Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon STATİKLEŞEN SİYASETLER STATÜKODAN BESLENİR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 9
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

    STATİKLEŞEN SİYASETLER STATÜKODAN BESLENİR
 
     Dünyamız izlenilemeyecek devasa bir performansla hızla değişiyor. Meydana gelen değişimler göz açıp kapanıncaya değin yaşanırken akabinde dönüşümler de aynı oranda yaşanıyor. Özellikle bilim ve teknolojik alandaki değişim hızı hayal kurmamıza bile fırsat tanımayacak yönde yol alıyor. Her yenilik, öncekini öteleyen bir an’ın içinde kayboluyor.
      Değişim bu denli yaşanırken değişimden nemalanmak isteyen insan da fırsat dolu bitimsiz rant ve seküler talepleriyle kesinlikle bir limit tanımıyor. Vahşi kapitalizmin dur durak bilmeyen kazanma çılgınlığı akla ve hayale sığmayacak tüketim nesnelerini daha fazla kazanmak için hız kesmeden üretiyor.
      Dünya bu denli bilim ve teknolojinin zaferine mazhar olurken bırakın kazanımların hazmedilmesini izlenimi bile takip etmek zorlaşıyor. Baş döndürücü bir hızda olan bu kadar çok zenginlik artışına ve refah düzeyine bir başka yönden bakıldığında kat ve kat arttırılmasının ne tür psişik sonuçlar doğuracağının bir değerlendirme yapılması bile akla getirilemiyor. Bu nedenle post modern zaman insanının hayatı ve yaşam tarzı ultra lüks içinde tüketim nesnesine endekslenirken göz önüne alınacak hiçbir değer ve ölçü de tanınmıyor. İnsaf, vicdan ve merhamet gibi kıstaslara bağlı kavramlar, insanın insanlığını kanıtlayan asli duygular, bohem bir hayatın içinde absörve ediliyor.
    Gelişen dünyanın post modern insan profilinin düşünce evrenine bakıldığında bırakın inanç, ahlak ve değerlerini bir yana açlık, işsizlik, terör, sömürü ve güvenlik gibi v.s konulardan en ufak bir haberi dahi yok. Onca yığın yığın biriken ekonomik, siyasi, kültürel ve sosyal sorunlar insan psikolojisini bozacak noktaya getirirken insanların çoğu bu sorunları taşıyamayacak ve sorgulayamayacak biçimde uyutulmuş ya da uyuşturulmuş olduğu gözleniyor.
     Bu gözlemimizin tipik örneklerini ülkemizde birkaç aydır bir muhabirin çalıştığı kanalın haber programında büyük kentlerimizin sokak röportajlarında rastlıyoruz. Muhabir özetle şu soruları yönetiyor sokaktaki insana?
— Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı kim?
— Şu partinin genel başkanı kim?
— Ülkemizde kaç tane büyük şehir var?
— Kıbrıs ülkemizin neresine düşüyor ya da Kıbrıs nerede?
— Ülkemizde kaç tane coğrafi bölgemiz var?
— Ülkemizin başkenti neresi?
— Ülkemizde kaç il bulunmaktadır? V.b. Gibi ciddi ama basit sorular çoğunlukla yanlış biliniyor. Aranılan cevap kolayca alınamıyor maalesef. Gençler ise kendilerine sorulan magazin ve spor sorularının cevaplarını anında hiç düşünmeden verebiliyor.
Sorulan sorulara karşı bu ilgisizlik neden acaba? İnsanların çoğu köylerinden kopup neden geldiler şehirlere? Elbette ki işsizlik ve aşsızlık nedeniyle değil mi? Peki o denli basit sorulara neden cevap verilemiyor ya da verilmiyor? Çünkü insanlar bu sefer şehirlerimizin bütününde aşsız ve işsiz hale geldi. İnsanlar sorulan sorularla ilgilenmiyor hatta bütünüyle İLGİSİZ kaldığını çekinmeden gösteriyor. Genç ve dinamik bir nüfusa sahip olmamıza karşı ülkeyi idare eden siyasiler bir türlü çare bulup işsizler ve aşsızların çoğaltmasına seyirci olmaktan başka bir şey yapamıyor.
