• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon Müslüman Adam Proleter olmaz...

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri
Batı Uygarlığının ekonomik ve sosyal karakterini, önce “kölelik”, sonra da “işçilik” belirlemiştir. Kölelik veya işçilik, ikisinin de ekonomideki fonksiyonu aynıdır. Artık emeği patronuna bırakır. Batı Uygarlığının kurucu unsurları olan ticaret burjuvazisi, sanayi işletmeleri ve bankerler güçlerini söz konusu emeğin sömürüsünden almışlardır.
 
Batı Uygarlığının özeti diyebileceğimiz kapitalizm, artık emeğin işverene ait olması anlamına gelir ki, bir kez daha tekrar edersek Batı her şeyini, ücretli işçiliğin sömürüsüyle elde etmiştir.
 
Bu tespitimizin ne anlama geldiğini açıklamak için bir mukayese yapmamız gerekirse; bilinmelidir ki, Batı Uygarlığının yükünü çeken işçilik, İslam Uygarlığında “istisnai akitler” arasında yer alır. Bu da aradaki farkın ne kadar büyük ve iki uygarlığın birbirine ne kadar uzak olduğunu gösterir.
 
Batıda sanayi devrimi, her türlü mal ve hizmet üretimi, bunların pazarlanması, fikir ve sanat üretimi… hep “ücretli” kişilere yaptırılmıştır. Bu durum, İslam Uygarlığının seçkin eserleri olan fıkıh kitaplarında, ancak “hamamdaki tellak ve berber”e ödenen ücretlerle örneklendirilebilmiştir. Fıkıhta sıklıkla yer alan “emek sermaye ortaklığı” ise batının yabancısı olduğu veya gündeme getirmek istemediği bir sözleşme türüdür.
 
Peki, İslam Uygarlığı “ücretli işçiliğe hiç mi cevaz vermemiştir”, diye bir soru yöneltilecek olursa, buna rahatlıkla “caizdir ve kitapta yeri vardır” diyebiliriz.
 
Fakat şimdiye kadar anlatmaya çalıştığımız “ücretli işçilik” konusundaki mukayese, “hür insan” açısından yapılmıştır. Kölelik söz konusu oluca bunun Kitapta, hem de en ortasında yer aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü fıkıh klasiklerinde köleliğin değişik statüleri tanımlanmıştır. Bunlardan biri de batının ekonomik özgürlük diye yücelttiği “ücretli işçilik”tir.
 
İslam Dini savaşta katliama cevaz vermediği için “savaş esirleri”nin akibeti konusunda bazı öneriler yapmıştır. Bu önerilerden biri de esirlerin ücretli işçi olarak çalıştırılmalarıdır. Fıkha göre köle, yani ücretli işçi, efendisinin verdiği işte çalışır, karşılığında da efendisinin yaşam standardında(!) yaşayabilecek bir ücreti hak eder; ürettikleri veya kazandıkları ise ne kadar çok olursa olsun, o da efendisine kalır.
 
Fıkıhta bunun adı köleliktir. Batıda ise, insanlar önce işsiz, aç, sefil ve savunmasız bırakılır, sonra da ücretli bir iş verilir, kişi böylece ekonomik özgürlüğüne kavuşturulur. İşte Batının anlattığı ve öve öve bitiremediği özgür batılı, Fransız İhtilalinden fışkıran mucizevi hür adam, İslam’ın köle dediği kişidir.
 
İslam fıkhında köle, efendisine emeği ile bağlı olan kişidir. Köle bunun dışında evlenme, çocuk sahibi olma hakkına sahiptir. Roma hukukundan farklı olarak davalı ve davacı da olabilir. Hatta mahkemeye başvurarak efendisi ile özgür olma koşullarını belirleyen sözleşme yapabilir ki, bu konuda bütçeden mali destek bile alabilir.
 
