Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon KİŞİYE ÖZEL MEKTUP VE MERAK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 11
ZayıfEn iyi 

          Bugün post modern insanının gündeminde haberleşme noktasında ne mektup gönderme nede okuma gibi bir mesaisi yok gibi görünüyor. Artık dijital dünyamızda bir iletişim eylemi anında yapılabiliyor. TV ya da Bilgisayar ekranlarına baktığınızda bir olay / haber, anında gözümüzün önüne “Sıcak haber”,”Son dakika”,”Son gelişme” başlığı ile duyuruluyor ve izlenebiliyor. Hız çağında haberleşme ve bilgilenme istediğinde anlık zaman dilimi içinde hiçbir zorlukla karşılaşılmadan kolayca elde edilebiliyor.

           Kişiye özel iletişim aracı olan cep telefonu marifetiyle, dijital E- postadan bile daha hızlı haber iletişimi ses ve görüntüyle yapılabiliyor. Profesyonel haber muhabirlerinden daha ziyade artık amatör insanlar bile cep telefonunla bir muhabir gibi olayı ses ve görüntüyle dünyaya çok daha kolay aktarabiliyor. Haberleşme iletişimi çok kolay ve ucuz olduğu için bilgi / bilgilenme işlemi de çok ucuz elde edilebiliyor. Hızlı iletişim araçlarıyla yapılan bilgi / bilgilenme ucuzlayınca insanların merak duygusunun önceki zamanlara göre önemi ve etkisi de pek kalmıyor.

           Daha bundan yirmi beş / otuz yıl öncesinde bir mektup beklenirken “ Niye gelmiyor bu mektup. Gözüm yollarda kaldı. Çok gecikti. Artık çok geç” şeklindeki serzeniş dolu mırıldanmaları artık duymuyoruz.

           Eskiden, beklenilen bir asker mektubu, gurbetten gelecek hasret mektubu, iş mektubu ya da sevgililer arasında gidip gelen mektupları beklemek için hasret şiirleri yazılır, ağıtlar söylenir şarkı ve türküler bestelenirdi. Mektup beklemek meraktan öte bir heyecan uyandırıyordu. Mektup gelecek beklentisi, insanların günlerce uykularını kaçırıyordu. İletişimin kesik olduğu mahrumiyet bölgelerinde ise insanların mektup beklentisi bir gün değil haftaları ve ayları buluyordu. Bu beklenti zamanlarında konuşulan tek konu ise “Acabalarla” dolu mektup sohbetleri üzerineydi. Şimdilerde bu meraklı bekleyişlerin adı bile zikredilmez oldu. İnsan, bugün kazandığı iletişim nimetlerinin gerçekten “Bir nimet” olduğunu unutarak aklına bile getirmiyor. Çünkü bu kolaylığın geçmişte sıkıntısını yaşamadığı için belki de şükrünü bile eda edemeyecek mesafededir de ondan.

           Zaman ilerledikçe, zamanın içindekiler de eskiyor ve yenileniyor. Ancak, yaradılış bir değişim içinde kesintisiz süreklilikle belli bir vakte kadar sürgit devam ediyor. Zira bir ömür de her canlı için tahdidi/sınırı konulmuş belli bir vakte kadar yaşaması gerektiği orandadır. Ecel vakti dolup geldiğinde ise ölüm ne bir saat ileri ne bir saat geri alınabilir olduğu gerçeğini de her insan bilir. İnsana tahsislenmiş sınırı olan zamanın tükenerek sonlanması da bilinmesi gereken bir başka gerçek.  

         Zaman hiç değişmiyor ama içindeki canlılar değişim geçirerek değişiyor. Her yenilik bunun gibi bir şey. Değişim geldiğinde çabucak eski olanı anında unutturabiliyor. Kullanılan her araç ve gereç her şeyiyle demodeleşiyor. Bir şey yeni çıktığında eski olan her şey hemen unutuluyor ve önemsizleşiyor. Yani dedikleri gibi “Değişmeyen tek şey değişimdir”.

           Şüphesiz bazı şeyler değişmiyor. Değiştirilemiyor. Su, Hava, Toprak ve Ateş gibi…

Ama bir şey daha vardır ki o da; hata yapmakta hiç değişmeyen ön yargılarımızdır değil mi?

           Bir konu hakkında bilgimizi yoklamadan ya da inceleme noktasında bir araştırma içine bile gerek duymadan o şeye karşı tavrımızı hemen anında ön yargılarımızla belirleriz. Hiçbir zaman düşünerek ve sorgulayarak akletmeden önce o şeyi biliyormuşçasına hemen tavrımızı ön yargılarımızla koyabiliyoruz nedense. Mezkûr ön yargıya bir anekdotla örnek verecek olursak. Hem ön yargıların içeriğini hem bir “İdeolojik önyargının” nasıllığını hem de her insan için “Kişiye özel” gönderilen bir mektubun diğer mektuplarımızdan nasıl daha çok merak uyandırmasının önemini vurgulamış olacağız.