     Ülkemiz yukarıdaki küçük araştırmaya bakarak 1950 senesinden bu yana köyden kente yapılan iç göçlerin tamamen ters yönde gelişmiş olduğu görülür. Şehirlerimizin bugün toplam nüfus oranı köylere kıyasla % 85 oranında bulunmaktadır. Bugün bu oran 2011 Türkiyesinde tamamen tersi  % 15 köylerde bulunmaktadır. Bu göç niçin durdurulamıyor? Siyasiler bu göçlerin durdurulması için bir çare üretemediler de ondan. Çare üretseydiler şehirlerimiz kalabalık açların ve aşsızların toplandığı mekânlar haline gelebilir miydi? Tarım bakanlığımıza bağlı birimlerde binlerce mühendis ve yetişmiş elemanımız bulunmakta bu insanlar tarım alanında ne gibi çareler ürettiler? Onca zirai araştırma kurumumuz var ne yapılıyor bu kurumlarda ben bir vatandaş olarak anlayamıyorum doğrusu. Siyasilerimiz tarım ve hayvancılıkda devrim niteliğinde kararlar almak ve uygulamak zorundadır. Aksi halde halimiz pür melal olması kaçınılmaz olacaktır.
     Köylümüze bugüne kadar yapılan teşviklerin çare olamadığı çeşitli nedenlerle görüldü. Köylüye yapılacak teşvikten ziyade çiftçilikte en önemli işlerden biri tarlasını ekip biçmede kullandığı aracın akaryakıtıdır. Kullandığı fenni gübredir. Akaryakıttaki ve fenni gübre üzerindeki vergilerin tamamını kaldırın bakalım ne olacak? Küçük arazileri birleştirerek arazı sahiplerini büyük araziye ortak ederek bir çalışılma yapılsın. Bu birleştirilen büyük arazileri devletin tarım kurumlarında çalışan yöneticilerin nezaretinde makro ve yerine göre mikro planlarla ekim yapılsın bakalım ne olacak? Ürün hasatı yapıldıktan sonra ürünün doğrudan doğruya aracılara değil tüketiciye ulaştırılsın bakalım ne olacak? Hiç çalışmadan sadece parasıyla aracılık yapanlar bir elensin bakalım sonuç ne olacak?  
     Yukarıdaki röportaj bilgilerine göre kısa bir değerlendirme yapacak olursak; şehirlerimizin nüfusunun bu denli artış göstermesinin nedeni sosyo-ekonomik nedenlerden olsa da kanaatimize göre kısmen de siyaset adamlarımızın ve siyaset kurumumuzun tamamen beceriksizliklerinden dolayıdır. Köyden şehre iç göç tamamen işsizlik ve imkânsızlık nedeniyledir. Sen siyasi kurum olarak ülkemizde büyük oranda genç nüfus olmasına rağmen hayvancılıkta bir Hollanda olamamışsan ya da tarım ve çiftçilikte dünyanın en gelişmiş ülkelerini göz önünde bulundurup örnek alamamışsan sonuç ancak beceriksizlikle değerlendirilirsin. Bugün bu ülkede bir gelişme varsa bir kısım siyasilerin kısmen de olsa katkılarının olduğunu elbette ki yadsıyamayız. Ama Anadolu insanının özveri ile canını dişine katarak üretken çalışmasını da göz ardı etmemeliyiz. Anadolu insanı köylerinde aşsız, işsiz yaşarken kendini bağlayan sorunların üstesinden gelemedi ama şehirlerde küçük zanaatkarlıkla başladıkları işleri çalışarak büyüttü ve bugünlere ulaştı.
                                  
                                 ÜLKEMİZİN GELİŞEMEME SORUNUN GERÇEK NEDENİ NEDİR? 
     
     Ülkemiz gelişmenin dünya ölçeğinde istenilen durumu yakalayamıyorsa bunun büyük nedeninin siyasilerdir. Siyaset üretemeyen statükocu bir zihin yapısının uz görü sahibi olamayan ön yargılı bakış açılarını aşamamış olmasındandır. Partilerin kuruluş felsefeleri ve yönetim yapılarının hala patrimonyal(Pederşahi) geleneği aşamamış olmasıdır.
     Heterojen bir kimlik nüfusuna sahip olan ülkemizde siyaset kurumları, genel nüfuzun tamamını memnun etmekten uzak ve çok ucuz siyasetler yapmaktadır. Milletin kahir bütününü kucaklayacak bütüncül siyasetler yapılması gerekirken bazı olumsuzlukları bahane ederek ayrışımcılık yolunu açmaya çalışan işbirlikçi ya da siyasi zihin yapılarının olduğunu görmezlikten gelemeyiz.
