersizliği, anlama dikkatsizliği, kavrayış tutarsızlığından mülhem bir muhakeme zayıflığıdır.

                      Zaaf: İnsanın hayatını ilgilendirecek konularda bir kritik yapamama yetersizliğidir.

                      Zaaf: Göz kamaştıran, aklı oyalayan lüksün karşısında bir dayanç gösterememe halinde bir duygu ihtilali yaşayıp gördüğü ve arzuladıklarına hemen şimdi kavuşma isteğidir.

                      Zaaf: Güçlü oluşta İFRATLA zayıflıkta ise TEFRİTLE bir şeye arzu sahibi olma aktifliği ile aynı şeye sahip olamama pasifliğidir.

                      Zaaf: Güçlenme, güç olma sahipliği ile yaşanılan bir egemenlik kurma ile ortaya çıkan her tür ifrata dayanan bir başkaldırı ve bağy emaresidir.

                      Zaaf: İnsanda var olan aktiflik ve pasifliği yaşayabildiği ve kendini üstün başkalarını da aşağıda görme lüksü ve yanlışlığıdır.

                      Zaaf: Güçlüyken kendinden zayıf olanları hor görme, küçümseme ve bir aşağılama kompleksidir. Zayıfken kendinden güçlü olanları kıskanma, hasetlenme ve yerme ile ortaya çıkan tefritle bezenen ve ön yargıya dayalı bir şartlı duygudur.

                      Zaaf: İnsanın ifrat ve tefrit halindeyken yaşamanın dengelerini kuramama ya da kaybetme halidir.

                      Zaaf: Kendi olamamak, ilkeli olamamak veya kendinden bile vazgeçecek konuma gelen bir duruş sergilemektir. Kötü zaaflara tutulup müptela olmak da ayrı bir zaaftır.             Zaaflarına malül olmuş karmaşık zihin yapılarının besin kaynağı ise kıskançlık ve yetersizlik duygusudur.  Bu kaynaktan nemalanan insanlar da kendine yönelik psikolojik darbelerle  kaçınılmaz kişilik çözülmelerine bizzat kendileri davetiye çıkarırlar.

                     Hepimiz az çok hayatın ne olduğunu bilir ve içinde yaşarız. Her an kazanma ve kaybetme duygularımızla baş başayız. Bazen korku bazen heyecan ve hezeyanlar ile karşı karşıya kalabiliriz.

 

                     Kazanırken güçlü duygularımızı  galeyana getirir  ve otoritemizi önce en yakınlarımıza  sonrada çevremize kurar ve varlığımızı hissettiririz.Güçlenen durumumuz kendi psikolojimizi etkilediği gibi  çevremizi de etkilemiş olur.Eğer böylesine  bir güce dayalı edinimi önceden  hazmedememiş  ve bilinçsel  bir olgunluğa  erişememişsek  o zaman  elbette zaaflarımızın ortaya çıkması da  kaçınılmaz olur.Hayatımızı yakından etkileyecek bu tür zaaflar; gelişme, güçlenme ve güç olma aşamasında ortaya çıktığında  kendimize sahip ve mukayyet olma da  güçleşecektir.Kazanımlarımızın dayanılmaz cazibesi bizi yanılsatmacı bir etkinlik alanı içine çekebiliyorsa o zaman bu etki alanının bizi içine alması da mukadder olur.Ufacık bir olumsuz tutum, tavır ve tercih irademizin inisiyatifini hiç bekletmeksizin elinden alabilir. Zayıf bırakarak bizi malul edebilir. Sonunda ise benliğimizi kontrol dışı  bırakabilir. Galip olan, galebe çalan ve benliğimize muktedir olan şey ise ‘şeytani güç’ diye ifade edebileceğimiz yine zaaftan başka bir şey olmasa gerektir.

 

                     Aynı sonuç bir başka biçimde kaybettiklerimizle de ortaya çıkar. Yaptığımız yanlış hesap ya da aldığımız yanlış kararlar, kazançlarımızı yitirmemize bile neden olur.Bu olumsuzluk ekseninde yaşananlar ise hayatımızı, onurumuzu satın alacak zaafları da hiç bekletmeksizin meydana çıkarır.Hem de  ümitleri öldürecek umutları söndürecek biçimde. Kuvvetli vehim ve vesveselerle bir başka açıdan irademizi teslim alır.

                     Kaygısız ve gamsız duruşlarımızla, ümidi kalmamış beklentilerimizle yeis ve şüphe içinde kendi kendimizi yitirdiğimiz zaaflarımız hayatlarımızı işgal ediyorsa  bu durum  biz insanlara daha büyük yanlışlar yaptırabilir. İyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayrıştırabilmek için ontolojik yasayla bize verilen fakat bu furkani melekeyi çalıştıramayan bir zaafkarlık etki halindeyken  hayata dair büyük sorumlulukları olan insan bu labirentten nasıl çıkacaktır?

                     Karmaşık ütopyalar, rüzgar gibi gelip geçici istekler, hissetmeyi unutmuş kalpler, duyarlılığı kalmamış vicdanlar, sağırlaşan kulaklar, görmezlikten gelip görmeyen gözler kümülatif bir zaaf çukurunun içinde debelenip durabilmektedir.

