Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon KİM DAHA MUTLU

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Bütün insanların ortak hedefi hayatta kalmak ve bu hayatını mutlu bir şekilde sürdürmektir. Mutlu insan nasıl bir insandır diye düşündüğümüzde, sanırım hemen aklımıza stresten uzak ve problemsiz bir insan gelir. Bu açıdan stres ve problem de, hayatımızı sürdürebilmemiz için gereken ihtiyaçlarımızın temininden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Tabi bu ihtiyaçlar kişiden kişiye değişebilir, biyolojik olduğu kadar sosyolojik ihtiyaçlarımızda vardır. İnsanoğlu iyi şartlarda rahat bir hayat sürmek ister. Kendisini biyolojik ve sosyal açıdan sıkıntıya düşürecek gelişmelerden kaçar ve rahatlığa ulaşmak ister. En büyük hedefi hayatta kalmaktır dedik ve bütün çabasının temelinde bu istek yatar. Tabi hayvandan farklı olarak ta bazı sosyal çabaları da vardır. Eğer insan bu hedeflerden vazgeçerse, yani hayatını sürdürmek istemezse, hiçbir ihtiyacı da,  problemi de kalmaz.

Tehlike ne?

Stres ve problem ihtiyaçtan kaynaklanır dedik. Mesele dönüp dolaşıp bu “İHTİYAÇLARIMIZ” ın neler olduğuna geliyor. İşte sorun da burada başlıyor. İHTİYAÇ; YANİ HEDEF, YANİ HIRS. Tabi bunlar ne kadar büyükse veya ne kadar çoksa, harcanacak zaman, çaba da o kadar çok olacaktır. Tabi her şeyin de bir bedeli vardır. Birinin hedefi bir lokma bir hırka iken, birinin ki dünyayı ele geçirmek olabilir. Biri, bir bisikletle mutlu olurken, birisi de uçakla yetinmeyebilir. Kimi insan mal mülk peşindedir, kimisi varlık sahibi olduğu halde sağlık peşindedir. Yatı katı beğenmezken, doymak bilmez hırsına kapılıp daha fazla isterken, hatalar yapar ve bunları da kaybeder kaçırdığı nimetlerin büyüklüğünü ve en büyük zenginliğin kanaat olduğunu o zaman anlar.  Tıpkı insanoğlunun ilk imtihanı gibi. İlahi hikmettir, Allah insanın mutlu olmasını isteyerek bütün ihtiyaçlarını karşılayacak bir cennette yaratmıştır:

"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik. (TA-HA: 116-119)

Ancak insanoğlu bununla yetinmez ve hırsına kapılır:
“Ama şeytan ona vesvese verip: "Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" dedi. (TA-HA:120)


İnsan hırsına kapılıp daha fazlasını ister ve sıkıntı başlar:


“Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker.” (TA-HA:123)


Ve sıkıntılı dünya hayatı başlar. Ancak sıkıntılara karşı çözüm yolları da kendisine bildirilir. İşte yukarıda daha ilk insanın yaradılışında mutluluğun sırrı verilmektedir. Hırslarımız ve doymak bilmez egomuz başımıza bu sıkıntıları açmaktadır. Hâlbuki bilinmez ki sahip olunduğunda bütün sıkıntılardan bizi kurtaracak bir şey yaratılmamış.

Neyin peşindeyiz?

Tercih bizim. Bir lokma bir hırka ile de yaşanır, saray gibi malikânelerde ve bilmem hangi pahalı markaların içinde de.  Ancak hırsın sonu yoktur. Dizginlenemeyen hırs yukarıda ayette belirtildiği gibi insanı, “SONSUZLUK VE TÜKENMEZ BİR SALTANAT” peşinde koşturur. İşte dinler insanın bu çıkmazına dikkat çekerek kimisi “NİRVANA” yı hedefler, kimisi “BİR LOKMA, BİR HIRKAYI” yı hedefleyerek, insanı düşeceği tuzaklardan kurtarmaya ve daha yüce hedeflere yönlendirmeye çalışır. Kuran’da bu gerçeğe ne güzel dikkat çekilmiş (91:7-10). Kimse korkmasın kazanma hırsı ve rekabet körüklenmeden de gelişme olur.

