Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon Sevgi Bu Medeniyetin Neresinde?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

 

Sevgi, çağdaş uygarlık denen, günümüz Batı medeniyetinin en çok sözünü ettiği kavramlardandır. Eşitlik, özgürlük, adalet, insan hakları ve sevgisi de güya bu medeniyetin temel değerleridir. Sevgi, bir toplumun ayakta kalabilmesi için insanlar arasında kurulması gereken en önemli bağdır. İnsanlarını birbirine sevgi bağı ile bağlayıp kaynaştıramayan bir sistem, uzun süre insanlara mutlu bir hayat sunamaz. Birbirlerine düşmanca duygular taşıyan insanlardan oluşan toplumların da varlıklarını sürdürmesi mümkün değildir. Toplumsal bir sistem ancak karşılıklı haklar ve menfaatler korunduğu müddetçe, yani adaletin tesis edilmesiyle yaşayabilir. Batı medeniyetinin ürünü olan vahşi kapitalizm, önceleri kendi içlerinde karşılıklı haklara saygılı olmadığından ve dünyayı adaletsizce sömürgeleştirdiklerinden büyük çatışmalara yol açmıştır. Baktılar ki bu çıkar yol değil, en azından kendileri için geliştirdikleri adalete dayanan hukuk sistemiyle, büyük ölçüde çatışmaların önüne geçtiler. Ancak ağızlarından düşürmedikleri sevgiyi tesis edip İDEAL TOPLUMA henüz ulaşamadılar.

Hoş görü ve fedakârlık

Peki, böyle bir toplum nasıl kurulur ve insanlar arasında kalıcı bir şekilde sevgi bağı nasıl oluşturulur. Şöyle bir çevremizde kalıcı bir sevgi bağı ile dostluğumuzun sürdüğü kişileri incelersek, işin temelinde birkaç esasın olduğu anlaşılır. İnsanlar arasında kalıcı gerçek sevginin temelinde “hoşgörü ve karşılıksız dayanışma” yani “FEDAKÂRLIK” yattığı görülür. Fedakârlık iyi olsun kötü olsun bir başkası için karşılıksız bir şey yapmaktır. Fedakârlık karşımızdaki kişiyi de kendimiz gibi düşünen, egoizmin zıttı hoşgörülü bir davranış biçimidir. Hatalı davranışlarımız karşısında bizi bağışlayan hoşgörülü insanı severiz. Kendimiz kaba veya kırıcı olabiliriz ancak, karşıdan daima hoşgörülü davranış bekleriz ve özellikle zor bir anımızda yardımımıza koşan kişileri sever sayar ve dost biliriz. Gerçi iyi günde bile ikram edilen bir “kahvenin kırk yıl hatırı” vardır. Tabi toplum içinde fedakârca davranışların olabilmesi, fedakâr insanların yetiştirilmesine bağlıdır. İnsanlar en fazla yakın çevrelerine fedakârlık yaparlar. İşte burada ailenin önemi ortaya çıkmaktadır. İyi günde kötü günde aile bireyleri, fıtraten birbirlerine karşı fedakârca davranırlar. Ancak burada da işin temelinde yine hoşgörü ve karşılıksız dayanışma yatar. Bu dayanışmanın olmadığı aile bireyleri arasında da sevgi bağları kopar ve aile birliği dağılır.

 

Toplumda ne kadar aile, ırk, vatan, inanç ve tarih birliği olursa olsun, eğer en başta birbirlerinin haklarına saygı göstermezlerse adalet yok olur. Zulüm başlar ve ortaya çıkan çatışma,  toplumu bir arada tutan bağlar koparır. Hele bu zulüm, iki farklı toplum arasında olursa, sonu savaşa kadar varır. İşte sömürü ve zalimce davranışların temelinde bu egoist anlayış yatar ve insanlık tarihindeki düşmanlıkların temel nedeni davranış biçimidir. Adalet,  karşılıklı hakları ve çıkarları korumaya yöneliktir, toplum birliği için önemli bir konudur. Ancak gerçek sevginin oluşması için, insanların karşılıklı haklarına gösterilmesi gereken saygıdan da öte bir davranış biçimi gerekir. O da karşılıklı çıkarları korumanın ötesinde olan egoizmden uzak karşılıksız dayanışmadır. İnsani ilişkilerde karşılıklı haklara saygı göstermek çatışmaları durdurur ancak sevgiyi oluşturmaz. Mesela ailede eşler arası ilişkiden bir örnek verelim. Herkes günümüzde sağlıklı, güzel, zengin bir eş arar. Eşlerin bu statülerinde bir değişim olmadıkça ve birbirlerine karşı “hoşgörülü” oldukça aile birliği devam eder. Peki eşlerden biri bu sahip olduğu konumu kaybederse ne olur. Elde olmayan nedenlerle, güzelliği, sağlığı bozulan veya iflas eden bir eş için zor zaman başlar.  İşte şimdi iyi günde-kötü günde bir arada olma fedakârlığı başlar ve bu fedakâr eşe karşı da “gerçek sevgi” oluşur. Ayni şey ailede ve toplumda diğer fertlerin başına da gelebilir. İşte dost zor zamanda belli olur sözü böyle test edilir. Zor zamanda insanın elinden tutmak için sosyal kurumlar elbette olacak ama, yaşlılığı sebebiyle ana babayı arayıp sormayan ve huzur evine terk eden toplumda sevgi bitmiştir. Zayıfa yardımı sadece sosyal kurumlara terk eden toplumda insanlar yalnızlaşır.