                     Öncelikle aşkın bir inanca bağlı akidevi temelli manevi ve ahlaki değerleri toptan imha etmeye çalışan seküler saldırılar karşısında hiçbir şey yapmadan beklemek insanımızın  onurunu sarsacak bir başka  büyük zaaf değilse nedir? Postmodernitenin getirdiği konformist yaşam, kendine has verilerini dayatarak sunuyor. İnsanımızı uyuşturarak ve kendine has bizzat  yaşam tarzını elinden alabiliyor.Bütün bu yaşananları görmezden gelip insanımızın kendi aidiyetlerini hala  kritik edememesi ve direniş dahi gösterememesi boyun eğmiş bir  teslimiyetin göstergesi  de bir başka büyük  zaaf değil midir?Göz göre göre bir kültür emperyalizmine razı olabilmek nasıl bir zafiyet acaba?

 

                      Peki hayatı ve insan psikolojisini sofistike eden bu zaafların yaşadığımız çağımızda daha fazlasıyla ortaya çıkmasının temel nedeni nedir?

                      Bu sorunun kısa ve öz cevabı ilk bakışta aşkın bir akideye dürüst ve sağlam bir iman ile dosdoğru bir teslimiyetin maalesef yapılamamış olmasında yattığı görülebilir.

                      Birçok nedenlerle birlikte söz konusu durumu bir nevi akıl tutulmasının yaşanması ve düşünce yetimizin ihmal edilip(gafil ve gafletle) zayıf bırakılması da ikincil endişe nedeni olabilir.

 

                      En kuvvetli hassasımız olan düşünce yetimizi bir an için boşlukta bırakma ya da  bigane kalarak bir yanlış değerlendirme gafleti içinde bulunmamız bile  gafilliğimizi daha da öne çıkarabiliyor. 

                      Bir de o boş bulunma anlarımızda kendimize tam kayıtsız kalmışken başkalarının zaaflarımızdan yararlanarak bizi kendilerinin istedikleri konuma nasıl düşürdüklerini bir düşünün!.Kendimizle birlikte aklımız da  nasıl  kıskıvrak yakalanmış…  Nasıl bir kurmaca  oyunun içine çekildiğimizi  bir düşünün!. Bir zihni sömürge altında olduğumuzu belki o zaman hissederiz.İşte  o zaman da nasıl bir türbülans nasıl bir ağ nasıl bir kumpas ve nasıl bir tuzakla karşı karşıya kaldığımızı ancak uyanık bir zihin yapısı ile anlayabiliriz.

 

                      Bir girdabın içine çekilmiş yakalanmışlık duygusu nasıl bir duygusudur tam bilinmez. Ama bu musibet duygusu olsa olsa mühlet isteyip mühlet verilen iblisin bir tuzağından başka bir şey olmasa gerek.” Sen mühlet verilmişlerdensin.” Emri geldikten sonra insanı( salihler hariç)  önünden, arkasından, sağından, solundan bir ‘AN’ boşluğunda yararlanıp günahla nasıl da kirletmeye hazır iblis. Günahla insanları tanıştırıp cehenneme yollamaya yemin etmiş şeytan aleyhillane ve yanında şeytanlaşmış insan şeriklerini de alarak o bir AN zaman diliminde ve bütün zamanlarda hayatları mahv-ı perişan etmek için tetikte beklemektedirler. Bu bir pusu AN’ı bir zihinsel suikastin  yapılacağı AN’ dır. Bu an insana günah bombardımanıyla taarruz edilebileceği AN’ dır. Bu apansız saldırı  karşısında insanların ÇOĞUNUN yapabileceği bir şey yoktur ama… Aşkın güce dosdoğru sağlam bir iman etmiş  ve aşkınlığın yüce kitabında ONLARIN PEK AZI ifadesiyle zikredilen’ Salih mümin ‘topluluğunun  yapabileceği bir şey vardır. O da ‘ KOVULMUŞ ŞEYTANDAN SANA SIĞINIRIM ALLAHIM’ demektir. Aşkınlığın değişmez  ilkesi ile yapılan ilahi düsturu zikretmektir.Mutlak hakikatin yegane koruyuculuğuna sığınmak ve her şeyi o’nun adınla yapmaktır.Yalnız o’na itaat ederek yapmaktır.”Şeytanın ALLAH’A dayananlara bir gücü yoktur…”14/22

                      Zaaflarımıza yenik düşmememiz lazım. Zaaflarımız içinde maazallah gizli isyan  duyguları taşımamak lazım.

                      Zaaflara malül olunmamalı. Zira zaaflarımız önce moral gücümüzü sonra da psikolojilerimizi  çözebilir. Bu söz konusu olan durumumuz  ise  sahip olduğumuz değerlerimize göz koyabilir, bizi pekala gözden düşürebilir. Zaaflarına boyun eğenler zaaflarını kontrolden uzak hale de gelebilirler. Kontrolden çıkmış zaaflar ise  kişiyi kendi dışındaki güçlerin  sömürgesine de sokabilir.

