Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon DİN NE İŞE YARAR?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Bu yazımızda “ Din vicdan işidir, kişi ile Tanrı arasında bir ilişkidir diyerek toplum işine karıştırılmamalıdır” diyenlerin aksine, dinin insan yetiştirilmesinde toplumun ne işine yaradığını tartışacağız. Din sadece Tanrı ile insan arasında ilişkileri düzenleyen öbür dünyaya ait ritüellerden ibaret değildir. Tabi biz burada zamanla feodal anlayışların bir parçası haline dönüştürülen din anlayışından kastetmiyoruz. İnsanlık Tarihinde dinler daima insanlara birlik beraberlik, dayanışma ve paylaşma, birbirlerinin haklarını gözetmeyi vaaz etmiştir, egoist ve zalimce davranışların karşısında olmuştur.  Haksızlığa uğramış zulüm altındaki insanların tek dayanağı olmuştur. Din kendini tanrı yerine koyan kişi veya yönetimlerin kendi çıkarlarını düşünüp diğer insanlara zulmetsine karşı olmuştur. Özetle din, insan hırs ve egoizmine karşı bir sistemdir. Bu açıdan din daima her şeyin sahibi ve insanlara yapılan haksızlığa karşı olan bir Tanrı anlayışına dayanır.

“Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım. “(Kasas-5)

Din adına ortaya çıkan ilk önderlerin arkasından belli bir zaman sonra, insanlar dini söylemleri tekrar yozlaştırsalar da gerçek dinin özü budur. Kamil imanın ancak insanlar arasında sevgi ve dayanışma ile olacağını vurgular ve toplumda barışın teminini (İslam=Barış) esas alır. Din insanın mutluluğunu bu ölçülere bağlar.

Kime göre mutluluk

İnsanoğlu mutluluğu arar, ihtiyaçlarını kolayca temin edip iyi şartlarda yaşamak ister, kaostan kaçınır, problemsiz-sıkıntısız rahat bir ortam-düzen içinde yaşamak ister. Bütün sistemler insanın mutluluğunu hedef alır. Her sistemin bu soruya verdiği bir cevap vardır. İşte en büyük sorun bu soruya doğru cevap bulabilmektedir. Bu medeniyet; Kapitalizm, Liberalizm vs. ne dersek diyelim, kısacası çağdaş uygarlık düzeyi insan mutluluğunu, her türlü istek ve arzularının tatmin edilmesiyle gerçekleşeceğini savunur. Bu iddiadan hareketle, insan istek ve arzularının önündeki bütün engellerin kaldırılmasını savunur. İnsan hakları, hürriyet ve özgürlükten anladığı budur. Özgürlükten anladığı insanın dilediği gibi servet biriktirmesinin, tüketmesinin ve nefsi zevklerinin önündeki engellerin kaldırılmasıdır. İşte “laissez-fire-laissez-passez”  “bırakınız yapsınlar-bırakınız geçsinler” sözü, bu sistemin en güzel tanımlamasıdır. Tabi sonsuz kabul edilen ihtiyaçlarının kolayca temin edilip zevk sefa içinde yaşamanın bir bedeli var. Bu da maddi güç sahibi olmayı gerektirir.

