Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon MARKA KİMLİK OLMAK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 8
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

MARKA KİMLİK OLMAK

                                                                                               

                                                                                                İnsanın bitmeyen serveti, itibarıdır”

 

 

                                                                                             

   Yazının başlığı doğrusunu söylemek gerekirse biraz dikkat çekici biraz da düşünmek için atıldı. Geçtiğimiz günlerde önemli sanayi işletmelerinden birinin genel müdürü olan sevgimle saygı duyduğum yakın bir dostumdan işittim başlık yazısında yazdığım kavramsal deyim olacak bu sözlerini.”Değerlerin değersizleştirildiği günümüzde aslında işlerimizde markayı oluşturmaktan ziyade kişiliklerimizde oluşturacağımız esas değer; Marka kimlik olabilmektir”

Demişti.

    Artık marka olmak modern hayatın kaliteye bağlı bir rekabet için olmazsa olmaz şart olan gereklerinden belki de en önemlisi. Ekonomide niteliğin egemenliği yarışında daha çok pazara ulaşmak için yapılan bu çalışmalar modernliğin önerdiği atılımlardan belki en doğrusu. Bu nedenle tüketiciler nezdinde markanın özünde kalitenin olması kıymetli bir tercih oluyor. Marka olmaklık ise ne yadırganıyor ne de eleştiriliyor. Kaliteye sahip olmak her tüketicinin işine geliyor. Markalaşma anlayışının özünde üretici için durum ise “Nasıl daha kaliteli ürün yapabilir ve nasıl daha fazla pazar alanlarına ulaşabilirim” inancı da mevcut olmalı.

    Bir sorun varsa o da marka olmakta veya markalaşmakta değil bu sorun. Sorun; insanların modaya uyup daha fazla ürüne sahip olabilme yarışında marka kolik olmasındadır.

    Ekonomik hayatın üretim bandında ürün haline getirilmiş ürünlerin iyi pazarlanması için pazar bulmada kolaylık sağlayacak ”En iyisini nasıl yapabilirim?”sorusunun cevabını nitelik üzerinden verebilecek bir malın pazara sunmanın bir adıdır marka.

    Pazarlanacak ürünlerin hem kalıcı hem de uzun soluklu bir güvenle ticarette yer alabilmesi için kalitesiz bir malı daha ucuza nasıl satabilirim anlayışının bir rekabeti değil. Bilakis kaliteli malı kalitenin hak edeceği fiyata nasıl satabilirim rekabet anlayışının diğer adıdır marka / markalaşma.

    Aynı zamanda itibar ve iktibar/rağbet görülmüşlüğün süresini koruyup değişime açık olarak sürdürebilmenin adı olmakla birlikte piyasa ekonomisinin kulvarlarında belli ilkelerle uzun erimli bir isim olarak kalıp yaşamanın da hiç tükenme kabul etmeyen bir mücadelesidir. Piyasa ekonomisi alanında bir anda tanınır, bilinir ve güvenilir marka isim olmak öyle sanıldığı gibi kolay bir iş değildir.

     Çevrenize baktığınızda elli ya da yüz yılı arkalarında güvenle ismini sürdürmüş markaların ayakta kalmaları öylesine kolay basitlikte olmadığını bilenler bilir. Markayı biraz araştırdığımızda nasıllığının cevabı pekâlâ görülebilir. Kendilerini kalite ile yaşatacak sözünü ettiğimiz yaşatıcı ilkeler olmasaydı o kadar uzun zaman içinde ayakta kalmaları nasıl mümkün olabilirdi.

     Kalitesini ödün vermeden koruyabilmiş ünlü markaların kendilerine biçecekleri başarı ödülü emek, alın teri ile elde edildiği de hiç kuşku oluşturamayacak ve yadsınmayacak bir gerçektir.

     Marka olmak, salt bir imaj gösterisi değildir. Emek ve sabırla kaliteden ödün vermeden özen gösterilmiş ahlaki bir dürüstlük düzeyini gerektirir. Kendi işine olan saygıyı bir başkasına misliyle gösterebilme terbiyesi, insan fıtratının en kıymetli davranış şaheseridir.

     Dikkat ederseniz bütün toplumlarda marka / markalaşma yarışı vardır. Ama hiç kimsenin nitelik kazanmış markalara bir iftira çamuru attığı pek rastlanılmaz. Evet, markalar arasında bir yarış var ve olacaktır.