Günümüzde insan aklının ortaya koyduğu en ileri medeniyeti seviyesi diye övündüğü sistem ise insanı “İHTİYAÇLARI SONSUZ” diye tanımlayarak, insan için son derece tehlikeli “EGOİZMİ” bilimsel bir gerçek gibi meşrulaştırmaktadır. Tabi bu medeniyet insan yerine, bindiği arabanın ve giydiği elbisenin markasına, oturduğu malikâneye, sahip olduğu servete değer verdiğinden,  bu medeniyetin hedefi ölçüsüzce zevk ve sefa içinde yaşamak olduğundan bir futbolcu veya bir artist, bir bilim adamından bir düşünce adamından her zaman daha değerli olacaktır. Böylece savunmasız insanın, ister istemez bunlara sahip olmak için hırslanmaktan başka seçeneği kalmayacaktır. Böyle bir ortamda yetişen insan, Kuran’da belirtildiği gibi, bütün hayatını bunlara taparcasına bu uğurda koşturmakla harcayacaktır (45:23-24). 

Sosyalist sistem mi insani, Kapitalist sistem mi?


Hedef en büyük olmak olunca, bu medeniyet başkalarına karşı ACIMASIZ olmayı REKABET adı altında meşrulaştırılmıştır. Böylece herkes birbirinin geçmesi gereken rakibi durumundadır. Böyle bir ortamda gerçek dostluktan söz edilebilir mi? Bakmayın siz Batı’da ücretlerin ve hayat standartlarının yüksek olduğuna. Bu lütuf değil kurdukları sistemin ana kanunu arz-talep dengesi sonucudur. İnsan yerine makine ve kapitalin korunması ön planda olduğundan, bütün işleri yapabilecek bir makine olsa kimsenin tek bir işçiyi çalıştırmaya niyeti yok. Zaten teknolojik gelişmeler bu yöne doğru gitmektedir. Ancak yakın gelecekte,  Doğu ülkelerindeki ekonomik gelişmeden bütün Batı sermayedarları, çok sevdikleri ülkelerini ve insanlarını (!) terk edip, doğulu ülkelere göç ettiklerinde, geride işsiz kalanlar, nefret ettikleri Sosyalist sistemi bile nasıl aradıklarına şahit olacağız. Bakalım o zaman her şeyi rekabet ve arz-talep temeli üzerine kuran serbest piyasa ekonomisini canı gönülden savunacaklar mı? Sosyalistler zenginleşince, yani burjuvalaşınca hırslarına kapılıp sistemi yıktılar, kapitalistlerse fakirleşince sistemin ne belâ olduğunu anlayacaklardır. Tabi sahip oldukları bütün değerleri yitirdikten sonra. Çok şeye sahip olduklarını sananlar, ellerinde kalan tek değer sandıkları “LÜKS HAYAT” ellerinden alındığında, hiçbir şeye sahip olmayan birer “TUTSAK” olduklarını yüz üstü bırakılıp terk edildikleri zaman iyice anlayacaklardır.

Hırsın körükleyicileri kim?

Bu sistem hakkın değil gücün, insanın değil kapitalin korunması üzerine kurulmuştur. Yukarıda verilen ayette “HIRSI KÖRÜKLEYENLERİN KİMİN TEMSİLCİSİ OLDUĞU” ve hırsın peşine düşünlerin aslında kimin peşine düştüğü çok açık belirtilmiştir. Tutsağı olduğumuz şaşalı hayatın tetikçileri olduk. Şu an da bir elde kadeh, bir elde sigara kahkahalar atarak mutlu görünmeye çalışıp, çağdaş uygarlık nutukları atanlar, nasıl aldatıldıklarını ve uyuşturulduklarını yakında anlayacaklardır. O zaman göreceğiz Newyok’ lu Corc mu, yoksa dağ başında Elmalı Köyündeki Pomak Ramadan mı daha mutlu. Vakit çok olmadan bu gerçekleri görelim ve maddeyi-kapitali değil “İNSANI ÜSTÜN TUTAN” bir medeniyete doğru yol alalım. Başkalarının gözyaşları üzerine kurulan medeniyet, bir gün gelir kendi insanlarının üzerine çöker. İlahi adalet şaşmaz.

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1277
Dün1043
Tüm Zamanlar4262309
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 230 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2475
İçerik : 1500
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?