BİZDEN PROLETER OLUR MU?
Eski Mısır, Yunan, Roma ve Batı Uygarlıkları gelişmelerini istihdam ettikleri kölelerine borçludurlar, bunu her koşulda söylüyoruz. Yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığımız bu durum, batılı sosyal bilimciler tarafından zengin kanıtlarla ortaya konmuş bir insanlık tarihi gerçeğidir.
 
Batıda insanların çoğu kölelikten işçiliğe terfi ederken yeni durumu kalıcı kılmak için proleterliği makbul ve yeterli bir kimlik haline getirmişlerdir. Yoksul ve yorgun kalabalıklar, proleter bir edebiyatla dinlendirilmeye ve eğlendirilmeye çalışılmıştır.
 
Müslümanlar köleliğin kavram ve fonksiyonunu hiçbir şekilde çarpıtmadan kölelik olarak korumuşlar ve ayrıca kölelik statüsünü, köle lehine zenginleştirmişlerdir. Ama hiçbir zaman köleliği gizleyen, örten veya onu kalıcı ve onurlu bir statü haline getiren kelime oyunlarına başvurmamışlardır. Örneğin batıda olduğu gibi köleliği öven bir edebiyat geliştirmemişlerdir. Hele proletarya diktatörlüğü gibi saçma sapan siyasal düzenleri akıllarından dahi geçirmemişlerdir.
 
Batı, yirminci yüzyıla gelindiğinde, Roma hukukuna benzer, sömürünün ve insanlık dışı istihdamın en acımasız türü olan “şahsiyetsiz köleliği” terk etmiştir. Bunu da, adeta bir devrim olarak insanlık alemine hediye ediyormuş gibi deklarasyonla lağvetmiştir. Onun yerine ise sanki kölelikten çok farklıymış gibi “işçiliği” ihya etmiştir. K. Marx gibi yoldaşlar da, proleter dedikleri yeni köleye felsefi ve ideolojik bir içerik ve tarihsel bir derinlik kazandırılmaya çalışmışlardır.
 
Her koşulda kapitalistler tarafından kontrol edilen sol ve sosyalist hareketler ve onun yarattığı proleter insan, sendikaların, sosyalist ve komünist örgütlerin çatısı altında kontrolde tutulmuştur. Yüz elli yıllık sosyalizm ve komünizm mücadelesi ve uygulamaları, sendikal faaliyetler yirminci yüzyıl bitmeden proleteri kontrolden başka bir işe yaramadığı açıkça görülmüştür. 
 
Çok kısa bir şekilde birkaç cümleye sığdırmaya çalıştığımız Eski Mısır, Yunan, Roma ve Batı köleliğinin bir benzeri, Müslümanlar arasında da oluşabilirdi ve “proleter”liği ile övünen geniş kalabalıklara rastlanabilirdi. Ama görülmedi.
 
Son yüzyılda Müslümanlar arasından devşirilerek yetiştirilmek istendi, bu uğurda ciddi çabalar da gösterildi. Özellikle Batıda proleterliği ve sınıf mücadelelerini kutsayan ve yücelten yazarların eserlerinin büyük çoğunluğu Müslüman toplumlara çeviri marifetiyle aktarıldı. Ama sözünü ettiğimiz proleterliği ile övünen yeni insan tipi bir türlü yaratılamadı.
 
Neden tüm çabalara rağmen, Müslüman bir proleter sınıf ve ona ait bir kültür yaratılamadı? Buna örneğin, ülkemizin koşulları mı izin vermedi? 12 Eylül falan mı neden oldu? Yoksa tam proleter bir sınıf yetişmek üzereydi ki, bir şeyler kesintiye mi uğrattı?
 
Eğer ülkemizin koşullarından kastımız, insanlarımızın Müslüman kimliği ise, amenna! Ama başarısızlığın nedeni olarak asker, polis, darbe, mahkeme ve işkenceler gösterilecekse buna hayır.
 
Ülkemize özgü koşullar proleter bir sınıfın oluşmasını engelledi de, Avrupa’da tersi mi oldu? Yoksa, Müslüman Türk işçileri Avrupa’da batı proleter sınıfına entegre oldu da bizim mi haberimiz olmadı?
 
