Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon DEĞERLERİN YAPI BOZUMU SONRASI YENİ ZİMNİ DİN ARAYIŞLARI MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 10
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

           

      Her tür olağanüstülük ve anormalliklerin bulunduğu çağda insanın fıtratını kirleten, yaşamın doğal yaşayış aktivitelerini statikleştiren belirsizli ğe maniple eden kozmik bir zamanda yaşıyoruz.

     Dünyanın nüfusu arttıkça hiç kuşkusuz yaşamın ve yaşamanın sorunları da hiç eksilmeden artıyor. Modern seküler kültür; kosmosda bulunan insanın biriken sorunlarına karşı bir önlem aldırmıyor. Ancak çözümsüzlük dayatmasıyla çaresiz bırakılmak isteniyor. Bireyselleşen bu zavallı insan yalnız kendini düşünüyor. Kendi ile ilgili tüketim toplumuna yönelik talepler oluşturuyor. Bu taleplere ulaşamadığında başta eşi ve aile bireylerini daha fazla çalışmayı öngörebiliyor. Tatminsiz duyguların yoğunluğu ve her tür aşırı isteklerin varlığı, insanı düşüncesizce aldığı yeni kararların peşinden sürüklüyor. Hiç bitmeyecek ve gün geçtikçe daha da çoğalacak istekler daha fazla çalışmaya daha fazla para kazanmaya yönlendiriyor. Kazandıkça bir üst isteğe sahiplenme meyli de ister istemez artıyor. Kazanımlarıyla varsıllaşan modern seküler bireylerin toplumsal yapı içinde statüsü de değişebiliyor. Ama başta aile bağları ve yapısında sorumluluğu örten hatta eziyete dönüşen riskler de çoğalıyor. Ailede gerekli gereksiz her şeye duyulan arzular, hem müsrifliğe hem de gereksiz ve tatminsiz tutkulara kapı aralayabiliyor. Kullanılan kredi kartları ödenemiyor. Aileler bu nedenle parçalanıyor. Hatta bu borç trafiğinin yoğunluğu intiharlara bile sürükleyebiliyor.

     Sonuçta, bireyin kendi adına kazandıkları sınırsız bir özgürlük anlayışla kollektif bir dayanışma sorumluluğunu bile unutturabiliyor.

     Toplumsal bir varlık olan insan, katı bireycilik mantalitesiyle iğdiş hale getirildikten sonra toplumsal özgürlük taleplerine bile sıcak baktırılmıyor. Kendi kendini sömürgeleştirtme ile küreselleşme politikalarının köleliğine yeni katılımlar sağlanıyor. Toplumun ihtiyacı olan en gerekli isteklerine karşı sağırlaştırılıyor ve köleleştiriliyor. Ortak değerleri ortak birliktelik içinde ortak çözüm arama trafiği akamete uğrayabiliyor. Biz olma bizleşme bilinci çok büyük ahlaki erozyonlara uğramasına ramak kalıyor. Bütün yaşananlar ve yaşadıklarımız bireyciliğin beynimize ve yüreğimize söz sahibi olabilme egemenliğinden başka bir şey değil.

     Seküler modern yaşama biçimi zirve noktadayken toplumun varlıklı kesimine ifrat anlamda verdiği zararlar nasıl da ruhsal dengesizlikler oluşturulabiliyor. Ayarı kaçmış statü ve imaj yarışlarında insanın asli değerleri de yıpranıyor. Merhametin kaynağı olan vicdan bile işlevsiz konuma indirgenebiliyor.

     Toplumun yoksul kesiminde yaşayanlar da sömürülerek sürüleştirici politikaların önünde umarız bırakılabiliyor. Üretim ekonomisinde gelirlerin soygun ve vurgun ekseninde paylaşılması. Tüketim ekonomisinde lüks ve israfın devasa boyutlara tırmandığı, ekonomik kazancın dağıtımında adalet-sizce uygulamaların var olduğu bir dünyada yoksul olanların sayısı sınırını kırmış dahası açlık sınırında mesafeler almış bulunmaktadır. Dünyada ve ülkemizde artık açlıktan ölen insanlar bir rastlantı olmaktan çıkmış sıradan bir vaka haline almıştır.

     Tüketim çılgınlığının bir yaşam tarzını dayatması neticesinde en çok mağdur edilen yoksul kesiminde hiç bitmeyen cinayet, darp, hırsızlık ve adi olayların enva-i çeşidini beraberinde taşıyabiliyor. Suç işleme oranlarında her gün her saat eskisinden daha fazla artıyor. Açlık ve ahlaki sefaletin ürkütücü artışı toplumun güvenini ve güvenliğini de tehdit ediyor.

     “ALLAH’ın fethedilen ülkeleri halkının mallarından peygamberine verdiği ganimetler, Allah, peygamber, yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Böylece o mallar içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir dev-let olmaz. Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” 59/7

     Dünyanın şirazesini bozan dengesizliklerin bir kısmı ayetin içinde anlaşılır biçiminde apaçık beyan edilmiş.

