Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Tunus’la başlayan özgürlük arayışı tüm Ortadoğu ülkelerine yayılırken, ABD önderliğinde Batılı Devletlerin NATO şemsiyesi altında Libya’ya müdahalesi işi farklı boyutlara kaydırmıştır. Bu gelişmeler, 11 Eylül saldırıları bahane edilerek, ABD’nin 43. devlet başkanı C. Bush zamanında planlanan, Fas’tan Pakista’na, Karadeniz’den Yemen’e Müslüman ülkelere demokrasi ihracı, kısa adıyla BOP projesinin tekrar yürürlüğe konmaya başlandığı göstermektedir. Bu konuda ilk adım, 2004 yılının Haziran ayında ABD’nin Georgia eyaletinde yapılan G-8 Zirvesi’nde atılmıştır. BOP Zirvenin gündemine konduğu gibi, BOP çerçevesinde yapılacak reformları konuşmak üzere Türkiye (demokratik ortak sıfatıyla) ve hedef ülkeler (bölgesel ortak sıfatıyla) davet edilmiştir. Zirve bitiminde yayınlanan bildiriden; BOP’un genel olarak benimsendiği, uygulama esaslarını belirlemek üzere “Demokratik Yardım Diyalogu” adlı bir yapı oluşturulduğu ve Türkiye ile birlikte Yemen'e (Ortadoğu'yu temsilen) ve İtalya'ya (G-8'i temsilen) eş başkanlık verildiği anlaşılmaktadır.

Ne olmuştu da, bu bölgede Batı’nın kendi elleriyle yetiştirdikleri düne kadar müttefiki olanlar  bugün diktatörlükle suçlanmaya başladılar. Lafı uzatmadan söyleyelim. Dünya petrol rezervinin %70’i ve doğalgazın %34’ü bu bölgededir. 2025 yılına gelindiğinde, ABD’de tüketilen petrolün % 71’i, Batı Avrupa’dakinin % 68’i, Çin’dekinin % 73’ü kendi ülkeleri dışından sağlanacaktır Sanırız konunun ehemniyeti hemen anlaşılmıştır. ABD petrol devlerinin bu servete iştahı kabarmıştı ve kimseye kaptırmak niyetinde değiller. Tabi bölgede yalnız kalan güç İsrail’e destek olma gayretlerini de unutmamak lazım.

Başlangıçta Türk hükümeti konuya sıcak basmasına rağmen ilerleyen zaman içinde, gerek Türk hükümetinin ABD’nin Ortadoğu’daki saldırganlığına destek vermemesi ve gerekse Irak ve Afganistan işgallerinin kötü gidip netice vermemesi, ABD’de saldırgan Neocon’ların yerine barış yanlısı Obama yönetiminin geçmesi projenin aksamasına sebep olmuştu. ABD, Irak’ın hemen arkasından Suriye ve İran’a saldırmasına Türk hükümeti destek vermemiş, aksine bu ülkelerle daha yakın bir ilişkiye girmesi, Ortadoğu’yu daha fazla kana boyayacak bu yeni gerilimi önlemişti. Irak ve Afganistan işgallerinin gerekçesi her ne kadar ABD’ye yapılan 11 Eylül saldırıları gibi meşru bir gerekçeye dayandırılmak istense de, bu işin gerisinde çok derin planların yattığı bir gerçek. Konu ile ilgili çok açık bir itirafı merak edenler www.armagedonsavasi.com sitesinin ana sayfasındaki video kayıtından izleyebilirler. Çünkü postmodern yöntemlerin uygulandığı zamanımızda, sömürgeciler artık toplum mühendisleriyle çalışarak bir ülkeyi zorla işgal edip halkın öfkesiyle karşılaşmak yerine, işgale haklı nedenler geliştirerek, ülke halkı tarafından davet edilmeyi tercih eder durumdalar. Ne de olsa onlara hedefe varmak için her türlü yöntem mubah.