     Etnik milliyetçilik, laiklik ve gerici- ilericilik söylemleri üzerinden bir umut çıkarımı arayanlar elbette ki bütüncül bir siyaset izleyemezler. Bölgesel yerel coğrafyalarımızın geri kalmışlığını ve kalkınamamış olmasını bahane ederek popülistçe ve kısmi bölge çıkarlarını düşünerek ucuz politikalar yapılmamalı. Geçmiş siyasilerin yaptıkları yanlışları birden ve bir anda gerçekleşmesi mümkün olmayan çözüm önerilerinin üstüne bırakılmamalı. Ortak çözümler için kısa ve uzun vadede akıllı, tutarlı ve bütün ülkenin menfaatine uygun düşecek siyası çözüm planları yapılmalı ve yol kat edilmelidir.
      Bugün ülkemizin bütün şehirlerimizin iç göçle bir yandan nüfusu artarken diğer yandan kültürel demoğrafyası nın değiştiğini göz önünde bulundurmayı unutmayalım. Gelişen dünyanın şehirleri konjonktüre uygun şartlar gereği tüm dünyada şehirlerin KİMLİKLERİ de değişmiştir. Bu nedenle şehirlerde banliyolar, gettolar ya da varoş dediğimiz yerleşimler konuşlanmıştır. Birdenbire gelişen şehirleşme alt yapı sorunlarıyla birlikte sosyal ve kültürel konumlanma süreçleri de yaşamış ve günümüze kadar gelinmiştir.
      Post modern iletişim çağının insana armağan olarak getirdiği yenilikler de çarpık şehirleşmenin bizdeki yüzü gibi insanı kültürel anlamda abandone edecek tarzda gelişmiştir. Şehrin fiziki yapılanması nasıl ki periyodik zamanlara göre bir plan dâhilinde yapılıyorsa kültürel gelişmenin de bir kültür medeniyetinin inşa sürecinin nasıl aşamalı katkılardan sonra gerçekleşecek olduğunu unutmayalım. Bugün şehirlerimiz mezkûr gelişmeyi istenilen anlamda doğal bir biçimde tamamlayamadıkları için hiç bilinmeyen anonim suçları da beraberinde taşımıştır. Bilinmeyen suçlar oluşmuştur. Dünya ölçeğinde şehirlerin bir yüzüne baktığınızda açlık ve yoksullukla pençeleşen insanları bir başka yüzüne baktığınızda varsıl insanların lüks ve israf içinde yaşadıklarını görürsünüz. Modernist çağdaş medeniyetin insanlığa bıraktığı insani olmayan bir miras maalesef budur.
        Bugün ülkemizde siyasi kurumlara bağlı belediyecilik anlayışı nitel olması gereken seviyenin çok altında bulunmaktadır. Bu belediyecilik anlayışı şehirlerimizi şekilsiz kılacak makro bir imar planlanmasından ve şehri dizayn edebilecek destinasyondan çok uzaktır. Bu konuyla ilgili zamanı geldiğinde ”Şehircilik anlayışımız nasıl olmalıdır” başlıklı yazımızda konuya uygun araştırma, inceleme ve çözüm önerilerini inşallah bildiğimiz kadarıyla yazmaya çalışacağız.
        Ayrıca ülkemizin bir tarım ve hayvancılık coğrafyası içinde olduğunu unutmayalım. Tarım bakanlığına bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışan mühendis ve teknik kadrodaki insanlarımıza” Ülkemizi kalkındırmak için ne yapmalı ?”sorusunu sorarak buradaki kadroları teşvik ederek kısa, orta ve uzun vadeli projeler oluşturulması behemal sağlanmalı ve uygulanmalıdır. Küçük tarlalar birleştirilerek daha büyük ekim alanlarına dönüştürülerek verim alınması için çalışmalar mutlaka yapılmalıdır.
        Bugün için ülkemizde yaklaşan seçim atmosferine siyasilerimize şunları özetle söylemek mümkün. “Daha fazla özgürlük daha fazla demokrasi” söylemlerini seslendirmekten lütfen vazgeçin. Kâğıt üzerinde yapılan DEMOKRASİ, İNSAN HAKLARI VE ÖZGÜRLÜK tanımlarını yaşayarak ve yaparak icra ediniz. Sözde değil özde düşünceleri hayata geçirin. Popülizmden rüzgâr alacak hamaset yapacak pragmatik siyasi söylemlerden lütfen vazgeçin. Siyasi anlayışlarınızı riyakârlıklarınızın üzerinde kalıcı kılmayın. Siyasetin etiğine uygun davranın.