     Bu gün dünyada toplanan gelirin verilere göre %90’ı mütref azınlık elinde tutuluyor.%8’ini üretim yapanlar geri kalan %2’si de çalışanlar tara- fından sadece yaşayacak kadar ihtiyaçlarını karşılanır durumda.

     Dünyanın gelirini büyük kısmını ellerinde tutan ülkelerin mütrefleri uluslararası entegrasyon içinde oluşan yapılanmaların içinde nasıl da bencil bir işbirlikçilik halinde olabiliyorlar. Zadegânlar/komprodorlar öncelikle ülkelerinin değil kendilerinin kalkınmalarını isterler. Beynelmilel sermayenin dini, hiç kuşku yok ki paradır. Çalışma alanı ise serbest piyasa. Bu gibi kimlik sahiplerinin vatanları da yoktur. Aslında bu tiplerin vatanları olsa bile esasında rantlarının katlandığı her yer vatanları sayılır. Mele ve mütref azınlığın, yaşadıkları coğrafyadaki halkın emek gücünü kullandıkları da yetmiyormuş gibi yaşadıkları ülkenin nimetlerinden sınırsız biçimde yararlanmaları da cabası. Rantçılar kendilerinin can ve mal güvenliğinin tehdidini hissettiklerinde bir tehlike ile yüz yüze gelmeden önce kazanç elde ettikleri coğrafyadaki gelirlerinin 5/3’ünü ya da daha fazlasını teminat veren başka ülkelere transfer etmek suretiyle güvenliklerini güvence altına alabiliyorlar. Yazılı basında konuyu irdeleyen ekonomistlerin araştırmacı yazılarını okumak isteyenler böylesi gayri ahlaki fütursuzluğu çok rahat görebilirler.

     İnsanın fıtratına ve inanç değerlerine yönelik saldırıların gerilime dönüştürmenin nedenleri şöyle özetlenebilir; Yalan, talan, fakirlik, rüşvet, yozlaşma, yabancılaşma, sığlık, ikiyüzlülük, yalnızlaştırma ve hayatın ilerlemesini engelleyen bütün yasaklardır.

     Küresel emperyallerin hedefinde başta islam ülkeleri var. İslamı düşman ilan etmiş hasta ruhlar, sömürgeleştiremedikleri müslüman ülkeleri, başta dinlerini hedef almaktan ziyade en direkt yollarla inanç değerlerinden soğutarak ve uzaklaştırarak koparmaya özel efor vermektedirler.

     Bir yandan, vicdanları ve merhameti çökertecek duygu kirliliklerini üretmişler diğer yandan da akıl kirliliklerini ve kafa karışıklıklarını meydana getirmeyi temel şart görmüşler. Emperyallerin dün ve bu gün ki stratejik temel değişmez ilkeleri şudur; dünyadaki bütün müslümanları bir mezhep ve meşrep çatışmalarının içine sokup bölerek zayıflatmaktır.  Sonra da parçalama sürecine ara vermeden süreci iki yüz yıldır nasıl sürdürdülerse artan husumetle çalışmalarına sürgit devam etmektedirler.

     Dünyamızı ve islam ülkelerini de bekleyen bir başka tehlikede seküler- leştirmeyi alıştıra alıştıra bir yaşam felsefesini inşa ederek önce dini inanç- ları çökertmek sonra ruhların ve zihinlerin karartılmasıdır. İnanç, bütün insanlığın yaşama ümididir. Stratejik operasyonlara boyun eğmeyen, sömürgeleşmeye evet demeyen aşkın değeri olan tek inanç sistemi İslam’dır.

 

  İNSANLIK, MABEDSİZ DİN ANLAYIŞLARINA DOĞRU MU SÜRÜKLENİYOR?

    

     Postmodern seküler kültür; insanlığı inançsızlığı salık veren bir başka çekim alanına yön verdirdiği gözleniyor. Sanal projeleri empoze eden veya sümüle eden aygıtlar hiç durmayan aktif bir etkinlik içindeler.

     Günümüz insanı, gündemlerini ve yaşam tarzlarını belirleyen imajlara ve o imajın içerdiği değerlere maalesef tapınır hale gelmiştir/getirilmiştir.

     Her şeyi para ile çözebileceği sanısında olan zavallı modern insan, paraya bir pagan gibi tapınıyor. Örneklerine modern yaşamın her alanında rastlayabiliyoruz. TV kanallarımızda sürgit devam eden şans yarışmalarına hep birlikte tanık oluyoruz. Yarışmacı insanların bir medet umarak para çıkarma tahminlerini yaparken,  girdikleri o ruh halini bir düşünün. Parayı daha fazla elde etme uğruna tahminlerinin çıkması için nasıl bir tapını transına girdiklerini nasıl bir ritüel içinde olduklarını izleyenler görebiliyor.