Ne dersiniz? Bizden proleter olur mu?
 
PROLETERLİKTE EŞİT OLMAK
Kur’an’ın ve sosyal bilimlerin tanımladığı “hür insan”, “proleter” değildir. Batılı insan, işçi ve ücretli oldukça özgürleşeceğine inandırılmıştır. Müslüman ise işçileştikçe ve ücretli çalıştırıldıkça köleleşeceğine inanır. Bu fark görülmelidir.
 
Kur’an’ın iş hayatında örnek gösterdiği kişi, “müteşebbis-girişimci”dir, özellikle tüccarı ve yatırımcıyı açık bir şekilde “hür”, onun yanında “ücretli-maaşlı” çalışanı ise “köle” statüsündeki insan olarak tanımlar. Bu da, İslam Uygarlığını Eski Mısır, Yunan, Roma ve Batı Uygarlığından ayıran önemli farklardan biridir.
 
Batılı insanı bu hale getiren Hıristiyanlıktır, diye bir görüş ileri sürülmek isteniyorsa, bu yargı hiçbir şekilde onaylanamaz. Her şeyden önce Batıda akla gelen her yanlışı, daha doğrusu Batının bize göre her yanlışını Hıristiyanlığa bağlamak doğru değildir. Ne yazık ki, Eski Mısır, Yuna ve Roma uygarlık geleneğinde binlerce yılda oluşan “olumsuz değer yargıları”, Hıristiyanlığı da etkilemiştir. Biraz daha insaflı bir şekilde, Hıristiyanlık bu yanlış anlayışı değiştirememiştir, dersek daha doğru bir tespit yapmış oluruz sanırım. 
 
Bilindiği gibi Batılılar Müslüman olamadılar; ama Tevrat’ı okuduklarına ve ona inandıklarına göre, özgür olmak için Hıristiyanlığın tahrif olmuş şekli bile yeterlidir. Fakat olmadı.. Çünkü Batının ekonomik yapısı çok güçlüydü, her türlü özgürlükçü düşünceyi çarpıtmaya ve köleliği özgürlük; özgürlüğü de kölelik şeklinde göstermeye kadirdi. Kilise, barbarları Hıristiyan yapmak için uğraşırken asıl tehlikenin kaynağını çok geç fark etti.
  
Peki, Batının müteşebbis-girişimci insan hakkındaki görüşü nedir? Herhangi bir aşağılama söz konusu mudur?
 
Müteşebbis her toplumda olduğu gibi batıda da çok kıymetlidir. Müteşebbisin ne kadar değerli ve üstün bir insan olduğu bilinir. Ve çok değerli olduğu için de geniş kalabalıklardan uzak tutulur! 
 
Müteşebbisin batıda çok eleştirilmesinin nedeni, herkesin bu statüye heveslenmesini önlemektir. Batı uygarlığını yaratan müteşebbis sınıf, ihtiyaç duyduğu köle-işçiyi kolaylıkla bulabilmek için ona uygun bir edebiyatı, ideolojiyi ve sosyal yaşamı desteklemiş ve proleterliği de övmüştür. 
 
Batı, girişimcinin kim olduğunu iyi bilir, bunu anlatmaktan da geri durmaz. Ama herkesin müteşebbisliğe özenmesini ise hiçbir zaman istemez. Çünkü kurduğu sömürüye dayalı ekonomik düzen, rekabetçi değil, tekelcidir ve her koşulda köle-işçiye ihtiyacı vardır.
 
Proleter statüyü kabullenemeyen kimi özgür günler kalıntısı âsilere ise “Proleterlik kötü değildir; hatta mücadeleyi kazanırsanız, patronunuzu da proleter yapabilirsiniz!” denir. Ama proletere “sen de müteşebbis-girişimci olabilirsin” denmez. Hiç mi denmez; diyorsanız elbette girişimci olmayı öğütleyen birileri vardır. Ama kapitalizm kamplarında proleter yaşama mahkum olanların alternatifi sosyalizmdir ve onun verebileceği yanıtta tektir: “Mücadeleyi kazan, patronunu proleter yap”tır.
 