                                                     

           Aynı değerleri paylaştığımız yakın aile dostumuz olan bir kardeşimizin eşi bir gün büyük şehirlerden birinin belediye otobüsüne biner. Aşağı yukarı kırk dakikalık bir yolculuk için bindiği otobüsün içinde boş bulduğu bir koltuğa hemen oturur. Yanına da bir başka hanım oturur. Arkadaşımın eşi, hemen çantasını açar ve içinden bir kitap çıkarır. Otobüs hareket eder etmez kitabını okumaya başlar. Yanına oturan hanım, kitabı şöyle bir süzer araştırıcı ve meraklı bakışlarıyla

—Ne okuyorsunuz? Diye sorar.

         Arkadaşımın eşi, yanındaki hanımın merak uyandıran bakışlarına şöyle bir bakar ve cevap verir. Okumakta olduğu kitabın KUR’AN olduğunu söyler. Sorusunu soran hanım pişman olmuşçasına yüzünü ekşiterek hemen çevirir. Bu sefer Kur’an’ı okuyan hanım elindeki kitabını kapatarak hemen çantasına koyuverir.

       Yanındakine dönüp neden soru sorup birden susmuş olduğunu bu kez kendisi merak eder. Hatta yanındaki yolculuk arkadaşının kendine yönelik anlamsızca yaptığı mimikleriyle hangi sebebe dayanarak bir tepki verdiğini iyice merak eder. Davranış adabına en uygun lisanla kibarca sorar. Bakışlarında kesin ön yargılı olduğu sezilen yolculuk arkadaşı kadın da bu defa çekinmeden kendinden emin bir eda ile dürüst bir inanmışlık içinde kendinin bir ateist olduğu cevabını verir.

       Arkadaşımın eşi şu sorusunu tekrar sormaya devam eder.

       — Efendim! Diyerek sözüne başlar. Yemeğe davet olduğunuz bir misafirliğe gitseniz. Orada size mahsus kurulan kuş sütünün eksik olmadığı mükellef bir sofraya otursanız. O anda kapının zili çalsa. Uzun yıllardan beri görmediğiniz ama çok sevdiğiniz bir arkadaşınızdan size özel bir mektup getirilse. O anda çok aç olmanıza rağmen size özel gelen o mektubu açıp okumanızı mı yaparsınız? Yoksa size kurulan sofrada birbirinden güzel sizin için yapılmış o leziz yemekleri mi yemeğe başlarsınız? Diye sorar.

       Aynı koltukta yolculuk yaptığı hanım hiç düşünmeden – Efendim tabi ki uzun yıllardan beri hiçbir iletişim kuramadığım bana özel gönderilmiş o mektubu merakla açıp okumaya başlarım. Diye cevap verir.

       Arkadaşımın eşi söylenenleri dinledikten hemen sonra çantasını tekrar açar ve çantasındaki Kur’an’ı eline alıp yanındaki hanıma verir - Buyurun bu mektup arkadaşınızdan gelmedi ama bizi yaratan sahibimiz olan Allah’tan bütün meraklarınızı gidermek için geldi diyerek kitabı yol arkadaşına hediye ediverir.

       Hediyesini verdikten sonra da –Bakın hanımefendi diyerek sözlerine tekrar devam eder. Yaşadığımız bu galakside hiçbir insan ve insanlar bir boşluk içinde başıboş olsunlar diye yaratılmamıştır. Yaşadığımız bu gezegenimizin de bir sahibi var. Biz insanlar yaşadığımız bu mekânda geçici olarak ikamet etmekteyiz.

       Bizimde diğer canlılarla birlikte içinde yaşadığımız bu dünyanın da sahibi yalnız ve yalnızca yüce Allah olduğu vurgusunu son bir kez daha yaptıktan sonra. Hepimize yani bütün insanlığa gönderilmiş olan bu yüce kitap, bize kim olduğumuzu hatırlatan, bütün insanların nasıl bir hayat yaşamalıdır sorgusunu yaptırıp hayatın ve hayatlarımızın nasıl yaşanılacağının mesajlarını vermiş sıra dışı tek kitap olduğunu söyleyerek konuşmasını bitirir.

       Yol arkadaşı önceden itirazlı duruşlarını unutarak bir ŞOK yaşar ve teşekkür ederek öncesinde ön yargısıyla tepki verdiği bütün insanlığın ve kendisin yol haritasını eline alarak bir misalle yaşamış olduğu “kişiye özel” o büyük mektubu alır. Henüz sofraya oturmadan önce arkadaşından gelen mektubu nasıl merak edip öncelikle okuyacağını hatırlayarak kendisine verilen o büyük mektubu okumak üzere oradan ayrılır.

       Allah her kitap merakı olan insana önce kendisi için hayatının yol haritası olacak yüce kitap KUR’AN’I hayırlı meraklarla okumasını nasip etsin inşallah diyoruz buradan.

       MERAK ilimdir demişler. Boşuna da söylememişler. Kitabı merak eden insanlar düşünmeye de başlamış demektir. Düşünen her insan; hayatı, kâinatı ve kendini de sorgulamaya başlarsa müteal yüceliğin bir anolojisini de yapmaya hazırlanmış demektir.

     VEDUD (Kullarını seven) olan ALLAH c.c kulluğunu talep eden bütün kullarına hidayetini versin inşallah. Amin! Vesselam

Son Güncelleme (Pazar, 13 Şubat 2011 19:37)

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #1 dr 2011-02-08 15:43
Ağzına sağlık Naci Abi ;
Yine yazmışsın...
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2184
Dün2500
Tüm Zamanlar4217639
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 74 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2413
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?