        Otuz yaş gurubu genç insanımıza daha fazla siyasette bulunulmasını teşvik edilmeli.
        Üniversiteyi bitiren öğrencilerimizi branşlarına göre sınav yaparak değerlendirilmeli.
        Her ilde bir düşünce kuruluşu gibi çalışan kültür evlerinin oluşması sağlanmalı.
        STÖ in eylemlerinden ve söylemlerinden değil ortaya koyacakları projeleri teşvik edilmeli.
        Ülkemizdeki ORGANİK TARIM ve HAYVANCILIK mutlaka teşvik edilmelidir.
        Köylümüz boş vaatlerle ve lafla değil. Ciddi ciddi devrim niteliğinde alınacak kararların adımlarıyla atılmalıdır.
        Şehirleşme planları tek katlı evlerin” Mahalle” oluşturulmalı ve şehrin dışında yapılanmaları sağlanmalı.
        Şehirden köye dönüşüm projeleri insan ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde düzenlenmeli.
        Milli eğitim ve öğretim sistemi baştan aşağı yeniden yapılanmalı.
        Sanayiciliğin önünün açılması bölge şartlarına göre yeniden teşviklerle özenli hale getirilmeli.
        Ülkenin gençlerini kırdıran terör belası ne yapıp yapıp önlenmeli.
        Madenlerimiz emin ellerde olması sağlanmalı. Yurt dışında temsil hakkını sağlayanlar teşvik edilmeli.
        Belgesi olmayan rüşvetin önünü kesecek önlemler alınmalı.
        Ülkemiz ekonomisinin başına bela olan IMF en kısa zamanda bu ülkeyi sömürmekten uzaklaştırılmalı.
Burada ülkemizin geleceğini ilgilendiren sorunları elimizden geldiğince kısmen de olsa seslendirmeye çalıştık. Aslında bu yazımızda sorunlarımızı burada daha fazla sıralamak ve detaylandırmak mümkün. Ancak insanın ve insanımızın sorunlarının temelinin en başta İDARENİN VE YÖNETİM AYGITI OLAN SİYASETİN ÇEKİCİ VE İŞ BİTİRİCİ BECERİDE KONUMLANDIRILMASI İLE İLGİLİ olduğunu düşünmek gerekir. Tüm siyasi yapılandandır maları akıllı, sahih ve yapıcı düşüncelerle değerlendirmeliyiz.
        Aksi halde milletinden destek ve güç almayan siyasetler dinamizmini ve etkinliğini kısa zamanda kaybederler. Milletin çıkarlarını kendi çıkarlarının önüne alan siyasetler uzun soluklu olduğunu unutmamak gerek.
Siyasetimizin kurumsal olarak partilerle yapılanması bu kurumların içine seçilecek ehliyet ve liyakat sahipleri ile belirlenmeli. Parti içi kadroların baştan iki ya da en fazla üç dönem olarak belirlenmesi siyasetin münavebeli / dönüşümlü olmasını sağlar. Monarşi ve mutlakıyetçi otoriter yönetimlerde olduğu gibi çok uzun süren vekilliklere bundan böyle yer verilmemeli. Zira statik hale gelecek demokratik sistemler bir müddet sonra hem statükocu kalmaya hem de “Demokratik sivil diktatörlüğe” bile dönüşmesi kaçınılmaz hale gelebilir.
        STATİKLEŞEN SİYASETLER VE SİYASET KURUMLARI STATÜKODAN BESLENMEMESİ İÇİN YA ÇARK EDİP MAKAS DEĞİŞTİRMELİ YA DA YENİDEN SİL BAŞTAN BAŞLANGIÇ YAPMALI.
        YAZIMIZIN BAŞINDA DEĞİŞİME DİKKAT ÇEKMİŞTİK BİLİM VE TEKNOLOJİ ÜZERİNDEN
        SİYASET DE KENDİNİ DEĞİŞTİREREK YENİLENMESSE
        DÜRÜSTLÜKTE VE ÇALIŞKANLIKTA
        İKTİDAR İKTİDARLIĞINI MUHALEFET DE MUHALEFETLİĞİNİ
        BİLMEZSE
        KURUMSAL BİR MARKA OLMAZSALAR
        BU ZİHNİYETLERİYLE YOK OLMAYA ADAYDIRLAR. Vesselam.

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2187
Dün2500
Tüm Zamanlar4217642
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 81 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2413
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?