İyi ki 112 var.

Şimdi gelelim günümüzdeki hâkim Batı kaynaklı toplumsal sisteme. Bu sistemin temellerine baktığımızda; aydınlanma, özgürlük, eşitlik, adalet ve insan hakları kavramlarına dayalı demokratik bir yönetim biçimini ve herkese fırsat eşitliği tanıyan liberal ekonomiyi görürüz. Bu sistem, günümüzde bu iddialarını büyük ölçüde gerçekleştirmiştir. Birbirinin haklarına saygı gösteren, karnı tok ve özgürce dilediği gibi yaşayan insanlardan oluşan bir toplum düzeni kurulmuştur. Ancak dilediği gibi özgürce yaşamak, bireyin her türlü bağlardan kurtulmasıyla mümkün olacağından, bu medeniyet her türlü toplumsal değere sırtını dönmüş, yalnızca kendisi için yaşayan egoist bir insan tipi ortaya çıkmıştır. İnsanları birbirine bağlayan her türlü inanç, aile, komşu, arkadaşlık bağları, bireyin özgürce dilediği gibi yaşamasının önünde engel teşkil ettiğinden, fertler arasında bu bağlar koparılmıştır.  Devamlı kazanmaya ve harcamaya programlanmış bir robot gibi böyle işlere harcayacak vakti yoktur. Her şeyde bireyin özgürlüğü ön planda olduğundan, özgürlüğü sınırlayan bir bağ olduğu gerekçesiyle, iki kişinin bir arada yaşadığı evlilik ve buna bağlı olarak aile kurulamamaktadır. Nede olsa bir gülle bahar geçmez. Durumun vahametine bakın, insanlık tarihinde en medeni, en aydın olduğu iddia edilen iki insan, uzun süre bir arada yaşayamamaktadır. Tabi bu durumda fıtraten sevginin en büyüğü olan evlat sevgisinden de mahrum kalırlar. Aile kuramayan bir toplumun bireyleri birbirleriyle gerçek dotluk ta kuramazlar. Toplumda sevginin başı ailedir. 18 yaşından sonra yuvadan kovulan veya çocuğundan ev kirası isteyen ana baba zaten yalnızlığı seçmektedir.

Bu sistemin insana pompaladığı her türlü ilişkide tek hedef KARŞILIKLI FAYDA olduğundan ve sözlüğünde dayanışma, yardımlaşma ve paylaşma olmadığından, milyonların yaşadığı metropollerde, her şeye sahip sırça köşkte tek başına yaşayan egoist bir insan tipi ortaya çıkmıştır. Aile, komşuluk, arkadaşlık ve inanç; insandan dayanışma, yardımlaşma ve paylaşma ister. Bu medeniyet her türlü ilişkide kazancı ve güçlü olmayı esas aldığından, zayıfın vahşi tabiattaki gibi yok olmasını normal karşıladığından, bu medeniyetin ideal insanı egosu için “ÜRETEN VE TÜKETEN” insandır.  En büyük olma yarışı ve doymak bilmez maddi güç toplama hırsı, herkese yetecek imkanların belli ellerde toplanmasına sebep olduğundan  en altta kalanın kaderine terkedildiği bir dünya oluşturmuştur. Toplumdaki insanlar arasındaki ilişkileri işçi-işveren ve bütün ihtiyaçları sadece ekonomiye, yani maddi zevklere indirgerseniz, asıl insan olmanın akli ve ruhi yönlerini görmezden gelirseniz bu sonuç kaçınılmaz olur. Egoizmde herkes birbirinin rakibi olduğundan gülücükler ve alkışlar sahte, ilişkiler resmidir. Markalarınızı ve makamlarınızı koruduğunuz müddetçe etrafınızda sizden ziyade bunları seven sözde dostlarınız olur ta ki bunları kaybedinceye dek. Birbirine ego penceresinden cinsel obje olarak bakanların dünyasında, senede bir gün kutlanan sevgililer gününde, sevgi ancak sözcük olarak yaşar. Sadece maddi problemler için değil, iyi günde de, bir teselli aradığın günde de, birbirinin kapısını çalamayan toplumda sevgi ölmüş demektir. Ve bir gün yüz binlerin gezindiği bir kaldırımda düşüp bayılsanız, ta ki bir görevli gelene kadar kimse yardımınıza  koşmaz yalnız bir şekilde yatarsınız. Belki üzerinize basıp geçenler bile olur ve milyonların yaşadığı metropollerde kapınızı çalan olmaz tek başına ölürsünüz. En vicdanlı olan ancak sizin için 112’yi arar.  İlişkilerimizin ne kadar insani, ne kadar dostça ve sevgi dolu siz karar verin.

Son Güncelleme (Cumartesi, 19 Mart 2011 18:11)

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1284
Dün1043
Tüm Zamanlar4262316
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 238 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2476
İçerik : 1500
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?