     At yarışları, piyango, toto, loto v.b.şans oyunlarıyla beklentileri paraya endekslenmiş bu günün insanlarının nasıl bir ruh hali ile bir tapını moduna sokuldukları da çok rahat gözlenebiliyor. Bu insanlar bir para tutkusu uğruna kendilerine olan saygılarını nasıl da unutup, yitirmiş. Herkesin gözü önünde bir tapını ayinini nasıl bir vurdumduymaz bir aymazlık içinde sergileyebiliyorlar.

     Kaldı ki bu gibi insanların büyük kısmı, toplumun salt dip yoksul katmanından gelmiyorlar. Bir işleri olan insanlar bunlar. Tutkuların esiri olmuş bu insanlar belki de farkında bile olmadan yeni bir “zimni din” anlayışının müntesipleri olabiliyorlar.

     İnsanlığın tarihi yolculuğu devam ederken insanlığı bir hak inanca davet eden ne kadar resul (elçi) gönderildiyse paganist müşriklerin en çok şu sorusu ile karşılaşmışlardı.“Mucize göster inanalım.” Uyarıcılar, bu insanları bir tek ALLAH’a inanmaya çağırıyorlardı. Onlar ise nesnelleşmiş bir cisme tapma alışkanlıkları oldukları için SURETEN görünen bir ilaha inanmak istiyorlardı.

     Bu gün insanlık nesnelleşmiş putlardan ziyade ya sureta bir nesnel görüntüden ibaret olan imaja ya da sanal putlara tapınıyorlar. Belki de kafa karışıklığı ile bir idrak hatası yapılıyor veya bir idrak hastalığı yaşanıyor. Bir başka anlamda (havra, sinagog, kilise ve cami gibi mabedlerden uzak) mabedsiz sanal alemde, muhayyel ve sapkın bir din anlayışına iman ediliyor.

     Bu durum, insanlığı yeni bir “zimni din” anlayışına sinsice davet ederken sinsi dayatmalar da yapılıyor. Aslında burada tırnak içinde zikrettiğimiz bir kavramsal deyim olan bu tanımı Tübüngen(“ Sekülerleşme modern bir mit mi? 2003 baskı. Shf. 10–11)çalışmasında vermiş.” Bu kavram din olarak tanımlanabilecek her şeye işaret ediyor. Aynı zamanda kendisini din olarak tanımlayan fakat başkaları tarafından gerçekte din olarak kabul edilmeyenleri gösteriyor. Mabede bağlı dindarlığın azalmasıyla bilim dünyasının, dini yönelişlerin dış formlarına, yeni dini hareketlere, yeniçağ psişik kültlerine, okültizme, spirütüalizme ya da kültsel çevrelere, neo-sannyas hareketine, yeni cermen putperestliğine, enerji antremanına, zen meditasyonuna, postmodern gençlerin öz ve dış bakışlarına, hatta futbol kültüne, eğlence müziğine Tübüngenin verdiği bir tanımdır.”  Bu söz konusu durum; postmodern kültürel paradigmanın ürettiklerinden neşet eden bir neo-pagan sapkın bir din algısını anlama taşıyan derin zihin manüplasyonlardan başka bir şey olmasa gerek. Bu tür algılarla zimnen iman edilen nesneler, imajlar ve bunlardan cisimleşen anlamlar insanın neo-pagan tapınılara adeta teşvik ediyor. Bu bakımdan sekülerizmin dayattığı bu tür neo-paganist “zimni din” anlayışı tıpkı islam öncesi Mekke cahiliyesine yaşayan müşriklerle aynı noktada birleşilmiş oluyor. Böylelikle çağın sekülerleşmiş insanını da nerdeyse sureten görmeden inanmayan bir anlayış biçimine dâhil olunduğunu da göstermiş bulunuyor.

     Bir taraftan postmodern kapitalist seküler kültür, insana tüketmeyi öğütlerken diğer taraftan tüketim mabedlerinde kendilerine has rütüeller ile ibadet ettirebiliyorlar.  Futbol meydanlarında, müzik icra alanlarında bile çok sevilen şöhret insanları idollar haline dönüştürebiliyorlar. Onlara olan sevgiler de tutkuyla bağımlı hale getiriliyor.

     Bütün bunların inanç coğrafyamızın dışında/içinde cereyan etmesi de olağan gibi görülebiliyor. Ancak yaşadığımız coğrafyanın nasıl bir nihilizme kaydırılmak istendiği nasıl bir neo-pagan zimni mabedsiz din dayatması altında bırakılmak istendiği de görülmelidir!

     Bu gibi senaryoların iyi okunarak açıklanması, milletini seven aydınlara düşen bir görev olmalıdır. Bir zihin darbesini, aşkın bir bilinçle doğru okuyup dosdoğru yön anlayışıyla bir direnişe çıkılmalıdır. Toplumumuzun geniş tabanına yayılacak bir mutabakatın yapılması sağlanabilmelidir. Kaygı duyan ve düşünmesini bilen her aydın insanın toplumu uyarmak ve uyandırmak asli görevi olmalıdır… Vesselam…

Son Güncelleme (Cumartesi, 10 Eylül 2011 22:41)

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2873
Dün2795
Tüm Zamanlar4207364
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 75 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2193
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?