 

 

     Ancak markalar arasında yapılan alım ve satımda iki yarış vardır ki bu doğrudan doğruya biz tüketicileri ilgilendirmektedir. Birincisi; bir markanın fetişist(Tutkuları abartılı aşırılıklarla taptırıcı nitelikte tahrik etmek) düzlemde satış için tüketiciyi çıldırtmaya yönelik reklam/ Promosyon / moda bombardımanı altında tutmasıdır. İkincisi; tüketicinin bu abartılı telkinler altında kalıp kanaatkârlıktan uzaklaşıp marka kolik hale getirilmesidir. Üstelik bizim gibi inanç sahibi toplumlarda “İhtiyaçlar sınırlıdır. İstekler sınırsızdır.” Öğretisi bilinmesine rağmen. Hayatımızda düstur edineceğimiz bu temel değerler /öğretiler kasten unutturulmaya çalışılıyor. Aynı zamanda sürekli modaya uygun hareket edip alacağı tüketim nesnelerini sık sık değiştirme lüksüne boyun eğip israfçılığı yaygın bir hastalık haline getirilebilmesidir.

           

          DEĞİŞEN MODA İLE BİRLİKDE DÖNÜŞÜME İCBAR OLUNAN İNSAN

      

      Kapitalist tüketim kültür felsefesinin etkileyici sunumu değiştirme anlamına gelen MODA üzerinden yapılmaktadır. Moda aracılığı ile insanın kullanımları değişirken bizzat kendisi de değiştiriliyor.

      İnsanın bir senelik yaşamına dair kazanımlarını tüketmek ve sömürmek için özel ne günler uydurulmuş. Örneğin; yaş günleri, anneler ve babalar günleri, sevgililer günleri, ,anma günleri, kuruluş yıl dönümleri, yılbaşı günleri v.s Bütün bunların insanı tüketime dayalı bir yaşam biçiminin içine çekecek hazırlıklardır. Yaşatılanların tüketim ve sömürüyü esas almış modalık yaşam kültür biçimine dönüştürülerek yapılmış çalışmalar olduğu unutulmamalıdır.

     Aslında kutlama günlerinde kutlanan ANNE/BABA/SEVGİLİ/ARKADAŞ her AN bizim kültür değerlerimizin içinde kıymetli olan durumdadırlar. Bu bakımdan yılda bir hatırlanmak biraz doğallıktan uzaklaştırılmış yapay bir rol gibidir. O günlerde bir araya gelen insanlar paketlenmiş bir yaşamın senaryosunun aktörleri konumunda bir yer alır. Biraz düşünecek olursak; demek ki insanların doğal ilişkileri bir güne indirgenebilecek kadar çok kısa zaman aralıklarına sıkıştırılmış.

     İnsanlar nedense bu günlerde AN’ IN içine alınacak kadar bir zaman içinde seviniyor ve mutlu oluyorlar. Her zaman bir arada yaşanılacak homojen birlikteliklerde mutlu olacak insan nasıl oluyor da senede bir gün içinde birkaç saatle mutlu olabiliyor hayret doğrusu.

     Altmışlı, yetmişli yıllarda Marksistler, Sosyalistler anlattığımız çerçevedeki günleri “Burjuva özentisi” diye adlandırarak kutlayanları burjuva, lümpen ya da biraz gariban olanlara ise küçük burjuva olarak görüyorlardı. Şimdilerde ise pek sesleri dahi çıkmıyor. Ne diyelim onlar da uymuştur bu modaya.

     Post modern zamanın gençleri bu değerleri kanıksandığından dolayı görebilmekte zorlandıklarına dair bir inanç taşıyorum. Konuyu biraz düşünüp araştırıp inceleyebilseler işte o zaman göremediklerini görecekler. Ne yazık ki söz konusu durumda ise yazılanlar haliyle absürt /anlamsız gelecektir. Ama ne yapalım ki tarihsel gerçek böyle.

    Çağdaş tüketici insanın kullandığı nesneler, tüketim için sürekli değişirken böylesine bir yaşam alanı içindeki insanların alışkanlıkları, gelenekle olan bağları ile birlikde yaşam felsefeleri de değişiyor. İnsanları marka isim olmuş nesnelliklere ulaştıran çağrı ya moda yarışı üzerinden bir gösteriş kültürüne şartlandırıyor ya da gerçek/doğal kimliğinden sıyrılıp “Başkası olmak” için başkalaştırılıyor. Kısacası insanımız kendi sıdkından / özünden / ait olduğu kültüründen göz göre göre çıkarılabiliyor.