                      Bir araya geldiğimizde zaaflarımızdan beklentili konuşmalar içeren bir rehavet içindeysek zaaflarımızı onarmak veya çözmek gibi bir derdimiz olamaz. Zaaf bir saplantı olmuşsa onu yenmek de o kadar kolay iş değil. Zaaflarına mağlup olunma önce kendini sevme(narsistçe) ile başlar. Kendine aşırı bağlılık gösteren birinin son varacağı konum ise KENDİNE TAPINMADIR.(Post modern hayat tarzının güç, servet , şöhret ,şehvet putlarını   tapmaya  nasıl hazır hale getirdiklerini göz ardı etmemek gerek) Zaaflarına kapılıp ruhuna ve kalbine acı verenler  öncelikle kendilerini sahih  bir inançla onere  edecek  bir çıkış yolu aramalıdır.İleri derece bir bozulma yaşanmaması için de tedbir ve çareler bulmalıdır.

                      Asıl çare ise önce insanın kendinde ve kendini malül eden nefsani, anlamsız ve değer taşımayan iddialarından vazgeçmesindedir. Asıl çare, kendini acilen yenilemektir. Asıl çare, yaşadığı, zarar verdiği ortamlardan uzaklaşarak yepyeni ortamlara karışmak, yepyeni ortamlarda buluşmaktır. Hayata kaldığı yerden ama yeniden doğarak  bir başlangıç yapmaktır. Aşkın ve sahici olan bir inançla birlikte olup nefesi tükeninceye dek yapılacak bir çabayla  kayıp açıkları bir an önce kapatabilmektir.

                      İnsanın kendi yaşamını kilitleyip, düşünmeyi terk edip unutanlara, güdülmeyi en iyi anlatan olumsuzluğu bünyesinde barındıran duygu, zaaftır. Basiret ve akl-ı selimle uyanık olunmalı , operasyonlar içine çekilmemize  fırsat vermemeliyiz.Zaaflarımızın ağına düşmeden kendimize ve çevremize karşı  psikolojimizi bozmayacak önlemler almalıyız.

                      Eğitimde, yönetimde ve hayatın her alanındaki zirvelerde karşımıza çıkabilecek zaaf tuzaklarını görebilmeli buna göre önlemler almalıyız. Postmodern seküler dünya ideolojileri insanı öncelikle zihnen kuşatarak bir bilinç yaralanmasının hesabını yapmakta sonra da kendimize verilen hayat bilincimizi ve karar gücümüz olan irademizi sevk ve idare etmek istedikleri alenen ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu nedenle bizzat bize yapılan bu açık komploların karşısında uyanık olmalıyız.

                      Postmodern dünyada var oluşsal bir mücadeleyi sürdüren insanı bekleyen tehlike, sığ, tutarsız, kupkuru, çoraklaşmış, çok karmaşık , bol zaaflı zihniyet alanlarının çoğalmasıdır. Problem olarak tespit ettiklerimiz de  bu zaten…

                      Bu gün post modern dünyanın seküler yaşam felsefesi insanlığa sevgisiz, duygusuz, duyarsız bir ruhi fakirlik içinde sunulan yaşam biçimlerini  vaat ediyor. İnsanı kışkırtan zaaflarını inanılmaz biçimde besleyen post modern dünya felsefesi  aynı zamanda belirsiz yaşam alanları üretip bu alana hapsettiği insana cinnet anları da yaşatabiliyor. Kendine karşı verilen bütün mücadelelerin önünü de politik bir biçimde kesmeye çalışabiliyor.

                     Yeniden bir mücadele için önce doğru bir bilgiye ulaşılmalıdır. Bu mücadele biçimi kararlı, ilkeli ve sahih niyetlerle yapılır. İnsanı kontrolden çıkarmaya çalışan zaaflar hayatı yaşanmaz kılabilir hatta kilitleyebilir de.

                     Zaaflarımızın kontrolü ancak hakikate köklü bir iman ve sağlam, ilkeli deruni bir teslimiyetle mümkün olabilir.

                      “ Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme; güç getiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma.” 2/286

                     “Tutkunun (Zaafların) düşmanı DİKKATTİR” Bir ontolojik kodlamadır.

                     DİKKATİMİZ; BÜTÜN İNSANLARIN VERECEĞİ TÜM KARARLARI VAHYİN VE AKLIN REHBERLİĞİNDE İRADESİNİ EN İYİ KULLANARAK KENDİNE KARŞI KENDİSİ İÇİN YAPTIĞI EN ÖNEMLİ MUHAKEME YETİSİDİR. BU MUHAKEME SAĞDUYUMUZU ÇALIŞTIRABİLECEK VE TERCİHİMİZİ MUSTAKİM BİR İSTİKAMETTE KULLANDIRABİLECEK HAYATİ BİR UYARI SİSTEMİDİR.               

 

 

 NACİ CEPE – İZMİR                                      

Son Güncelleme (Pazartesi, 10 Ocak 2011 15:25)

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2868
Dün2795
Tüm Zamanlar4207359
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 66 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2193
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?