Sosyalizm kampında “Sen de girişimci ol” yanıtı ise davaya ihanettir! 
 
MÜSLÜMAN ADAM, PROLETER OLMAZ
Müslüman ülkelerde işçi sınıfının oluşmaması ve ücretli çalışanların her fırsatta kendi işini kurmaya kalkışması, dinin ve tarihsel geleneğin bir sonucu olmalıdır. Müslümanların bu konudaki tutumu, Batılıların da dikkatini çekmiş ve Doğulu toplumlarda, çok sayıda küçük ve orta boy girişimciyi ortaya çıkaran koşulları açıklamaya çalışan araştırmalar yapılmıştır.
 
Batı kökenli uygarlıklar tarihi araştırmacıları, Ortadoğu’da doğan ve gelişen dinler ve uygarlıkların hepsinde kölelik statüsüne rastlamışlardır. Köle savaşta alınan esirdir veya başka ülkelerden hangi koşullarda elde edildiğine bakılmaksızın getirilip satılan kişidir. Buna rağmen Peygamberler geleneğinin yarattığı Ortadoğu merkezli uygarlıkların hiçbiri, varlığını ve yükselişini köle emeğine dayandırmamıştır.
 
O nedenle Müslümanlar, binlerce yıldan beri köleliği yasal olarak tanımlamış ama hiçbir zaman sosyal bir sınıf haline getirmemişlerdir. Müslümanlar sürdürdükleri medeniyet geleneğinin üyeleri olarak, bugün de tarihsel kişiliklerine uygun davranmaktadırlar. Bunda şaşılacak bir durum olmasa gerek.
 
Devlet memurluğu, köleci toplumlarda otoriteyi temsil eden ve durumları biraz olsun iyileştirilmiş kölelik gibi bir statüdür. Köleci toplumlarda bürokrasi sınıfsal bir yapıdır ve kastın bir katmanıdır. Bürokratlar yönetime katılamazlar ancak, emirleri harfiyen uygulamakla yükümlüdürler. Eğer tarihin bir döneminde köleci toplumlarda bürokrasinin inisiyatif kullandığı veya yönetime katıldıkları görülmüşse, bu durum hayra yorulmamış ve çok geçmeden de düzen yıkılmıştır.
 
Doğulu toplumlarda, bu İslam tarihinde daha net görülebilir, devlet memurluğu her dönemde ücretle yapılmamıştır. Bu durum Osmanlı’da da yükseliş dönemine kadar devam etmiştir. İslam tarihinde devletten görev almak demek, yönetime katılmak demekti ve görevli geniş inisiyatifler kullanan kişiydi. 
 
Oysa bugüne gelindiğinde Müslümanların çoğunlukta yaşadığı devletlerde yönetimler, rejimleri farklı da olsa Eski Mısır, Yunan, Roma-Bizans ve Batı geleneğinde görülen bürokratik yapının kötü bir kopyasını kurmuşlardır. Önce Osmanlı, sonra da diğer İslam devletlerini etkileyen köleci yönetim modeli bürokrasisi, her yerde Müslüman halklarla çatışma halindedir.
 
Fakat Müslüman halkaların kötü bürokratik yapı içinde görev almayı istemeleri, hayallerinde hala eski devlet geleneğini yaşatmış olmaları ile açıklanabilir. Müslüman vatandaşın şuur altında devleti temsil etmek veya devlet kapısında iş bulmak, bir nevi iktidara ortak olmak şeklinde yer etmiştir.

Yazarımızın Resmi Web Sitesi: http://ozdemirharun.com/
 
 

Degerli Yazarimiz HARUN ÖZDEMİR Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün565
Dün1148
Tüm Zamanlar4529353
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 22 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 5236
İçerik : 1505
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?