     İnsan psikolojisinde kazandıklarını kaybetme korkusu vardır. İnsan, alıştırıla alıştırıla tırmandırılıp çıkarıldığı o muhteşem konfor yüklü zengin donanımlı zirveden kolay kolay inmeyi aklının ucundan dahi geçirmek istemiyor. Tutkuların tırmandırdığı moda yaşam tarzından inmek / indirilmek çağdaş insana zül gelir. Bunun için değerlerini, geleneklerini ve ideallerini terk etmeye dünden razı hale gelmiş. Hayatın içinde kendini birey olarak yarıştırarak asosyal birey olmayı bile bile göze alabilmiş olduğu görülebiliyor. Post modern yaşam içindeki insan, üzülerek belirtmeliyim ki tutkularına meftun olarak malulen yaşamaktadır artık.

                

                                                     SONUÇ YERİNE

  

     Markalarını uzun yıllara damgasını vuranlar kurumlaşarak niteliğin zirvesine çıkanlar günün birinde kendilerine ait temsil ilkelerini unutarak çiğneyen nesil / kuşak yüzünden belki batabilirler. Belki de piyasadan silinebilirler.

     Ama bizim toplumumuzda bir kişilik sahibi olan insanın piyasadan silinmesinin adı öyle bugün ki kurum ve kurumlar gibi bir değildir. Bizim toplumumuzda batmış olduğu halde bu insanlara “Bir zamanlar namlı insanlardı” demeyi her tür toplumsal olumsuz değişime rağmen ihmal etmezler. Yılları omuzlayarak dürüst kişilikleriyle ayakta kalabilme mücadelesi vererek yaşamış ve iflas etmiş bu insanların isimlerin belki unutabilirler. Ama dürüstlükleriyle kazanılmış isim ve markalarını unutmazlar. Bu yüzden toplumumuzun vicdanında iyi yerlere sahip olurlar. Her şeye rağmen bu gibi insanlara“Kırk yıl itibar göstererek” iyilikle davranırdı Anadolu insanı.(Şimdilerde bu tür davranışlar da her ne kadar kalmadıysa)

     Reklamla, imajla, yalanla, dolanla ve haksız kazançla bir yerlere gelip birdenbire yükselen insanlara Anadolu insanının bakışları ise aynı değildir. Bu tür insanlara nedense itibar etmezlerdi. Öyle ki bu tür insanlara da aldıkları olumsuz tavır kırk yıl sürecek kadardır.

     Kadim geleneğimiz, bu tür davranışları adabına bağlı gösterebilecek nice güzelliklerle dolu. Zikrettiğimiz fıtrata uygun davranış geleneği hala ülkemizin bazı yörelerinde hala sürdürülüyor olabilir.

     Bir zamanlar Anadolu’dan başlayıp ipek yolu üzerinden Çin’e kadar gidip ticaret yapan tüccarların kervanları vardı. İpek yolu tüccarlarının ticari alışverişlerine bir bakacak olursak o zaman diliminde emsaline az rastlanan bir ticari münasebet içinde oldukları görülür. Bugün ki insana bir masal ya da hayal gibi gelebilir.  Ama burada SÖZ’ÜN ne kadar kıymetli oluşunu anlatan bir HAK ve ADALET hukukunun icra edildiğine ayrıca tanık oluyoruz. Buradaki sözünü ettiğimiz tüccarların alışverişlerindeki senetleri, çekleri karşılıklı güvene dayalı itibarlı ve kıymetli olan sözleriydi.

     Hangi dini ya da ladini inançta olurlarsa olsunlar aralarındaki işleyen ticari hukukta geçerli olan tek değer ölçüleri birbirlerine şahitler arasındaki sözleriydi. Bu sözün süresi bir yıla kadar uzayabiliyordu. Görüldüğü üzere ipek yolu ticaretinde satılan maldan daha değerli ön planda tutulan söze dayalı geçerli bir alışveriş hukuku var. Bu insanların ticaretteki ahlaki ilişkileri daima insanı yaşatacak bir boyutta daha bir önde tutuluyor. Buradaki tüccarların bizzat kendi kimlikleri bir şahsiyet markası olmuş.