Ortadoğu ve diğer bölge ülkelerindeki diktatörce yönetimlerin sonsuza kadar sürmesi düşünülemez. Bu ülke halkları da kendi geleceklerini kendilerinin tayin etmesi ve üçüncü dünya ülkeleri “kendi ordularının işgali altındadır” yaftasından kurtulup, başlarındaki bir avuç dikta yöneticiden idareyi ele alıp, kendi yönetimlerini kendileri belirleyecek bir sisteme geçmeleri en tabii haklarıdır. Bu ülke halklarına her türlü desteği vermek insani bir görevdir. Ancak her türlü ilişkiden pay almayı hesaplayan Batılı güçlere gün doğmuş ve Irak’ta olduğu gibi, halkın nefretini kazanmadan bu ülkelere meşru yoldan giriş için bir kapı aralamışlardır. Batının bu niyetini sezen hükümet yetkilerimiz askeri güç kullanılmaması konusunda her iki tarafı devamlı uyarmaktadır. Bölge liderlerine halkın sesini dinlemelerini, keyfi yönetimlerin sonsuza kadar süremeyeceğini, halka karşı direnerek ve sert kullanarak ülkelerini bir askeri müdahaleye zemin açacak şartlara sürüklememek için aktif bir politika izlemektedir. Yoksa Irak’ta olduğu gibi eski yönetimleri ara duruma düşülmemeli. Böylece Türk hükümeti samimi bir demokrasi için çabalamakta olup, gönüllü bir BOP taraftarı olmadığını kanıtlamaya çalışmaktadır. Sonuçta bir BOP olacak ancak bu ABD BOP’u mu yoksa Ortadoğunun kendi BOP’u (Büyük Osmanlı Projesi) zaman gösterecek. Bu ara Başbakanı ve hükümeti ABD politikalarına ve BOP projesine destek vermekle suçlayanlar bakın nasıl bir politika içindeler okuyalım:

“ ABD’ye karşı ikiyüzlü bir politika izlemektedir. AKP, kapalı kapılar arkasında ABD makamlarıyla her konuda mutabık olur ve buna göre davranırken, kamuoyuna yönelik olarak en üst yetkililerinin ağzından ABD’nin politikalarını açıkça kınamaktadır. Son yıllarda AKP Hükümetleri, Türkiye’nin sadece bölgesel değil aynı zamanda küresel bir güce dönüştüğü iddiasıyla, dış ilişkilerde değişik ve artarak tek yönlü bir yaklaşım içine girmiştir. AKP Türkiye’nin dış ilişkilerini hassas ve kırılgan bir hale getirmiştir. ABD ile ilişkilerimiz konusunda sorumluluk üstlenmekten kaçınmış, bunu yerine tek yönlü politikalarını başka yerlerde daha rahat bir şekilde sürdürebilmek için ve diğer iç politika emelleri doğrultusunda kamuoyunu ABD aleyhine kışkırtmıştır. Türk-Amerikan ilişkileri yeniden, eşitlik, karşılıklı güven ve saygı ile birbirinin meşru çıkarlarını gözetmeye dayalı işlevsel bir yola sokulmalıdır. Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler çok önemlidir. Bu ilişkiler istikrarlı ve üretici olduğu zaman bunun Orta Doğu’da ve diğer bölgelerdeki barış ve güvenlik üzerinde de yapıcı etkileri olur. CHP olarak Amerikalı müttefiklerimizle, anlaştığımız alanlar üzerine yoğunlaşmaya ve anlaşmazlık alanlarımızı da azaltmaya yönelik saydam bir ilişki tesis etmeye çaba sarf edeceğiz. (ABHaber.com, 26-03-2011 111.23 (TSİ) Kılıçdaroğlunun Turkish Policy Quarterly'e verdiği mülakat). Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamalarına Türk Solu ne der merak ediyoruz doğrusu.

 

Son Güncelleme (Pazartesi, 04 Nisan 2011 17:49)

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün102
Dün2665
Tüm Zamanlar3951439
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 87 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2071
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?