Nasıl bir özgürlük

İkinci önemli nokta; bu medeniyetin vaatleri, din veya sosyalizm gibi toplumun tamamına değil,  tek bir bireyedir. Ancak sosyalizm maddeci Batı ülkelerinin ürünü olduğu için kendisini değil toplumuna hizmeti üstün tutan insanı yetiştiremediği için kendi kendini fes etmiştir. Toplumun hep birlikte bir düzen içinde güçlenmesinin yerine, bireylerin tek tek özgürce eşit şartlar altında birbirleriyle rekabet halinde yarışarak güçlenmesini hedef alır. İnsan ihtiyaçlarının temininden ziyade, bireyin güç ve hâkimiyet kazanmasına yöneliktir. Bu yarışta güçlü güçsüz herkes tek başınadır ve birbirinin geçmesi gereken rakibidir. Evet herkesin eşit şartlar altında olduğu bir yarışmadır ancak böyle bir yarış, tabiattaki vahşi hayatta olduğu gibi, güçlü olanın hâkimiyetine yol açar. Özgürlük ve eşitlikten anladıkları budur. Milyonların yaşadığı metropollerde insanların tek başına yabancılaşmasının temelinde yine bu hudut tanımaz bireysel ÖZGÜRLÜK anlayışı yatar. İşte çağdaş eğitimli iki insanın, bir yuvada uzun süre bir arada yaşayamamasının sırrı bu anlayışta yatar. Tabi insanın isteklerinin önündeki engeller kaldırılırsa ve bunlar sonsuz olarak kabul edilirse, her insan tanrı gibi sonsuz yaşam ve güç sahibi olmak ister. Bunun sonucunda eski Yunan tanrılarında olduğu gibi bin bir türlü çekişme, hile ve savaş kaçınılmaz olur. Bu medeniyet insanın mutluluğunu, her arzu ettiği şeyi serbestçe yapabilmesine bağlar ve buna özgürlük der, din ise tam tersine, mutsuzluğu doymak bilmez nefsi arzulara bağlar ve asıl esaret budur der. İnsan, aile ve topluma zararlı olsa bile sadece insana zevk verdiği için bir çok hayati tehlikesi olan şeylerin serbest olmasının nedeninde bu özgürlük anlayışı yatar. Din ise nefsin her istediğine boyun eğmek onu tanrılaştırmak ve birçok kötülüğün sebebi olarak görür.

“Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir.”(Nisa-79)

“Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?”(Furkan-43)

Bu anlayış yıktıklarını iddia ettikleri FEODAL anlayışın ta kendisidir. Nasıl zamanla din feodal anlayışa alet edilmişse, çağdaş medeniyet te güçlünün hâkim olduğu Pagan Roma zihniyetini kendi içinde barındırmaktadır. Roma paganizminde olduğu gibi Tek tanrıya karşı birbirleriyle rekabet halinde onlarca tanrı üretmiştir. Bu medeniyet dikkatle incelendiğinde egoizmin meşrulaştırıldığı din öncesi anlayışlara geri dönüştür.

Kim benlikten yana

İnsan hayatını sürdürürken bütün faaliyetleri iki zıt kutup arasında bir yerdedir. Bu iki zıt kutup BEN ve BİZ’ dir. Buna EGO ve TOPLUM’ da diyebiliriz.  Bencillik insanın en büyük tuzağıdır. İnsanlık tarihi bu çatışmanın tarihidir ve bu çatışmada gerçek din toplumda yana olmayı temsil eder. Diğer beşeri sistemlerse benliğin, yani belli kişi, topluluk ve bölgelerin üstünlüğünün temsilcileridir. İnsan birçok doğruyu, bu duyguya kapıldığı için reddeder, güç ve hâkimiyet peşinde koşarak insanlara zulmeder. BİZ anlayışının temeli olan dostluk ancak dayanışma, yardımlaşma ve paylaşma sonucunda gelişir. Bu da özveri ve sevgi sahibi bir insan yetiştirmekten geçer. Dinin en önemli direği olan kâmil imanın, ancak fertlerin birbirlerini sevmesiyle oluşabileceği söylenir. Dinlerde ibadetlerin bile en önemli bir yanı benliği yani nefsi kontrol altına almaktır. Bununla ilgili her din bir tasavvufu yöntem geliştirmiştir. Din için en mükemmel insan başkasını kendisine tercih edendir. Dinin en büyük karşı çıktığı anlayış ta BENCİLLİK ve EGOİZM’ dir. Bencillik insanın en büyük tuzağıdır. İslam’da en büyük cihad kişinin kendi nefsiyle yaptığıdır. İnsan birçok doğruyu, bu duyguya kapıldığı için reddederek, güç ve hâkimiyet peşinde koşarak insanlara zulmeder.