      Bu yazımızda ele aldığımız tescillenmiş marka olmak nasıl kolay olmuyorsa kimlik kazanacak bir kişilik olmak da o kadar kolay görünmüyor.”Marka kimlik olmak” deyimini biz burada metaforik sembol anlam taşıyan bir mesaj olsun diye ele aldık. Özne olan insanın nesne olan bir ürün gibi kimlik markalaşması somut olarak her ne kadar mümkün görünmüyorsa da soyut olarak bir imaj metafor sembol olarak anlatmak mümkün görünüyor dedik ve buradaki konuya uygun düşündüklerimizi yazmaya çalıştık.

     Konuya bir insanın kötülük yeteneklerini göz ardı edip iyilik yetenekleriyle yol alacak olursak. Kimliğin kalitesinin insanın hak olarak inandığı adalet ve vicdanında yattığı görülür.

SALİH kimlik olmak bizi yaratanın istediği bir durumdur.

Salih amel içinde bulunmak.

Salihatı icra edici sahih bir bilinç içinde olmak

SALÂTI İKAME etmek(İyilik üzerine yapılan tüm sosyal dayanışmalar) için;

Zekâtı ve infakı uygulamak gibi kapsayıcı ve top yekûn iyilik temayülünde olmayı gerektirir.

Bunlar nitelikli kimlik özelliklerindendir.

Nitelikli kimlik; haslığı, ihlâsı

Samimiyette yatan yaşatıcı güvenirliği

Ve en önemlisi haşyet ile yapılan TAKVA’YI esas alarak

Aşkın güce teslimiyetini kabul edenlerin nezdinde muhayyer marka kimlik sıfatını taşır.

Ve sosyal yapının içinde burada sözü edilen nitel vasıflarla yer alabilir.

Niteliksiz davranışlar

Defolu kimlikler oluşturur.

Defolu kimlikler de defolu markalar gibi toplumdan soyutlanarak dışlanır.

Hayatlarımızın formunu dizayn edebilmenin yolu

Müteal düzlemde samimiyete dayanan bir “Nitellik kimliği “olduğunu unutmayalım.

MARKA’NIN TASARIMINI

PROFESYONEL KONSEPTÖRLER

YANİ

BAŞKALARI BELİRLER.

AMA

MARKA OLARAK YAŞAMAYI VE MARKALAŞMAYI

MARKAYI YAŞATANLAR BELİRLER.

BAŞKALARI

İSTESELERDE MARKAYI YAŞATAMAZLAR

MARKAYI YAŞATAN TEMEL KAYNAK

UMUTLA İNANMAK

KARARLILIK

İLKELİ DURUŞ

SAMİMİYET VE DÜRÜSTLÜKTÜR.

MARKAYI UZUN SOLUKLU BAYRAKLAŞTIRMAK

KENDİLİK OLMAKLIKTAN GEÇER

KENDİLİK BİR İYELİK / SAHİPLİK İLKESİDİR

.

DEĞERLERİNDEN ÖDÜN VERMEYEN KİMLİKLER;

GENETİK YAŞATICILIĞI OLACAK İLKELERİN DEVAMI İÇİN

SÜRGİT YAŞAMA MÜCADELESİNİN İZİNİ SÜREN SAĞLAM KAREKTERLERDİR

 

MARKA KİŞİLİK HAKLARINI KAZANANLAR

ASALET SAHİBİ ERDEMLİLER

VE

GERÇEK KİMLİKLİĞİ HAK EDENLER OLMUŞTUR.

TEK CÜMLE İLE

MARKA KİMLİK OLMAK

İŞTE BÖYLE BİR ŞEYDİR.

MARKA KİMLİK OLMAMIZ SALİHLERDEN/İYİLERDEN OLMAMIZA BAĞLIDIR. MARKA KİMLİK: SALİH BİR İNSAN OLMANIN OLMAZSA OLMAZ TESCİLİDİR. Vesselam.

 

“…(insanları) Allah’a çağıran, SALİH  (iyi) amellerde bulunan ve “ben Müslümanlardanım”

   Diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” 41/43

“..iyilik ve takva üzerinde yardımlaşın.” 5/2

“..Salih amel işlemek:18/110,21/94, 35/10, 36/12, 59/18, 73/20” Tavsiye olunur.

“..Salih amel işleyenlerin mükafatı:( 2/25,82,277, 3/57,4/57,122–123,173,5/9,7/42) nın

    Beyanlarıdır buradaki ayetler.

“..Salih amel sahibini yükseltir.” 35/10

“..Ancak sabredip  iyi işler(Salih ameller)yapanlar böyle(kibirli)değildirler.”11/11

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2846
Dün2795
Tüm Zamanlar4207337
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 29 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2193
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?