Nasıl bir insan

Ateistler gibi inanan insanlar da Tanrı’yı görmemiştir. Ancak kâinattaki her şeyin akıllı bir güç tasarımını gerektirdiğini düşünüp, O’nun varlığına iman edip, kendisinden samimiyetle yapılan isteklerin defalarca cevaplandırıldığını şahit olmaları, insanların bu gücün varlığına inanmanın en önemli delilleri olmuştur. Son derece ince detayları olan bir kainattaki düzeni, bir yaratıcı güç ve akıllı bir tasarım sonucu değil de kör tesadüflere bağlayanlar; her şeyin yaratıcısı, hâkimi ve sahibi, her şeyi gören bilen ve kayıt altına alıp en sonunda yargılayacak olan bir güç anlayışının topluma ne derece faydalı olduğunu kavrayabilir sanırım. Böyle bir güce itaat eden, hele günde 5 kez O’nun huzurunda iyilik ve doğruluk isteyen bir insan, toplumuna ne kadar zararlı veya yararlı olur bir düşünelim. Dini en kısa yoldan tanımlamak gerekirse din insandan iki davranış bekler; kendine ve çevrene zarar vermemek, ancak bu yetmez, bir de kendine ve çevrene yararlı olmak. Din nefsi isteklerin insanı egoizme sürükleyeceğini, doymak bilmez nefsin insanın kendisi için de diğer insanlara için de birçok kötülüklere yol açacağını savunur. İnsan ve nefsi ayırt ederek, kapitalizmdeki “İnsan ihtiyaçları sonsuzdur” anlayışına karşı olarak; insan ihtiyaçlarının bir sınırı olması gerektiğini, “sonsuz ihtiyacın” doymak bilmez neftsen kaynaklandığı gerçeğine dikkat çeker. Refah, yükseliş ve mutluluğun tek bir kişinin değil bütün toplumun hakkı olduğunu savunur. Vahşi rekabet yerine dostluğu, yardımlaşmayı ve dayanışmayı savunur. Ancak tembel ve art niyetlinin değil, güçsüzün yanındadır. İnsanın normal şartlarda yaşamı için gerekeli olan ihtiyaç fazlasını biriktirmesine karşı çıkarak infak edilmesini emreder.

“Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!” (Tevbe-34)

Böyle bir anlayışı temel alan toplumda, zenginlik belli ellerde toplanan bir güç olmasının önüne geçilerek, hakça paylaşmayı esas alan kurallar olacaktır. Tabi bu durumda İnsan hakları arz ve talep kanununa emanet edilemeyecek kadar önemli bir kural olacaktır. İnsan yetiştirilmesinde BEN yerine BİZ’i ön plana alan bir sistemde komşusu aç yatarken tok uyumaktan rahatsız olacak insanlar yetişecektir. Din’de mülkün gerçek sahibi Allah’tır ve O’da bütün mülkünü canlıların faydalanmasına sunmuştur ve belirli ellerde toplanan bir güç olmasına şiddetle karşı çıkar (Haşr-7). Daha önce Afrika’da olduğu gibi insanlığın geleceğini işgal ya da günümüzde meşrulaştırılan ticari sömürüye karartacak anlayışta insanlar yetiştirilmeyecektir. Maddeciliğe dayanan pozitivizm ve modernizm ise ancak maddeci insan yetiştirir. Maddeci insanın da diğer insanlarla her türlü ilişkiyi maddi çıkar üstüne kurması kadar doğal bir sonuç olamaz. Benliği, maddeyi ve gücü üstün tutmak yerine; insana ve topluma hizmeti esas almak dinin temel toplumsal yönüdür (İnsan-8,9,10). Kendi nefsi zevklerinin esiri yapılmış bir insanın, diğer insanların, aile fertlerinin ve toplumunun dertlerine ayıracak vakti olamaz. Bu işleri insanlar değil devletin sosyal kurumları düşünmeli !

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1690
Dün2585
Tüm Zamanlar4114435
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 52 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2238
İçerik : 1491
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?